T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
DAVACI:
K1
VEKİLİ:Av.
K2
DAVALI:
K3
VEKİLLERİ:Av.
K4
Av.
K5
DAVANIN KONUSU : Alacak (Adi Ortaklığa Dayanan)
Adana 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 20/09/2018 tarih ve 2017/674 Esas, 2018/468 Karar sayılı kararına karşı istinaf başvurusu üzerine dosya Dairemize gönderilmiş olmakla, dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi.
Üye hakimin görüşü değerlendirildi.
DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ :
Davacı vekili, davacının yarış atı antrenörü olduğunu, davalı ve dava dışı davalının babası K6 ile bazı yarış atlarını ortaklık yaparak koşturduklarını, aynı zamanda gerek davalının gerekse davalının babası K6’nun yarış atlarını antrene ederek antrenörlük hizmeti verdiğini, davacının yapılan ortaklık kapsamında X1 isimli safkan ingiliz yarış atını ortaklaşa satın aldıklarını, davacının bu atın % 50 ortağı olduğunu, ancak atın davalının babasının isteği üzerine % 100’ünün F1 resmi kayıtlarında davalı K3 adına tescil edildiğini, bu nedenle atın kazanmış olduğu yarış ikramiyelerinden davacının hissesine isabet eden ve ödenmeyen ikramiyeler, yarışlara kayıt ve deklare ücretleri ve bakım ücretleri olmak üzere toplam 158.786,30.TL alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesine, X1 isimli at üzerinde davalı ve davacının ortaklıklarının tespiti ile davalının F1 kayıtlarındaki atın % 100 sahibi ibaresinin silinerek %50 ortak olarak davacının adının ve ortaklığın tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
DAVALININ SAVUNMALARININ ÖZETİ :
Davalı vekili, davalının davaya konu ingiliz safkan atının sahibi olduğunu, davalı ile aralarında ortaklık bulunmayıp antrenörlük sözleşmesi bulunduğunu, ispat yükünün davacıda olup bu iddialarının doğru olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARAR ÖZETİ :
Yerel mahkemece verilen karar ile; adi ortaklık sözleşmesinin yazılı olması zorunlu olmayıp her türlü delil ile ispatlanabileceği, ancak yazılı delile karşı ispatın da, ancak yazılı delil ile olabileceği, resmi kayıtlarda davalı adına kayıtlı olan at’ın ortağı olduğunu iddia eden davacının da yazılı delil sunma zaruriyetinin olduğu, bununla birlikte aralarında olan para havalesinin yazılı delil başlangıcı sayılamayacağı, davacının atın seyisi olduğu konusunda bir ihtilaf olmadığı, bu nedenle para akışının her hangi bir sebepten olabilecek olup ortaklık hakkında herhangi bir kanaat uyandırmadığı, davacının, davasını ancak yazılı delil ile ispatlayabileceği, davacının tanık dinleme talebinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır.
DAVACI TARAFINDAN İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davacı vekili tarafından verilen istinaf dilekçesi ile; dava konusu ihtilafın tarafların yarış atına ortak olup olmadığı noktasında toplandığını, yarış atlarının kayıtlarının Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı nezdinde F1 (F1 tarafından tutulduğunu, bunun mülkiyet anlamına gelmediğini, bu kayıtların atların safkan olup olmadıklarının ve diğer ırklarla karışmasının önlenmesi amacıyla tutulduğunu, taraflar arasında yapılan yazılı bir anlaşma olmasa da, atın bir menkul mal olduğunu, bu nedenle at üzerindeki ortaklığın her türlü delille ispatlanabileceğini, mahkemece bu konuda hiçbir delil toplanmadığını, davacı ile davalı arasında para akışını gösteren banka dekontlarının en azından yazılı delil başlangıcı sayılması gerektiğini, banka dekontlarında dava konusu atın adı yazılarak davacıya ikramiye ödemesinin yapıldığını, tanıkların dinlenmesi gerektiğini, dava dışı K7’ün X2 kayıtlarının celp edilmediğini istinaf sebepleri olarak belirtmiştir.
UYUŞMAZLIK KONUSU :
Taraf teşkilinin sağlanıp sağlanmadığı, davacı taraf tarafından sunulan delillerin toplanıp toplanmadığı, mahkemece verilen kararın usul, yasa ve yerleşik Yargıtay içtihatlarına uygun olup olmadığı uyuşmazlık konusudur.
DELİLLER :
Taraf vekillerinin beyan ve dilekçeleri, Adana BAM 9. HD.’nin 2018/352 Esas, 2018/286 Karar sayılı dosyası, Hesap Hareketleri, X1 adlı atın kazançlarına ilişkin döküman, Antrenörlük Sözleşmesi, At bedelini gösterir Banka Dekontu, X2 Yazışmaları ve tüm dosya kapsamı.
GEREKÇE :
Dava “Adi Ortaklığa Dayanan Alacak” talebine ilişkindir.
Davacı taraf, F1 resmi kayıtlarında davalı adına kayıtlı X1 isimli at ile ilgili davalı, dava dışı davalının babası K6 arasında adi ortaklık olduğunu, aynı zamanda atın antrenörü olduğunu, bu nedenle atın kazanmış olduğu yarış ikramiyelerinden davacının hissesine isabet eden ve ödenmeyen ikramiyeler, yarışlara kayıt ve deklare ücretleri ve bakım ücretleri olmak üzere toplam 158.786,30.TL alacak talebinde bulunmuş, davalı taraf ise, davaya konu X1 ingiliz safkan atının sahibi olduğunu, davalı ile aralarında ortaklık bulunmayıp antrenörlük sözleşmesi bulunduğunu, ispat yükünün davacıda olup bu iddialarının doğru olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiş, mahkemece yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Öncelikle hukukumuzda adi şirketi –ortaklığı- düzenleyen kanun hükümlerine bakmakta fayda bulunmaktadır.
Adi şirket –ortaklık- dava konusu uyuşmazlığın meydana geldiği tarihte yürürlükte olan 818 sayılı Türk Borçlar Kanunu (BK)’nun 520. maddesinde; “Şirket bir akittir ki onunla iki veya daha ziyade kimseler, saylerini ve mallarını müşterek bir gayeye erişmek için birleştirmeği iltizam ederler. Bir şirket, Ticaret Kanunu’nda tarif edilen şirketlerin mümeyyiz vasıflarını haiz değil ise bu bap ahkâmına tabi adi şirket sayılır.” denilmiştir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK)’nun 620. maddesinde de; “Adi ortaklık sözleşmesi, iki veya daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleşmeyi üstlendikleri sözleşmedir.” denilmiştir.
Maddenin lafzından anlaşıldığı üzere, adi ortaklık en basit tanımı ile iki ya da daha fazla kişinin emeklerini veya mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir.
Doktrinde adi şirket –ortaklık-, sözleşmeyle kurulan ve bir müşterek amacın elde edilmesine hizmet eden kişi birliği olarak tanımlanmaktadır (Poroy/Tekinalp/Çamoğlu, Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku. İstanbul 2003. s. 26).
Bu tanımlardan adi şirketin –ortaklığın- unsurları; kişi, sözleşme, katılım payı, amaç, affectio societatis (müşterek gayeye ulaşmak için birlikte çalışmak unsuru) şeklinde belirtilebilir (Barlas, Nami, Adi Ortaklık Temeline Dayalı Sözleşme İlişkileri, İstanbul, 1998 s.13).
Davacı ile davalı arasında adi ortaklık ilişkisinin var olup olmadığının tespit edilebilmesi için somut olayın yukarıda belirtilen unsurlar dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir.
Kişi Unsuru: Adi ortaklık bir kişi birliği olmakla, temel unsuru kişidir. Kanunun lafzından da anlaşıldığı üzere adi ortaklık ilişkisinin kurulabilmesi için, iki ya da daha fazla gerçek veya tüzel kişinin bir araya gelmesi gerekmektedir. Eldeki davada davacı ve davalı ile dava dışı davalının babası K6 olmak üzere üç gerçek kişinin bir araya geldiği iddia edilmiştir.
Sözleşme Unsuru: Borçlar Kanunu’nun ilgili maddesinde adi ortaklık tanımlanırken, “şirket bir akittir ki…” denilmektedir. Görüldüğü gibi, kanun koyucu öncelikle adi şirket ilişkisinin akdi bir ilişki olduğunu kabul etmiştir. Bu akdi ilişkinin, tarafların açık veya örtülü iradeleri ile kurulması mümkündür. Böylece taraflar arasındaki sözleşme ile tüzel kişiliği olmayan bir kişi birliği oluşmaktadır.
Adi ortaklık; bir yönüyle borç sözleşmesi olmasının yanı sıra, bir yönüyle de ortak bir gayenin yerine getirilmesini amaçlayan sosyal bir birliktir. Bu nedenle, ticari ilişkide ortakların şahsı da önem arz etmektedir.
Kanun adi ortaklık ilişkisinin kurulması için herhangi bir şekil şartı öngörmemiştir. Nitekim doktrinde de sözleşmesel ilişkinin kurulması ile ilgili olarak “Diğer sözleşmelerde olduğu gibi, adi ortaklık sözleşmesi de tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade açıklamaları ile kurulur…Kanun ortaklık sözleşmesinin geçerliliğini şekle bağlamamıştır.” denilmiştir (Yavuz/Özen/Acar, Türk Borçlar Hukuku Özel Hükümler, İstanbul 2007, s.910).
Aynı şekilde doktrinde, “Kanun, adi ortaklık sözleşmesinin geçerliliğini özel bir şekil şartına tabi tutmamıştır. Bu nedenle BK m. 11/f.l’de ifadesini bulan ve sözleşme özgürlüğü ilkesinin bir görünümü olan şekil serbestisi prensibi karşısında adi ortaklık sözleşmesinin herhangi bir şekle bağlı olmadan, sözlü olarak da kurulabileceği, hatta bazen söze bile gerek kalmadan iradeyi ortaya koyan davranışlarla zımnen de oluşturulabileceği sonucuna varılmak gerekir.” denilmektedir. Keza ortakların iradelerinin aynı anda açığa vurulmuş olması da gerekmez (Yavuz/Özen/Acar, a.g.e., İstanbul 2007, s.910).
Bu açıklamalar ışığında taraflar arasındaki ilişki gözden geçirildiğinde, bu ilişkinin yazılı olmayan bir sözleşmeye dayalı olduğu iddia edilmektedir.
Katılım Payı Unsuru: Eski Borçlar Kanunu’nun 521. maddesinin 1. fıkrasında “Her şerik nakit, alacak veya diğer mal veya say olarak bir sermaye koymakla mükelleftir.” denilmiştir. İşbu madde hükmünden de anlaşıldığı gibi, adi şirket ortakları katılım payı olarak amaçladıkları ortak gayeye erişebilmek maksadıyla herhangi bir mal ya da emek koymak zorundadır.
Borçlar Kanunu ve Ticaret Kanunu’na göre; para, alacak, kıymetli evrak, menkul şeyler, imtiyaz, telif hakları, patent ve marka lisansları gibi fikri ve sınai haklar, maden ruhsatnameleri gibi, iktisadi değeri olan haklar, her nevi gayrimenkuller ve gayrimenkulden faydalanma ve kullanma hakları, şahsi emek, ticari itibar, ticari işletmeler sermayeye katkı olarak getirilebilecek şeylerdendir. Buna göre ortaklar katılma payını serbestçe kararlaştırabilir. Ayrıca ortakların katılma payı hususunda taahhütte bulunması da yeterlidir. Katılma paylarının ortaklığa fiilen getirilmesine de gerek bulunmamaktadır. Yine ortakların taahhüt ettiği katılma paylarının eşit olmasına da gerek bulunmamaktadır (Poroy/Tekinalp/Çamoğlu, a.g.e., 9.Bası, İstanbul 2003, s.13).
Davacı, davalı adına kayıtlı dava konusu X1 adlı atı ortaklaşa satın aldıklarını, antrenörlüğü ve bakımının kendisinin yaptığını iddia etmektedir. Netice itibariyle, davacı iddiasına göre atın kazanacağı ikramiyelerin paylaşılması amacıyla kurulduğu iddia edilen adi şirket ilişkisine davacı tarafın emek ve nakdi sermaye koyduğu, davalı ve dava dışı ortak K6’nun nakdi sermaye koyduğu iddia edilmektedir.
Amaç Unsuru: Amaç adi şirketin en önemli unsurlarından biridir. Nitekim kanunda adi ortaklıktan bahsedilebilmesi için, iki ya da daha fazla kimse tarafından ortak bir amaca erişmek için bir araya geldiği belirtilmiştir.
Adi şirketin hangi amaçla kurulması gerektiği konusunda kanunda bir kısıtlamada bulunulmamıştır. Fakat bu şirketin kurulma amacı çoğu zaman kar elde ederek kazanç paylaşmaktır.
Yukarıda da belirtildiği gibi, davacı iddiasına göre ortaklar emek ve sermayelerini ortaya koyarak bir X1 adlı atın satın alındığı ve atın kazanacağı ikramiyeyi (kazancı) paylaşmayı hedeflediği iddia edilmiştir.
Affecito Societatis Unsuru: Bir hukuki ilişkiyi adi ortaklık olarak kabul edebilmek için, tarafların kişisel bağımsız menfaatlerinin üstünde, ortak bir gayeyi gerçekleştirmek amacıyla bir araya gelmiş bulunmaları yetmez; tarafların ayrıca ortak amacı birlikte takibi ve onun gerçekleşmesine gerekli faaliyetlerle aktif olarak katılmayı da borçlanmış bulunmaları şarttır. Sonuçta her ortak, ortaklık amacının gerçekleşmesine faydalı olmalı ve buna erişmek için gerekli faaliyetlere katılmalıdır. BK.nu madde 520/f.1’de, “…müşterek bir gayeye erişmek için birleşme…” şeklinde ifade edilen bu unsura, doktrinde affectio societatis denilmektedir. Bu unsur adi ortaklığın diğer sözleşme ilişkilerinden ayrılmasını sağladığı gibi rekabet yasağı ve ortağın denetim hakkının da temelini teşkil eder (Yavuz/Özen/Acar, a.g.e., İstanbul 2007, s.909).
Bu itibarla, bir adi ortaklığın varlığından bahsedilebilmesi için, yukarıda saymış olduğumuz unsurlara ilaveten, ortakların müşterek gayeye ulaşmak için çaba ve özen göstermek zorunluluğu bulunmaktadır.
(HGK’nın 24/04/2013 tarih ve 2012-13-798 Esas, 2013/568 Karar)
Adi ortaklığın tüzel kişiliği olmadığı için, taraf ehliyeti de yoktur. Bu nedenle, adi ortaklığa ilişkin davalarda, adi ortaklığı oluşturan kişilerin taraf olarak hep birlikte hareket etmeleri zorunludur. Adi ortaklığa karşı açılan dava, diğer ortakların tümüne karşı yöneltilmelidir. Başka bir anlatımla, aktif ve pasif taraf ehliyeti tüm ortaklara aittir. Bu açıdan ortaklar arasında mecburi dava arkadaşlığı vardır. Adi ortaklık adına, üçüncü kişiler aleyhine açılacak davaların bütün ortaklar tarafından açılması gerekir. Aynı şekilde, bir ortağın diğer ortak aleyhine açtığı davada da, tüm ortaklar davaya dahil edilmelidir.
(Yargıtay 3. HD’nin 18/02/2019 tarih ve 2018/7693 Esas, 2019/1225 Karar,
Yargıtay 3. HD’nin 12/12/2018 tarih ve 2018/4347 Esas, 2018/12691 Karar,
Yargıtay 3. HD’nin 15/09/2015 tarih ve 2015/2703 Esas, 2015/14132 Karar)
Somut olayda; davacı taraf, F1 resmi kayıtlarında davalı adına kayıtlı X1 isimli at ile ilgili davalı, dava dışı davalının babası K6 arasında adi ortaklık olduğunu iddia etmiştir. Bu nedenle mahkemece, öncelikle davacı ve davalı dışında, diğer ortak olduğu iddia edilen dava dışı davalının babası K6’nun davaya dahil edilmesi sağlanmalı, taraf teşkili tamamlandıktan sonra diğer ortak olduğu iddia edilen K6’nun savunma ve delillerini ibraz için süre verilmesi, akabinde davacı tarafından sunulan banka hesap dökümleri ile ödemelere ilişkin dekontların onaylı suretleri celp edilmeli, F1 Kulübünden dava konusu X1 atının kazandığı ikramiyeler ile ilgili tüm belge ve ödeme belgeleri celp edilmeli, yine davacı tarafından dosyaya sunulan WhatsApp kayıtlarının kime ait olduğu tespit edilmeli, gerektiği taktirde WhatsApp kayıt sahipleri 6100 sayılı HMK’nın 169. vd. maddeleri gereğince isticvab edilmeli, ayrıca taraf vekillerinin gerek aşamalarda gerek istinaf aşamasında ileri sürdükleri itiraz ve savunmalar değerlendirilmeli, akabinde mahkemece 1 Nitelikli Hesaplamalar Uzmanı, 1 Bankacı ve 1 At yarışları konusunda uzman bilirkişi kurulu marifetiyle inceleme yapılmalı ve davacının dava dilekçesinde açıkça “yemin” deliline de dayandığı göz önüne alınarak ve tüm deliller toplanmasına rağmen davacının adi ortaklık ilişkisini ispat edemediği kanaatine varıldığı taktirde son çare olarak bu delile dayanıp dayanmayacağının hatırlatılması; sonuca göre taraflar arasında adi ortaklık ilişkisi kurulup kurulmadığı, varsa adi ortaklığın niteliği, işleyiş biçimi ve davacının davalılardan alacaklı olup olmadığı, varsa alacak kalemlerinin ve miktarının ne olduğu hususlarının tespit edilmesi amacıyla işin esasının incelenmesine geçilerek hüküm kurulması gerekirken taraf delilleri toplanmadan yazılı gerekçeyle hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Bu nedenle; 6100 sayılı HMK.’nın 353/1-b-2 maddesi gereğince davacı vekilinin ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun kabulüne, Adana 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 20/09/2018 tarih ve 2017/674 Esas, 2018/468 Karar sayılı kararınınkaldırılmasına, İlk derece mahkemesince taraf teşkili sağlandıktan sonra yukarıda belirtilen taraf delilleri toplanıp değerlendirildikten sonra esas hakkında karar verilmek üzere dosyanın 6100 sayılı HMK.’nun 353/1-a-6 maddesi gereğince Adana 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’negönderilmesine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda gerekçesi açıklandığı üzere :
1
–
6100 sayılı HMK.’nın 353/1-b-2 maddesi gereğince davacı vekilinin ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun
KABULÜNE,
2-Adana 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 20/09/2018 tarih ve 2017/674 Esas, 2018/468 Karar sayılı kararının
KALDIRILMASINA,
3-İlk derece mahkemesince taraf teşkilinin sağlanması ve taraf delillerinin toplanıp değerlendirildikten sonra esas hakkında karar verilmek üzere dosyanın 6100 sayılı HMK.nun 353/1-a-6 maddesi gereğince Adana 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne
GÖNDERİLMESİNE,
4-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince peşin alınan 35,90.TL istinaf karar harcının istinaf eden davacıya İADESİNE,
5
–
6100 Sayılı HMK’nun 326/1 maddesi gereğince istinaf eden davacı tarafından istinaf için yapılan yargılama giderinin esas hüküm ile birlikte ilk derece mahkemesince karara
BAĞLANMASINA
,
6
–
6100 Sayılı HMK’nun 333. maddesi gereğince peşin alınan ve harcanmayan gider avansının İlk Derece Mahkemesine
İADESİNE
,
7
–
6100 Sayılı HMK’nun 330. maddesi gereğince inceleme dosya üzerinden yapıldığından davacı lehine vekalet ücreti takdirine
YER OLMADIĞINA,
8
–
6100 sayılı HMK’nın 7035 sayılı yasanın 30. maddesiyle değişik 359/3 maddesi gereğince kararın kesin olması nedeniyle ilk derece mahkemesince taraf vekillerine TEBLİĞİNE,
Dair, 6100 Sayılı HMK’nun 353/1-a maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliğiyle kesin olmak üzerekarar verildi.
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe