T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :
ADANA 8. İŞ MAHKEMESİ
TARİHİ :
16/10/2018
NUMARASI :
2017/134 -2018/343E.K.
DAVACI:
K1 – N1 T.C. Nolu
VEKİLİ:
Av. K2- A1
DAVALI:F1
ORG. TUR. ZİR. TEM. TİC. SAN. A.Ş. –
A2
VEKİLİ:
Av. K3- A3
DAVANIN KONUSU :
İtirazın İptali (İşçi İle İşveren İlişkisinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ :24/09/2020
KARAR YAZIM TARİHİ :24/09/2020.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı firmayla 08/09/2016 tarihinde belirli süreli iş sözleşmesi imzaladığını ve 16 ay süre ile davalı işyerinde çalıştığını, iş akdinin 31/12/2017 tarihinde kendiliğinden sona erecek şekilde düzenlendiğini, müvekkilinin iş sözleşmesinde kendisine düşen yükümlülükleri hakkıyla yerine getirmesine rağmen 15/12/2016 tarihinde, sözleşmenin bitmesine 12,5 ay kala davalı tarafça işten çıkartıldığını, iş sözleşmesinin II. Bölümünde “işveren, işçiyi sözleşmede belirtilen tarihte işe başlatmaz veya iş akdinin devamı süresince haksız bir nedenle iş akdini tek taraflı olarak fesih eder ise işçiye 4 maaşı tutarında cezai şart ödemeyi kabul eder.” hükmünün bulunduğunu, davalı işverence haksız olarak işten çıkartılan davacıya toplam 7.905,60 TL ödemesi gerektiğini, bu alacağın tahsili için Adana 1. İcra Müdürlüğü’nün 2017/5277 E. Sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalının itirazı üzerine takibin durduğunu belirterek, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla Adana 1. İcra Müdürlüğü’nün 2017/5277 E. Sayılı dosyasındaki itirazın iptaline, %20 icra inkar tazminatının takip tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, cevap dilekçesinde özetle; davacının taleplerinin haksız olduğunu belirterek, davanın reddine ve davacı tarafın %20 kötüniyet tazminatı ödemeye mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :”
DAVANIN KABULÜ İLE;
Adana 1.İcra Dairesi’nin 2017/5277 E. Sayılı takip dosyasında 7.905,60 TL asıl alacak üzerinden yürütülen takibe borçlu tarafından yapılan İTİRAZIN İPTALİ İLE, takibin 6.285,75 TL üzerinden DEVAMINA,
İcra inkar tazminatı talebinin talep konusu alacaklar yargılamayı gerektiren türde olması sebebiyle reddine,”şeklindedir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
:Davacı vekili istinaf dilekçesinde;” Davalı tarafça davacının iş akdi haklı bir neden olmaksızın feshedilmiştir. Taraflar arasında imzalanan iş sözleşmesinde 2. Bölüm:Disiplin Yönetmeliği kısmında ‘İşveren, işçiyi sözleşmede belirtilen tarihte işe başlatmaz veya iş akdinin devamı süresince haksız bir nedenle iş akdini tek taraflı olarak fesih ederse, işçiye 4 maaşı tutarında cezai şart ödemeyi kabul etmektedir.’ hükmü yer almaktadır. Bu nedenle davacının, davalıdan haksız olarak işten çıkarılması nedeniyle aylık 1.976,40 TL üzerinden toplamda 7.905,60 TL cezai şart alacağı bulunmaktadır. SGK işten ayrılma bildirgesine göre 04 kodu, bir başka deyişle belirsiz süreli iş sözleşmesinin işveren tarafından haklı bir sebep bildirilmeden feshi bildirilmiştir. Ayrıca davalı tarafından sunulan belgede de davacının ayrılış nedeni olarak ‘işveren tarafından bildirimsiz fesih’ yazılmıştır. Bu durum davalı tarafından iş sözleşmesinin haklı bir neden olmadan feshedildiğini ispatlamaktadır.Dosyaya sunulan 11.07.2018 tarihli bilirkişi raporunda cezai şart üzerinde indirim yapılması gerektiği belirtilmiş, rapora itirazımız Yerel Mahkeme tarafından dikkate alınmamıştır. Davacını hakketmiş olduğu 7.905,60 TL. cezai şarttan %20,5 oranında indirim yapılarak 6.285,75 TL. Üzerinden hüküm kurulması haksız ve hukuki dayanaktan yoksundur. Bu nedenle söz konusu kararın kaldırılarak 7.905,60 TL. üzerinden davamızın kabulüne karar verilmesi gerekmektedir.Yerel Mahkeme tarafından davanın açılmasına sebebiyet verdiği için davalıdan talep edilmiş olan icra inkar tazminatının reddi yönündeki karar da haksız ve hukuki dayanaktan yoksundur. Sözleşme ile düzenlenen cezai şart, likit alacak olup herhangi bir hesaplamayı ya da yargılamayı gerektirmemektedir. Bu durumun işveren lehine yorumlanarak hüküm kurulması haksız ve hukuki dayanaktan yoksundur. Dosyadaki tüm bilgi, belge ve delillerden de anlaşılacağı üzere davalının istinaf başvurusu hukuki dayanaktan yoksun olup reddi gerekmektedir. Bu nedenle davalının istinaf başvurusunun reddi ile davacının istinaf talebinin kabulüne karar verilmesi gerekmektedir.Yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle; Katılma yoluyla istinaf nedenlerimizi ve davalı tarafça sunulan istinaf başvuru dilekçesine karşı cevaplarımızı içeren dilekçemizin dava dosyasına havalesini, İstinaf talebimizin kabulüne ve davalı tarafın istinaf başvuru talebinin reddine karar verilmesini vekaleten talep ederiz.”ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılması gerektiği yönünde istinaf sebeplerine dayanmıştır.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde;” Sayın Mahkemenin kararı yasaya ve hukuka aykırı olup bozulması gerekmektedir.Zira müvekkil şirket bir kamu tüzel kişisi olmayıp özel hukuk kişisidir.Bu durum ticaret sicil kayıtları ile sabit olup 6772 sayılı yasa kapsamına girmemektedir.Şöyle ki, Yukarıda esas numarası belirtilen dava haksız ve mesnetsiz olup reddi gerekmektedir zira davası asilin müvekkil şirketten ilave tediye alacağı talep hakkı bulunmamaktadır.şöyle ki;usule dair cevaplarımız.davacı delilleri hmk madde 121 gereğince tarafımıza tebliğ edilmemiştir.hmk madde 121 uyarınca, dava dilekçesi ekinde mahkemeye sunulan delillerin bir nüshasının, dava dilekçesi ile birlikte tarafımıza tebliğ edilmesi gerekir idi. ancak tarafımıza yalnızca dava dilekçesi tebliğ edilmiş olup, davacının delilleri tebliğ edilmemiştir. bu durum ilgili kanun maddesine aykırılık teşkil etmektedir.nitekim 6100 sayılı hmk “belgelerin birlikte verilmesi” başlıklı 121. maddesi; “ dava dilekçesinde gösterilen ve davacının elinde bulunan belgelerin asıllarıyla birlikte harç ve vergiye tabi olmaksızın davalı sayısından bir fazla düzenlenmiş örneklerinin veya sadece örneklerinin dilekçeye eklenerek mahkemeye verilmesi ve başka yerlerden getirtilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayıcı açıklamanın dilekçede yer alması zorunludur.” hükmünü içermektedir.esasa dair cevaplarımız-davalı müvekkilin davacı asilin iş akdini feshi haklı nedene dayanmaktadır.davacı asil,müvekkil şirket nezdinde büro personeli olarak çalışmakta idi.performans yetersizliği ve işlerdeki aksama nedeni ile iş akdi feshedilmiştir.(bu iddiamız tanık beyanı ile ispat olunacaktır)yine kabul anlamına gelmemekle birlikte davanın kabulü yönünde karar verilecekse,esas alınacak ücret brüt ücret değil,net ücrettir.davacı dilekçesinde 4 maaş tutarında cezai şart talep ederken,davacı son maaşını 1976,40 tl olarak baz almıştır.ancak bu ücret brüt ücrettir.sözleşmede de fesih halinde ödenecek cezai şartta –ödenecek ücret- ibaresi kullanılmış olup brüt ücret olacağı yönünde bir açıklık yoktur.bu nedenle esas alınması gereken ücret işçiye maaş olarak ödenen net ücret olmalı iken brüt ücret esas alınarak karar verilmiştir.bu nedenlerle işbu davanın reddi gerekirken kabulü yasaya aykırıdır.istinaf talebimizin kabulüne,Hatalı ve hukuka aykırı mahkeme kararının kaldırılmasına ve yeniden esas hakkında taleplerimiz doğrultusunda davanın tümüyle reddine karar verilmesini saygı ile arz ve talep ederiz.”ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılması gerektiği yönünde istinaf sebeplerine dayanmıştır.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE:
Dairemizce istinaf incelemesi HMK.nun 355. maddesi gereğince istinaf sebepleri ile bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususları da gözetilerek yapılmıştır.
Taraflar arasında, iş sözleşmesinde yer alan cezai şart düzenlemesinin geçerliliği ve cezai şart miktarının tespitinde oranlama ve indirim yapılıp yapılmayacağı hususları uyuşmazlık konusudur.
Cezai şart öğretide, mevcut borcun ifa edilmemesi veya eksik ifası halinde ödenmesi gereken mali değeri haiz ayrı bir edim olarak tanımlanmıştır. (Tunçomağ, Kenan: Türk Hukukunda Cezai Şart, İstanbul 1963)
Cezai şart, Borçlar Kanununda düzenlenmiş olup, İş Kanunlarında konuya dair bir hükme yer verilmemiştir. İş hukuku açısından Türk Borçlar Kanunu’nun söz konusu hükümleri uygulanmakla birlikte, Dairemizce bazı yönlerden İş hukukuna özgü çözümler üretilmiştir. İş hukukunda “İşçi Yararına Yorum İlkesi”nin bir sonucu olarak sadece işçi aleyhine yükümlülük öngören cezai şart hükümleri geçersiz sayılmış ve bu yönde yerleşmiş içtihatlar öğretide de benimsenmiştir. Hizmet sözleşmeleri açısından cezai şartla ilgili olarak 818 sayılı Yasada açık bir hüküm bulunmaz iken, Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin uygulamasına paralel olarak; 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 420. maddesi “Hizmet sözleşmelerine sadece işçi aleyhine konulan ceza koşulu geçersizdir.” hükmünü getirmiştir. Bu itibarla hizmet sözleşmelerine işçi aleyhine konulan cezai şartlar geçersiz, işçi lehine konulan cezai şartlar ise geçerli kabul edilmelidir.
Cezai şartın işçi ve işveren hakkında ve iki taraflı olarak düzenlenmesi gereği, işçi aleyhine kararlaştırılan cezai şartın işveren aleyhine kararlaştırılandan daha fazla olmaması sonucunu da ortaya koymaktadır. Başka bir anlatımla işçi aleyhine olarak belirlenen cezai şartın, koşulları ve ceza miktarı bakımından işverenin sorumluluğunu aşması düşünülemez. İki taraflı cezai şartta işçi aleyhine bir eşitsizlik durumunda, cezai şart hükmü tümden geçersiz olmamakla birlikte, işçinin yükümlülüğü işverenin sorumlu olduğu miktarı ve halleri aşamaz.
İşçiye verilen eğitim karşılığı belli bir süre çalışması koşuluna bağlı olarak kararlaştırılan cezai şart tek taraflı olarak değerlendirilemez. İşçiye verilen eğitim bedeli kadar cezai şartın karşılığı bulunmakla eğitim karşılığı cezai şart hükmü belirtilen ölçüler içinde geçerlidir.
Gerek belirli gerekse belirsiz iş sözleşmelerinde, cezai şart içeren hükümler, karşılıklılık prensibinin bulunması halinde kural olarak geçerlidir. Ancak, sözleşmenin süresinden önce feshi koşuluna bağlı cezai şartın geçerli olabilmesi için, taraflar arasındaki iş sözleşmesinin belirli süreli olması zorunludur. Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulu’nun 08.03.2019 tarihli 2017/10 esas 2019/1 karar sayılı kararı ile belirli süreli olarak yapılmış ancak objektif şartları taşımadığı için belirsiz süreli kabul edilen iş sözleşmesinde kararlaştırılan “süreden önce haksız feshe bağlı cezai şart hükmünün geçerli olduğuna” karar verildiğinden, iş sözleşmesi niteliği itibariyle belirsiz olmasına karşın belirli olarak yapılmış olsa bile haklı bir neden olmadan fesih şartına bağlı cezai şartın geçerliliğine etkisi bulunmamaktadır.
Zira, Yargıtay Kanunu’nun 45/5. maddesi “İçtihadı birleştirme kararlarının benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurullarını, Dairelerini ve Adliye Mahkemelerini bağlayacağı” hükmünü içermektedir.
Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 161/son (6098 Sayılı Kanun 182/son) maddesinde ise fahiş cezai şartın hâkim tarafından tenkis edilmesi gerektiği hükme bağlanmıştır. İş hukuku uygulamasında işçi aleyhine cezai şart düzenlemeleri bakımından konunun önemi bir kat daha artmaktadır. Şart ve ceza arasındaki ilişki gözetilerek, işçinin iktisadi açıdan mahvına neden olmayacak çözümlere gidilmelidir. İşçinin belli bir süre çalışması şartına bağlanan cezalardan, sözleşme kapsamında çalışılan ve çalışması gereken sürelere göre oran kurularak indirime gidilmelidir. Ancak sadece süre oranlamasına göre indirim yapılması yeterli değildir.
Somut uyuşmazlıkta; davacı ve davalı arasında imzalanan büro personeline ait iş sözleşmesi ile davacının 08.09.2016-31.12.2017 tarihleri arasında brüt 1.976,40 TL+ 13,00 TLx26 günlük yemek bedeli ile büro olarak çalışacağı belirtilmiştir. Aynı sözleşmenin II. Bölüm 6. Ve 7. Paragrafında ” İşçi, işe başlama tarihinde işe başlamaz veya akdin bitim tarihinden önce haklı bir neden olmaksızın işe gelmez, iş akdini tek taraflı sona erdirirse ya da işveren , işçiyi sözleşmede belirtilen tarihte işe başlatmaz veya iş akdinin devamı süresince haksız bir nedenle iş akdini tek taraflı olarak fesih eder ise ,işverene 4 aylık maaş tutarında cezai şart tazminatı ödemeyi kabul etmeşartı bulunmaktadır.
Dosya kapsamı uyarınca, davacının işten ayrılış bildirgesi incelendiğinde işten ayrılış nedeni olarak 04 kodu yani belirsiz süreli iş sözleşmesinin işveren tarafından haklı sebep bildirilmeden feshi bildirilmiş olup davalı işveren tarafından iş akdinin haklı nedenle feshedildiği hususu ispatlanamamıştır.
Mahkemece, bilirkişiden hesap raporu alınmıştır. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda ; davacının zorunlu hizmet süresi 478 gün , çalışılan süre 98 gün üzerinden 98 günün 478 günün %20,5’ini oluşturduğu kabul edilerek 1.976,40×4=7.905,60 TLx0,795=6285,75 TL olarak hesaplanmıştır.
Somut olayda; taraflar arasında imzalanan sözleşme ile davalının 08.09.2016-31.12.2017tarihleri arasında çalışacağı belirlenmiştir. Davalı tarafından iş akid 15.12.2016 tarihinde haklı sebep bildirilmeden iş sözleşmesini feshetmiş olmakla davalının feshinde haklı neden bulunmamaktadır. Bu bağlamda, Mahkemece cezai şartın kabulüne dair verilen karar isabetlidir.
Bu alacakların hak edilip edilmediği yargılamayı gerektirdiğinden, alacakların likit olduğundan bahsetmek mümkün değildir. Bu yöndeki davacı istinafı isabetsizdir.
Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davacının ve davalının istinaf başvurusunun HMK’nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esas yönünden reddi gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle aşağıdaki bentler dışında kalan istinaf talepleri yerinde olmayıp reddine karar vermek gerekmiştir.
Hüküm kısmında kaleme alınan cezai şart miktarının brüt mü yoksa net mi olduğu anlaşılmamakla birlikte bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, cezai şart tazminatının brüt ücret üzerinden hesaplandığı anlaşılmakla “brüt” ibaresinin hükme eklenmesine gerektiğindendosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında davalının istinaf talebinin kısmen kabulü ile HMK 353/1-b.2 maddesine göre ilk derece mahkeme kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm verilmesine karar verilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle,
I-HMK’nın 353/1-b.2 maddesi gereğince
ADANA 8. İŞ MAHKEMESİ’NİN 2017/134 -2018/343 E.K. Sayılı kararının
KALDIRILMASINA ,
II-Davanın KISMEN KABUL KISMEN REDDİNE,
-Adana 1.İcra Dairesi’nin 2017/5277 E. Sayılı takip dosyasında 7.905,60 TL asıl alacak üzerinden yürütülen takibe borçlu tarafından yapılan İTİRAZIN KISMEN İPTALİ İLE, takibin brüt
6.285,75 TLüzerinden DEVAMINA,
-İcra inkar tazminatı talebinin talep konusu alacaklar yargılamayı gerektiren türde olması sebebiyle reddine,
–
Alınması gerekli 429,38 TL harçtan davacının peşin olarak yatırdığı 135,01 TL nin düşülmesi sonucu bakiye 294,37 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
–
Davacı tarafça yapılan 140,50 TL yargılama gideri ile 135,01 TL harç olmak üzere toplam 275,51 TL nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, kalan kısmın davacı üzerinde bırakılmasına,
–
Davacı lehine hesap ve takdir edilen karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT’ye göre hesaplanan 3.400,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
III
-İstinaf karar harcı bakımından;
-Davalı tarafından peşin olarak yatırılan istinaf harcının talebi halinde iadesine,
-Alınması gereken 54,40 TL istinaf karar harcından, peşin olarak alınan 44,40 TL nin mahsubu ile bakiye 10,00 TL nin davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,
-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
-Kararın taraflara tebliği ile harç tahsil müzekkeresi yazılması işlemlerininilk derece mahkemesi tarafından yapılmasına,
Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda miktar itibari ile kesin olmak üzere 24/09/2020 tarihinde oy birliğiile karar verildi.
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe