T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
DAVACI BORÇLU :F1 LTD ŞTİ-
VEKİLİ :Av. K1
DAVALI ALACAKLI :K2
VEKİLİ :AV. K3
DAVANIN KONUSU : İhalenin Feshi
Mersin 2. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 12/07/2019 tarih ve 2019/286 Esas 2019/426 Karar sayılı mahkeme kararının süresi içinde istinaf yolu ile tetkiki davacı F1. Ltd. Şti Vekili tarafından istenmesi üzerine dosya dairemize gönderilmekle dava dosyası için düzenlenen inceleme raporu dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
DAVA:Davacı
F1
. Ltd. ŞtiVekili dava dilekçesinde özetle;
Mersin 4.İcra müdürlüğünün 2018/9911 E. sayılı dosyasında yer alan müvekkili K4 ve davalının F1. Ltd.Şti’nin ortakları ve müdürü olduğunu, davalı alacaklının müvekkili hakkında takip başlattığını ve şirketin kamu kurum ve kuruluşlarına olan borcunu ödediği iddiası ile bunların şirketten tahsilini istediğini ve yapılan usülsüz tebligatlarla da takibin kesinleştiğini ve şirketin N1 plakalı aracının satışı hususunda işlem yapıldığını, ve icra müdürlüğünce 14.05.2019 tarihinde aracın satışına karar verildiğini, ve alacağa mahsuben alacaklıya satıldığını, davalı alacaklının ödeme emrini, kıymet taktirini, satış ilanını usülüne uygun olarak şirkete tebliğ ettirmediğini ve müvekkilinin itiraz edemediğini, söz konusu aracın üzerindF2 Bankasının rehni bulunduğunu bu nedenle bankaya kıymet taktirinin tebliğ edilmesi gerekli iken tebliğ edilmediğini, takibe itiraz ederek usülsüz tebligat şikayetinde bulunduklarını bu konuda dava bulunmasına rağmen anılan davanın sonucu beklenmeden satış işleminin yapıldığını, usülsüz takip işlemleri nedeni ile müvekkilinin takipten haberdar olmasının engellendiğini beyan ederek, davanın kabulü ile N1 plaka sayılı aracın satışına yönelik ihalenin feshine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; borçlu tarafa yapılan tebligatın usulen geçerli bir tebligat olduğunu, davacı tarafın yasal süresi içerisinde kıymet takdirine itiraz etmediğini, davacının ayrıca haksız ve yasal dayanaktan yoksun olarak kıymet takdirine ilişkin raporunda usulsüz olarak direk TK.nun 35. maddesine göre tebliğ edildiğini iddia ettiğini, ancak icra dosyasının incelenmesinde, kıymet takdiri raporunun usulüne uygun bir şekilde tebliğ edildiğinin görüleceğini, davacının iddialarının haksız ve yersiz olduğunu, davacının basiretli bir tacir gibi davranması gerekirken yasal yükümlülüklerinden sürekli kaçtığını, müvekkilinin defalarca şifahen davacıdan ödemeye ilişkin payı oranındaki bedelleri istemesine rağmen ödemediğini beyan ederek, davanın reddini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI;
Mahkemece, somut olayda 03.04.2019 tarihli satış kararında;
“satışa etki etmemek kaydıyla bilgi amaçlı olarak (satış ilanının ilgililere tebliğe çıkarılmasına, menkul malların satışında satış ilanı tebliğ zorunlu olmadığından satış ilanının tebliğ edilememesi halinde de satışa devam edilmesine” karar verildiğinin görüldüğü, bu karar doğrultusunda, davacı borçluya satış ilanının hiç tebliğ edilmemesi veya usulsüz tebliğ edilmesinin ihalenin feshini gerektirmeyeceği, yine taşınırlar yönünden kıymet takdirinin İİK.nun 87.maddesinde düzenlenmiş olduğu, bu madde uyarınca haczi yapan memurun haczettiği malın kıymetini takdir edeceği, anılan maddede ayrıca kıymet takdirinin borçluya tebliğ edileceğine dair bir düzenlemenin mevcut olmadığı, İİK’nun 128/a maddesinin ise taşınmazlar hakkında olduğu, taşınırlar yönünden uygulanmasının mümkün olmadığı, borçluya kıymet takdiri raporunun 06.03.2019 tarihinde tebliğ edildiği, ayrıca kıymet takdirinin düşük olduğuna yönelik şikayet dilekçesinde herhangi bir iddia veya talepte bulunmadığı, bu nedenle ihalenin feshinin gerekmediği, yine satış ilanının tebliğ edilmediği ve usulsüz tebliğ edildiği iddiasının ancak ilgilisince ileri sürülebileceği, davacı tarafından 3. Kişi bankaya tebligat yapılmadığının veyahut usulsüz tebligat yapıldığının ileri sürülemeyeceği, bu nedenle davacı yönünden ihalenin feshine hükmedilemeyeceği belirtilerek ihalenin feshi isteminin reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı
F1
. Ltd. ŞtiVekili dilekçesinde özetle; yerel mahkemece verilen kararın hukuka aykırı olduğunu, öncelikle davalı alacaklının tebligatı kimsenin alamayacağını bildiği halde, ödeme emrinde belirtilen adrese ödeme emrini tebliğe çıkarttığını, söz konusu tebliğ yapılırken de Tebligat Kanunu’nun 12 ve 13. Maddesinde belirtilen usule uymadan usulsüz tebliğ ile takibin kesinleştirildiğini, bu şekilde usulsüz tebligat ile takip kesinleştirildikten sonra, dava konusu araca haciz konulduğunu, satış işlemlerinin usulsüz olması, usulsüz tebligatlar ile satış işlemi yapılmış olması sebebiyle ihalenin feshi davası açıldığını, usulsüz tebligatlar ile takibin kesinleştirilmesi neticesinde haciz konulduktan sonra da İİK madde 103 uyarınca borçlu şirkete davetiye gönderilmediğini, müvekkili şirkete haczin bildirilmediğini, İlk Derece Mahkemesi kararında her ne kadar, taşınır hacizlerinde 103 davetiyesi gönderilmesinin zorunlu olmadığı belirtilmiş ise de kanunun düzenlemesinde taşınır ya da taşınmaz haczine ilişkin bir ayrıma yer verilmediğini, ayrıca uygulamada taşınırlar için de 103 davetiyesi gönderme uygulamasının olduğunu, fiili olarak yapılan taşınır hacizlerinde de 103 davetiyesinin gönderilmekte olduğunu, keza düzenlemenin amacının ilgililerin hacizden haberdar edilerek kendilerine itiraz imkanı verilmesi olduğunu, müvekkili şirkete 103 davetiyesi gönderilmediğinden müvekkili şirketin hacizden ve takipten haberdar olmadığını, diğer usulsüz işlemler gibi kıymet taktir raporunun ,satış kararının da usulüne uygun olarak şirkete tebliğ edilmediğini, müvekkiline itiraz imkanı verilmediğini, tarafların ortak oldukları F1Ltd. Şti.’nin halihazırda faal olmadığını, iş yapmadığını, adreste tebligatı alacak kimsenin bulunmadığını alacaklının bunu bildiği halde, ödeme emrinde bildirilen adrese ödeme emrini ve kıymet taktirini tebliğ ettirdiğini, bu surette takibin kesinleşmesini sağladığını, tebligatın yapılması sırasında da usule uyulmayıp usulsüz tebligat yapıldığını, müvekkil şirkete yapılan tebligatların incelenmesinde, usule uyulmadan, muhatabın söz konusu adresten ayrıldığı şeklinde maddi gerçeğe aykırı bir beyanla ve yeni adresinin de bulunamadığı gerekçesiyle tebligatın kapıya yapıştırılmakla yetinildiğini, bu suretle şirket adına yapılan tebligatın usulsüz olduğu, müvekkiline kıymet takdir raporunun ve satış kararının usulüne uygun tebliğ edilmediğini, satış ilanının, borçluya tebliğine karar verildiğini, ancak tebligatın usulüne uygun yapılmadığını, müvekkilinin satıştan usulünce haberdar edilmediğini, bu durumda satış ilanının usulüne uygun olarak müvekkiline tebliğ edilmediği maddi gerçeği karşısında bunun ihalenin feshi sebebi yapılmasında hukuka aykırılık bulunmadığını, ilk derece mahkemesinin kabulünün aksine, satışa etki etmemek kaydıyla ilanın tebliğine karar verilmesinin de bu sonucu değiştirmediğini, satış ilanının tebliğine karar verildikten sonra usulüne uygun olarak tebliğ edilmemiş olmasının ihalenin feshi sebebi olacağını, ayrıca usulsüz tebligata ilişkin şikayet davası mevcut olduğu halde söz konusu dosyanın sonucu beklenmeden satış işleminin yapılmış olmasının da ihalenin feshi sebebi olduğunu, davalı alacaklının usulsüz tebliğ ve işlemlerle kesinleştirdiği takibe konu alacak talebinin de haksız olduğunu, müvekkili şirkete söz konusu alacakla ilgili hiç bir bildirimde bulunmayan, alacağını şirket kayıtlarına geçirmeyen, ödediğini iddia ettiği borçları şirket malvarlığından ödeyip edemediği bilinmeyen davalının açıkça kötüniyetli olarak hareket etmekte olduğunu, üstelik davalının şirketten alacağı bulunmadığını aksine 100.000,00 TL nin üzerinde borçlu olduğunu, davalının söz konusu bu kötüniyeti doğrultusunda yaptığı usulsüz işlemlerle dava konusu aracın satışını sağlamasında korunmaya değer bir yararın bulunmadığını, satışın hukuka uygun olmadığının açık olduğunu, verilen kararın hakkaniyete aykırı olduğunu beyan ederek, yerel mahkemenin kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE:
Borçlu vekilinin icra mahkemesine başvurusu genel haciz yoluyla takipte taşınır ihalesinin feshi istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince ihalenin feshi isteminin reddine , davacının ihale bedelinin % 10’u oranında para cezasıyla cezalandırılmasına , karar verilmesi üzerine davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Şikayetçi vekili ödeme emri ve kıymet takdirinin müvekkiline usulsüz tebliğ edildiğini bu nedenle ihalenin feshi gerektiğini ileri sürmüş ise de, şikayetçi vekilinin aynı tebliğlerin usulsüzlüğü ile ilgili olarak 13.05.2019 tarihinde Mersin 2. İcra Hukuk Mahkemesinin 2019/264 E. sayılı dosyası ile şikayette bulunduğu, bu şikayetinde satış ilanının usulsüz tebliğ edildiğine dair şikayette bulunmadığı, ödeme emrinin borçluya 13.12.2018 tarihinde tebliğ edildiği, bundan sonra 06.03.2019 tarihinde kıymet takdir raporu tebliğ edildiği,10.04.2019 tarihinde satış ilanının tebliğ edildiği, Mersin 2. İcra Hukuk Mahkemesinin 2019/264 E. sayılı dosyasında satış ilanın usulsüz tebliğ edildiğine dair şikayette bulunulmadığından borçlunun en geç satış ilanının tebliğ edildiği 10.04.2019 tarihi itibariyle ödeme emri ve kıymet takdiri tebliğinden haberdar olduğu ve süresinde şikayette bulunulmadığı anlaşıldığından söz konusu istinaf sebebine itibar edilmemiştir.
Kaldı ki; taşınırlar yönünden kıymet takdiri İİK.nun 87.maddesinde düzenlenmiş olup, bu madde uyarınca haczi yapan memur, haczettiği malın kıymetini takdir eder. Anılan maddede ayrıca kıymet takdirinin borçluya tebliğ edileceğine dair bir düzenleme mevcut değildir. İİK’nun 128/a maddesi ise taşınmazlar hakkında olup, taşınırlar yönünden uygulanması mümkün değildir.
Borçluya 103 davetiyesinin tebliğ edilmediği iddia edilmiş ise de ; İİK’nun 134.maddesinde ihalenin feshi nedenleri teker teker belirtilerek gösterilmemiştir. Sadece “TBK.nun 281.maddesinde yazılı”, “satış ilanı tebliğ edilmemiş olması”, “satılan malın esaslı niteliklerindeki hata” ve “ihaledeki fesat” nedenleriyle ihalenin bozulabileceğine değinilmiştir.
İhalenin bozulma nedenleri gerek doktrinde gerekse Yargıtay uygulamasında;
1-İhaleye fesat karıştırılmış olması,
2-Artırmaya hazırlık aşamasındaki hatalı işlemler,
3-İhalenin yapılması sırasındaki hatalı işlemler,
4-Alıcının taşınmazın önemli nitelikleri hakkında hataya düşürülmüş olması şeklinde sıralanmıştır.
Borçluya 103 davetiyesinin tebliğ edilmemesi İİK.nun 134. maddesi ve TBK. Nun 281. maddesi gereğince fesih sebebi değildir.
Satış ilanının usulsüz tebliğ edildiği ileri sürülmüş olup; İİK.nun 114. maddesi uyarınca, menkul ihalelerinde satış ilanının borçluya tebliği zorunlu değil ise de; borçluya tebliğine karar verilmesi halinde, tebliğ edilmemesi Yargıtay’ın süregelen içtihatlarına göre ihalenin feshi sebebidir. Ancak, aynı satış kararında, çıkarılan tebligatın sonuca etki etmemesine karar verilmesi halinde ise, tebligatın çıkartılması zorunlu ise de; tebliğ edilip edilmemesinin bir önemi bulunmamaktadır.
Somut olayda, satış kararında; “4- Yeteri kadar satış ilanının hazırlanarak satışa etki etmemek kaydıyla bilgi amaçlı olarak ilgililere tebliğe çıkarılmasına, menkul malların satışında satış ilanı tebliği zorunlu olmadığından satış ilanı tebliğ edilmemesi halinde de satışa devam edilmesine karar verildiği görülmüştür.
Bu karar doğrultusunda, borçluya çıkarılan satış ilanının usulsuz tebliğ edildiğinden bahisle ihalenin feshi yönünde hüküm tesisi mümkün değildir. Dolayısıyla bu hususa ilişkin istinaf sebebi de yerinde değildir. Kaldı ki Mersin 2. İcra Hukuk Mahkemesinin 2019/264 E. sayılı dosyası incelendiğinde şikayetçi 13.05.2019 tarihinde satıştan ve satış ilanından haberdar olmuştur. İhalenin feshi şikayetini ise 21.05.2019 tarihinde yaparak satış ilanının usulsüz olduğunu iddia etmiştir. Bu durumda satış ilanının usulsüzlüğü yasal 7 günlük süre içerisinde ileri sürülmemiştir.
Usulsüz tebliğ şikayetine ilişkin Mersin 2. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 2019/264 E. sayılı dosyasın da takip çıkışının tamamının depo edilmesi halinde satışın durdurulmasına karar verilmiş ise de, teminat yatırılmadığı ve bu nedenle tedbir infaz edilmediği için anılan tedbir satışa engel olmayacağından, yine anılan dosyada şartsız verilmiş tedbir kararı bulunmadığından, söz konusu dosya bekletici mesele yapılamayacağından bu hususlara ilişkin istinaf sebebi de isabetsizdir.
Öte yandan, borca itiraz nedenleri ihalenin feshi sebebi olarak kabul edilemez.
Dairemizce yapılan değerlendirmeler neticesinde; HMK.nın 355.maddesine göre istinaf incelemesinin dilekçede belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılabileceği, ancak kamu düzenine aykırılık görülmesi halinde bu hususun resen nazara alınabileceği, somut olayda dosya kapsamı, mevcut delil durumu dikkate alındığında, mahkemenin vaka ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, hükümde kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediği anlaşıldığından, davacı(borçlu)’ vekilinin istinaf başvurusunun HMK.nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacı (borçlu) vekilinin Mersin 2. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 2019/286 E. 2019/426 K. sayılı kararına yönelik istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Alınması gereken 54,40 TL istinaf karar harcından peşin alınan 44,40 TL nin mahsubu ile bakiye 10,00 TL’nin davacıdan alınarak hazineye GELİR KAYDINA,
3-İstinaf kanun yolu yargılama giderlerinin, istinaf eden üzerinde BIRAKILMASINA,
4-Kararın taraflara TEBLİĞİNE,
5-HMK.nun 333. maddesi gereğince kullanılmayan gider avansının talep halinde yatırana İADESİNE,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda İİK’nun 364.maddesi gereğince miktar itibariyle
KESİN olmak olmak üzere 04/02/2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe