Adana BAM, 5. HD., E. 2018/290 K. 2018/317 T. 13.3.2018

İlgili TBK madde: TBK Madde 512

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
Adana 1. Tüketici Mahkemesinin 26/12/2017 tarih 2017/852 Esas sayılı kararı ile kurulan hüküm nedeniyle davacının istinaf başvurusu ile ilgili yapılan esas incelemesinde;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

DAVA DİLEKÇESİNDE ÖZETLE;Davalı 04/05/2016 tarihinde Antalya 9.Noterliğinin 8698 yevmiye nolu vekaletnamesi ile geçirmiş olduğu trafik kazasına ilişkin maddi tazminat davası açmak üzere tarafına vekaletname verildiğini, vekil tayin edildiğini, vekalet uyarınca önce sorumlu sigorta şirketine başvuruda bulunduğunu, başvurunun sonuçsuz kaldığını, Bor Asliye Hukuk mahkemesinin 2015/274 Esas sayılı dosyasından davalının geçirmiş olduğu trafik kazasına ilişkin F1 Sigorta A.Ş.aleyhine maddi tazminat davası açıldığını, iş bu dava devam etmekte iken, 15/03/2016 tarihinde Niğde 3.Noterliğinin 03543 yevmiye no’lu azilname ile hiçbir gerekçe olmaksızın vekillikten azlettiğini bildirdiğini, azilnameyi haklı kılacak bir kusurun söz konusu olmadığını, vekalet ücretine esas alınması gereken alacak miktarının ancak yargılama sonunda ortaya çıkacağını, bu sebeple Bor Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/274 Esas sayılı dosyasının celbine, davalı yan F1 Sigorta A.Ş ile Bor Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/274 Esas sayılı dosyası haricinde F1 Sigorta A.Ş.ile sulh olacağı gibi, tazminat alacağını tahsil yoluna gidebileceğini, davanın ve alacağının sürüncemede bırakmak ve alacağın semeresiz kalmaması için, F1 Sigorta A.Ş. ‘ye müzekkere yazılarak tazminat alacağının davalıya ödenmemesi üzerine ihtiyati tedbir konulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

CEVAP DİLEKÇESİNDE ÖZETLE;Davacının dava dilekçesindeki aleyhe hususları kabul etmediklerini, öncelikle davacının dayandığı ve dosyaya giren tüm yazılı delil, dosya, belge ve örneklerinin taraflarına tebliğ edilmesini aksi halde dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmesini talep ettiğini, ayrıca davanın yetkisiz mahkemede açıldığını bu nedenle yetkisizlikle davanın reddine karar verilmesini talep ettiğini, davanın görevsiz mahkemede ikame edildiğini, davacı avukatın davayı açmak için yaptığı masraf iddiasının gerçek dışı olduğunu, davacı avukatın davayı açmak için tarafından dava masraflarını peşin aldığını, kendisinin herhangi bir masraf ve harcamada bulunmadığını, geçirdiği trafik kazası sonucu manevi tazminata ilişkin davacı tarafça kendisine herhangi bir işlem yapılmaması nedeniyle kendisini azlettiğini beyan etmiştir.

MAHKEME ARA KARARINDA ÖZETLE;Davacının haksız azledilip edilmediği, borcun muaccel olup olmadığı, buna göre karşı tarafın para borcunun doğduğunun yaklaşık ispat ölçüsünde dahi olsa kanıtlanabildiğinin kabul edilemeyeceği, alacağın varlığı, miktarı ve vadesi konusunda yargılama gerektiği, alacağın ihtilaflı olduğu ve icra dosyası takibindeki alacağın doğrudan uyuşmazlık konusu olmadığı, İİK’nın 257 ve maddelerinde açıklanan şartların oluşmadığı anlaşılmakla ihtiyati haciz talebinin reddine, karar verildiği anlaşılmıştır.

İSTİNAF TALEBİNDE ÖZETLE;Davanın ve alacağımızın semeresiz kalmaması için davalının üçüncü kişi F1 Sigorta A.Ş.’den olan tazminat alacağının davalıya ödenmemesi için ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz mahiyetinde ihtiyati tedbir kararı verilmesini istinaf taleplerinin kabulü ile hukuka aykırı ara kararının kaldırılmasına, karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLER;Dava dilekçesi, Bor Asliye Hukuk mahkemesinin 2015/274 Esas sayılı dosyası,Niğde 3.Noterliğinin 03543 yevmiye no’lu azilnamesi, Antalya 9.Noterliğinin 8698 yevmiye nolu vekaletnamesi ve tüm dosya kapsamı,

DEĞERLENDİRME – GEREKÇE:

DAVA; Avukatlık hizmet sözleşmesinden kaynaklanan alacak ,
İstinaf incelemesi HMK 355. Madde gereğince istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle ve resen de kamu düzenine aykırılık yönünden sınırlı olarak yapılmış olup,
Öncelikle ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbire ilişkin yasa ve uygulama ile yerleşmiş ve kabul edilmiş genel geçerli kurallara aşağıda yer verilmiş olup;

Alacaklının alacağına kavuşması için borçlunun yeteri kadar malına (alacak ve hakkına) icra dairesi tarafından el konulması anlamına gelen haciz (78.m. vd.) icra takibinin ödeme veya icra emrinden sonraki üçüncü aşamasını oluşturur. Bazı hallerde, bu aşamaya gelinceye kadar, borçlunun mallarını tüketmesi veya kaçırması ihtimali ortaya çıkabilir ve haciz aşamasına gelindiğinde, borçlunun haczedilebilir herhangi bir malı bulunmadığı için, alacaklının alacağına kavuşamaması tehlikesi ile karşı karşıya kalınabilir. İşte bu tehlikeyi ortadan kaldırmak için İİK.nun 257 vd. maddelerinde ihtiyati haciz kurumu düzenlenmiştir.

İhtiyati haciz, İİK.nun 257. maddesindeki şartların gerçekleşmesi halinde, alacaklının alacağına kavuşmasını teminen, haciz aşamasına gelinmeden önce borçlunun yeteri kadar malına mahkeme kararıyla el konulmasını sağlayan bir geçici, hukuki himaye tedbiridir. İhtiyati haciz ile ihtiyati tedbir (HMK.nun 389 vd. mad.) birer geçici hukuki himaye tedbiri olmakla birlikte, şartları, usulleri ve hükümleri itibariyle birbirinden farklı müesseselerdir. Farkın en önemli görünüm noktası; ihtiyati tedbirin, uyuşmazlık konusu üzerine konulması, ihtiyati haczin ise, alacaklının para alacağının tahsilini teminen borçlunun herhangi bir malı, hakkı veya alacağı üzerine konulması bakımındandır. İhtiyati haciz ve ihtiyati tedbir müesseseleri arasındaki fark nedeniyle, mahkeme, tarafın geçici hukuki himaye talebinde kullandığı ifade ile bağlı değildir ve talebi, HMK.nın 33. Maddesi çerçevesinde kendiliğinden niteleyerek, kanunen uygulanması gereken hükümleri uygular.

İhtiyati haciz yalnız para ve teminat alacakları hakkındaki dava veya icra takibinde sözkonusu olduğu halde, ihtiyati tedbir kural olarak paradan başka şeyler (haklar, taşınır ve taşınmaz mallar) hakkındaki davalarda alınır. İhtiyati tedbirde çekişmeli ve bu sebeple davaya konu olan şey (mesela taşınır veya taşınmaz bir mal) hakkında önleyici nitelikte tedbir alınır; buna karşılık ihtiyati hacizde, alacaklıya henüz kesin haciz isteme yetkisinin gelmediği bir dönemde, alacaklının para alacağının zamanında ödenmesi güvence altına alınır. İhtiyati hacizde ihtiyaten haczedilen mallar üzerinde (bu malların borçluya ait olduğu hakkında) bir çekişme yoktur ve bu sebeple bu mallar alacaklının açtığı veya yaptığı (veya açmayı veya yapmayı düşündüğü) bir dava veya icra takibinin konusu değildir. Oysa, ihtiyati tedbirde, üzerine tedbir konulan mallar, çekişmeli olup, davacının açmış olduğu veya ileride açmayı düşündüğü bir davanın konusudur. Taşınmaz mallar üzerine ihtiyati tedbir konulması halinde, genellikle taşınmazın başkasına devrinin yasaklanmasına da karar verilmektedir ve üzerine ihtiyati tedbir konulan taşınmaz başkasına satılamamaktadır, devredilememektedir.

Oysa, borçlu, üzerine ihtiyati haciz konulmuş olan taşınmazını başkasına satıp devredebilir. (İİK 261 ve 91.md.) İhtiyati haciz kesin hacze dönüşürse, üzerine ihtiyati haciz konulmuş olan mal icra dairesi tarafından satılır ve bedeliyle alacaklının alacağı ödenir. Oysa ihtiyati tedbirde, davacı davayı kazanırsa, üzerine ihtiyati tedbir konulmuş olan mal aynen davacıya verilir. (teslim edilir) İhtiyati tedbir HMK.nın 389/1 maddesi gereğince, kural olarak, kendisi çekişmeli olan, bir diğer ifadeyle davacının üzerinde ayni hak iddia ettiği malların 3. Kişiye devrinin engellenmesi amacını güder. Bir alacağın güvence altına alınması için öngörülen geçici hukuki himaye yolu ise İİK.nun 257 vd. maddelerinde düzenlenen ihtiyati haciz olup, bununla mal üzerinde bir ayni hak iddiası ileri sürülmemekte, malın 3. Kişiye devrine engel olunmamakta, bunun yerine alacağın o malın satış bedelinden karşılanması ve malın devri halinde haczin, devralana karşıda dermeyan edilebilmesi imkanı sağlanmaktadır. İhtiyati haciz, borçlunun alacaklısından mal kaçırması ihtimaline karşı en etkili tedbirdir. Haczi kabil malı, yani kudreti olduğu halde, vadesi gelmiş borcunu ödemeyen kimse iyi niyetinden şüphe edilmesine hak vermiş ve ihtiyati haciz muamelesine müstehak olmuş sayılabilir. Yerli doktrinde ihtiyati haczin; muhafaza ve emniyet tedbiri, ihtiyati tedbirin “özel” bir nevi, koruma tedbiri olduğu ifade edilmektedir. İhtiyati haczin, icrai hacze dönüşünceye kadar alacaklının, borçludaki alacağının ödenmesini tehlikeye düşürmeden tahsilini sağlayan bir tedbir niteliğinde olduğu dikkate alınarak, mahkemece, davacının ihtiyati haciz isteminde bulunduğu miktarın sadece yasada belirtilen ihtiyati haciz istemi koşulları yönünden değerlendirilmesi gerekir. Kanun koyucu ya da işin niteliği ve olayın özelliği gereği hakime, ispat olgusunu düşürme imkanı vermiştir. Bu düşürülmüş ispat ölçüsü çerçevesinde tam kanaat değil, kuvvetle muhtemel, yaklaşık bir kanaat yeterli görülmektedir. Doktrinde bu yön yaklaşık ispat ölçüsü olarak ifade edilmektedir. Yaklaşık ispat durumunda hakim o iddianın ağırlıklı ihtimal olarak doğru olduğunu kabul etmekle birlikte, zayıf bir ihtimal de olsa, aksinin mümkün olduğunu gözardı etmez, yaklaşık ispat kavramında hem tam ispatın aranmadığı hem de basit bir iddianın yeterli olmadığı vurgulanmak istenmiştir.

İhtiyati haciz, İİK.nun 257 vd. maddelerinde düzenlenmiş olup, rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş para borcu alacakları ile muayyen ikametgahı bulunmayan, mal kaçıran ya da kaçan, hileye başvuran borçluların vadesi gelmemiş para borcundan doğan alacakları temin bakımından, alacaklıya talep hakkı tanıyan ve şartların varlığı halinde borçlunun yedinde ya da 3. Kişide bulunan malları ve hakları üzerine konulan bir nevi güçlendirilmiş tedbirdir. Aynı Kanunun 264. Maddesinde yer alan, dava açılmadan veya icra takibine başlanmadan evvel ihtiyati haciz yaptırmış olan alacaklının; haczin tatbikinden, haciz gıyabında yapılmışsa haciz zabıt varakasının kendisine tebliğinden itibaren 7 gün içinde ya takip talebinde bulunmaya veya dava açmaya mecbur olduğuna ilişkin hüküm de ihtiyati haciz ile icra takibinin ayrı hukuki düzenlemeler olup, ayrı ayrı hukuki sonuçlar doğuracağını ortaya koymaktadır. Bu nedenledir ki ihtiyati haciz bir icra takip işlemi olmayıp, asıl icra takip işlemine yardımcı olan, güvence sağlayan, koruyucu nitelikte bir kurum ve bizzat icra takip işlemine dönüşmeye elverişli, yapılacak icra takibinden veya açılacak davadan önce uygulanan bir nevi tedbir işlemidir. İhtiyati haciz kararı alınabilmesi için aranan şartlardan biri kural olarak, alacağın rehinle temin edilmemiş olmasıdır. Çünkü, borçlunun alacağın teminatı olarak alacaklıya (kendi malı veya 3. Kişinin malı üzerinde) rehin vermiş olması halinde, alacaklının, önce rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takibe başvurması öngörülmekte ve böylece alacaklının, borçluyu hem rehin hem haciz baskısı altında bulundurmasını engellemektedir. Borçlunun, borcunun teminatı için verilmiş bulunan rehni, müteselsil kefil dışında 3. Kişi vermişse, müteselsil kefil hakkında ihtiyati haciz kararı verilebilir. Nitekim TBK.nun 586. Maddesine göre alacaklı, borçluyu takip etmeden veya taşınmaz rehnini paraya çevirmeden, müteselsil kefili takip edebilir. TBK.nun 586. Maddesindeki düzenlemeye göre kefil, borçluyla beraber müteselsil kefil ve müşterek müteselsil borçlu sıfatıyla veya bu gibi diğer bir sıfatla borcun ifasını üstlenmiş ise alacaklı asıl borçluya müracaat ve rehinleri paraya çevirmeden evvel kefil aleyhinde takip yapabilecektir. Dolayısıyla, alacaklının kefile veya kefillere yönelik olarak ihtiyati haciz talep etmesine engel bir durum bulunmamaktadır. Müşterek müteselsil kefiller yönünden kefil oldukları miktar için ayrıca kefaletin rehinle teminatı söz konusu değilse bu kişiler hakkında ihtiyati haciz kararı verilmesi mümkündür.

Alacağın vadesinin gelmiş olması ve alacaklının ilk bakışta haklı olduğunun anlaşılması halinde, kural olarak , borçlunun gerçekten borcunun bulunup bulunmadığı gibi hususlar incelenmeden, ihtiyati haciz kararı verilebilir. İhtiyati haciz kararı için yaklaşık ispat yeterli olup, borçlunun gerçekten borçlu olup olmadığı hususları ihtiyati hacze itiraz halinde incelenir. İhtiyati haciz taleplerinde alacağın varlığının kesin bir şekilde ispatı gerekmediği gibi bu husus İİK.nun 265. Maddesi çerçevesinde yapılacak itirazlar veya açılacak davalarda değerlendirilmelidir. Asıl borçlunun ifada gecikmesi, kendisine yapılan ihtarın sonuçsuz kalması halinde, kefile müracaat edebilme koşulu da gerçekleşmişse (TBK.nun 586/1 md.) ihtiyati haciz talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

İİK.nun 50/1 maddesi hükmü gereğince para veya teminat borcu için takip hususunda HMK.nun yetkiye dair hükümleri (HMK 5-9;447/II) kıyas yolu ile tatbik olunur. Şu kadar ki, takibe esas olan akdin yapıldığı icra dairesi de takibe yetkilidir. (HMK. 10.mad.)

İİK.nun 258/1 maddesinde; ihtiyati hacze 50. Maddeye göre yetkili mahkeme tarafından karar verilir. “Alacaklı alacağı ve icabında haciz sebepleri hakkında mahkemeye kanaat getirecek deliller göstermeye mecburdur” hükmü düzenlenmiştir. İhtiyati hacizde yetki, kamu düzeninden ve kesin yetki hallerinden değildir. Dolayısıyla, ihtiyati haciz talep edilen mahkemece resen gözetilemez. Mahkemenin deliller üzerinde yapacağı incelemede ileri sürülen vakıalardan ve sunulan belgelerden alacağın varlığının ihtimal dahilinde olduğu kanaatine varılması halinde talep kabul edilmelidir. İhtiyati hacze karar verilebilmesi için alacağın varlığını muayyen bir ihtimal dahilinde gösteren vakıaların ispatı yeterli olup , bir alacak davasında olduğu gibi geçerli delillerle kanıtlanması gerekmez. İİK.nun 257/1 fıkrasına göre, ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için borcun vadesinin gelmiş olması, diğer bir anlatımla muaccel olması yeterlidir. TBK.nun 90. Maddesine göre, ifa zamanı taraflarca kararlaştırılmadıkça veya hukuki ilişkinin özelliğinden anlaşılmadıkça her borç, doğumu anında muaccel olur. Buna göre muacceliyet, alacaklının alacağını talep etme yetkisini ifade etmekte olup, kural olarak her borç doğduğu anda muacceldir. TBK.nun 117/1 fıkrası gereğince, muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. Dolayısıyla ihtar, borcun muacceliyeti için gerekli olup, İİK.nun 257. Maddesine göre ihtiyati haciz kararı verilmesi için borçlunun temerrüde düşürülmesi aranmamaktadır. İİK.nun 265. Maddesinde “Borçlu kendisi dinlenmeden verilen ihtiyati haczin dayandığı sebeplere, mahkemenin yetkisine ve teminata karşı, huzuruyla yapılan hacizlerde haczin tatbiki, aksi halde haciz tutanağının kendisine tebliği tarihinden itibaren 7 gün içinde mahkemeye müracaatla itiraz edebilir.
265/3 fıkrasında; Mahkeme gösterilen sebeplere hasren tahkikat yaparak itirazı kabul veya reddeder.

İtiraz eden, dilekçesine istinat ettiği bütün belgeleri bağlamaya mecburdur. Mahkeme, itiraz üzerine iki tarafı davet edip gelenleri dinledikten sonra, itirazı varit görürse kararını değiştirebilir veya kaldırabilir.

Şu kadar ki, iki taraf da gelmezse evrak üzerinde inceleme yapılarak karar verilir.

İtiraz üzerine verilen karara karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Bölge Adliye Mahkemesi bu başvuruyu öncelikle inceler ve verdiği karar kesindir. “İstinaf yoluna başvuru, ihtiyati haciz kararının uygulanmasını durdurmaz.” düzenlemesine yer verilmiştir. İhtiyati haciz ile ilgili karara karşı, direnme yoluna gidilemez. İİK.nun 266. Maddesinde ihtiyati haczin kaldırılması müessesesi düzenlenmiş olup, bu madde hükmüne göre; “Borçlu, para veya mahkemece kabul edilecek rehin veya esham yahut tahvilat depo etmek veya taşınmaz rehin yahut muteber bir banka kefaleti göstermek şartı ile ihtiyati haczin kaldırılmasını mahkemeden isteyebilir. Takibe başlandıktan sonra bu yetki, icra mahkemesine geçer”hükmünü içermektedir.

Yine avukatlık sözleşmesi ve hak edilecek vekalet ücretlerinde uygulanacak kıstaslardan da aşağıda genel olarak bahsedilmiştir.

Vekâlet sözleşmesi karşılıklı güvene dayalıdır. 6098 sayılı Borçlar Kanunu’nun 512. maddesinin 1. cümlesine göre, müvekkilin vekilini azletmesi veya vekilin vekillikten istifa etmesi her zaman caizdir.

Bu hükme göre; vekâlet sözleşmesi, her iki tarafça da, belirli bir neden gösterilmesine gerek olmaksızın, tek taraflı bir irade beyanıyla her zaman ortadan kaldırılabilir. Söz konusu irade beyanı, karşı tarafa ulaşmakla, geleceğe yönelik olarak hükümlerini hemen doğurur.

Ücret sözleşmesi yapılmamış veya yapılmış olmasına rağmen sözleşme veya ücrete ilişkin hükmü hukuken geçersiz ise Avukatlık Yasasının 163/son maddesi hükmünce Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanacak ücretin ödenmesi gerekir.

Madde 163; Avukatlık ücreti, avukatın vekâlet hizmetine karşılık olan meblâğı ifade eder.

Avukatlık ücreti, avukatla iş sahibi arasında serbestçe kararlaştırılır.

Dava, takip ve her türlü danışma ücretleri hakkındaki anlaşmaların yazılı şekilde olması şarttır.

Ücretten doğan davalarda, yazılı sözleşmeden başka delil getirilemez ve dinlenemez.

Yazılı ücret sözleşmesi yapılmamış olan hallerde asgarî ücret tarifesi uygulanır.

Yeri gelmişken Avukatlık Asgari Ücret Tarifelerine göre vekâlet ücretinin ne şekilde belirlendiği hususunun da açıklanmasında yarar bulunmaktadır.

Yargılama gideri olan vekâlet ücreti H.M.K. ve Avukatlık Kanununun 169. maddelerine göre Avukatlık Asgari Ücret Tarifelerine göre hesaplanır. Bu ücretin belirlenmesinde avukatın emeği, çabası, işin önemi ve niteliği göz önünde tutulur.

Avukatlık ücreti avukat iş sahibi arasında serbestçe kararlaştırılır.

Bilindiği üzere dava ve icra takibini hangi aşamada olursa olsun kabul eden avukat, vekâlet ücretinin tamamına hak kazanır.

Belirtilen nedenlerle dava konusunun para ile değerlendirilmesi karşısında davacı avukatın, avukatlık ücretinin tarifenin üçüncü kısmı dikkate alınarak; daha açık ifade ile nispi olarak belirlenmesi gerekmektedir.

Şu kadar ki, tarifedeki asgarî miktar altında kalan avukatlık ücreti karşılığında iş ve dava kabulü yasak olup, aksine hareket disiplin cezasını gerektirir.
168. maddenin son fıkrası hükmü saklıdır. Dava, takip ve her türlü danışma ücretleri, hakkındaki anlaşmaların yazılı şekilde olması şarttır.

Ücretten doğan davalarda, yazılı sözleşmeden başka delil getirilemez ve dinlenemez.

Yazılı ücret sözleşmesi yapılmamış olan hallerde asgarî ücret tarifesi uygulanır.

Madde 164; Avukatlık ücreti, avukatın hukuki yardımının karşılığı olan meblağı veya değeri ifade eder.

Yüzde yirmi beşi aşmamak üzere, dava veya hükmolunacak şeyin değeri yahut paranın belli bir yüzdesi avukatlık ücreti olarak kararlaştırılabilir.

İkinci fıkraya göre yapılacak sözleşmeler, dava konusu para dışındaki mal ve haklardan bir kısmının aynen avukata ait olacağı hükmünü taşıyamaz.

Avukatlık asgari ücret tarifesi altında vekalet ücreti kararlaştırılamaz. Ücretsiz dava alınması halinde, durum baro yönetim kuruluna bildirilir.

Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde; değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilamın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir. Değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır.

Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekalet ücreti avukata aittir. Bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez.

Madde 165; İş sahibinin birden çok olması halinde bunlardan her biri, sulh veya her ne suretle olursa olsun taraflar arasında anlaşmayla sonuçlanan ve takipsiz bırakılan işlerde her iki taraf avukat ücretinin ödenmesi hususunda müteselsil borçlu sayılırlar.

Madde 174; Üzerine aldığı işi haklı bir sebep olmaksızın takipten vazgeçen avukat hiçbir ücret isteyemez ve peşin aldığı ücreti geri vermek zorundadır.

Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez.

Anlaşmaya göre avukata peşin verilmesi gereken ücret ödenmezse, avukat işe başlamakla zorunlu değildir. Bu sebeple doğabilecek her türlü sorumluluk iş sahibinindir. Yazılı sözleşmedeki diğer ödeme şartlarının yerine getirilmemesinden dolayı avukat işi takip etmek ve sonucunu elde etmekten mahrum kalırsa sorumluluk bakımından aynı hüküm uygulanır.

Anlaşmazlık, davanın konusuz kalması, feragat, kabul ve sulh nedenleriyle; delillerin toplanmasına ilişkin ara kararı gereğinin yerine getirilmesinden önce giderilirse, tarife hükümleriyle belirlenen ücretlerin yarısına, karar gereğinin yerine getirilmesinden sonra giderilirse tamamına hükmolunacağı,
Avukatlık ücretinin takdirinde, hukuki yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihteki yürürlükte olan tarifenin esas alınacağı
Bir davanın takibi sırasında karşılık dava açılması, başka bir davanın bu davayla birleştirilmesi veya davaların ayrılması durumunda, her bir dava için ayrı ücrete hükmolunacağı hususları yasa ve uygulama ile yerleşmiş durumdadır.

DEĞERLENDİRME – GEREKÇE:Adana 1.Tüketici Mahkemesinin 2017/852 Esas sayılı dosyasında 26/12/2017 tarihli (ihtiyati haciz talebinin reddine dair) ara kararın kaldırılması talebiyle davacı vekili Av. K1’in başvurusu ile ilgili yapılan incelemede, davacı avukatın Bor Asliye Hukuk mahkemesinin 2015/274 Esas sayılı dosyasındaki dava devam ederken müvekkili tarafından”görülen lüzum üzerine “denilerek azledildiği anlaşılmakla beraber; Dava dilekçesi içeriğinden ve dosyadaki diğer bilgi ve belgelerden dava konusu edilen avukatlık alacağının, nasıl hesaplandığı dava dilekçesinde dahi açıklanmamıştır.

Yine azilin haklı veya haksız azil olup olmadığı, haksız azil ise talep edilebilecek avukatlık vekalet ücretleri yargılama sonucunda tespit edileceğinden, dosyaya sunulan belgelere göre alacağın varlığı ve miktarının yargılamayı gerektirmesi, sunulan belgelerin tek başına alacağın varlığına kanaat getirilmesi açısından yaklaşık ispat için gerekli şartları da (Yukarıda açıklamalar doğrultusunda) taşımadığı, davalının İİK’nın 257 md.si uyarınca taahhütlerinden kurtulmak amacıyla mallarını gizlemeye, kaçırmaya veya kendisinin kaçmaya hazırlanması eylemi içersinde olduğuna ilişkin yeterli şüphe uyandırıcak delillerinde dosyada mevcut olmadığı, bu nedenle Adana 1.Tüketici Mahkemesinin 26/12/2017 tarihli ihtiyati haciz talebinin reddine dair verilen kararın sonuç itibari ile yerinde ve İ.İ.K. 257 vd. maddeleri ile HMK’nın ilgili hükümlerine uygun bir karar olduğu, davacının istinaf itirazları yerinde olmadığından başvurunun HMK’nun 353/1-b.1 md.si uyarınca esastan reddine karar verilmesi gerektiğine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM :

1-Davacı tarafın istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,

2-Alınması gereken 35,90 TL istinaf karar harcı peşin alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına,

3-İstinaf yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,

4-Kararın tebliği, harç, gider avansı iadesi vb. işlemlerin, 6100 Sayılı HMK’nın 359/3 md. uyarınca ilk derece mahkemesi tarafından yerine getirilmesine
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, HMK’nın 362/1-f maddesi gereğince KESİN olarak, 13/03/2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

  • İlk yayınlanma tarihi: 29 Temmuz 2026
  • Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

    Av. Saim İncekaş portre fotoğrafı
    Av. Saim İncekaşAvukat, İncekaş Hukuk
    Adana Barosu Sicil No: 4293 · Seyhan / Adana

    Av. Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. Kurucusu olduğu İncekaş Hukuk'ta 15 yıldan bu yana danışmanlık ve dava takibi yürütmektedir. Yüksek lisans eğitimine sahip olup başlıca çalışma alanları; aile/boşanma, velayet ve çocuk hakları, ceza yargılaması, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul–tapu, miras ve iş hukukudur. Adana Barosu, Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi oluşumlarda aktif görev almış; güncel içtihat ve mevzuatla, anlaşılır ve güvenilir hukuki yönlendirme sunmayı ilke edinmiştir.

    Bize WhatsApp'tan ulaşın!