T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA DİLEKÇESİNDE ÖZETLE :
Müvekkili banka ile K1 arasında 19/01/2015 tarihinde 400.000,00 TL tutarında kredi sözleşmesi imzalandığını aynı tarihte eşi K2’in kefil sıfatıyla sorumluluk altına girdiğini, kredi sözleşmesi uyarınca kredi kullandırılan K1’in 22/09/2016 tarihinde vefat ettiğini tüm alacak ve borçların mirasçılarına geçtiğini, mirasçılara ihtarname keşide edildiğini, ihtarnameye herhangi bir itirazlarının olmadığını dair cevap vermediklerini ve reddi miras kararı sunmadıklarını, müvekkili bankanın ihtarname tarihi itibariyle toplam 346.618,71 TL alacağının bulunduğunu, borçlu mirasçaları tarafından bugüne kadar herhangi bir ödeme yapılmadığını, alacağın muaccel olup rehinle temin edilmediğini, borçlunun borca yeter taşınır ve taşınmaz malları ile üçüncü şahıslardaki hak ve alacakları üzerine ihtiyati haciz konulmasını talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN EK KARARI :
Mahkemece 09/03/2018 tarihli ek kararı ile ” İcra İflas Kanunu’nun 257’nci maddesi uyarınca ihtiyati hacze karar verilebilmesi için gerekli koşullardan biri de alacağın rehinle temin edilmemiş olmasıdır. Anılan madde hükmüne göre aleyhine ihtiyati haciz istenenin lehine verilmiş bir rehin söz konusu ise alacaklının rehin tutarı kadar alacağı için öncelikle rehine başvurması gerekir. Bununla birlikte dosyaya sunulan kredi sözleşmesinin incelenmesinde; ihtiyati haciz kararına itiraz edenin, müteveffa eşi K1’in kullandığı kredi ile ilgili olarak 642.860,00TL na kadar kefil olmayı kabul ve taahhüt ettiği, kredi teminatı olarak muris K1’in maliki bulunduğu taşınmaza asıl borçlu lehine ve banka yararına ipotek tesis edildiği, taksitli olarak kullandırılan kredinin ödenmemiş muaccel taksitlerinin bulunduğu ve bu nedenle mirasçılara ihtarname çekildiği, ihtiyati haczin, ihtiyati haciz kararın itiraz eden K2 yönünden müşterek ve müteselsil kefil sıfatıyla talep edildiği, dolayısıyla konuya ilişkin Yargıtay 11.HD nin içtihatlarında da belirtildiği üzere ihtiyati hacze konu alacak nedeniyle itiraz eden müteselsil kefil sıfatıyla sorumluluk altına girmiş olup, kefilin kendi borcundan dolayı verilmiş bir ipotek bulunmadığı, muaccel kredi taksitleri edeniyle İcra ve İflas Kanununda öngörülen ihtiyati haciz şartları bulunduğu anlaşıldığından Mahkememizin ihtiyati haciz talebinin kabulüne ilişkin kararına borçlu-kefil K2 vekili tarafından yapılan itirazın reddine” karar verilmiştir.
İHTİYATİ HACİZ KARARINA İTİRAZ EDEN KARŞI TARAF SAFFET SERİN VEKİLİ TARAFINDAN İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
6502 sayılı kanun kapsamında K2’in kefaletenin adi kefalet olduğu, bu nedenle asıl borçlu hakkında yapılan takip semeresiz kalmadan kefil hakkında icra takibine başlanamayacağı, itirazın reddedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle yerel mahkemenin ihtiyati haciz kararının kaldırılması talep edilmiştir.
DELİLLER : Yazılı beyanlar, Adana 3. İcra Müdürlüğü’nün 2018/1380 Esas ve 2018/1550 Esas sayılı icra takip dosyalarının UYAP çıktısı, sabit faizli konut finansmanı kredi sözleşmesi ve tüm dosya kapsamı.
DEĞERLENDİRME-GEREKÇE:
Talep , yerel mahkemenin 2018/3 Esas, 2018/3 D.İş sayılı itirazın reddine dair kararın kaldırılmasıdır.
İstinaf incelemesi HMK 355. Madde gereğince istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle ve resen de kamu düzenine aykırılık yönünden sınırlı olarak yapılmış olup,
Öncelikle ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbire ilişkin yasa ve uygulama ile yerleşmiş ve kabul edilmiş genel geçerli kurallara aşağıda yer verilmiş olup;
Alacaklının alacağına kavuşması için borçlunun yeteri kadar malına (alacak ve hakkına) icra dairesi tarafından el konulması anlamına gelen haciz (78.m. vd.) icra takibinin ödeme veya icra emrinden sonraki üçüncü aşamasını oluşturur. Bazı hallerde, bu aşamaya gelinceye kadar, borçlunun mallarını tüketmesi veya kaçırması ihtimali ortaya çıkabilir ve haciz aşamasına gelindiğinde, borçlunun haczedilebilir herhangi bir malı bulunmadığı için, alacaklının alacağına kavuşamaması tehlikesi ile karşı karşıya kalınabilir. İşte bu tehlikeyi ortadan kaldırmak için İİK.nun 257 vd. maddelerinde ihtiyati haciz kurumu düzenlenmiştir.
İhtiyati haciz, İİK.nun 257. maddesindeki şartların gerçekleşmesi halinde, alacaklının alacağına kavuşmasını teminen, haciz aşamasına gelinmeden önce borçlunun yeteri kadar malına mahkeme kararıyla el konulmasını sağlayan bir geçici, hukuki himaye tedbiridir. İhtiyati haciz ile ihtiyati tedbir (HMK.nun 389 vd. mad.) birer geçici hukuki himaye tedbiri olmakla birlikte, şartları, usulleri ve hükümleri itibariyle birbirinden farklı müesseselerdir. Farkın en önemli görünüm noktası; ihtiyati tedbirin, uyuşmazlık konusu üzerine konulması, ihtiyati haczin ise, alacaklının para alacağının tahsilini teminen borçlunun herhangi bir malı, hakkı veya alacağı üzerine konulması bakımındandır. İhtiyati haciz ve ihtiyati tedbir müesseseleri arasındaki fark nedeniyle, mahkeme, tarafın geçici hukuki himaye talebinde kullandığı ifade ile bağlı değildir ve talebi, HMK.nın 33. Maddesi çerçevesinde kendiliğinden niteleyerek, kanunen uygulanması gereken hükümleri uygular.
İhtiyati haciz yalnız para ve teminat alacakları hakkındaki dava veya icra takibinde sözkonusu olduğu halde, ihtiyati tedbir kural olarak paradan başka şeyler (haklar, taşınır ve taşınmaz mallar) hakkındaki davalarda alınır. İhtiyati tedbirde çekişmeli ve bu sebeple davaya konu olan şey (mesela taşınır veya taşınmaz bir mal) hakkında önleyici nitelikte tedbir alınır; buna karşılık ihtiyati hacizde, alacaklıya henüz kesin haciz isteme yetkisinin gelmediği bir dönemde, alacaklının para alacağının zamanında ödenmesi güvence altına alınır. İhtiyati hacizde ihtiyaten haczedilen mallar üzerinde (bu malların borçluya ait olduğu hakkında) bir çekişme yoktur ve bu sebeple bu mallar alacaklının açtığı veya yaptığı (veya açmayı veya yapmayı düşündüğü) bir dava veya icra takibinin konusu değildir. Oysa, ihtiyati tedbirde, üzerine tedbir konulan mallar, çekişmeli olup, davacının açmış olduğu veya ileride açmayı düşündüğü bir davanın konusudur. Taşınmaz mallar üzerine ihtiyati tedbir konulması halinde, genellikle taşınmazın başkasına devrinin yasaklanmasına da karar verilmektedir ve üzerine ihtiyati tedbir konulan taşınmaz başkasına satılamamaktadır, devredilememektedir.
Oysa, borçlu, üzerine ihtiyati haciz konulmuş olan taşınmazını başkasına satıp devredebilir. (İİK 261 ve 91.md.) İhtiyati haciz kesin hacze dönüşürse, üzerine ihtiyati haciz konulmuş olan mal icra dairesi tarafından satılır ve bedeliyle alacaklının alacağı ödenir. Oysa ihtiyati tedbirde, davacı davayı kazanırsa, üzerine ihtiyati tedbir konulmuş olan mal aynen davacıya verilir. (teslim edilir) İhtiyati tedbir HMK.nın 389/1 maddesi gereğince, kural olarak, kendisi çekişmeli olan, bir diğer ifadeyle davacının üzerinde ayni hak iddia ettiği malların 3. Kişiye devrinin engellenmesi amacını güder. Bir alacağın güvence altına alınması için öngörülen geçici hukuki himaye yolu ise İİK.nun 257 vd. maddelerinde düzenlenen ihtiyati haciz olup, bununla mal üzerinde bir ayni hak iddiası ileri sürülmemekte, malın 3. Kişiye devrine engel olunmamakta, bunun yerine alacağın o malın satış bedelinden karşılanması ve malın devri halinde haczin, devralana karşıda dermeyan edilebilmesi imkanı sağlanmaktadır. İhtiyati haciz, borçlunun alacaklısından mal kaçırması ihtimaline karşı en etkili tedbirdir. Haczi kabil malı, yani kudreti olduğu halde, vadesi gelmiş borcunu ödemeyen kimse iyi niyetinden şüphe edilmesine hak vermiş ve ihtiyati haciz muamelesine müstehak olmuş sayılabilir. Yerli doktrinde ihtiyati haczin; muhafaza ve emniyet tedbiri, ihtiyati tedbirin “özel” bir nevi, koruma tedbiri olduğu ifade edilmektedir. İhtiyati haczin, icrai hacze dönüşünceye kadar alacaklının, borçludaki alacağının ödenmesini tehlikeye düşürmeden tahsilini sağlayan bir tedbir niteliğinde olduğu dikkate alınarak, mahkemece, davacının ihtiyati haciz isteminde bulunduğu miktarın sadece yasada belirtilen ihtiyati haciz istemi koşulları yönünden değerlendirilmesi gerekir. Kanun koyucu ya da işin niteliği ve olayın özelliği gereği hakime, ispat olgusunu düşürme imkanı vermiştir. Bu düşürülmüş ispat ölçüsü çerçevesinde tam kanaat değil, kuvvetle muhtemel, yaklaşık bir kanaat yeterli görülmektedir. Doktrinde bu yön yaklaşık ispat ölçüsü olarak ifade edilmektedir. Yaklaşık ispat durumunda hakim o iddianın ağırlıklı ihtimal olarak doğru olduğunu kabul etmekle birlikte, zayıf bir ihtimal de olsa, aksinin mümkün olduğunu gözardı etmez, yaklaşık ispat kavramında hem tam ispatın aranmadığı hem de basit bir iddianın yeterli olmadığı vurgulanmak istenmiştir.
İhtiyati haciz, İİK.nun 257 vd. maddelerinde düzenlenmiş olup, rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş para borcu alacakları ile muayyen ikametgahı bulunmayan, mal kaçıran ya da kaçan, hileye başvuran borçluların vadesi gelmemiş para borcundan doğan alacakları temin bakımından, alacaklıya talep hakkı tanıyan ve şartların varlığı halinde borçlunun yedinde ya da 3. Kişide bulunan malları ve hakları üzerine konulan bir nevi güçlendirilmiş tedbirdir. Aynı Kanunun 264. Maddesinde yer alan, dava açılmadan veya icra takibine başlanmadan evvel ihtiyati haciz yaptırmış olan alacaklının; haczin tatbikinden, haciz gıyabında yapılmışsa haciz zabıt varakasının kendisine tebliğinden itibaren 7 gün içinde ya takip talebinde bulunmaya veya dava açmaya mecbur olduğuna ilişkin hüküm de ihtiyati haciz ile icra takibinin ayrı hukuki düzenlemeler olup, ayrı ayrı hukuki sonuçlar doğuracağını ortaya koymaktadır. Bu nedenledir ki ihtiyati haciz bir icra takip işlemi olmayıp, asıl icra takip işlemine yardımcı olan, güvence sağlayan, koruyucu nitelikte bir kurum ve bizzat icra takip işlemine dönüşmeye elverişli, yapılacak icra takibinden veya açılacak davadan önce uygulanan bir nevi tedbir işlemidir. İhtiyati haciz kararı alınabilmesi için aranan şartlardan biri kural olarak, alacağın rehinle temin edilmemiş olmasıdır. Çünkü, borçlunun alacağın teminatı olarak alacaklıya (kendi malı veya 3. Kişinin malı üzerinde) rehin vermiş olması halinde, alacaklının, önce rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takibe başvurması öngörülmekte ve böylece alacaklının, borçluyu hem rehin hem haciz baskısı altında bulundurmasını engellemektedir.
İİK’nun 45. maddesi, asıl borçlular ile ilgili olarak düzenlenmiş olup, alacağı rehinle temin edilen bir kimsenin “rehni veren” hakkında doğrudan doğruya genel haciz yolu ile takibe geçmesini önlemekte ve rehinle temin edilmiş bir alacağın borçlusu iflasa tâbi şahıslardan olsa bile, alacaklının yalnız rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip yapabileceğine ilişkin bulunmaktadır. Bir diğer anlatımla İİK’nun 45. maddesi, asıl borçlu için getirilmiş bir kural olup, kefiller hakkında uygulanmaz.
Öte yandan bir (üçüncü) kişi, hem asıl borç için ipotek vermiş, hem de asıl borca müteselsil kefil olmuşsa, alacaklı o kişiye karşı, hem (asıl borçlu ile birlikte) ipotek veren üçüncü kişi sıfatı ile ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takip yapabilir, hem de ipotek limiti dışında kalan alacak bölümü için müteselsil kefil sıfatı ile genel haciz yolu ile takip yapabilir (Prof Dr. Baki Kuru İcra ve İflas Hukuku El Kitabı İkinci Basım 2013).
Bu durumda, kredi sözleşmesinin müteselsil kefilleri, kendi kefaletlerinin teminatı olarak ipotek vermişler ise, bu halde asıl borçlu gibi haklarında öncelikle İİK’nun 45. maddesinde öngörülen rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takip yapılması zorunluluğu vardır (Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 2009/13472 E. 2009/22005 K. sayılı ve 2010/3174 E., 2010/15516 K. sayılı içtihatları).
Diğer taraftan alacağın ipotekle karşılanmayan kısmı için müteselsil kefil aleyhine genel haciz yolu ile takip yapılabilir.
Borçlunun, borcunun teminatı için verilmiş bulunan rehni, müteselsil kefil dışında 3. Kişi vermişse, müteselsil kefil hakkında ihtiyati haciz kararı verilebilir. Nitekim TBK.nun 586. Maddesine göre alacaklı, borçluyu takip etmeden veya taşınmaz rehnini paraya çevirmeden, müteselsil kefili takip edebilir. TBK.nun 586. Maddesindeki düzenlemeye göre kefil, borçluyla beraber müteselsil kefil ve müşterek müteselsil borçlu sıfatıyla veya bu gibi diğer bir sıfatla borcun ifasını üstlenmiş ise alacaklı asıl borçluya müracaat ve rehinleri paraya çevirmeden evvel kefil aleyhinde takip yapabilecektir. Dolayısıyla, alacaklının kefile veya kefillere yönelik olarak ihtiyati haciz talep etmesine engel bir durum bulunmamaktadır. Müşterek müteselsil kefiller yönünden kefil oldukları miktar için ayrıca kefaletin rehinle teminatı söz konusu değilse bu kişiler hakkında ihtiyati haciz kararı verilmesi mümkündür.
Alacağın vadesinin gelmiş olması ve alacaklının ilk bakışta haklı olduğunun anlaşılması halinde, kural olarak , borçlunun gerçekten borcunun bulunup bulunmadığı gibi hususlar incelenmeden, ihtiyati haciz kararı verilebilir. İhtiyati haciz kararı için yaklaşık ispat yeterli olup, borçlunun gerçekten borçlu olup olmadığı hususları ihtiyati hacze itiraz halinde incelenir. İhtiyati haciz taleplerinde alacağın varlığının kesin bir şekilde ispatı gerekmediği gibi bu husus İİK.nun 265. Maddesi çerçevesinde yapılacak itirazlar veya açılacak davalarda değerlendirilmelidir. Asıl borçlunun ifada gecikmesi, kendisine yapılan ihtarın sonuçsuz kalması halinde, kefile müracaat edebilme koşulu da gerçekleşmişse (TBK.nun 586/1 md.) ihtiyati haciz talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.
İİK.nun 50/1 maddesi hükmü gereğince para veya teminat borcu için takip hususunda HMK.nun yetkiye dair hükümleri (HMK 5-9;447/II) kıyas yolu ile tatbik olunur. Şu kadar ki, takibe esas olan akdin yapıldığı icra dairesi de takibe yetkilidir. (HMK. 10.mad.)
İİK.nun 258/1 maddesinde; ihtiyati hacze 50. Maddeye göre yetkili mahkeme tarafından karar verilir. “Alacaklı alacağı ve icabında haciz sebepleri hakkında mahkemeye kanaat getirecek deliller göstermeye mecburdur” hükmü düzenlenmiştir. İhtiyati hacizde yetki, kamu düzeninden ve kesin yetki hallerinden değildir. Dolayısıyla, ihtiyati haciz talep edilen mahkemece resen gözetilemez. Mahkemenin deliller üzerinde yapacağı incelemede ileri sürülen vakıalardan ve sunulan belgelerden alacağın varlığının ihtimal dahilinde olduğu kanaatine varılması halinde talep kabul edilmelidir. İhtiyati hacze karar verilebilmesi için alacağın varlığını muayyen bir ihtimal dahilinde gösteren vakıaların ispatı yeterli olup , bir alacak davasında olduğu gibi geçerli delillerle kanıtlanması gerekmez. İİK.nun 257/1 fıkrasına göre, ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için borcun vadesinin gelmiş olması, diğer bir anlatımla muaccel olması yeterlidir. TBK.nun 90. Maddesine göre, ifa zamanı taraflarca kararlaştırılmadıkça veya hukuki ilişkinin özelliğinden anlaşılmadıkça her borç, doğumu anında muaccel olur. Buna göre muacceliyet, alacaklının alacağını talep etme yetkisini ifade etmekte olup, kural olarak her borç doğduğu anda muacceldir. TBK.nun 117/1 fıkrası gereğince, muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. Dolayısıyla ihtar, borcun muacceliyeti için gerekli olup, İİK.nun 257. Maddesine göre ihtiyati haciz kararı verilmesi için borçlunun temerrüde düşürülmesi aranmamaktadır. İİK.nun 265. Maddesinde “Borçlu kendisi dinlenmeden verilen ihtiyati haczin dayandığı sebeplere, mahkemenin yetkisine ve teminata karşı, huzuruyla yapılan hacizlerde haczin tatbiki, aksi halde haciz tutanağının kendisine tebliği tarihinden itibaren 7 gün içinde mahkemeye müracaatla itiraz edebilir.
265/3 fıkrasında; Mahkeme gösterilen sebeplere hasren tahkikat yaparak itirazı kabul veya reddeder.
İtiraz eden, dilekçesine istinat ettiği bütün belgeleri bağlamaya mecburdur. Mahkeme, itiraz üzerine iki tarafı davet edip gelenleri dinledikten sonra, itirazı varit görürse kararını değiştirebilir veya kaldırabilir.
Şu kadar ki, iki taraf da gelmezse evrak üzerinde inceleme yapılarak karar verilir.
İtiraz üzerine verilen karara karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Bölge Adliye Mahkemesi bu başvuruyu öncelikle inceler ve verdiği karar kesindir. “İstinaf yoluna başvuru, ihtiyati haciz kararının uygulanmasını durdurmaz.” düzenlemesine yer verilmiştir. İhtiyati haciz ile ilgili karara karşı, direnme yoluna gidilemez. İİK.nun 266. Maddesinde ihtiyati haczin kaldırılması müessesesi düzenlenmiş olup, bu madde hükmüne göre; “Borçlu, para veya mahkemece kabul edilecek rehin veya esham yahut tahvilat depo etmek veya taşınmaz rehin yahut muteber bir banka kefaleti göstermek şartı ile ihtiyati haczin kaldırılmasını mahkemeden isteyebilir. Takibe başlandıktan sonra bu yetki, icra mahkemesine geçer”hükmünü içermektedir.
Yukarıda yapılan genel açıklamalar doğrultusunda; talep eden banka ile müteveffa K1 arasında konut kredisi sözleşmesi yapıldığı ve bu kapsamda K1’e talep eden banka tarafından 400.000,00 TL kredi kullandırıldığı, K1’in vefatı sonrasında kredi taksitlerinin ödenmemesi nedeniyle mirasçılarına ihtarname gönderildiği, akabinde Adana 3.İcra Müdürlüğünün 2018/1380 Esas sayılı dosyası ile ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile icra takibi başlatıldığı, ayrıca Adana 3.İcra Müdürlüğünün 2018/1550 esas sayılı dosyası ile mirasçılar hakkında ilamsız icra takibi başlatıldığı ve bu dosya kapsamında yerel mahkemeden ihtiyati haciz talep edildiği, mahkemece talebin kabulüne karar verilerek yukarıda yazıldığı gibi, aleyhine ihtiyati haciz talep edilenler hakkında ihtiyati haciz kararı verildiği, bu karara karşı K2 tarafından itiraz edilmesi neticesinde itiraz edenin müteselsil kefil olduğu gerekçesi ile talebin reddedildiği anlaşılmaktadır.
6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesinin 6. fıkrası “Tüketici işlemlerinde, tüketicinin edimlerine karşılık olarak alınan şahsi teminatlar, her ne isim altında olursa olsun adi kefalet sayılır. ” düzenlemesini içermektedir.
TBK.’nun 585.maddesi uyarınca ise adi kefalette alacaklı, borçluya başvurmadıkça, kefili takip edemez. Ancak, borçlu aleyhine yapılan takibin sonucunda kesin aciz belgesi alması, borçlu aleyhine Türkiye’de takibatın imkânsız hâle gelmesi veya önemli ölçüde güçleşmesi, borçlunun iflasına karar verilmesi ya da borçluya konkordato mehli verilmiş olması koşullarından birinin varlığı halinde doğrudan doğruya kefile başvurabilir:
Somut olayda, takip konusunun tüketici kredisi olduğu ve istinaf edenin söz konusu kredi sözleşmesinin kefili aynı zamanda asıl borçlunun vefatı nedeniyle mirasçı olduğu, takibin asıl borçlunun mirasçıları ile beraber istinaf eden mirasçı- kefil hakkında başlatıldığı görülmüştür.
Konut kredi sözleşmesinin incelenmesinde Adana İli, A1 İlçesi, 6179 Ada 4 parsel, 5 bağımsız bölüm numaralı taşınmaz kaydına ipotek konulduğu, yine sözleşmenin 17.1.maddesinde kullanılan krediden dolayı borçlunun hayat sigortası yaptırmaya zorunlu tutulduğu, vefatı halinde sigorta şirketine ödenecek tazminattan bankaya doğmuş veya dolacak asalet/kefalet borçlarının mahsup edileceği hükmünün bulunduğu anlaşılmaktadır.
Bu durumda, davacı banka tarafından Adana 3.İcra Müdürlüğünün 2018/1380 Esas sayılı dosyası ile ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile başlatılan icra takibinin sonunda, taşınmazın satış bedelinin borca yetip yetmeyeceği henüz belli olmadığı gibi, borçlunun hayat sigortası yaptırıp yaptırmadığı, yaptırmışsa kredi borcunun sigorta kapsamında tahsil edilip edilmediği de anlaşılamamaktadır.
Dolayısıyla, tüm dosya kapsamına göre, İİK 257 vd. Maddelerinde düzenlenen ihtiyati haciz için gerekli şartların oluşmadığı, aleyhine ihtiyati haciz kararı verilenin istinaf talebi yerinde olduğundan;
Bu nedenlerle; istinaf başvurusunun kabulü ile yerel mahkemenin ihtiyati hacze itirazın reddi kararı ile bu kapsamda ihtiyati haciz kararının HMK’nın 353/1-b-2 maddesi gereğince kaldırılarak, yeniden aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM :
1-Karşı taraf/borçlu K2 vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE,
2-Adana 2. Tüketici Mahkemesi’nin 09/03/2018 tarih 2018/3 D.İş Esas 2018/3 Karar sayılı (ihtiyati haciz kararının kaldırılması talebinin reddine dair) ek kararının,HMK’nın 353-1-b-2 maddesi gereğince KALDIRILMASINA, yeniden esas hakkında aşağıdaki kararın verilmesine;
3-Yerel Mahkemenin 19/02/2018 tarihli (ihtiyati haciz konulmasına) dair kararının da kaldırılmasına,
4-Kararın tebliği , konulan hacizin kaldırılması için icra müdürlüğüne müzekkere yazılması vb. işlemlerinin, 6100 Sayılı HMK’nın 359/3 md. uyarınca ilk derece mahkemesi tarafından yerine getirilmesine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, geçici hukuki korumalar hakkında karar verilmesi nedeni ile HMK.’nın 362/1-f maddesi ve İİK.’nun 265/son maddesi gereğince KESİN olarak 31/05/2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe