T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA DİLEKÇESİNDE ÖZETLE;Müvekkilinin 27/06/1983 yılında davalı Yeşilyurt Belediye Başkanlığında zabıta memuru olarak göreve başladığını, 12/12/1997 yılında resen emekliye sevk edildiğini, 27/06/1983-12-12-1997 tarihleri arasında 16 yıl 1 ay 15 günlük çalışma süresi olarak T.C. Emekli Sandığı tarafından emekli ikramiyesi olarak 686.600.000 TL emekli ikramiyesi yatırıldığını, müvekkilinin 1999 yılında çıkarılan sicil affı ile 05/07/2000 tarihinde tekrar göreve başladığını göreve başladıktan sonra emekli sandığı tarafından kendi hesabına önceden yatırılmış olan 686.600.000 TL emekli ikramiyesini aynı gün F1 Bankası Niğde şubesi davalı belediye hesabına 57461 nolu makbuzla yatırdığını, ödenen parayı Emekli Sandığının söz konusu parayı iade etmediğini, 23/01/2008 tarihinde emekliye ayrıldığı emekli sandığı 15/10/1999-23/01/2008 tarihleri arasında çalışmış olduğu emekli ikramiyesini ödemiş olduğunu 27/06/1983 tarihi ile 12/12/1997 tarihleri arasında kalan 16 yıl 1 ay 15 günlük ikramiyeyi ödemidiğini, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla emekli olduğu 23/01/2008 tarihinde alamadığı 14372,49 TL 23/01/2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya tahmilini talep ve dava etmiştir.
CEVAP DİLEKÇESİNDE ÖZETLE;Köy tüzel kişiliğine dönüşüp idarelerine bağlanan Yeşilyurt Belediye Başkanlığı aleyhine açılan bu davanın zamanaşımı, yargı yolu ve husumet yönünden reddinin gerektiğini, mahkeme aksi kanaatte ise davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.
MAHKEME KARARINDA ÖZETLE;Davacının sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre açtığı ilk davanın 6098 sayılı TBK uyarınca düzenlenen 10 yıllık sürenin son günü açıldığı, açılan bu dava ile zamanaşımının kesildiği, zamanaşımı kesildikten sonra TBK 82. madde uyarınca 2 yıllık yeni bir zamanaşımı süresinin işlemeye başlayacağının kabulü ile eldeki dava açma süresi geçtikten sonra açıldığı anlaşılmakla yasal süresinde açılmaması sebebiyle davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır.
İSTİNAF TALEBİNDE ÖZETLE;2016 yılında açılan davanın 2017 yılında zamanaşımı nedeniyle usulden reddedildiğini, 1 yıllık yapılan bir yargılama neticesinde mahkememlerce yapılan bütün işlemlerin 1 yıl sonunda usuli bir sebepten yok sayıldığını, bu durumun ne kamunun nede hakkını arayan hak sahibinin vicdanını tatmin etmeyeceğini, bu nedenle Bor Asliye Hukuk Mahkemesinin 27/09/2017 tarih ve 2016/541 Esas 2017/343 sayılı karanın kaldırılarak ve yenedin yargılama yapılarak talepleri doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER;Dava dilekçesi, davacının iş yeri özlük dosyası, hizmet belgesi ve SGK kayıt dosyası, bilirkişi raporu, Bor Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/93 esas 2015/197 karar sayılı ilamı , Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü, Esas : 2016/312, Karar : 2016/357, 06/06/2016 tarihli ilamı ve tüm dosya kapsamı,
DEĞERLENDİRME – GEREKÇE:
DAVA;Emekli ikramiyesinin kısmen ödenmemesinden kaynaklanan alacak davasıdır.
İstinaf incelemesi HMK 355. Madde gereğince istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle ve resen de kamu düzenine aykırılık yönünden sınırlı olarak yapılmış olup,
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının davalının hesabına gönderdiği 90.150,00 TL’nin geri istenip istenemeyeceği hususuna ilişkindir.
Davacı vekili dava dilekçesin ile; müvekkilinin 27/06/1983 yılında davalı Yeşilyurt belediyesinde çalışmaya başladığını,23/01/2008 tarihinde emekliye ayrıldığı emekli sandığı 15/10/1999-23/01/2008 tarihleri arasında çalışmış olduğu emekli ikramiyesini ödemiş olduğunu 27/06/1983 tarihi ile 12/12/1997 tarihleri arasında kalan 16 yıl 1 ay 15 günlük ikramiyeyi ödemediğini, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla emekli olduğu 23/01/2008 tarihinde alamadığı 14372,49 TL 23/01/2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya tahmilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; köy tüzel kişiliğine dönüşüp idarelerine bağlanan Yeşilyurt Belediye Başkanlığı aleyhine açılan iş bu davanın zamanaşımı, yargı yolu ve husumet yönünden reddinin gerektiği bildirdiği, mahkeme aksi kanaatte ise davanın esastan reddine karar verilmesini talep edildiği anlaşılmıştır.
Yerel mahkemece davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş, bu karara yukarıda özetlenen gerekçelerle istinafa başvurulmuştur.
Davalının sorumluluğunun tespitinde sebepsiz zenginleşme hükümlerinin uygulanması gerektiğinden, sebepsiz zenginleşmenin şartlarını incelemek gerekir.
1-Sebepsiz zenginleşme için, bir taraf zenginleşirken diğerinin fakirleşmesi, zenginleşme ve fakirleşme arasında uygun nedensellik bağının bulunması ve zenginleşmenin hukuken geçerli bir nedene dayalı olmaması gerekir.
“Sebepsiz zenginleşmeden söz edilebilmesi için; bir taraf zenginleşirken diğerinin fakirleşmesi, zenginleşme ve fakirleşme arasında uygun nedensellik bağının bulunması ve zenginleşmenin hukuken geçerli bir nedene dayalı olmaması gerekir. Mülga 818 Sayılı Borçlar Kanunu ( 818 Sayılı B.K.’nun konuya dair 61 vd. maddelerindeki ( 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu ( Benzer hüküm 6098 Sayılı T.B.K.’nun m. 77 vd.yer almıştır.)düzenlemelere göre, sebepsiz zenginleşme; geçerli olmayan veya tahakkuk etmemiş yahut varlığı sona ermiş bir nedene ya da borçlu olunmayan şeyin hataen verilmesine dayalı olarak gerçekleşebilir.
Bu genel açıklamadan sonra sebepsiz zenginleşmenin gerçekleşmesi için aranan şartların açıklanmasında yarar görülmüştür.
Birinci şart; taraflardan birisinin malvarlığında bir eksilmenin vukubulmasına karşı, diğerinin malvarlığında bir çoğalmanın gerçekleşmiş olmasıdır. Bir malvarlığındaki eksilme, aktifin azalması ya da pasifin çoğalması şeklinde olabileceği gibi, aktifin çoğalmasına ya da pasifin azalmasına engel olma yoluyla da gerçekleşebilir.
İkinci şart; sözü edilen eksilmeyle çoğalma arasında bir illiyet bağının bulunmasıdır.
Üçüncü şart;yine sözü edilen azalmayla çoğalmanın haklı bir sebebe dayanmamasıdır. Taraflardan biri, diğerine hükümsüz bir sözleşme gereğince misli mahiyette bir şey vermişse muteber olmayan sebebe dayanan bir iktisap söz konusudur. Sözleşmedeki şekil noksanlığı, fiil ehliyetsizliği, imkansızlık, hukuka veya ahlaka aykırılık, muvazaa gibi sebepler, butlan sebebiyle kazandırmayı geçersiz kılan sebepler olduğundan bu durumlarda kazandırma geçerli hukuki sebebe dayanmamaktadır.
Dördüncü şart; vukubulan iktisabın ( çoğalmanın ) sebepsiz iktisap kuralları dışında, özel bir hukuk kuralına dayanılarak iadesi mümkün olmamalıdır. Zira böyle bir imkan varsa artık sebepsiz iktisap kuralları değil, sözü edilen özel kurallar uygulanır. İadenin; istihkak davası, haksız inşaat sebebiyle tazminat davası, sözleşmenin ifası davası, sözleşmeden dönme sebebiyle iade davası, vekaletsiz iş görmeye dayanan iade davası gibi yollarla gerçekleştirilmesi mümkünse, artık sebepsiz iktisap kurallarına başvurulamaz ( Tekinay/Akman/Burcuoğlu/Altop, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 7. Baskı, İstanbul 1993, s. 734-738 ).
Bu tür işlemlerde amaç; davalının edindiği çoğalma sonucu, tüm malvarlığında meydana gelen artışın iadesinden ibarettir.” (HUKUK GENEL KURULU E. 2013/13-1018 K. 2014/508 T. 9.4.2014)
2) Sebepsiz zenginleşmenin borç doğurmasının nedeni, kişinin iradesi dışında mal varlığında bir eksilmenin meydana gelmesidir.
“Bir hukuki işlemin borç doğurmasının nedeni irade açıklamasıdır. Sebepsiz zenginleşmenin borç doğurmasının nedeni ise kişinin iradesi dışında malvarlığında bir eksilmenin meydana gelmesidir. Taraflar arasında malvarlıklarının değişimi bir sözleşmeye dayanır ise sebepsiz zenginleşmeden sözedilemez. Hukuki işlemlerden ve bunun en yaygın türü olan sözleşmeden doğan borçlarda borçlunun borcunu anlaşmaya uygun bir şekilde yerine getirmesi gerekir. Borçlu anlaşmaya uygun davranmazsa alacaklı borca aykırılık hükümlerini işletir ve mümkün ise borcun aynen ifasını, değilse doğan zararının giderilmesini talep eder.” (T.C. YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ E. 2013/16221 K. 2014/608 T. 20.1.2014 )
Aynı yönde “Sebepsiz zenginleşmeden söz edilebilmesi için; bir taraf zenginleşirken diğerinin fakirleşmesi, zenginleşme ve fakirleşme arasında uygun nedensellik bağının bulunması ve zenginleşmenin hukuken geçerli bir nedene dayalı olmaması gerekir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun konuya ilişkin 77 ve devamı maddelerindeki düzenlemelere göre, sebepsiz zenginleşme; geçerli olmayan veya tahakkuk etmemiş yahut varlığı sona ermiş bir nedene ya da borçlu olunmayan şeyin hataen verilmesine dayalı olarak gerçekleşebilir.
Sebepsiz zenginleşme bunlardan hangisi yoluyla gerçekleşmiş olursa olsun, sebepsiz zenginleşen, aleyhine zenginleştiği tarafa karşı, geri verme borcu altındadır. Öte yandan, hukuki işlemin borç doğurmasının nedeni irade açıklamasıdır. Sebepsiz zenginleşmenin borç doğurmasının nedeni ise, tam aksine, kişinin iradesi dışında malvarlığında bir eksilmenin meydana gelmesidir.
Bunun sonucu olarak, taraflar arasında malvarlıkları arasındaki değişim bir sözleşmeye, yani tarafların açıkladıkları iradeye dayanırsa, sebepsizlikten ve dolayısıyla sebepsiz zenginleşmeden söz edilemez. Hukuki işlemlerden ve bunun en yaygın türü olan sözleşmeden doğan borçlarda, borçlunun borcunu anlaşmaya uygun olarak yerine getirmesi gerekir. Borçlu anlaşmaya uygun hareket etmezse, alacaklı borca aykırılık hükümlerini işletir ve mümkün ise borcun aynen ifasını, değilse doğan zararının giderilmesini talep eder.
Sebepsiz zenginleşmede ise, sadece malvarlığındaki eksilmenin giderilmesinin talep edilmesi söz konusudur. Bütün bu açıklamalara göre, sebepsiz zenginleşme alacaklıya, ikinci derecede ( tali nitelikte ) bir dava hakkı temin eder. Malvarlığındaki azalmanın başka asli nitelikteki davalarla önlenmesi mümkün ise, sebepsiz zenginleşme davası gündeme gelemez. (3. HUKUK DAİRESİ E. 2013/5979 K. 2013/7868 T. 13.5.2013)
3) Zenginleşme; mal varlığındaki artış, zenginleşmedir. Zilyetliğin devralınması, sınırlı ayni hak tesisi malvarlığının aktif artışına örnektir. Buna müspet zenginleşme denir. Masraftan kurtarma, yapılacak giderin yapılmaması şeklinde olursa menfi zenginleşme söz edilir. Zenginleşme kural olarak olağan koşullarda herkesin elde edebileceği soyut piyasa değeri ile belirlenir. Buna objektif zenginleşme denir. Eğer özel bir beceri ek kar elde edilmişse buna subjektif zenginleşme denir ve bu kar, gerçek olmayan vekaletsiz iş görme hükümleri uyarınca talep edilebilir.
“Sebepsiz zenginleşme davasının konusu, bir başkasının mal varlığından veya emeğinden zenginleşen kimsenin, bu zenginleşmeyi hak sahibine geri vermesidir. Müspet zenginleşme, kendi içinde aktifin artması ve pasifin azalması şeklinde gerçekleşir. Borcu ortadan kaldıran her işlemde zenginleşenin malvarlığının pasif kısmı azaltılmış ve bu oranda da davalı zenginleşmiş olur.” ((3. HUKUK DAİRESİ E. 2013/1715 K. 2013/2939 T. 25.2.2013 )
4.İlliyet Bağı; zenginleşme ile fakirleşme arasında illiyet bağı olmalıdır. Burada zorunlu şart teorisi yeterli olup ayrıca uygun illiyet bağı bulunmaktadır. Sebepsiz zenginleşmeye ilişkin illiyet bağının diğer özelliği dolaysız olmasıdır.
“Sebepsiz zenginleşmede bir tarafın mal varlığının diğer tarafın malvarlığı aleyhinde çoğalması gerekir. Yani zenginleşme fakirleşmenin karşılığı olmalıdır. Başka bir anlatımla aralarında illiyet bağı bulunmalıdır. İade borcunun kapsamını belirlemede öncelikle fakirleşme ve zenginleşme zamanının tesbit edilmesi gerekir. Ekonomik yönden zenginleşmenin ve fakirleşmenin, taşınmazın suyunun satış ücretiyle giderildiği anda gerçekleştiğinin kabulü gerekir.” (3. HUKUK DAİRESİ E. 2013/1241 K. 2013/2768 T. 21.2.2013 )
Zenginin fakirleşmesi, zenginleşme ve fakirleşme arasında uygun nedensellik bağının bulunması ve zenginleşmenin hukuken geçerli bir nedene dayalı olmaması gerekir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun konuya ilişkin 77 ve devamı maddelerindeki düzenlemelere göre, sebepsiz zenginleşme; geçerli olmayan veya tahakkuk etmemiş yahut varlığı sona ermiş bir nedene ya da borçlu olunmayan şeyin hataen verilmesine dayalı olarak gerçekleşebilir.
Sebepsiz zenginleşme bunlardan hangisi yoluyla gerçekleşmiş olursa olsun, sebepsiz zenginleşen, aleyhine zenginleştiği tarafa karşı, geri verme borcu altındadır. Öte yandan, hukuki işlemin borç doğurmasının nedeni irade açıklamasıdır. Sebepsiz zenginleşmenin borç doğurmasının nedeni ise, tam aksine, kişinin iradesi dışında malvarlığında bir eksilmenin meydana gelmesidir.
Bunun sonucu olarak, taraflar arasında malvarlıkları arasındaki değişim bir sözleşmeye, yani tarafların açıkladıkları iradeye dayanırsa, sebepsizlikten ve dolayısıyla sebepsiz zenginleşmeden söz edilemez. Hukuki işlemlerden ve bunun en yaygın türü olan sözleşmeden doğan borçlarda, borçlunun borcunu anlaşmaya uygun olarak yerine getirmesi gerekir. Borçlu anlaşmaya uygun hareket etmezse, alacaklı borca aykırılık hükümlerini işletir ve mümkün ise borcun aynen ifasını, değilse doğan zararının giderilmesini talep eder. Sebepsiz zenginleşmede ise, sadece malvarlığındaki eksilmenin giderilmesinin talep edilmesi söz konusudur. Bütün bu açıklamalara göre, sebepsiz zenginleşme alacaklıya, ikinci derecede ( tali nitelikte ) bir dava hakkı temin eder.
Malvarlığındaki azalmanın başka asli nitelikteki davalarla önlenmesi mümkün ise, sebepsiz zenginleşme davası gündeme gelemez. (3. HUKUK DAİRESİ E. 2013/5979 K. 2013/7868 T. 13.5.2013)
Henüz geçerli bir hukuki ilişki kurulmadan ileride hukuki ilişki kurulacak umuduyla ödenenlerin geri iadesi istemi, sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre mümkündür.
Sebepsiz zenginleşme bakımından biri kısa diğeri uzun olmak üzere iki tip zaman aşımı öngörülmüştür. Kısa olan zamanaşımı süresi 818 sayılı Borçlar Kanununun 66. maddesine göre bir yıl iken (6098 sayılı TBK’nın 82. maddesine göre 2 yıl) uzun olan zamanaşımı süresi on yıldır. Bu zamanaşımı sürelerini birbirinden ayıran nokta ise işlemeye başladığı anlarının farklı olmasıdır. Kısa zamanaşımı süresi, geri alma hakkının öğrenildiği anda işlemeye başlarken uzun zamanaşımı süresi geri alma hakkının doğduğu anda işlemeye başlar.
Bu açıklamalardan sonra somut olay incelendiğinde; Davacının, 27.06.1983 tarihinde Yeşilyurt Belediyesinde memur olarak göreve başladığı, Belediye Encümeninin 12.12.1997 tarih ve 53/1 sayılı kararı ile 657 sayılı Kanunun 120. maddesi ve 5434 sayılı Kanunun 39/f maddesi gereğince sicilen emekliye sevkedildiği,
Emekli Sandığınca 25 yıllık hizmetinin bulunmaması nedeniyle emekli aylığına hak kazanamayan davacı hakkında 5434 sayılı kanunun “toptan ödeme” hükümleri uygulanarak toplam 16 yıl 1 ay 14 gün hizmet ve üzerinden 11.03.1998 tarihli ve 53826-I Ödeme Emri ile 1.589.105,00 TL toptan ödeme, aynı tarih ve 53826-II sayılı ödeme emri ile 686.600.000,00 TL toptan ödeme ikramiyesi tahakkuk ettirildiği, ancak her iki ödemenin ilgilinin müracaatına kadar emanet hesabına alındığı,
4455 sayılı kanun uyarınca 15.10.1999 tarihinde yeniden belediyede memur olarak göreve başladığı, durumun anılan belediye tarafından T.C.Emekli Sandığına 28.10.1999 tarihinde bildirilerek davacı adına emanette betletilen ikramiyenin Belediyeye havale edilmesinin ve ilgili hakkında işlem yapılmasının talep edildiği,
Davacının 23.01.2008 tarihinde kendi isteği ile emekliye ayrılması üzerine, T.C. Emekli Sandığı dahil sosyal güvenlik kurumlarının 5502 sayılı Kanun ile birleştirilmesiyle 5502 sayılı kanunla oluşturulan Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından 07.03.2008 tarihli ve 764405 sayılı işlemle sicilen emeklilikten önce geçen memuriyet hizmeti ile sicilen emeklilikten sonra geçen sigortalı ve memuriyet hizmetleri toplamı olan 25 yıl 27 gün ve 6. derecenin 1. kademesi üzerinden 15.02.2008 tarihinden geçerli olmak üzere 713,08 TL emekli aylığı bağlandığı, emekli ikramiyesinin ise sadece sicilen emeklilikten sonra geçen 8 tam yıl üzerinden hesaplanarak 7.186,24 TL olarak tespit edildiği,
Davacının yatırdığı parayı belediyeden geri alabilmek için 05/07/2010 tarihinde Altunhisar Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava açtığı, açılan bu davada görevsizlik kararı verildiği, kararın 05/07/2011 tarihinde kesinleştiği;
Ayrıca yatırdığı parayı almak için belediyeye yaptığı 05.02.2013 tarihli yazılı başvuruya karşılık verilen 26.03.2013 tarihli ve 33 sayılı yazıda ise ikramiyenin alınıp belediyeye yatırıldığından, ödenebilmesi için yargı kararı olması ve aradan uzun süre geçmesinden dolayı hakkın hukuki yollardan aranmasının gerektiği belirtilerek talebin reddedildiği,
Eldeki davanın 10/02/2014 tarihinde açıldığı, davalı yanın süresinde zamanaşımı def’inde bulunduğu anlaşılmaktadır.
Davacının sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre açtığı ilk davanın 818 sayılı Borçlar Kanununun 66. maddesine göre bir yıllık (6098 sayılı TBK’nın 82. maddesine göre 2 yıl) süre içerisinde açıldığı, açılan bu dava ile zamanaşımının kesildiği kabul edilse dahi, , zamanaşımı kesildikten sonra 6098 TBK 82. madde uyarınca 2 yıllık yeni bir zamanaşımı süresinin işlemeye başlayacağının kabulü ile eldeki davanın bu zamanaşımı süresi geçtikten sonra açıldığı anlaşılmakla; zamanaşımı sebebiyle davanın reddine dair yerel mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından, istinaf başvurusunun HMK’nun 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddedine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM :
1-Davacının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-Alınması gereken 35,90 TL ‘den peşin alınan 31,40 TL nin mahsubu ile bakiye 4,50 TL nin davacı taraftan alınmasına,
3-İstinaf yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4-Kararın tebliği, harç, gider avansı iadesi vb. İşlemlerin, 6100 Sayılı HMK’nın 359/3 md. uyarınca ilk derece mahkemesi tarafından yerine getirilmesine,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, HMK’nın 362/1-a maddesi gereğince KESİN olarak, oybirliği ile karar verildi. 29/03/2018
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe