T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
DAVACI:
K1
VEKİLİ:
Av. K2
DAVALI:
K3
VEKİLLERİ:
Av. K4
Av. K5
DAVANIN KONUSU :
Tazminat (Maddi-Manevi Tazminat)
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, davacı ve davalı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’nın 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin A1 adresinde bulunan villada çalıştığını, 24/09/2014 tarihinde sabah saatlerinde davalıya ait köpek ile karşı karşıya geldiğini, müvekkilinin davalıya ait köpekten kaçarken düştüğünü ve sol el bileğini kırdığını, bu olayın davalıya ait köpeğin bağsız (tasmasız) biçimde ve yalnız olarak dolaşmakta iken meydana geldiğini, bu olaydan önce de davalıya ait aynı köpeğin müvekkiline 6 kez saldırdığını, sadece müvekkilinin bildiği üç kez de başka şahıslara saldırarak ısırdığını, üstelik müvekkilinin köpeğin saldırgan olduğu ve devamlı şahıslara saldırdığı, kimi zaman da ısırdığı, başıboş bırakılmaması konusunda davalıyı ve davalının babasını daha önce de uyardığını, buna rağmen davalı ve ailesinin durumu bile bile köpeğini devamlı başıboş bıraktıklarından dolayı bu olayın meydana geldiğini, müvekkilinin sol el bileğinin kırılmış olmasından dolayı uzun süreli elini- kolunu hiç kullanamadığını, halen de eski sağlığına kavuşamadığını, olayın meydana gelmesinden sonra da müvekkilinin hastaneye kaldırıldığını, X1 Hastanesi’nde yapılan ameliyat için yaklaşık 900 TL ameliyat fark ücretinin ödediğini, müvekilinin geçimini bedensel çalışmasına dayanarak kazanmakta olduğu bahçıvanlık ve kol kuvveti gerektiren her işi yapmasından dolayı, el bileğinin kırılması ile uğradığı zararın başka kişilerin göreceği zarara göre daha fazla olduğunu belirterek, davalının (olay tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte) 1.000 TL maddi tazminat, 20.000 TL manevi tazminat ödenmesini, yargılama giderleri ile avukatlık ücretinin de davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; ; meydana gelen olayda o gün her zaman olduğu gibi müvekkilinin köpeği tasma ile gezdirirken davacı tarafın kendisinin ürkmesi ve panik olması sonucu kaçarken düşmesi sonucu elini kırdığını, davacının vücudunda köpeğe ait herhangi bir fiziksel saldırının olmadığını, davacı tarafın düşmesi sonucu olan olay ile müvekkiline itham edilen suçlamalar arasında bir illiyet bağının bulunmadığını belirterek, müvekkili aleyhine açılan haksız davanın reddine, ücret ve masrafların da karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda; davaya konu olaya ilişkin ceza mahkemesinde yapılan yargılamada Adana 6. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/22 Esas 2016/314 Karar sayılı dosya içeriğine göre, davacının katılan olarak davada yer aldığı, davalının ise sanık olduğu, davalının bu eylem nedeniyle suçu sabit görülerek taksirle yaralama suçundan neticeden 2.240,00 TL adli para cezası ile cezalandırıldığı, kararın kesin olarak 03.05.2016 tarihinde verildiği ve aynı gün kesinleştiği saptanmıştır.
Olayın oluşuna ve illiyet bağına ilişkin olarak tanık beyanları alınmış, tanık beyanlarından çıkan sonuca göre davacıya ait “kangal köpeği” adıyla bilinen köpeğin, 13-14 yaşlarında, bahçede gezdirilirken davacının çocuğunun elinden kaçarak davacıya saldırdığı ve davacının yaralanmasına neden olduğu sabit görülmüştür.
Ceza dosyası içeriği ile mahkememizce alınan tanık anlatımlarına göre davalının, kendisine ait Kangal cinsi köpeği, kızının hakimiyet alanına vererek kendi hakimiyet alanından çıkardığı, kızın da 13-14 yaşında olduğu düşünüldüğünde köpeği zaptetmesinin köpeğin cinsi dikkate alındığında mümkün olmadığı, bu şekilde bir nevi serbest sayılan köpeğin davacıya saldırdığı, anılı yasa maddeleri gereğince eylemden köpeğin sahibi olan davalının sorumlu olduğu, davalının, zararın doğmasını önlemek için gerekli özeni göstermiş olduğunu da ispat edemediği, böylelikle zarar ile davalı arasında illiyet bağının da kurulu olduğu oluşan vicdani kanıya göre mahkemece kabul edilmiştir.
Bundan sonra davacının maddi ve manevi zararının olup olmadığı hususu incelenmiştir.
Öncelikle maddi tazminat açısından yapılan değerlendirmede; dosyada bulunan Adana Adli Tıp Şube Müdürlüğü’nün 16/03/2016 tarihli raporu ile 27.04.2016 tarihli raporları arasında çelişkinin giderilmesi için ve davacının gerçek maluliyet durumunun tespiti için Ç.Ü Adli Tıp Kurumundan alınan 19.12.2016 tarihli raporda, K1’e ait tıbbi evrakın incelenmesi sonucunda; Adana Adli Tıp Şube Müdürlüğü’nün 16.03.2016 tarihli raporunda şahısta maluliyet oranı tayinine mahal olmadığı belirtildiği, Adana Adli Tıp Şube Müdürlüğü’nün 27.04.2016 tarihli raporunda ise duyu ve organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflaması ya da yitirilmesi niteliğinde olmadığı şeklinde sonuçlandırıldığı, 16.03.2016 tarihli raporun maluliyet oranı tayinine yönelik olduğu ancak 27.04.2016 tarihli raporun ise işlevde sürekli zayıflama yitimi açısından düzenlendiği, bu iki rapor incelendiğinde raporlar arasında çelişkinin bulunmadığı, şahısta meydana geldiği belirtilen yaralanmaların meslekte kazanma gücünden kayıp oluşturmadığı, olay tarihi mevcut yaralanmalar nedeniyle, geçici iş göremezlik için öngörülen süresinin 3 aya kadar uzayabileceğini, ancak her olguda tedavi süresinin değişkenlik gösterebileceği bildirilmiştir.
Bu rapor mahkemece oluşa uygun görülerek benimsenmiştir.
Sonrasında davacının SGK tarafından rücuya tabi ödenek alıp almadığı sorularak ve 6098 sayılı TBK’nın 55. maddesi dikkate alınarak aktüerya bilirkişiden rapor alınmış, davacının maddi zararı 2.112,30 TL olarak hesaplanmıştır. Bu rapor da denetime elverişli ve oluşa uygun bulunarak mahkemece benimsenmiştir.
Sonuç itibariyle davacının maddi zararının 2.112,30 TL olduğu kabul edilmiş ise de davacı taraf ıslah talebinde bulunmadığından dava dilekçesinde bildirilen taleple bağlı kalınarak hüküm fıkrasında yazılı tazminata hükmetmek gerekmiştir.
Davacının manevi tazminat istemi açısından yapılan değerlendirmede, davalıya ait köpeğin ülkemizde ve hatta tüm dünyada meşhur olan “Kangal” cinsi olduğu ve insana saldırması halinde bir insanı rahatlıkla öldürebileceği herkesçe bilinmektedir. Bu neviden bir hayvanın saldırısına maruz kalan birisinin büyük bir korku içine düştüğü ve hatta ölüm tehlikesi geçirdiği kabul edilmelidir. Keza, saldırının hemen bertaraf edilmesi de kolay değildir. Bu husus dikkate alındığında eylemin davacıda büyük bir korku ve manevi sarsıntı geçirdiğini kabul etmek gerekir. Bu halde davacının, manevi anlamda tatmini için uygun bir miktar tazminatın kendisine ödenmesini isteme hakkı da vardır. Davalı da, eylem nedeniyle davacıya karşı sorumlu olduğundan davacı adına bir miktar tazminata hükmetmek gereklidir. Tazminatın miktarına gelince, yapılan sosyal ve ekonomik durum araştırmasına göre davacının, evli ve üç çocuklu olduğu, eşinin ev hanımı olduğu, babasının evinde oturduğu, kira ödemediği, bahçıvanlık yaptığı, aylık 1000 TL maaş aldığı, başka bir gelirinin olmadığı, ilkokul mezunu olduğu, fiziksel bir engelinin olmadığı, menkul ve gayri menkulünün bulunmadığı anlaşılmıştır. Davalının ise inşaat mühendisi olduğu ve özel sektörde çalıştığı, ek iş ve ek gelirinin olmadığı, evin babasının adına mülk olduğu, evli ve 2 çocuğu olduğunu, bakmakla yükümlü olduğu eşi, 2 çocuğu olduğu, üzerine kayıtlı bir aracının ve bir dairesinin olduğu anlaşılmaktadır. Davacı tarafın, dava dilekçesinde istediği tazminat, olayın oluşuna, olaydaki kusur düzeyine, uğranılan zararın boyutuna, haksız eylemin gerçekleştiği yerin nüfus ve gelişmişlik düzeyi ile ekonomik ve sosyal potansiyeline ve özellikle paranın alım gücü ile enflasyon oranlarına göre değerlendirilmiştir. Buna göre istenen tazminat bir miktar fazla bulunduğundan hüküm fıkrasında yazılı miktara hükmetmek gerekmiştir. Ayrıca, mahkemece, tazminat miktarı belirlenirken 6098 sayılı BK’nın 51 ve 52. maddeleri de gözetilmiştir. Zararın doğmasında davacıya atfedilen bir kusur ileri sürülmese de zarar görenin, zararın doğmasında ya da artmasında kusurlu olup olmadığının 818 sayılı BK’nin 44. (6098 sayılı TBK’nin 52.) maddesi gereğince mahkemece resen araştırılması ve tartışılması gerekir.
Davacının zararın doğmasında ya da artmasında kendisine atfedilebilecek bir kusuru ispat edilemediği için tazminattan indirim yapılması gerekmemiştir.
Haksız fiilin gerçekleştiği anda zarar doğar ve zarar veren ihtara gerek kalmaksızın o anda temerrüde düşer. Somut olayda davanın temeli haksız fiile dayanmakta olup, bu nedenle olay tarihinden itibaren faiz işletilmelidir. Olay ise davalının haksız eylemi ile başlamaktadır. Yani haksız fiil, haksız eylemin yapıldığı anda gerçekleşmiş ve davalı bu anda ihtara gerek kalmaksızın zarar miktarı kadar mütemerrit olmuştur.
Taraflar arasında ticari bir ilişki olmadığından tazminata yasal faiz uygulanmalıdır.
En nihayetinde açılan davada davacının istemi mahkemece kısmen haklı bulunduğu için hüküm fıkrasında yazılı olduğu gibi karar vermek gerekmiştir.
Davacı taraf, maddi tazminat davası ile manevi tazminat davasını tek davada birleştirmiştir. Burada objektif dava birleşmesi olduğundan aslında davacının birbirinden ayrı iki davası bulunmaktadır. Bu halde, yargılama gideri ile vekalet ücreti, her iki dava yönünden ayrı ayrı takdir edilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 9. maddesi gereğince Türk Milleti adına yargılama yaparak hüküm vermeye yetkili ve görevli bağımsız ve tarafsız mahkemece yapılan açık yargılama sonunda, davanın kısmen kabul kısmen de reddi ile bu bağlamda; davacının maddi tazminat istemi bakımından, toplamda (taleple bağlı kalınarak) 1.000,00 TL maddi tazminatın olay tarihinden (20.09.2014) itibaren işleyecek olan yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının manevi tazminat isteminin kısmen kabul kısmen de reddi ile, bu bağlamda 8.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden (20.09.2014) itibaren işleyecek olan yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, dava dilekçesi ile istenen fazlaya ilişkin istemlerin reddine, yönelik karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
İstinaf yoluna başvuran davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalının istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü iddiaların yerinde olmadığını, köpeğin saldırısı ile müvekkilinin kolunun kırılması arasındaki illiyetin sabit olduğunu, davalının da göstermek zorunda olduğu özen yükümlülüğünün ihlali ve hayvan bulunduranın sorumluluğu yoluna gidilmesi ve mahkemece verilmiş olan kararların hukuka uygun olduğu ve onanması gerektiğini, mahkemece maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi doğru ve yerinde ise de, manevi tazminatı 20.000 olarak talep etmelerine rağmen 8.000 TL’ye hükmedilmesinin somut olayın özellikleri, müvekkilinin olaydan etkileniş derecesi, davalının gerek olayın meydana gelmesinde; gerekse olaydan sonra müvekkiline karşı tutum ve davranışlarının kişilik haklarını rencide eder nitelikte olması ve paranın alım gücü gözetildiğinde oldukça düşük kaldığını, (meydana gelen olay nedeniyle talep edilen manevi tazminat sadece davalının köpeğinin saldırısı nedeniyle müvekkilinin kolunun kırılmasına bağlı olarak değil, davalının olaydan sonraki tutm ve davranışları nedeniyle de talep edilmiştir) bu nedenle daha tatminkar ve adalete uygun bir miktar manevi tazminata karar verilmesi gerektiğini düşündüklerini, kararın manevi tazminat bakımından kaldırılarak müvekkili lehine daha yüksek bir manevi tazminat takdir edilmesini talep etmiştir.
İstinaf yoluna başvuran davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;
İlk derece mahkemesinin manevi tazminata ilişkin değerlendirmesi incelendiği zaman ilk derece mahkemesi, kangal cinsi bir köpeğin saldırısına maruz kalan bir kimsenin büyük bir korku ve hatta ölüm tehlikesi geçirebileceğinden bahsettiğini, olayın oluşu, kusur miktarı gibi hususlar ilk derece mahkemesince değerlendirilerek kanaatlerince yerinde olmayarak davacının zararın doğmasında ya da artmasında kendisine atfedilebilecek bir kusuru ispat edilemediğinden müvekkilinin tam kusurlu sayılarak 8.000 Türk Lirası manevi tazminat öngörüldüğünü, ilk derece mahkemesinin kararının yerinde bir karar olmadığını, dava doyasında yer almış bulunan tanık ifadelerinde ise esas mahkemesinin gerekli incelemeyi yapmadan ve itirazlarını ve beyanlarını dahi incelemeden, irdelemeden karar verdiğini, esas mahkemesi kararında davacı tarafın iddiaları dışında ve ispatlanmayan yönlere ilişkinde kabul ve tespitlerde bulunarak aslında tamamen eksik incelemeye dayalı hatalı bir karar verme cihetine gittiğini, ilk derece mahkemesine göre olayın oluşuna ve illiyet bağına ilişkin olarak tanık beyanlarının alındığını, tanık beyanlarından çıkan sonuca göre davacıya ait “kangal köpeği” adıyla bilinen köpeğin, 13-14 yaşlannda davalının çocuğu tarafından bahçede gezdirilirken davalının çocuğunun elinden kaçarak davacıya saldırdığı ve davacının yaralanmasına neden olduğunun sabit görüldüğünü, ceza mahkemesinin ilgili gerekçeli kararı incelendiği zaman “Sanık K3’in ikamet ettiği A2 adresinde köpek beslediği olay günü sanığın kangal cinsi köpeğini dolaştırdığı sırada köpeğir katılan K1’e havlayıp saldırması üzerine katılanın korkarak kaçmaya çalıştığı esnada zeminde bulunan parke taşa takılarak düştüğü neticesinde katılanın Adli Tıp Kurumu Şube Müdürlüğünden düzenlenen rapor içeriğine göre yaşamsal tehlike geçirmeksizin kemik kırığına maruz kalacak nitelikte yaralandığı, bu şekilde meydana gelen olayda sanığın taksirle K1 yaralanmasına neden olduğunu, belirlenen ve açıklanan eyleminde atılı suçun tüm yasal unsurlarının oluştuğu anlaşıldığından cezalandırılmasına hükmolunduğunu, manevi tazminatın değerlendirilmesi noktasında ilk derece mahkemesinin kanaatlerince hataya düşmüş olduğunu, hatalı değerlendirme yapmak suretiyle karar verdiğini, kangal köpeğinin herhangi bir ısırma eylemi gerçekleştirmediğinin ceza dosyasında sabit olduğunu, hukuk hakiminin kanaatinin aksine davacıya havlaması üzerine davacının kaçarken ayağının parke taşına takılması sonucu zararın gerçekleştiğinin açık olduğunu, bu durumda telafi edilecek durum bir kimsenin ayağının bir yere takılıp düşmesi sonucu uğradığı içsel acı ise bu acıyı giderecek kişi davacının kendisi olduğunu, Yargıtay kararına göre ise davalıların fiili sonucu davacı hayati tehlike geçirdiğini, kemik kırığı ve yüzde sabit iz oluştuğunu, bu durumda 8.000 TL manevi tazminat uygun görüldüğünü, ancak somut olaya dönüldüğünde davacının ne bir hayati tehlikesi ne de yüzünde veya vücudunda sabit bir iz oluşumunun söz konusu olduğunu, 8.000 TL manevi tazminatın olaya göre fahiş olduğunu, dava dosyasına sunulmuş bulunan hatalı olarak tanzim edilmiş bulunan bilirkişi raporlarına karşı beyan ve itirazlarının hatta SGK kayıtlanna göre davacının ortaya çıkan çalışma koşulları ile çalıştığı yere ilişkin beyanları da nazara itibara alınmadan eksik inceleme ile hatalı bir karar verildiğini, davacının olay tarihinde bütün dava aşamalarında bildirmiş olduğu A1 adresindeki villada çalıştığına ilişkin beyan ve iddialarının SGK. dan gelen müzekkere cevabı ile örtüşmediğini, müzekkere cevabına göre davacı olay tarihi bulunan 24/09/2014 tarihinden öncesinde ve sonrasında N1 İşyeri nolu F1 ORMAN ÜRÜNLERİ SAN. VE TİC. LTD. ŞTİ.-A3 adresinde mukim bulunan işyerinde 962202 meslek kodu ile beden işçisi olarak çalışmasının bulunmakta olduğunu, söz konusu manevi tazminat miktarı somut olayda zarar görenin mali ve ekonomik durumundan bağımsız olduğunu, belirlenecek miktarın tayininde zarar görenin mali ve ekonomik durumunun dikkate alınmayacağını ileri sürerek yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine yönelik karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:
Taraflar arasındaki dava, Tazminat (Maddi-Manevi Tazminat)istemine ilişkindir.
Davacı vekilinin, müvekkilinin davalıya ait köpekten kaçarken düştüğünü ve sol el bileğini kırdığını, bu olayın davalıya ait köpeğin bağsız (tasmasız) biçimde ve yalnız olarak dolaşmakta iken meydana geldiğini, bu olaydan önce de davalıya ait aynı köpeğin müvekkiline 6 kez saldırdığını, sadece müvekkilinin bildiği üç kez de başka şahıslara saldırarak ısırdığını, üstelik müvekkilinin köpeğin saldırgan olduğu ve devamlı şahıslara saldırdığı, kimi zaman da ısırdığı, başıboş bırakılmaması konusunda davalıyı ve davalının babasını daha önce de uyardığını, buna rağmen davalı ve ailesinin durumu bile bile köpeğini devamlı başıboş bıraktıklarından dolayı bu olayın meydana geldiğini, müvekkilinin sol el bileğinin kırılmış olmasından dolayı uzun süreli elini- kolunu hiç kullanamadığını, halen de eski sağlığına kavuşamadığını, olayın meydana gelmesinden sonra da müvekkilinin hastaneye kaldırıldığını, X1 Hastanesi’nde yapılan ameliyat için yaklaşık 900 TL ameliyat fark ücretinin ödediğini, müvekilinin geçimini bedensel çalışmasına dayanarak kazanmakta olduğu bahçıvanlık ve kol kuvveti gerektiren her işi yapmasından dolayı, el bileğinin kırılması ile uğradığı zararın başka kişilerin göreceği zarara göre daha fazla olduğunu, davalının (olay tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte) 1.000 TL maddi tazminat, 20.000 TL manevi tazminat ödenmesini talep ettiği, yerel mahkemece davacının maddi tazminat istemi bakımından, toplamda (taleple bağlı kalınarak) 1.000,00 TL maddi tazminatın olay tarihinden (20.09.2014) itibaren işleyecek olan yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının manevi tazminat isteminin kısmen kabul kısmen de reddi ile, bu bağlamda 8.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden (20.09.2014) itibaren işleyecek olan yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine yönelik karar verildiği, kararı davacı vekili ile davalı vekilinin istinafa taşıdığı görülmektedir.
Somut olayda; davada 6100 sayılı HMK’nun 355. maddesi uyarınca “İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmış, ancak Bölge Adliye Mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bu husularda resen inceleme yapılmış olup, HMK’nun 357. maddesi uyarınca da “İlk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunma istinafta dinlenemez ve istinafta yeni delillere dayanılamaz.” hükmü uyarınca istinaf talepleri sınırlı olarak incelenmiştir.
Bilindiği gibi TBK’nın 67.maddesindeki hayvan; insan tarafından elde tutulabilen, yönetilebilen kontrol edilebilen üzerinde hakimiyet kurulabilen hayvandır. Yani söz konusu hayvan o kişinin hâkimiyeti altında olmalıdır. Hayvanın maliki olması şart olmayıp, oluşan zarar sırasında hayvan o kişinin gözetimi altında ise sorumlu olmaktadır.
Bir hayvanın bakımını ve yönetimini üstlenen kişi, sahibi olduğu hayvanın başkasına zarar vermesini önleyecek tedbirleri almak, hayvan üzerinde somut durumun gerekli kıldığı her türlü gerekli özeni ve dikkati göstermek zorunda tutulmuştur.
Özen ve gözetimin derecesi somut olaydaki durum ve şartlara, hayvanın huyu, cinsi, yaşı, tehlikeliliği ve tepkisi gözönünde tutularak değerlendirilmelidir. Hayvan bulunduranın muhafaza ödevi yanında ayrıca “hayvanı gözetme” ödevi de bulunmaktadır. Tutucunun yükümlü olduğu diğer bir ödev de “bakım ödevidir”, tutucu; özel durumun gerekli kıldığı her türlü bakım tedbirlerini almalıdır. Gözetim ödevinin her an kesintisiz yerine getirilmesi şart değildir. Buradaki ölçü somut duruma göre gerekli zamanlarda zorunlu bakım, yönetim, gözetim ve denetimdir. Bulunduran veya yardımcısının bakım, denetim ve gözetimi fiilen yapması gerekir. Özen veya gözetim ödevi subjektif olmayıp objektif niteliktedir. (F.Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 2015 s.636)
TBK’nın67. maddesi gereğince hayvan bulunduranın sorumlu tutulabilmesi için kusuru aranmaz ancak sorumluluktan kurtulabilmesi; hayvanı, hal ve şartlara göre, gerekli bulunan özenle gözetmiş olduğunu ya da bu özen gösterilmiş olsaydı bile, zararın önlenemeyeceğini ispat etmesine bağlıdır. Bu durumun ispat edilememesi halinde oluşan zararı tazmin etmek zorundadır. Bu zarar maddi bir zarar olabileceği gibi manevi bir zararda olabilir.
Ancak, hayvan tutucunun aynı zamanda kusuru varsa, bu kusur munzam (ek) kusur olarak gözönünde tutulur. Munzam kusur halinde, kusursuz sorumlu kişi illiyet bağını kesen sebeplere dayanarak sorumluluktan kurtulamayacağı gibi tazminat miktarının takdirinde bu kusur gözönünde tutulacaktır.
Tüm bu açıklamalardan sonra somut olay incelendiğinde; mahkemece olayın oluşuna ve illiyet bağına ilişkin olarak tanık beyanları alınmış, tanık beyanlarından çıkan sonuca göre davacıya ait “kangal köpeği” adıyla bilinen köpeğin, 13-14 yaşlarında, bahçede gezdirilirken davacının çocuğunun elinden kaçarak davacıya saldırdığı ve davacının düşerek yaralanmasına neden olduğu, ceza dosyası içeriği ile eylemden köpeğin sahibi olan davalının sorumlu olduğu, davalının, zararın doğmasını önlemek için gerekli özeni göstermiş olduğunu da ispat edemediği, böylelikle zarar ile davalı arasında illiyet bağının da kurulu olduğu oluşan vicdani kanıya göre mahkemece kabul edilmiş , somut olayda, davalının eylemi ile davacının yaralanması arasındaki illiyet bağının kesildiğinden bahsedilemeyeceği gibi davalının üzerine düşen her türlü özen yükümlülüğünü yerine getirdiğinden de bahsedilemeyeceği açıktır (
Yargıtay 3.HD
ESAS NO:
2019/5358
KARAR NO:
2020/1128
) 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 47. Maddesi (6098 satılı Türk Borçlar Yasası’nın 56/2.maddesi) gereğince hakimin, özel durumları göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Takdir edilecek bu tutar, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir işlevi (fonksiyonu) olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi malvarlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek tutar, var olan durumda elde edilmek istenilen doyum (tatmin) duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22/06/1966 gün ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel durum ve koşullar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim, bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde nesnel (objektif) ölçülere göre uygun (isabetli) bir biçimde göstermelidir. Manevi tazminat, bozulan ruh huzurunun, duyulan ve ileride duyulacak elem ve ızdırabın kısmen ve imkan nispetinde iadesini amaçladığından hâkim, M.K’nun 4.maddesi gereğince hak ve nesafete göre takdir hakkını kullanarak, manevi tazminat miktarını tespit etmelidir. Hakim belirlemeyi yaparken somut olayın özelliğini, zarar görenin ekonomik ve sosyal durumunu, paranın alım gücünü, duyulan ve ileride duyulacak elem ve ızdırabı gözetmelidir ( Hukuk Genel Kurulunun 28.05.2003 gün 2003/21-368-355 ve 23.06.2004 gün 2004/13-291-370 sayılı kararları ) Dava konusu olayda, manevi tazminat yönünden; tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumları, olayın niteliği, davacı üzerinde oluşturduğu elem ve ızdırap ile, günün ekonomik koşulları nazara alındığında manevi tazminat miktarının uygun olarak tayin olunduğu açıktır.
O halde, mahkemece yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmakla tarafların istinaf başvurularının 6100 Sayılı HMK.nın 353/1-b-1 bendi uyarınca esastan reddi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-
Adana 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 14/03/2019 tarih, 2015/540 Esas, 2019/53 Karar sayılı kararı, usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan, davacı vekili ile davalı vekilinin istinaf başvurularının, 6100 Sayılı HMK’nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca,
ESASTAN REDDİNE,
2-a)
Davacının istinafı reddolunduğundan Harçlar Kanunu hükümleri uyarınca alınması gereken 54,40 TL istinaf karar harcından peşin alınan 44,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 10,00 TL harcın davacıdan alınarak Hazine’ye irat kaydına,
b)
Davalının istinaf talebinin reddolunması nedeniyle Harçlar Kanunu hükümleri uyarınca alınması gereken 614,79 TL istinaf ve karar harcından peşin alınan 154,00 TL harcın mahsubu ile bakiye 460,79 TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak Hazineye irat kaydına,
3-
Taraflarca yapılan istinaf yargılama giderinin kendi üzerlerinde bırakılmasına,
4-
İstinaf incelemesi duruşma açılmadan sonuçlandırıldığından taraflar leh ve aleyhine ücreti vekalet takdirine yer olmadığına,
5-
Kararın, yerel mahkemece taraflara tebliğine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, HMK’nın 362/1-a maddesi uyarınca,
KESİN olmak üzere, oybirliği ile karar verildi.11/09/2020
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe