Adana BAM, 8. HD., E. 2018/2364 K. 2019/762 T. 4.4.2019

İlgili TBK madde: TBK Madde 155

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :

Davacı vekilinin vermiş olduğu dava dilekçede; davacının 22.08.2001-31.08.2010 tarihleri arasında Toroslar Belediyesinin değişen alt işverenleri nezdinde kesintisiz olarak çalıştığını, davacının çalıştığı son alt işveren olduğunu, iş yasasına göre davalılar arasında alt-üst işveren ilişkisi bulunduğunu, yaşlılık aylığı almaya hak kazandığı için iş sözleşmesini 31.08.2010 tarihinde feshettiğini, fesih tarihinden sonra brüt maaş üzerinden hesaplanması gerektiğini, yıllık izin kullanmadığını, ücretini de almadığını, alacak ve tazminatlarının ödenmediğini iddia alacak ve tazminatların davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı belediye vekilinin vermiş cevap dilekçesinde; yıllık izin ücret alacağının zamanaşımına uğradığını, davacının belediyenin hizmet ihalesini kazanan şirkette çalıştığını, alacaklarını öncelikle işçi olarak çalışmış olduğu yüklenici şirketten talep etmesi gerektiğini, davacının kendi isteğiyle işten (istifaen) ayrıldığını, haksız ve yasal dayanaktan yoksun davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Davalı şirket vekilinin cevap dilekçesinde; davacının kendi isteği ile işten ayrıldığını, yıllık ve haftalık resmi tatillerini kullandığını, fazla mesai ve normal ücretinin tamamını aldığını haksız ve yasal dayanaktan yoksun davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :

İlk Derece Mahkemesince; ”1-Davacının davasının KISMEN KABUL KISMEN REDDİNE,

a)6.813,23 TL net kıdem tazminatının fesih tarihi olan 31.08.2010 tarihinden itibaren mevduata uygulanacak en yüksek faiz oranı ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,

b)100,00 TL net yıllık izin ücretinin dava tarihi olan 14.02.2017 tarihinden itibaren yasal faiz oranını geçmemek üzere mevduata uygulanacak en yüksek faiz oranı ile birlikte davalı F1 Temizlik…ŞTİ’den alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,… ”şeklinde karar vermiştir.

İ
STİNAF YOLUNA BAŞVURAN ve İSTİNAF SEBEPLERİ:

Davacı vekili istinaf dilekçesinde;

F1 Temizlik Şirketinin cevap dilekçesi sunduğu dosya kapsamında mevcut olduğunu, cevap dilekçesinde zamanaşımı defi ile sürmeyen tarafın sonradan zamanaşımı defi ile sürmesi davacının açık muvafakatine bağlı olduğunu, 6100 sayılı HMK maddesi 141/2 uyarınca açık muvafakatimizle ancak zamanaşımı defi gözetilmesi ve dikkate alınması gerektiğini, açık muvafakatimiz olmadan ıslah dilekçesinden sonra yapılan zamanaşımı defi ileri sürülmesi ve zamanaşımı sebebi ile fazlaya ilişkin saklı tutulan meblağın red edilmesi hukuka aykırı olduğunu, bu yönü ile yerel mahkeme kararının bozulması gerektiğini, davalarının yıllık izin taleplerinin kabulü sebebi ile karşı vekalet ücretinin hükmedilmemesi gerektiğini belirterek, yerel mahkemenin vermiş olduğu kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı F1 Temizlik İnş. Medikal Otomotiv Gıda Tekstil Dekarasyon Taah. Tic. Ve Sanayi Ltd. Şti. vekilinin istinaf dilekçesinde;
”Yukarıda dosya numarası belirtilen dava kapsamında yerel mahkemece “davacının davasının kısmen kabul kısmen reddine, 6.813,23 TL net kıdem tazminatının fesih tarihi olan 31.08.2010 tarihinden itibaren mevduata uygulanacak en yüksek faiz oranı ile birlikte davalılardan alınarak müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, 100,00 TL net yıllık izin ücretinin dava tarihi olan 14.02.2017 tarihinden itibaren yasal faiz oranını geçmemek üzere mevduata uygulanacak en yüksek faiz ile birlikte davalı F1 Temizlik…. Şti’den alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin taleplerin reddine” karar verilmiştir.

Ancak verilen işbu karar hukuka aykırı olup bozularak davanın reddine karar verilmesi gerekmektedir. Şöyle ki;

1-İşbu dava belirsiz alacak davası olarak açılmıştır. Önemle belirtmek gerekir ki; kıdem tazminatı ve yıllık izin ücret alacağına ilişkin işbu dava, dava dilekçesinde görüleceği üzere 6100 sayılı HMK 107. Maddesine dayanılarak açılmıştır. Ayrıca yargılama sırasında alınan bilirkişi raporuna göre alacak miktarının arttırılması talepli dilekçesinde ise “Belirsiz alacak davası açtığımızdan bilirkişi raporu ile belirlenen toplam meblağ için eksik harcın ikmalini” diyerek taleplerini arttırdığını belirterek davasının açıkça belirsiz alacak davası olduğunu beyan etmiştir. İşbu dava, davacınında açıkça beyan ettiği üzere belirsiz alacak davasıdır. Bu nedenle işbu davanın kısmi dava olarak değerlendirilmesi hukuka aykırı olacaktır.

İşçi alacağına ilişkin Emsal Yargıtay kararı da şu şekildedir: T.C YARGITAY Hukuk Genel Kurulu Esas: 2015/ 22-1078 Karar: 2016 / 1010 Karar Tarihi: 02.11.2016
Özet: Davacı vekili yargılama sırasında alınan bilirkişi raporuna göre alacak miktarının artırılması talepli dilekçesinde ise “belirsiz alacak davasındaki” taleplerini artırdığını belirterek davasının belirsiz alacak davası olduğunu açıkça beyan etmiştir. Davacı vekilinin talebinin açıkça belirsiz alacak davası olduğu halde mahkemece davanın kısmi dava kabul edilerek karar verilmesi doğru değildir. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

2-Kıdem tazminatı ile yıllık izin ücret alacağı belirlenebilir alacaklar olduğundan hukuki yarar yokluğundan davanın usulden reddi gerekmektedir. Davacı tarafından dava dilekçesinde işçinin brüt maaşının 760,50 TL olduğu 22.08.2001-31.08.2010 tarihleri arasında çalıştığı belirtilmiştir. Bilirkişi raporuna bakıldığında da ücretin 760,50 TL, hizmet süresinin de 22.08.2001-31.08.2010 tarihleri arasında olduğu tespit edilmiştir. Ücret konusunda herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Yine davacının SGK kayıtlarına göre hizmet süresi hesaplanmış ve bu konuda da herhangi bir ihtilaf söz konusu değildir. Buna göre, davacı ücret ve hizmet süresine göre kendisine ödenmesi gereken kıdem tazminatı ve yıllık izinli ücret alacağını belirleyebilecek durumdadır.

İşbu nedenlerle dava konusu kıdem tazminatı ve yıllık izinli ücret alacağı belirlenebilir nitelikte olduğundan belirsiz alacak davası olarak açılan işbu davanın hukuki yarar yokluğu sebebiyle usulden reddi gerekmektedir. Emsal Yargıtay kararı da bu yöndedir:

T.C Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas: 2015/ 314 Karar: 2018 / 665 Karar Tarihi: 04.04.2018…Davacı, iş sözleşmesinin haksız ve tek taraflı feshedilmesine karşın kıdem ve ihbar tazminatı ile işçilik alacaklarının ödenmediğini davanın belirsiz alacak davası olduğunu belirterek, kıdem ve ihbar tazminatı ile bir kısım işçilik alacaklarının hüküm altına alınmasını İstemiştir.

Somut olay bakımından davacının, alacağının miktar ve değerini belirleyebilmesi için elinde bulunması gerekli bilgi ve belgelere sahip olmaması, bu belgelere dava açma hazırlığı döneminde ulaşmasının da mümkün olmaması ve alacağının miktarının belirlenmesinin karşı tarafın elinde bulunan bilgi ve belgelerin sunulmasıyla mümkün hâle geleceği bir durum söz konusu değildir. Diğer taraftan davacının hizmet süresi konusunda da taraflar arasında ihtilaf bulunmamaktadır. Buna göre, davacı iddia ettiği ücrete ve hizmet süresine göre kendisine ödenmesi gereken kıdem ve ihbar tazminatı alacaklarını, kıdemine göre hak kazandığı ve varsa kullandığı yıllık izin süresine göre yıllık izin ücreti alacağını belirleyebilecek durumdadır. Şu hâlde, davacının alacaklarını hesaplayabilmesi noktasında objektif veya subjektif imkânsızlıktan bahsedilemez.

Tüm bu açıklamalar karşısında, dava konusu kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık izin ücreti alacağının belirlenebilir nitelikte olduğu anlaşılmakla, hukuki yarar yokluğu sebebiyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerekmektedir.

3-Hukuken geçerli olan ibraname, mahkemece değerlendirilmeden karar verilmiştir. Davacı tarafından Mersin 6.Noterliği 20756 yev. Numaralı 31/08/2010 tarihinde her tülü ücret hak ve alacaklarını aldığına ilişkin olarak ibraname verilmiştir.

Söz konusu ibraname, 01.07.2012 tarihine kadar yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu çerçevesinde hukuka uygundur. Davacı tarafından mevcut ibranamedeki imzası inkar edilmemiş, ibraname çalışırken alınmamıştır. Yine irade fesadı da söz konusu değildir. Davacının irade fesadına karşı bir iddiası olması halinde 818 sayılı Borçlar Kanununun 31. Maddesine göre 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde ileri sürmesi gerekmektedir. Ancak davacı tarafından irade fesadına yönelik açılmış bir dava bulunmamakla birlikte dosya kapsamında böyle bir iddiası da bulunmamaktadır. Davacının söz konusu ibraname çerçevesinde müvekkil şirketten herhangi hak ve alacağı bulunmamaktadır.

Emsal Yargıtay Kararları da bu yöndedir: T.C YARGITAY 9.Hukuk Dairesi Esas: 2015/ 14529 Karar: 2017 / 17218 Karar Tarihi: 01.11.2017
Dava: Davacı, fazla mesai ücreti, hafta tatili ücreti ile genel tatil ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

2-Taraflar arasında düzenlenen ibranamenin geçerliliği konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.

Türk Hukukunda ibra sözleşmesi 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş olup, kabul edilen Yasanın 132 inci maddesinde “Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir” şeklinde kurala yer verilmiştir.

İş ilişkisinde borcun ibra yoluyla sona ermesi ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 420 inci maddesinde öngörülmüştür. Sözü edilen hükme göre, işçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür. Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması gerekir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 420 inci maddesinde, iş sözleşmesinin sona ermesinden itibaren bir ay içinde yapılan ibra sözleşmelerine geçerlilik tanınmayacağı bildirilmiştir. Aynı maddede, alacağın bir kısmının ödenmesi şartına bağlı ibra sözleşmelerinin (ivazlı ibra), ancak ödemenin banka kanalıyla yapılmış olması halinde geçerli olacağı öngörülmüştür. 4857 sayılı İş Kanununun 19 uncu maddesinde, feshe itiraz bakımından bir aylık hak düşürücü süre öngörülmüş olmakla, feshi izleyen bir ay içinde işçinin işe iade davası açma hakkı bulunmaktadır. Bu noktada feshi izleyen bir aylık süre, işçinin eski işine dönüp dönmeyeceğinin tespiti bakımından önemlidir. O halde feshi izleyen bir aylık sürede işverenin olası baskılarını azaltmak, iş güvencesinin sağlanması için de gereklidir. Geçerli ve haklı neden iddialarına dayanan fesihlerde dahi ibraname düzenlenmesi için feshi izleyen bir aylık sürenin beklenmesi gerekir. Bir aylık bekleme süresi kısmi ibra açısından işçinin bir kısım işçilik alacaklarının ödenmesinin bir ay süreyle gecikmesi anlamına gelse de temelde işçi yararına bir durumdur. Hemen belirtelim ki bir aylık bekleme süresi ibra sözleşmelerinin düzenlenme zamanı ile ilgili olup ifayı ilgilendiren bir durum değildir. Başka bir anlatımla işçinin fesih ile muaccel hale gelen kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve izin ücreti gibi haklarının ödeme tarihi bir ay süreyle ertelenmiş değildir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun değinilen maddesinde, işverence yapılacak olan ödemelerin banka yoluyla yapılması zorunluluğunun getirilmesi, ibranamenin geçerliliği noktasında sonuca etkilidir. Ancak banka dışı yollarla yapılan ödemelerde de borç ibra yerine tamamen veya kısmen ifa yoluyla sona ermiş olur.

Sözü edilen yasal düzenleme, sadece işçinin alacaklı olduğu durumlar için işçi yararına kısıtlamalar öngörmektedir. İşverenin cezai şart ve eğitim gideri talep ettiği yine işçinin vermiş olduğu zararın tazminine dair uygulamalarda ve hatta sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde işçinin işverene borçlu olduğu durumlarda, taraflar, herhangi bir sınırlamaya tabi olmaksızın işçinin borçlarını ibra yoluyla sona erdirebilirler.

Değinilen maddenin ikinci ve üçüncü fıkra hükümleri, destekten yoksun kalanlar ile işçinin diğer yakınlarının isteyebilecekleri tazminat ve alacaklar dâhil, hizmet sözleşmesinden doğan bütün haklar yönünden uygulanır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden sonra düzenlenen ibra sözleşmeleri için yasal koşulların varlığı aranmalıdır. Ancak 6098 sayılı Borçlar Kanununun yürürlükte olmadığı dönemde imzalanan ibranamenin geçerliliği sorunu, Dairemizin konuyla ilgili ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmelidir. İbranamenin feshi izleyen bir aylık süre içinde düzenlenmesi ve ödemelerin banka kanalıyla yapılmamış oluşu 01.07.2012 tarihinden önce düzenlenen ibra sözleşmeleri için geçersizlik sonucu doğurmaz.

İşçi ve işveren arasında işverenin borçlarının sona erdirilmesine yönelik olarak Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlülüğü öncesinde yapılan ibra sözleşmeleri yönünden geçersizlik sorunu aşağıdaki ilkeler dahilinde değerlendirilmelidir:

a)-Dairemizin kökleşmiş içtihatları çerçevesinde, iş ilişkisi devam ederken düzenlenen ibra sözleşmeleri geçersizdir. İşçi bu dönemde tamamen işverene bağımlı durumdadır ve iş güvencesi hükümlerine rağmen iş ilişkisinin devamını sağlamak veya bir kısım işçilik alacaklarına bir an önce kavuşabilmek için iradesi dışında ibra sözleşmesi imzalamaya yönelmesi mümkün olup, Dairemizin kararlılık kazanmış uygulaması bu yöndedir (Yargıtay 9.HD. 15.10.2010 gün, 2008/41165 E, 2010/29240 K.).

b)-İbranamenin tarih içermemesi ve içeriğinden de fesih tarihinden sonra düzenlendiğinin açıkça anlaşılamaması durumunda ibranameye değer verilemez (Yargıtay 9.HD. 5.11.2010 gün, 2008/37441 E, 2010/31943 K).

c)-İbranamenin geçerli olup olmadığı 01.07.2012 tarihine kadar yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanununun irade fesadını düzenleyen 23-31. maddeleri yönünden de değerlendirilmelidir. İbra sözleşmesi yapılırken taraflardan birinin esaslı hataya düşmesi, diğer tarafın veya üçüncü şahsın hile ya da korkutmasıyla karşılaşması halinde, ibra iradesinden söz edilemez.

Öte yandan 818 sayılı Borçlar Kanununun 21 inci maddesinde sözü edilen aşırı yararlanma (gabin) ölçütünün de ibra sözleşmelerinin geçerliliği noktasında değerlendirilmesi gerekir.

İbranamedeki irade fesadı hallerinin, 818 sayılı Borçlar Kanununun 31 inci maddesinde öngörülen bir yıllık hak düşürücü süre içinde ileri sürülmesi gerekir (Yargıtay 9.HD. 26.10.2010 gün, 2009/27121 E, 2010/30468 K). Ancak, işe girerken alınan matbu nitelikteki ibranameler bakımından iş ilişkisinin devam ettiği süre içinde bir yıllık süre işlemez.

d)-İbra sözleşmesi, varlığı tartışmasız olan bir borcun sona erdirilmesine dair bir yol olmakla, varlığı şüpheli ya da tartışmalı olan borçların ibra yoluyla sona ermesi mümkün değildir. Bu nedenle, işçinin hak kazanmadığı ileri sürülen bir borcun ibraya konu olması düşünülemez. Savunma ve işverenin diğer kayıtları ile çelişen ibra sözleşmelerinin geçersiz olduğu kabul edilmelidir (Yargıtay 9.HD. 4.11.2010 gün 2008/37372 E, 2010/31566 K).

e)-Miktar içeren ibra sözleşmelerinde ise, alacağın tamamen ödenmiş olması durumunda borç ifa yoluyla sona ermiş olur. Buna karşın kısmi ödeme hallerinde, Dairemizin kökleşmiş içtihatlarında ibraya değer verilmemekte ve yapılan ödemenin makbuz hükmünde olduğu kabul edilmektedir (Yargıtay 9.HD 21.10.2010 gün 2008/40992 E, 2010/39123 K.). Miktar içeren ibranamenin çalışırken alınmış olması makbuz etkisini ortadan kaldırmaz (Yargıtay 9.HD. 24.6.2010 gün 2008/33748 E, 2010/20389 K.).

f)-Miktar içermeyen ibra sözleşmelerinde ise, geçerlilik sorunu titizlikle ele alınmalıdır. İrade fesadı denetimi yapılmalı ve somut olayın özelliklerine göre ibranamenin geçerliliği konusunda çözümler aranmalıdır (Yargıtay 9.HD. 27.06.2008 gün 2007/23861 E, 2008/17735 K.). Fesihten sonra düzenlenen ve alacak kalemlerinin tek tek sayıldığı ibranamede, irade fesadı haller ileri sürülüp kanıtlanmadığı sürece ibra iradesi geçerli sayılmalıdır (Yargıtay HGK. 21.10.2009 gün, 2009/396 E, 2009/441 K).

g)-Yine, işçinin ibranamede yasal haklarını saklı tuttuğuna dair ihtirazi kayda yer vermesi ibra iradesinin bulunmadığını gösterir (Yargıtay 9.HD. 4.11.2010 gün 2008/40032 E, 2010/31666 K).

h)-İbranamede yer almayan işçilik alacakları bakımından, borcun sona erdiği söylenemez. İbranamede yer alan işçilik alacaklarının bir kısmı yönünden savunma ile çelişkinin varlığı ibranameyi bütünüyle geçersiz kılmaz. Savunma ile çelişmeyen kısımlar yönünden ibra iradesine değer verilmelidir (Yargıtay 9.HD. 24.6.2010 gün, 2008/33597 E, 2010/20380 K). Başka bir anlatımla, bu gibi durumlarda ibranamenin bölünebilir etkisinden söz edilebilir. Bir ibraname bazı alacaklar bakımından makbuz hükmünde sayılırken, bazı işçilik hak ve alacakları bakımından ise çelişki sebebiyle geçersizlikten söz edilebilir. Aynı ibranamede çelişki bulunmayan ve miktar içermeyen kalemler bakımından ise borç ibra yoluyla sona ermiş sayılabilir.

İbraname savunması, hakkı ortadan kaldırabilecek itiraz niteliğinde olmakla yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilir (Yargıtay HGK. 27.1.2010 gün 2009/9-586 E, 2010/31 K. ; Yargıtay 9.HD. 13.7.2010 gün, 2008/33764 E, 2010/23201 K.).

Somut uyuşmazlıkta; dosyada mevcut imzası inkar edilmemiş ibraname 04.08.2009 tarihli olup, 818 Sayılı Eski Borçlar Kanununun yürürlükte olduğu döneme aittir. Yukarıdaki ilke kararında da açıklandığı üzere ibraname çalışırken alınmamış, savunma ile çelişmiyor ve irade fesadı ile malul değilse verildiği tarih itibariyle geçerlidir. Söz konusu ibraname bu yönüyle incelendiğinde diğer hususlarla birlikte “hafta ve genel tatil günlerine ait ücretlerimi ayrıca yapmış olduğum fazla mesai ücretlerimi eksiksiz olarak aldım.” ibaresini içermekte olup, işveren temsilcisinin 20.12.2011 tarihli oturumda “ben fazla mesai ve hafta sonu ücretlerini ödedim, bayramlarda da kısmen izin verdim.” şeklindeki savunması ibraname ile çelişki içermemektedir. İbranamede davacı işçi söz konusu alacaklarını aldığını belirtmekte, duruşmada dinlenen işveren temsilcisi de aynı borçları ödediğini savunmaktadır. Sadece ulusal bayram ve genel tatil ücreti yönünden kısmen çalışmadan söz edilse de, çalışılan ulusal bayram ve genel tatil bakımından yine bir ödemenin varlığı söz konusudur. Varolmayan bir borç için ibradan söz edilemeyeceği kuralı da davalı tarafın “ödedim” şeklindeki savunması için değil, “fazla mesai, ulusal bayram ve genel tatil ile hafta tatilinde çalışılmadı”savunması için geçerli olabilir ki, somut olayda böyle bir savunma da yoktur. İbraname ile savunmanın çelişmemesi ve ibranamenin geçerlilik bakımından yukarıda söz edilen diğer unsurları da taşıması karşısında ibranameye değer verilerek davacının fazla mesai, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil alacaklarının reddi yerine kabulü hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.

Dosya kapsamında hukuken geçerli olan ibranamenin mahkemece değerledirilmeden karar verilmesi hatalı olup ibranamenin değerledirilerek davanın reddine karar verilmesi gerekmektedir.

4-Mahkemece uygulanan faiz oran ve faiz başlangıcı hatalıdır. Yerel mahkemece kabulüne karar verilen kıdem tazminatı için fesih tarihinden itibaren mevduata uygun en yüksek faiz uygulanmasına karar verilmişse de bu karar hatalıdır.

Davacı tarafından sosyal hak ve alacaklarına yönelik olarak istemlerini öncelikle diğer davalı kurumdan talep etmesi gerekmektedir. 6552 sayılı kanunun 8.maddesiyle 4857 sayılı kanunun 112.maddesine 25/10/2014 tarih 29156 sayılı resmi gazete ilanıyla yeni düzenlemeler yapılarak fıkralar eklenmiş ve bu kapsamda; 04/01/2002 tarih ve 4734 sayılı kamu ihale kanunun 62.maddesinin 1.fıkrasının e bendi kapsamında alt işverenler tarafından çalıştırılan işçilerin kıdem tazminatlarının ilgili kamu kurum ve kuruluşu tarafından işçinin banka hesabına yatırılmak suretiyle ödeneceği hükmü getirilmiştir. Bu kapsamda davacının kıdem tazminatı ödemeleri diğer davalı kurum tarafından yapılmalıdır.

Ayrıca ve önemle belirtmek gerekir ki; davacı tarafından diğer davalı kuruma kıdem tazminatının ödenmesi için başvurması gerekmekteyken davacı kötüniyetli davranarak dava açmıştır. Halbuki kuruma başvuruda bulunması halinde ilgili ödeme kurum tarafından yapılacaktır. Bu nedenle kıdem tazminatına fesih tarihinden itibaren faiz uygulanması hatalı olup dava tarihinden itibaren faiz uygulanması gerekmektedir.

Yine belirtmek gerekir ki; emeklilik nedeni ile iş akdi sonlanmış olan davacının, SGK kurumundan alacağı belgeyi davalı müvekkil şirkete ibraz etmiş olduğu tarihten itibaren faiz istenebilir. Eğer ki davacı böyle bir belge ibraz etmemişse dava tarihi esas alınmalıdır.

Yargıtay 9. HD. 27.05.2002 tarih, E.2002/9519 ve K.2002/9076 sayılı kararı. Yine, bir başka kararında; emeklilik halinde kıdem tazminatına hak kazanabilmesi için işçinin bağlı bulunduğu sigorta kuruluşundan toptan ödemeye ya da yaşlılık aylığına hak kazandığına dair bir belgeyi işverene ibraz etmesi gerektiği, faiz başlangıcının da emekliliğin belgelendirildiği tarih olduğu, bu tarihteki faiz oranının dikkate alınması gerektiği hususlarına hükmettiği görülmektedir.

Yargıtay. 9. HD. 23.06.2004 tarih, E.2004/2845 ve K.2004/15570 sayılı kararı. Yine, bir başka kararında; kıdem tazminatına ilişkin gecikme faizi başlangıç tarihinin emeklilik nedeniyle ayrılan bir işçi için, yaşlılık aylığına hak kazandığına dair Sosyal Sigortalar Kurumu’ndan alacağı belgeyi işverene ibraz ettiği tarih olduğu, eğer işçi böyle bir belgeyi ibraz etmemişse dava tarihinin faiz başlangıç tarihi olarak kabul edileceğine hükmettiği görülmektedir.

4- Davacı tarafından verilmiş olan istinaf dilekçesinde, cevap dilekçesinde zamanaşımı definde bulunmadığımız, ıslaha karşı ileri sürülen zamanaşımı define yönelik olarak da açık muvafakatinin olması gerektiği iddia edilmiştir. Davacının bu iddiası yersizdir. Davacı tarafından emsal gösterilmiş Yargıtay Kararı da haklılığımızı ortaya koymaktadır. İlgili Yargıtay kararında da görüleceği üzere ileri sürdüğümüz zamanaşımı definin değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. T.C Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas: 2015/ 3555 Karar: 2018 / 184 Karar Tarihi: 07.02.2018

2-Taraflar arasında, işçilik alacaklarının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
……Dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması durumunda, 1086 sayılı HUMK hükümlerinin uygulandığı dönemde, ıslah dilekçesinin tebliğini izleyen ilk oturuma kadar ya da ilk oturumda yapılan zamanaşımı defi de ıslaha konu alacaklar yönünden hüküm ifade eder. Ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamada, 317/2 ve 319. maddeler uyarınca ıslah dilekçesinin davalı tarafa tebliği üzerine iki haftalık süre içinde ıslaha konu kısımlar için zamanaşımı definde bulunulabileceği kabul edilmelidir.

Cevap dilekçesinde zamanaşımı defi ileri sürülmemiş ya da süresi içince cevap dilekçesi verilmemişse ilerleyen aşamalarda 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 141/2 maddesi uyarınca zamanaşımı defi davacının açık muvafakati ile yapılabilir.
1086 sayılı HUMK yürürlükte iken süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı define davacı taraf süre yönünden hemen ve açıkça karşı çıkmamışsa (suskun kalınmışsa) zamanaşımı defi geçerli sayılmakta iken, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun uygulandığı dönemde süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı definin geçerli sayılabilmesi için davacının açıkça muvafakat etmesi gerekir. Başka bir anlatımla 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamalar bakımından süre geçtikten sonra ileri sürülen zamanaşımı define davacı taraf muvafakat etmez ise zamanaşımı defi dikkate alınmaz.

Zamanaşımı definin cevap dilekçesinin ıslahı yoluyla ileri sürülmesi de mümkündür (Yargıtay HGK. 04.06.2011 gün, 2010/ 9-629 E. 2011/ 70. K.).

Somut olayda davacı, bilirkişi raporu doğrultusunda talebini ıslah etmiş, davalı vekili ıslahtan sonra yöntemince zamanaşımı def’inde bulunmuştur.

Mahkemece, davalının zamanaşımı def’inin değerlendirilmemesi hatalıdır.

Sonuç ve istem: Yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle; icranın tehrine, Mersin 4.İş Mahkemesi 2017/78E. 2018/303K. Sayılı ilamının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılarak davanın reddine karar verilmesini arz ve talep ederim.” şeklindedir.

Davalı Toroslar Belediyesi vekilinin istinaf dilekçesinde
; zamanaşımı ve husumet itirazlarının ilk derece mahkemesince değerlendirilmediğini bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, davacı kendi isteğiyle istifa ederek işten ayrılmış olduğunu, kıdem tazminatına hak kazanamadığını, işten ayrılış bildirgesine bakıldığında davacının isten ayrılış nedeni kodu 03-Belirsiz süreli iş sözleşmesinin işçi tarafından feshi olarak bildirildiğini, Mersin 6. Noterliğinin 31/08/2010 tarih ve 20756 sayılı yevmiyesine kayıtlanan “ibraname” ile anılan çalışan kendi isteği ile işten ayrıldığını, çalışan sürelere dair işveren şirketten tahakkuk eden her türlü ücretini aldığını, yıllık ve haftalık resmi tatillerini kullandığını, fazla mesai ile normal mesai ücretini tamamını aldığını, adı geçen şirketten hiçbir hak ve alacağının kalmadığını beyan ettiğini, söz konusu ibraname ile kıdem tazminatına hak vermeyecek şekilde istifa ile kıdem tazminatından yoksun kalan işçinin işveren şirketi ibra ettiği düşünüldüğünde aynı kalemden asıl işveren sıfatıyla aleyhine hüküm tesis edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, ayrıca ibraname hususunda Noterlik Kanunu “Tutanağın okunması” başlıklı 86. Maddesine göre; ilgilinin gerçek isteği hakkındaki beyanı kendisine verilir, ilgili tutanağı okuduktan sonra içindekiler isteğine uygunsa tutanağı imzalar denilmekte olup ibranamenin emeklilik işlemleri ile ilgili olmadığı herkesçe anlaşılabilir nitelikte olduğunu, 6100 sayılı HMK’nın İlamların ve Resmi Senetlerin İspat Gücü madde başlıklı 204. Maddesi de ispat hukuku bakımından noter orijinli belgelere kesin delil niteliği tanıdığını, tüm bu açıklamalar ışığında davacının resmi senede bağlanan ibranamesinin sahteliği ispat olunmadıkça metninde geçen ilişki bakımından kesin delil teşkil edeceği, bu dava bağlamında davalı şirketin ve dolayısıyla asıl işveren sıfatıyla idaremizin işçiye iş akdinden kaynaklanan herhangi bir borcu olmadığının açık olduğunu, mahkemece ibtaname geçerliliği hususunda ileri sürdükleri sebepler dikkate alınmadan ve karar gerekçesinde bu husus tartışılmadan hatalı ve eksik değerlendirme yapıldığını belirterek, yerel mahkemenin vermiş olduğu kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE:

Dairemizce istinaf incelemesi HMK.nun 355. maddesi gereğince istinaf sebepleri ile bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususları da gözetilerek yapılmıştır.

Dava kıdem tazminatı ile yıllık izin ücreti talebine ilişkindir.

Taraflar arasındaki iş sözleşmesi davacının emeklilik sebebiyle haklı nedenle feshedildiği anlaşılmakla davacının kıdem tazminatına hak kazandığı anlaşılmıştır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 155. maddesi hükmü, “Zamanaşımı müteselsil borçlulardan veya bölünemeyen borcun borçlularından birine karşı kesilince, diğerlerine karşı da kesilmiş olur.” kuralını içermektedir. Bu maddeye göre, müteselsil borçlulardan birine karşı zamanaşımının kesilmesi diğer müteselsil borçlulara karşı da zamanaşımını keser. (818 sayılı BK. Mad.134)

Yeni Borçlar Kanunu döneminde eksik teselsül-tam teselsül ayrımının kaldırılması karşısında, bu dönemde açılan davalar bakımından davalıların birisinin zamanaşımı def’inde bulunması halinde bunun ortak def’i kabul edilerek zamanaşımı def’inde bulunmayan davalılara da sirayet edeceği yönündedir. Bu nedenle Davalı Toros belediyesinin zamanaşımı def’i ortak defidir ve ileri sürülen bu zamanaşımı def’inden diğer davalı şirket de yararlanacaktır.

Somut dosyada yukarıda açıklanan bilgiler çerçevesinde yıllık izin alacağı fesih tarihinden itibaren 5 yıllık zaman aşımına tabi olup ; fesih tarihi 31.08.2010 olmakla yıllık izin alacağı zaman aşımına uğramış olup; davalılardan Toros Belediyesinin zamanaşımı defii diğer davalıya sirayet edeceğinden her iki davalı yönünden de yıllık izin ücreti zaman aşımına uğramış olacaktır.Bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-b-2 maddesi gereğince mahkeme hükmünün kaldırılarak anılan gerekçelerle yeniden hüküm kurulmasına karar vermek gerekmiştir.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle,
I-HMK’nın 353/1-b.2 maddesi gereğince
MERSİN 4. İŞ MAHKEMESİ’NİN 2017/78 -2018/303 E.K. Sayılı kararının
KALDIRILMASINA ,
II-
Davacının davasının KISMEN KABUL KISMEN REDDİNE,
-6.813,23 TL net kıdem tazminatının fesih tarihi olan 31.08.2010 tarihinden itibaren mevduata uygulanacak en yüksek faiz oranı ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
-Yıllık izin ücret talebinin REDDİNE,

Alınması gerekli 465,41 TL harçtan davacının peşin olarak yatırdığı (ıslah dahil) 174,67 TL nin düşülmesi sonucu bakiye 290,74 TL harcın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile hazineye gelir kaydına,

Davacı tarafça yapılan 659,70 TL yargılama giderinin kabul red oranına göre hesaplanan 523,29 TL’si ile 174,67 TL harç olmak üzere toplam 697,96 TL nin davalılardan müştereken ve müteselsilenalınarak davacıya verilmesine, kalan kısmın davacı üzerinde bırakılmasına,

Davalı Toroslar.. tarafından yapılan 93,00 TL yargılama giderinden kabul red oranına göre 19,23 TL’sinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, kalan kısmın davalı üzerinde bırakılmasına,

Davalı F1 temizlik.. tarafından yapılan 58,35 TL yargılama giderinden kabul red oranına göre 12,06 TL’sinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, kalan kısmın davalı üzerinde bırakılmasına,

Davacı lehine hesap ve takdir edilen karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT’ye göre hesaplanan 2.725,00 TL vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,

Davalılar lehine hesap ve takdir edilen karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT’ye göre hesaplanan 1.776,05 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
III
-İstinaf karar harcı bakımından;
-Davalılar tarafından peşin olarak yatırılan istinaf harcının talebi halinde iadesine,
-Alınması gereken 44,40 TL istinaf karar harcından, peşin olarak alınan 35,90 TL nin mahsubu ile bakiye 8,50 TL nin davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,
-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
-Kararın taraflara tebliği ile harç tahsil müzekkeresi yazılması işlemlerininilk derece mahkemesi tarafından yapılmasına,
Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda miktar itibari ile kesin olmak üzere 04/04/2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

  • İlk yayınlanma tarihi: 30 Temmuz 2026
  • Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

    Av. Saim İncekaş portre fotoğrafı
    Av. Saim İncekaşAvukat, İncekaş Hukuk
    Adana Barosu Sicil No: 4293 · Seyhan / Adana

    Av. Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. Kurucusu olduğu İncekaş Hukuk'ta 15 yıldan bu yana danışmanlık ve dava takibi yürütmektedir. Yüksek lisans eğitimine sahip olup başlıca çalışma alanları; aile/boşanma, velayet ve çocuk hakları, ceza yargılaması, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul–tapu, miras ve iş hukukudur. Adana Barosu, Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi oluşumlarda aktif görev almış; güncel içtihat ve mevzuatla, anlaşılır ve güvenilir hukuki yönlendirme sunmayı ilke edinmiştir.

    Bize WhatsApp'tan ulaşın!