T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
DAVACI:
K1-TCK No: N1-A1
VEKİLLERİ:Av.
K2-A2
Av.
K3-A3
DAVALILAR:1-
K4-A4
:2-
K5-A5
VEKİLİ:Av.
K6-A6
DAVANIN KONUSU : Alacak (Adi Ortaklığa Dayanan)
İSTİNAF KARARININ
YAZIM TARİHİ : 24/06/2020
Kadirli 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 05/07/2018 tarih ve 2014/394 Esas, 2018/296 Karar sayılı kararına karşı istinaf başvurusu üzerine dosya Dairemize gönderilmiş olmakla, dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi.
Üye hakimin görüşü değerlendirildi.
DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ :
Davacı vekili, davalıların F1 Süt Ürünleri, Gıda, Nakliye, Yem Ve İmalat Sanayi Ltd. Şti.’nin işletmecileri ve ortakları olduğunu, davacının köylülerden topladıkları sütleri F1 Süt Toplama merkezine getirerek ortak olarak çalıştıkları davalılardan K4’na teslim ettiğini, süt bedelini bankadan tahsil ettiğini, davalıların aralarında anlaşmazlıklar çıktığı için birbirlerinden ayrıldıklarını, davalıların, 09/04/2014 tarihli cari hesap ekstresinde hesap bakiyesi olarak tespit edilen 81.253,77.TL bakiye alacağını davacıya vermediklerini ileri sürerek davasının kabulü ile 81.253,77.TL’nin 09/04/2014 tarihinden itibaren ticari faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
DAVALILARIN SAVUNMALARININ ÖZETİ :
Davalı K4 vekili, müvekkilinin F1 Süt Ürünleri, Gıda, Nakliye, Yem Ve İmalat Sanayi Ltd. Şti. ile bir ilgilisinin olmadığını, davacının sunduğu belgelerin yasal belge olmadığını, şirkete ait resmi belge ve defterlerin incelenmesi ile bu durumun görüleceğini, davacının kendisinin taraf olmadığı faturaları sunarak alacak talep ettiğini, faturaların başkaları adına düzenlendiğini, davacının alacak isteme hakkının olmadığını, müvekkilinin davalı K5 ile adi ortaklık şeklinde iş ortaklığı yaptığını, ancak bu ortaklıkta ne şirket adına ne de başka şekilde borç altına girmediğini, davanın esasa ilişkin ileri sürülen iddialarının yasal olmadığını, davacının iddialarını ispat etmesi gerektiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı K5 cevap dilekçesinde özetle, F1 Süt Ürünleri, Gıda, Nakliye, Yem Ve İmalat Sanayi Ltd. Şti. ile davacı arasında Temmuz 2013 ve Nisan 2014 tarihleri arasında süt alışverişi olduğunu, davacının köylülerden topladığı sütü şirkete sattığını, bu alışverişten kaynaklı herhangi bir alacağının olmadığını, davacı ile aralarında adi ortaklık bulunmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARAR ÖZETİ :
Yerel mahkemece verilen karar ile; ispat olunamayan davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır.
DAVACI TARAFINDAN İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davacı vekili tarafından verilen istinaf dilekçesi ile; mahkeme kararındaki gerekçenin soyut olduğunu, bilirkişi görüşünün hakimi bağlamadığını, bu yetkisinin hakime ait olduğunu, dinlenen tanıkların davacının alacaklı olduğunu açıkça beyan ettiklerini, dosyaya sunulan defter kayıtları ve makbuzlarla birlikte değerlendirildiğinde davanın kabulünün gerektiğini istinaf sebepleri olarak belirtmiştir.
UYUŞMAZLIK KONUSU :
Taraflar arasındaki hukuki ilişkinin niteliği, davacı ile davalılar arasında adi ortaklık ilişkisinin bulunup bulunmadığı, ispat yükünün kime ait olduğu, davacının davalılardan alacaklı olup olmadığı, var ise miktarının ne olduğu uyuşmazlık konusudur.
DELİLLER :
Taraf vekillerinin beyan ve dilekçeleri, Cari Hesap Ekstresi, Banka Dekontları, Davalıya ait Kasa Defteri, Davacı Tanık Beyanları, Ticaret Sicil Dosyası, Bilirkişi Raporları ve Bilirkişi Ek Raporları ve tüm dosya kapsamı.
GEREKÇE :
Dava “Adi Ortaklığa Dayanan Alacak” talebine ilişkindir.
Davacı taraf, davacı ve davalılar arasında adi ortaklık ilişkisi olduğunu, davalıların F1 Süt Ürünleri, Gıda, Nakliye, Yem Ve İmalat Sanayi Ltd. Şti.’nin işletmecileri ve ortakları olduğunu, davacının köylülerden topladıkları sütleri davalılardan K4’na teslim ettiğini, süt bedelini bankadan tahsil ettiğini, davalıların aralarında anlaşmazlıklar çıktığı için birbirlerinden ayrıldıklarını, davalıların 81.253,77.TL bakiye alacağını vermediklerini ileri sürerek 81.253,77.TL’nin 09/04/2014 tarihinden itibaren ticari faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsilini talep etmiş, davalılar davanın reddine karar verilmesini talep etmişler, mahkemece yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Öncelikle hukukumuzda adi şirketi –ortaklığı- düzenleyen kanun hükümlerine bakmakta fayda bulunmaktadır.
Adi şirket –ortaklık- dava konusu uyuşmazlığın meydana geldiği tarihte yürürlükte olan 818 sayılı Türk Borçlar Kanunu (BK)’nun 520. maddesinde; “Şirket bir akittir ki onunla iki veya daha ziyade kimseler, saylerini ve mallarını müşterek bir gayeye erişmek için birleştirmeği iltizam ederler. Bir şirket, Ticaret Kanunu’nda tarif edilen şirketlerin mümeyyiz vasıflarını haiz değil ise bu bap ahkâmına tabi adi şirket sayılır.” denilmiştir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK)’nun 620. maddesinde de; “Adi ortaklık sözleşmesi, iki veya daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleşmeyi üstlendikleri sözleşmedir.” denilmiştir.
Maddenin lafzından anlaşıldığı üzere, adi ortaklık en basit tanımı ile iki ya da daha fazla kişinin emeklerini veya mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir.
Doktrinde adi şirket –ortaklık-, sözleşmeyle kurulan ve bir müşterek amacın elde edilmesine hizmet eden kişi birliği olarak tanımlanmaktadır (Poroy/Tekinalp/Çamoğlu, Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku. İstanbul 2003. s. 26).
Bu tanımlardan adi şirketin –ortaklığın- unsurları; kişi, sözleşme, katılım payı, amaç, affectio societatis (müşterek gayeye ulaşmak için birlikte çalışmak unsuru) şeklinde belirtilebilir (Barlas, Nami, Adi Ortaklık Temeline Dayalı Sözleşme İlişkileri, İstanbul, 1998 s.13).
Davacı ile davalı arasında adi ortaklık ilişkisinin var olup olmadığının tespit edilebilmesi için somut olayın yukarıda belirtilen unsurlar dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir.
Kişi Unsuru: Adi ortaklık bir kişi birliği olmakla, temel unsuru kişidir. Kanunun lafzından da anlaşıldığı üzere adi ortaklık ilişkisinin kurulabilmesi için, iki ya da daha fazla gerçek veya tüzel kişinin bir araya gelmesi gerekmektedir. Eldeki davada davacı ve davalılar olmak üzere üç gerçek kişinin bir araya geldiği iddia edilmiştir.
Sözleşme Unsuru: Borçlar Kanunu’nun ilgili maddesinde adi ortaklık tanımlanırken, “şirket bir akittir ki…” denilmektedir. Görüldüğü gibi, kanun koyucu öncelikle adi şirket ilişkisinin akdi bir ilişki olduğunu kabul etmiştir. Bu akdi ilişkinin, tarafların açık veya örtülü iradeleri ile kurulması mümkündür. Böylece taraflar arasındaki sözleşme ile tüzel kişiliği olmayan bir kişi birliği oluşmaktadır.
Adi ortaklık; bir yönüyle borç sözleşmesi olmasının yanı sıra, bir yönüyle de ortak bir gayenin yerine getirilmesini amaçlayan sosyal bir birliktir. Bu nedenle, ticari ilişkide ortakların şahsı da önem arz etmektedir.
Kanun adi ortaklık ilişkisinin kurulması için herhangi bir şekil şartı öngörmemiştir. Nitekim doktrinde de sözleşmesel ilişkinin kurulması ile ilgili olarak “Diğer sözleşmelerde olduğu gibi, adi ortaklık sözleşmesi de tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade açıklamaları ile kurulur…Kanun ortaklık sözleşmesinin geçerliliğini şekle bağlamamıştır.” denilmiştir (Yavuz/Özen/Acar, Türk Borçlar Hukuku Özel Hükümler, İstanbul 2007, s.910).
Aynı şekilde doktrinde, “Kanun, adi ortaklık sözleşmesinin geçerliliğini özel bir şekil şartına tabi tutmamıştır. Bu nedenle BK m. 11/f.l’de ifadesini bulan ve sözleşme özgürlüğü ilkesinin bir görünümü olan şekil serbestisi prensibi karşısında adi ortaklık sözleşmesinin herhangi bir şekle bağlı olmadan, sözlü olarak da kurulabileceği, hatta bazen söze bile gerek kalmadan iradeyi ortaya koyan davranışlarla zımnen de oluşturulabileceği sonucuna varılmak gerekir.” denilmektedir. Keza ortakların iradelerinin aynı anda açığa vurulmuş olması da gerekmez (Yavuz/Özen/Acar, a.g.e., İstanbul 2007, s.910).
Bu açıklamalar ışığında taraflar arasındaki ilişki gözden geçirildiğinde, bu ilişkinin yazılı olmayan bir sözleşmeye dayalı olduğu iddia edilmektedir.
Katılım Payı Unsuru: Eski Borçlar Kanunu’nun 521. maddesinin 1. fıkrasında “Her şerik nakit, alacak veya diğer mal veya say olarak bir sermaye koymakla mükelleftir.” denilmiştir. İşbu madde hükmünden de anlaşıldığı gibi, adi şirket ortakları katılım payı olarak amaçladıkları ortak gayeye erişebilmek maksadıyla herhangi bir mal ya da emek koymak zorundadır.
Borçlar Kanunu ve Ticaret Kanunu’na göre; para, alacak, kıymetli evrak, menkul şeyler, imtiyaz, telif hakları, patent ve marka lisansları gibi fikri ve sınai haklar, maden ruhsatnameleri gibi, iktisadi değeri olan haklar, her nevi gayrimenkuller ve gayrimenkulden faydalanma ve kullanma hakları, şahsi emek, ticari itibar, ticari işletmeler sermayeye katkı olarak getirilebilecek şeylerdendir. Buna göre ortaklar katılma payını serbestçe kararlaştırabilir. Ayrıca ortakların katılma payı hususunda taahhütte bulunması da yeterlidir. Katılma paylarının ortaklığa fiilen getirilmesine de gerek bulunmamaktadır. Yine ortakların taahhüt ettiği katılma paylarının eşit olmasına da gerek bulunmamaktadır (Poroy/Tekinalp/Çamoğlu, a.g.e., 9.Bası, İstanbul 2003, s.13).
Davacı, köylülerden temin ettiği sütü davalılardan K4’na teslim ettiğini, paranın kendisine banka kanalı ile ödendiğini iddia etmektedir. Netice itibariyle, davacı iddiasına göre sütün satılması ile elde edilecek gelirin paylaşılması amacıyla kurulduğu iddia edilen adi şirket ilişkisine davacı tarafın süt temin ederek emek ve ayni sermaye koyduğu, davalıların da emek ve ayni sermaye koyduğu iddia edilmektedir.
Amaç Unsuru: Amaç adi şirketin en önemli unsurlarından biridir. Nitekim kanunda adi ortaklıktan bahsedilebilmesi için, iki ya da daha fazla kimse tarafından ortak bir amaca erişmek için bir araya geldiği belirtilmiştir.
Adi şirketin hangi amaçla kurulması gerektiği konusunda kanunda bir kısıtlamada bulunulmamıştır. Fakat bu şirketin kurulma amacı çoğu zaman kar elde ederek kazanç paylaşmaktır.
Yukarıda da belirtildiği gibi, davacı iddiasına göre ortaklar emek ve sermayelerini ortaya koyarak süt satımından kazanacakları geliri (kazancı) paylaşmayı hedeflediği iddia edilmiştir.
Affecito Societatis Unsuru: Bir hukuki ilişkiyi adi ortaklık olarak kabul edebilmek için, tarafların kişisel bağımsız menfaatlerinin üstünde, ortak bir gayeyi gerçekleştirmek amacıyla bir araya gelmiş bulunmaları yetmez; tarafların ayrıca ortak amacı birlikte takibi ve onun gerçekleşmesine gerekli faaliyetlerle aktif olarak katılmayı da borçlanmış bulunmaları şarttır. Sonuçta her ortak, ortaklık amacının gerçekleşmesine faydalı olmalı ve buna erişmek için gerekli faaliyetlere katılmalıdır. BK.nu madde 520/f.1’de, “…müşterek bir gayeye erişmek için birleşme…” şeklinde ifade edilen bu unsura, doktrinde affectio societatis denilmektedir. Bu unsur adi ortaklığın diğer sözleşme ilişkilerinden ayrılmasını sağladığı gibi rekabet yasağı ve ortağın denetim hakkının da temelini teşkil eder (Yavuz/Özen/Acar, a.g.e., İstanbul 2007, s.909).
Bu itibarla, bir adi ortaklığın varlığından bahsedilebilmesi için, yukarıda saymış olduğumuz unsurlara ilaveten, ortakların müşterek gayeye ulaşmak için çaba ve özen göstermek zorunluluğu bulunmaktadır.
(HGK’nın 24/04/2013 tarih ve 2012-13-798 Esas, 2013/568 Karar)
Adi ortaklığın tüzel kişiliği olmadığı için, taraf ehliyeti de yoktur. Bu nedenle, adi ortaklığa ilişkin davalarda, adi ortaklığı oluşturan kişilerin taraf olarak hep birlikte hareket etmeleri zorunludur. Adi ortaklığa karşı açılan dava, diğer ortakların tümüne karşı yöneltilmelidir. Başka bir anlatımla, aktif ve pasif taraf ehliyeti tüm ortaklara aittir. Bu açıdan ortaklar arasında mecburi dava arkadaşlığı vardır. Adi ortaklık adına, üçüncü kişiler aleyhine açılacak davaların bütün ortaklar tarafından açılması gerekir. Aynı şekilde, bir ortağın diğer ortak aleyhine açtığı davada da, tüm ortaklar davaya dahil edilmelidir.
(Yargıtay 3. HD’nin 18/02/2019 tarih ve 2018/7693 Esas, 2019/1225 Karar,
Yargıtay 3. HD’nin 12/12/2018 tarih ve 2018/4347 Esas, 2018/12691 Karar,
Yargıtay 3. HD’nin 15/09/2015 tarih ve 2015/2703 Esas, 2015/14132 Karar)
Somut olayda; davacı taraf, taraflar arasında adi ortaklık olduğunu iddia etmiştir. Kanun adi ortaklık ilişkisinin kurulması için herhangi bir şekil şartı öngörmemiştir. Ancak talep edilen miktar itibariyle bu ilişkinin varlığının ispatı için yazılı delil sunması gerektiği, davacı tarafın dosyaya sunmuş olduğu, defter kayıtları, makbuz ve diğer deliller incelendiğinde, davalı K5, davacı ile aralarında adi ortaklık ilişkisi kurulmadığını, davacı ile ortağı olduğu dava dışı F1 Süt Ürünleri, Gıda, Nakliye, Yem Ve İmalat Sanayi Ltd. Şti. arasında süt alım satımına yönelik bir ilşki olup şirketin davacıya herhangi bir borcunun bulunmadığını savunduğu, davalı K4’nun davacı ile değil, diğer davalı K5 ile adi ortaklık ilişkisi kurduğunu savunduğu, davacı ile dava dışı F1 Süt Ürünleri, Gıda, Nakliye, Yem Ve İmalat Sanayi Ltd. Şti. arasındaki süt alım satımına ilişkin deliller olduğu, davacı ile davalılar arasında adi ortaklık ilişkisi kurulduğuna yönelik herhangi bir yazılı delil ibraz edilmediği, davalı K4’nun muvafakati ile dinlenen davacı tanıkları beyanlarında davacı ve davalılar arasında değil, davalılar K5 ve davalı K4 arasında adi ortaklık olduğu ve ortaklıklarını tasfiye edince borçların davalı K5’a kaldığını beyan ettikleri, ispat yükü kendisine düşen davacının dava dilekçesinde açıkça yemin deliline dayanmadığı, böylelikle davacının taraflar arasında adi ortaklık ilişkisi kurulduğu ve alacağını alamadığı iddiasını ispatlayamadığı, davacının alacak iddiası var ise ilişki içinde bulunduğu dava dışı F1 Süt Ürünleri, Gıda, Nakliye, Yem Ve İmalat Sanayi Ltd. Şti.’nden talep edebileceği, 6100 sayılı HMK’nın 190. maddesi gereğince ispatlanamayan davanın reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.
(Yargıtay 3. HD’nin 10/12/2019 tarih ve 2019/2425 Esas, 2019/9895 Karar)
Her ne kadar mahkemece davanın reddine ilişkin kararı sonuç olarak doğru olsa da, gerekçenin düzeltilmesi gerektiği anlaşıldığından 6100 sayılı HMK.’nın 353/1-b-1 maddesi gereğince davacı vekilinin ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esas yönünden reddine, 6100 sayılı HMK.’nın 353/1-b-2 maddesi gereğince davacı vekilinin ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun sadece gerekçe yönünden kabulüne, Kadirli 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 05/07/2018 tarih ve 2014/394 Esas, 2018/296 Karar sayılı kararınınkaldırılmasına ve gerekçenin “davacı taraf, taraflar arasında adi ortaklık olduğunu iddia etmiştir. Kanun adi ortaklık ilişkisinin kurulması için herhangi bir şekil şartı öngörmemiştir. Ancak talep edilen miktar itibariyle bu ilişkinin varlığının ispatı için yazılı delil sunması gerektiği, davacı tarafın dosyaya sunmuş olduğu, defter kayıtları, makbuz ve diğer deliller incelendiğinde, davalı K5, davacı ile aralarında adi ortaklık ilişkisi kurulmadığını, davacı ile ortağı olduğu dava dışı F1 Süt Ürünleri, Gıda, Nakliye, Yem Ve İmalat Sanayi Ltd. Şti. arasında süt alım satımına yönelik bir ilişki olup şirketin davacıya herhangi bir borcunun bulunmadığını savunduğu, davalı K4’nun davacı ile değil, diğer davalı K5 ile adi ortaklık ilişkisi kurduğunu savunduğu, davacı ile dava dışı F1 Süt Ürünleri, Gıda, Nakliye, Yem Ve İmalat Sanayi Ltd. Şti. arasındaki süt alım satımına ilişkin deliller olduğu, davacı ile davalılar arasında adi ortaklık ilişkisi kurulduğuna yönelik herhangi bir yazılı delil ibraz edilmediği, davalı K4’nun muvafakati ile dinlenen davacı tanıkları beyanlarında davacı ve davalılar arasında değil, davalılar K5 ve davalı K4 arasında adi ortaklık olduğu ve ortaklıklarını tasfiye edince borçların davalı K5’a kaldığını beyan ettikleri, ispat yükü kendisine düşen davacının dava dilekçesinde açıkça yemin deliline dayanmadığı, böylelikle davacının taraflar arasında adi ortaklık ilişkisi kurulduğu ve alacağını alamadığı iddiasını ispatlayamadığı, davacının alacak iddiası var ise ilişki içinde bulunduğu dava dışı F1 Süt Ürünleri, Gıda, Nakliye, Yem Ve İmalat Sanayi Ltd. Şti.’nden talep edebileceği anlaşıldığından” şeklinde düzeltilmek suretiyle davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda gerekçesi açıklandığı üzere :
1
-6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-1 maddesi gereğince davacı vekilinin ilk derece mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun esas yönünden
REDDİNE,
2-
6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-2 maddesi gereğince davacı vekilinin ilk derece mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun sadece gerekçe yönünden
KABÜLÜNE,
3-
6100 sayılı HMK.’nun 353/1-b-2 maddesi gereğince Kadirli 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 05/07/2018 tarih ve 2014/394 Esas, 2018/296 karar sayılı
KARARININ KALDIRILMASINA,
3-6100 sayılı HMK.nun 353/1-b-2 maddesi gereğince sonucu itibariyle doğru olan anılan kararın gerekçesinin DÜZELTİLEREK,
a)-
6100 sayılı HMK’nın 190. maddesi gereğince ispatlanamayan davanın
REDDİNE,
b)-
492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince karar tarihi itibarıyla alınması gereken 54,40.TL maktu karar ve ilam harcının peşin alınan 1.387,65.TL harçtan mahsubu ile bakiye
1.333,25.TL peşin harcın karar kesinleştiğinde ve istek halinde DAVACIYA AİDESİNE,
c)
-6100 Sayılı HMK’nın 326/1 maddesi gereğince davacı tarafından yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde
BIRAKILMASINA,
d)
-6100 Sayılı HMK’nın 330. maddesi gereğince davalı K5 kendisini vekil ile temsil ettirildiğinden karar tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan AAÜT.’ye hesaplanan
11.362,99.TL nispi vekalet ücretin davacıdan alınarak davalı K5’a VERİLMESİNE,
İstinaf incelemesi yönünden;
4
-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince davacı tarafça yatırılan 35,90.TL istinaf karar harcının istek halinde davacıya
İADESİNE,
5
-6100 sayılı HMK’nun 326/1 maddesi gereğince davacı tarafından yapılan 98,10.TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı, 5 adet çağrı kağıdı tebliğ masrafı 70,00.TL ve 35,00.TL posta gideri olmak üzere toplam
203,10.TL yargılama giderinin davalılardan müteselsilen alınarak davacıya VERİLMESİNE,
6
-6100 sayılı HMK’nın 330. maddesi gereğince inceleme duruşmasız yapıldığından davacı lehine vekalet ücreti takdirine
YER OLMADIĞINA,
7
-6100 sayılı HMK’nın 333. maddesi gereğince kullanılmayan gider avansının İlk Derece Mahkemesince
İADESİNE
,
8
-Karar tebliğ işlemlerinin
Dairemizce YAPILMASINA,
Dair, 6100 Sayılı HMK’nun 353/1-b-1-2 maddesi gereğince yapılan istinaf incelemesi sonucunda oybirliğiyle, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 361/1 maddesi gereğince Dairemiz kararının tebliğinden itibaren
İKİ HAFTALIK süre içinde
YARGITAY nezdinde
TEMYİZ KANUN YOLU AÇIK OLMAK ÜZERE karar verildi.16/06/2020
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe