DAVACI:
K1 – N1 – A1
DAVALI:
F1 A.Ş, – A2
2 -F2 A.Ş – A3
DAVANIN KONUSU :
Cismani Zarar Sebebiyle Türk Borçlar Kanunu’nun 69. maddesine Dayalı Tazminat
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, davalı vekili ile davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’nın 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacılar vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle; davacı küçük K2’in 04/05/2017 günü evinin damında uçurma uçururken evin damının oldukça yakınından geçen yüksek gerilim hattı elektrik kablosunun damda bulunan K2’i çekerek ikamet ettikleri 2 katlı damdan aşağıya fırlattığını ve davacı küçüğün ağır derece yanma şikayeti ile hastaneye kaldırıldığını, davacı küçük K2’in henüz 10 yaşında olduğunu ve her çocuk gibi damda ve sokakta oyun oynamak istediğini, ancak davalıya ait yüksek gerilim elektrik kablosunun akımına kapıldığını ve davalı şirketin kusursuz sorumluluğunun bulunduğunu, davalıya ait yüksek gerilim hattı elektrik kablosunun aynı bölgede ve mahallede çokça arıza verdiğini ve o mahallede yaşayan insanlar için tehlike arz edecek şekilde yapıldığını, gerekli bakım ve özenin gösterilmediğini, davacının dava konusu olaydan sonra önce X1 Hastanesine, Seyhan Uygulama ve Araştırma Hastanesi Yanık Ünitesine kaldırıldığını, burada gördüğü tedavinin akabinde ise Adana Yeni Numune Hastanesinde tedavi gördüğünü, kazadan bu yana tedavisinin devam ettiğini, dava konusu olayın geçtiği mahallede yağmur yağdığı zaman bile yüksek gerilim hattı kablolarının kıvılcımlar saçtığını, mahalle sakinleri tarafından şikayette bulunulduğunu ancak çözüm üretilmediğini ileri sürerek maddi ve manevi tazminata yönelik karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; davanın Seyhan Belediyesine ihbar edilerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda; davacı küçük K2’in 04/05/2017 günü evinin damında uçurtma uçururken evin damının oldukça yakınından geçen davalıya ait yüksek gerilim hattı elektrik kablosunun akımına kapılarak ikamet ettikleri 2 katlı damdan aşağıya fırlattığını ve davacı küçüğün ağır derece yanma şikayeti ile hastaneye kaldırıldığını, davacının yanık ünitesinde tedavi gördüğünü ve halen tedavisinin devam ettiğini, davalı F1’ın olayın meydana gelmesinde %75 oranında kusurlu olduğunu, olayın meydana geldiği binayı yaptıran K1’in ise binanın çok yakınından tehlikeli mesafeden yüksek gerilim hattı geçtiği halde, F1’tan bu hattın kaldırılmasını istemeden veya güvenli mesafeye çektirmeden ayrıca ruhsatsız ve kaçak olarak inşaatı yaptırdığından olayın meydana gelmesinde %25 oranında kusurlu bulunduğunu, Çukurova Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığına ait 20/03/2019 tarihli maluliyet raporuna göre davacı küçüğün tüm vücut fonksiyon kayıp oranının %20 ve kalıcı olduğunu, 08/07/2019 havale tarihli Aktüer Hesap Bilirkişi K3’dan alınan bilirkişi raporuna göre, davacının geçici iş göremezlik tazminat tutarının 2.382,19 TL, sürekli iş göremezlik tazminat tutarının 192.261,61 TL olduğunun anlaşıldığını gerekçe olarak belirtip davanın kısmen kabul, kısmen reddine yönelik karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
İstinaf yoluna başvuran davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yargılama sırasında 19.03.2018 tarihli kusur raporunun alındığını, bu raporda müvekkili şirkete % 75, davayı açan ve binayı kaçak ve ruhsatsız yaptıran davacıya ise % 25 kusur öngörüldüğünü, kusura dair bilirkişi raporuna karşı itirazlarını içeren 10.04.2018 tarihli bir dilekçeyi ve ekinde Mersin 2. Asl. Huk. Mahkemesinin 2014/147 Esas sayılı dosyasında verilen emsal bilirkişi heyet raporunu sunduklarını, bu emsal bilirkişi raporunda da yer aldığı üzere 4 kişiden oluşan yeni bir bilirkişi heyetinden yeniden ek rapor aldırılmasını talep ettiklerini ancak yerel mahkemenin bu taleplerini hiç bir gerekçe göstermeden reddettiğini, ek rapor aldırmadan bu kusur raporu ile hüküm tesisi cihetine gittiğini, yerel mahkemenin eksik inceleme ile karar verdiğini, bilirkişinin kusura yönelik tespit ve değerlendirmelerinin eksik ve hatalı olduğunu, müvekkili şirketin olayın oluşumunda her hangi bir kusuru bulunmadığını, bu nedenle müvekkili şirkete kusur izafesini kabul etmediklerini, kazanın meydana geldiği hattı müvekkili şirketin EKAT Yönetmeliği hükümlerine uygun ve ruhsatsız bina öncesinde tesis ettiğini, korunması ve bakımlarının sağlandığını, olayda illiyet bağını kesen ağır kusurun davacılarda olduğunu, müvekkili şirketin hattının EKAT Yönetmeliği hükümleri çerçevesinde tesis edildiğini ancak daha sonra mesafenin kaçak yapılaşma nedeniyle azaltılmış olduğunun yargılama ile de sabit olduğunu, benzer bir olaydan dolayı Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 2014/9458 Esas, 2015/5791 Karar sayılı ilamında özetle; “…Olay tarihinde ölen K5′ ın A5 Beldesinde bulunan tarlasında sulama işlemi yaptığı sırada tarla içerisinde dikili, yola 2 metre mesafede bulunan metal elektrik direğinin üzerindeki aydınlatma lambasının zaman içinde deforme olması nedeniyle sallanarak elektrik teli ile temas etmesi ve elektrik direğine akım vermesi sonucu ölenin direğe temas etmesi nedeniyle elektrik akımına kapılarak öldüğünün iddia edildiği olayda; olaydan bir kaç gün önce meydana gelen fırtınadan dolayı aydınlatma armatürünün ters dönmesi suretiyle daimi faza değdiği, bunun sonucunda da demir direkte elektirik kaçağının oluştuğu saptanmakla F1 hat bakım onarım ekiplerinin ihbar sistemine göre çalıştığı, kuruma gelen arıza ihbarlarına göre ekipler gönderilip arızaların giderildiği, ihbar gelmedikçe ekiplerin şebekenin herhangi bir yerinde sakıncalı bir durum olduğunu tespit etmelerinin mümkün olmadığı, F1 görevlilerinin çok geniş sahaya yayılan yüzlerce kilometre uzunluğundaki enerji hatlarını ve binlerce elektrik direğini her an kontrol altında tutması ve hat tellerine yaklaşan bir yapıyı hemen tespit edip gerekli müdahaleyi yapmasının beklenemeyeceği, bu durumda, olay anına kadar tarla içinde yola 2 metre mesafede bulunan aydınlatma direği üzerindeki lambanın fırtınadan kaynaklanan nedenlerle ters dönmesi sonucu direğe akım vermesinden haberdar olmayan F1 görevlileri olan sanıklara izafe edilebilecek bir kusur bulunmadığı anlaşılmakla beraatleri yerine yazılı şekilde hüküm tesisi….” hususlarını bozma nedeni yaptığını, istinaf dilekçelerinin ekinde Ankara 11. İş Mahkemesinin 2014/424 esas sayılı dosyasına ait Bilirkişi Kurulu Raporunu emsal rapor olarak sunduklarını, davacının inşaatını enerji nakil hattının (ENH) tesisinden sonra yapması halinde şirketlerine her hangi bir kusurun atfedilmesinin mümkün olmadığını, davacı ENH tesisinden sonra tehlikeli şekilde inşaat yaparak yaklaştırmayı kendisinin yaptığını, burada kusurun ruhsatsız inşaat yaparak ENH tesisi sonrasında o hatta yaklaştırarak inşaat yapan davacı taraf ve o kaçak inşaata göz yuman ve zamanında kaçak yapılaşmasının önüne geçmeyen belediye başkanlığına ait olduğunu, ayrıca dava dosyasına ibraz ettikleri bilirkişi raporuna beyan ve itiraz dilekçeleri ekinde 1 adet emsal bilirkişi heyet raporu ile olay yerine ait güncel 2 adet fotoğrafları da dava dosyasına sunduklarını, hattın evin gövdesine uzaklığının yaklaşık 3 metre balkon çıkmalarına uzaklığının yaklaşık 1,5 metre civarında olduğunu, hattın ilk tesisinin 1990 yıllarında yapıldığının bilgisinin alındığını, evin 2. ve 3. katlarının hattın tesisinden çok sonra inşa edildiğinin çok açık olduğunu, bu katların ruhsatsız olduğunu, raporda kazanın meydana geldiği binanın “kaçak olduğuna yer verildiğini, ancak her nasılsa bu binanın kaçak olarak yapılmasına göz yuman ve kaçak binanın yapılmasını zamanında tespit edip mühürlemeyen ve yıkmayan ve bunun için zamanında gerekli tedbirleri almayan ve üstüne alt yapı ve sair başkaca belediye hizmeti sunan ilgili Seyhan Belediye Başkanlığına hiç kusur öngörülmemiş olmasının da raporun diğer bir hatalı tarafı olduğunu, bilirkişi raporunda olayın meydana geldiği binayı yaptıran davacı baba K1’a az kusur oranı takdir edildiğini, ayrıca davacı anne K4’e ise hiç kusur öngörülmediğini, raporda kusur dayanağının sadece binanın çok yakınında yüksek gerilim hattı geçtiği halde F1’tan bu hattın kaldırılmasının istenmemesi ve ruhsatsız kaçak yapı yaptırmış olması nedeniyle sadece davacı babaya %25 kusur öngörüldüğünü, sıralanan kusur sebeplerinde ayrıca ebeveyn olarak çocukları ile yeterince ilgilenmeme ve gözetim görevlerini layıkıyla yerine getirmemelerinin de göz önüne alınması gerektiğini, bu gerekçe ile de davacının sadece babaya değil davacı anne K4’e de bir kusurun öngörülmesi gerekir iken bunun yapılmadığını, bilirkişi raporuna itiraz dilekçelerinin ekinde dava dosyasına sundukları heyet raporunda yer aldığı üzere; davacı ebeveynler anne ve babaya müşterek kusur öngörüldüğünü, oysa kendi dosyalarına sunulan raporda ise sadece babaya kusur öngörüldüğünü, ebeveyn davacılardan anneye de yeterince ilgilenmeme, gözetim görevini layıkıyla yerine getirmemesi nedeniyle kusur öngörülmesi gerekirken, öngörülmemesinin eksik diğer bir husus olduğunu, ayrıca müvekkili şirketin sorumluluğunun tamamen kaldıran bir başka halin ise davacı anne ve babanın binanın inşaatına başlamadan önce yapacakları inşaat nedeniyle enerji nakil hattına bir yaklaşma olacak ise önceden bu durumun davacılar tarafından müvekkili şirkete yazılı olarak bildirmeleri gerekirken bunu da yapmadıklarını, bu bilirkişi raporu içeriğinde de görüldüğü üzere inşaata başlamadan önce durumun yazılı olarak müvekkili şirkete bildirilmemiş olması halinde müvekkili şirketin bu tür olay ve kazaların meydana gelmesinde her hangi bir kusurunun bulunmadığı sonucunun ortaya çıktığını, davacıların kaçak inşaatın ne öncesinde ne de kaçak inşaatın devamı sırasında kaçak inşaat nedeniyle hattın inşaata yakın geçmeye başladığını görmelerine karşın müvekkili şirket F1’tan bu hattın kaldırılmasını istememesinin davacı tarafın kusurunun ağırlığını ispatladığını, davacıların inşaat öncesinde hattın kaldırılamasına yönelik müvekkili şirkete yazılı müracaatlarının bulunmadığını, davacı anne ve babanın binanın yakınından geçen hattın kaldırılması için müvekkili şirkete hiç bir müracaatta bulunmamalarının müvekkili şirketin sorumluluğunu tamamen ortadan kaldırdığını, raporun Elektrik Mühendisi ile İnşaat Mühendisinden alındığını, oysa olaya uyan bilirkişi heyetinde Elektrik-Elektronik Mühendisi ve Hukukçu bilirkişilerininde heyette bulunmasının yerinde ve isabetli olacağını, ayrıca heyette yer alan 4 kişilik bu bilirkişilerin İş Güvenliği Konusunda da uzman olmalarının da aranması gerektiğini ileri sürerek kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İstinaf yoluna başvuran davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;
Adana 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2017/383 Esas, 2019/295 Karar sayılı ilamıyla 50.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 04.05.2017’den itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine yönelik kararın verildiğini, kararın usul ve yasaya ayrı olduğunu, müvekkili davacı-mağdur K2’in 04.05.2017 günü evinin damında uçurtma uçururken evin damının oldukça yakınından geçen davalıya ait yüksek gerilim hattı elektrik kablosunun damda bulunan K2’i çekmesi sonucunda ikamet ettikleri 2 katlı damdan aşağıya fırlattığını, müvekkilinin ağır derece yanma şikayeti ile hastaneye kaldırıldığını, davacı küçük K2’in henüz 10 yaşında olduğunu ve her çocuk gibi damda ve sokakta oyun oynamak istediğini, ancak davalıya ait yüksek gerilim elektrik kablosunun akımına kapıldığını ve davalı şirketin kusursuz sorumluluğunun bulunduğunu, davalıya ait yüksek gerilim hattı elektrik kablosunun aynı bölgede ve mahallede çokça arıza verdiğini ve o mahallede yaşayan insanlar için tehlike arz edecek şekilde yapıldığını, gerekli bakım ve özenin gösterilmediğini, davacının dava konusu olaydan sonra önce X1 Hastanesine, Seyhan Uygulama ve Araştırma Hastanesi Yanık Ünitesine kaldırıldığını, burada gördüğü tedavinin akabinde ise Adana Yeni Numune Hastanesinde tedavi gördüğünü, kazadan bu yana tedavisinin devam ettiğini, olay tarihinden önce de ne zaman şiddetli yağmur yağsa davalıya ait yüksek gerilim hattı elektrik kablosunun A4 sakinlerine sürekli tehlike yarattığını, kıvılcımlar çıkardığını, ölümler saçtığını, bu nedenle bu ve benzeri olayların artık mahalle sakinleri için olağan hale geldiğini, mahalle sakinlerinin her zaman F1 Adana İl Müdürlüğü’ne şikâyette bulunup arızaların giderilmesi ve onarılması için şikayette bulunduklarını, fakat şikâyetlere rağmen geçici önlemler dışında kalıcı hiçbir çözüm sağlanmadığını, davalıya ait şikâyet hattına gelen telefon kayıtları incelendiğinde olay yeri olan A4 sakinlerinin yaptığı arama kayıtlarının bu iddialarını teyit edeceğini, davalı şirketin normalin üzerinde bir özen borcu olduğunu, doğan tüm zararlardan sorumlu olduğunu, davalı şirketin, müvekkili K2’in ağır derece yaralanmasından önce ikametlerinin yakınından geçen ve evlerin hizasında 1 metre yakınında bulunan yüksek gerilim hattı elektrik kablosunun orada yaşayan vatandaşlar için tehlike arz edeceği ve mahalle sakinlerinin özellikle de çocukların ölümüne yol açabileceği düşünülerek gereken denetimin yapılarak tüm bakım ve onarımların yapılması gerekirken, bu konuda özensiz davranıldığının açık ve net olduğunu, henüz 10 yaşındaki bir çocuğun bu derece ağır yanması nedeniyle hayatları alt üst olan ailenin yaşamlarını düzeltebilmek için çocukları ve kendilerinin psikolojik destek gördüklerini, Ç.Ü. Tıp Fakültesi ATK’nın 20.03.2019 tarihli raporunda müvekkili davacı K2’in %20 oranında sürekli iş göremezliğinin olduğunu, 75 gün de geçici iş göremezlik yaşadığının tespit edildiğini, diğer yandan 19/03/2018 havale tarihli kusur raporunda, davalı elektrik şirketinin %75 oranında, baba K1’in ise %25 oranında kusurlu olduğunun tespit edildiğini, müvekkili davacı K2’in herhangi bir kusurunun tespit edilmediğini, olayda baba K1’e %25 kusur verilmesinin hatalı olduğunu ve kusursuz olması gerektiğini, davalı F1’ın ise kusursuz sorumlu olması gerektiğini, Yargıtay içtihatları doğrultusunda; olayın oluş şekli, davalının kusuru, davacıların sosyal ekonomik durumları ve müvekkili davacıda yarattığı üzüntü dikkate alındığında hakkaniyete uygun bir miktarda tazminata karar verilmesi gerekirken hükmedilen manevi tazminat miktarının dava dilekçelerindeki talebin yarısı oranında olduğunu, ayrıca yerel mahkemenin gerekçeli kararında manevi tazminat miktarının neden taleplerinin yarısı oranında verdiğini tartışmadığını ileri sürerek kararın bu yönden kaldırılarakdava dilekçelerindeki miktar üzerinden manevi tazminata hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:
Taraflar arasındaki dava, Cismani Zarar Sebebiyle Türk Borçlar Kanunu’nun 69. maddesine dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Bir binanın veya diğer yapı eserlerinin maliki, bunların yapımındaki bozukluklardan veya bakımındaki eksikliklerden doğan zararı gidermekle yükümlüdür. (TBK m.69; BK m.58)
Yapı malikinin sorumluluğu, bir bina ya da diğer bir inşa eserinin bizatihi kendisinden kaynaklanan bir nedenle oluşan zarardan sorumluluğu kapsamakta olup, niteliği itibariyle kusursuz sorumluluk türlerinden “olağan sebep sorumluluğu”dur. Burada malike kurtuluş kanıtı sunma olanağı tanınmamıştır. Malik ancak illiyet bağını kesen sebeplerin (mücbir sebep, zarar görenin kendi kusuru, üçüncü kişinin ağır kusuru gibi) varlığı durumunda sorumluluktan kurtulabilir.
Enerji nakil hatları da yapı eseri niteliğinde olup, bölgede elektrik enerjisinin dağıtımını yerine getirmektedir. Bu faaliyet, varlığı ve niteliği itibariyle bir tehlike ve dolayısı ile zarar ihtimali taşıdığından, davalı şirketin sorumluluğu, bir sebep sorumluluğu olan kusursuz (objektif) sorumluluktur.
Elektrik enerjisinin taşındığı enerji nakil hattı ile gerçekleşen zarar arasında uygun illiyet bağının bulunması sorumluluk için yeterlidir. Sorumlu kişi veya işletmenin, kusurlu olup olmaması, özen ödevini yerine getirip getirmemesi, işletme veya nesnede (şeyde) bir bozukluk veya noksanın bulunup bulunmaması, meydana gelen zararın tazmin borcu yönünden bir etkiye sahip değildir. Zira bunların sebep oldukları zararlarda, kusurun bulunup bulunmadığı ya da rolünün olup olmadığı çoğu zaman bilinemediği veya ispat edilemediği gibi, sorumlu kişi veya işletme, her türlü özeni gösterse, gözetim ve denetim ödevini yerine getirse, gerekli bütün tedbirleri alsa bile, çoğu zaman zararın meydana gelmesini önlemek mümkün değildir. Bu sebeple sorumluluğun bağlandığı olgu ile zarar arasında uygun illiyet bağı kurulduğu zaman, sorumluluk da gerçekleşmiş olacağından, bu işletme veya nesnelerin sahip veya işletenleri, bunların sebep oldukları zararı gidermek sorundadır. (Prof. Dr. Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler 1991 Baskı Cilt 2 sf: 14-15)
Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliğinin 5. maddesinde; “Kuvvetli akım tesisleri her türlü işletme durumunda, cana ve mala herhangi bir zarar vermeyecek ve tehlike oluşturmayacak bir biçimde yapılmalıdır.
Herhangi bir kimsenin dikkatsizlikle de olsa yaklaşabileceği uzaklıktaki kuvvetli akım tesislerinin gerilim altındaki bölümlerine (aktif bölümler) dokunulması olanaksız olmalıdır ve ilerideki bölümlerde belirtilen emniyet mesafeleri ile koruma önlemleri sağlanmalıdır.”
Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliğinin 27. maddesinde ise; “Tesislerin ve aygıtların teknik belgelerinde belirtilen aralıklarda bakım ve onarımları yapılmalıdır. Yapılan bakım ve onarımlar kalıcı bir şekilde kaydedilmelidir.” şeklinde düzenleme yapılmıştır.
Bu kapsamda, enerji nakil hattının sahibi bulunan davalı kurum, bu yapı eserinin fena yapılmasından, bakımı ve işletilmesindeki eksikliklerden sorumlu olup, bu tür hatları kişilerin can ve mal güvenliği açısından tehlike arz etmeyecek şekilde inşa etmek, bulundurmak, bu hatlara güvenli yaklaşma sınırının aşılmasını önleyici tedbirleri almakla yükümlüdür.
(Bknz.
Yargıtay
3.
Hukuk
Dairesi
‘nin
2019/4099
Esas,
2020/1027
Karar sayılı ilamı)
TBK’nun51/1(BK’nun 43/1)maddesinde “Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler.”hükmü getirilmiştir.
Bina veya yapı eseri malikinin sorumluluğunu ortadan kaldıran, bir başka deyişle, zarar ile yapımdaki bozukluk ve özen eksikliği arasında uygun “nedensellik bağı”nı kesen nedenler ise mücbir sebep, zarar görenin kendi kusuru ve üçüncü kişinin kusuru olarak belirlenmiştir.
Buna göre, elektrik iletim direkleri de maddede belirtilen imal olunan şey kapsamında olduğundan, elektrik iletim direklerinin sahibi bu tesisin korunmasından, bu bağlamda bakım eksikliğinden doğan zarardan kusursuz olarak sorumludur.
(Bknz.
Yargıtay
3.
Hukuk
Dairesi
‘nin
2016/849
Esas,
2017/10883
Karar sayılı ilamı)
Bilindiği üzere; manevi tazminat, haksız bir eylemin yarattığı üzüntünün, duyulan elem ve acıların giderilmesini amaçlayan bir ödencedir. Manevi zarar, mal varlığına dokunmayan, yaşam, sağlık, namus, sır, aile mahremiyeti gibi mal varlığı harici varlıklarda meydana gelen azalma olup, bu zarar manevi tazminatla giderilmeye, azaltılmaya çalışılmıştır.
Hakim manevi tazminatın miktarını tayin ederken saldırı teşkil eden eylem ve olayın özelliği yanında tarafların kusur oranını, ekonomik durumlarını da dikkate almalıdır. Miktarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel hal ve şartların bulunacağı da gözetilerek takdir hakkını etkileyecek nedenleri karar yerinde objektif olarak göstermelidir. Çünkü kanunun takdir hakkı verdiği hususlarda hâkimin hukuka ve hakkaniyete göre hüküm vereceği Türk Medeni Kanunu’nun 4. maddesinde belirtilmiştir.
Hükmedilecek para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi malvarlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1976 günlü ve 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde de takdir edilecek manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden, hakim bu konuda takdir hakkını kullanır iken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Manevi tazminat zenginleşme aracı olmamakla beraber, bu yöndeki talep hakkındaki hüküm kurulurken olay sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amaçlanmalı ve bu sebeple tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş şekli de gözönünde tutularak, hak ve nesafet kuralları çerçevesinde bir sonuca varılmalıdır. Zira, Türk Medeni Kanununun 4. maddesinde, kanunun takdir hakkı verdiği hallerde hakimin hukuka ve hakkaniyete göre hükmedeceği öngörülmüştür.
(Bknz.
Yargıtay
17.
Hukuk
Dairesi
‘nin
2019/3385
Esas,
2020/2422
Karar sayılı ilamı)
Buna göre,yukarıda açıklanan ilke ve esaslar ve davacı ailesinin kusur oranı da gözetilerek hakkaniyete uygun olacak şekilde manevi tazminata hükmedilmesi gerekir.
Somut olayda
; davacının davalı kuruma ait enerji nakil hattına kapıldığı ve yaralandığı ileri sürülerek maddi ve manevi tazminata yönelik talepte bulunulduğu, mahkemece yapılan yargılama sonucunda, 192.261,61 TL sürekli iş göremezlik tazminatı ile 2.382,19 TL geçici iş göremezlik tazminatı olmak üzere neticeten 194.643,80 TL maddi tazminata ve 50.000,00 TL manevi tazminata kararın verildiği, davacı vekili ile davalı vekili tarafından kararla ilgili olarak istinafa başvurulduğu dosyada mevcut bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.
Davacı kazanın meydana geldiği tarih itibariyle 10 yaşında olup öğrencidir. Davacının geçici iş göremezlik döneminde çalışıp gelir elde etmesi mümkün olmadığından bu istem yönünden davanın reddine karar vermek gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Yargıtay 17. HD. benzer bir kararında; ”
Mahkemece hükme esas alınan 08.10.2012 tarihli raporda davacının kalıcı maluliyetinin bulunmadığı, 4 ay geçici iş göremezlik süresinin bulunduğu belirlenmiş, aktüer bilirkişi raporunda da davacının 4 aylık geçici iş göremezlik süresi için zarar hesaplanmıştır.
Davacı, 15 yaşında olup öğrencidir. Davacının geçici iş göremezlik döneminde çalışıp gelir elde etmesi mümkün olmadığından bu istem yönünden davanın reddine karar vermek gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.” şeklinde karar vermiştir.
(Yargıtay 17. HD’nin 2014/24101 E, 2016/3385 K. Sayılı, 17/03/2016 Tarihli ve aynı mahiyetteki 2016/13914 E, 2019/7205 K. Sayılı, 30/09/2019 Tarihli ilamları)
Ayrıca mahkemece kusur tespitine yönelik alınan raporda yeterli değildir. Davalı vekilinin kusur tespitine yönelik bilirkişi raporuna itirazları karşılanmamış, zararın meydana gelmesinde ve artmasında kazazedenin yaşadığı evdeki hane halkının bakım ve gözetimden kaynaklı kusurları olup olmadığı hususunda ayrıntılı değerlendirme yapılmamıştır. Adli Tıp Kuruma ait 20/03/2019 tarihli raporda, geçici iş göremezlik için ön görülen süre yönünden davacının tedavisini yapan hekimlerin daha kesin bilgi verebileceği kanaatine yönelik rapor verilmiş ise de geçici iş göremezlik ile ilgili talebin reddi gerektiğinden bu husus dikkate alınmamıştır.
HMK’nın 281. maddesinde; tarafların, bilirkişi raporunda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri; mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden ek rapor alabileceği; ayrıca gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme de yaptırabileceği açıklanmıştır.
Bilirkişiler, raporlarını hazırlarken raporun dayanağı olan somut ve özel nedenleri bilimsel verilere uygun olarak göstermek zorundadır. Bilirkişi raporu aynı zamanda Yargıtay denetimine de elverişli olacak şekilde bilgi ve belgeye dayanan gerekçe ihtiva etmelidir. Ancak, bu şekilde hazırlanmış raporun denetimi mümkün olup, hüküm kurmaya dayanak yapılabilir.
Bilirkişi raporu kural olarak hâkimi bağlamaz. Hâkim, raporu serbestçe takdir eder. Hâkim, raporu yeterli görmezse, bilirkişiden ek rapor isteyebileceği gibi gerçeğin ortaya çıkması için önceki bilirkişi veya yeniden seçeceği bilirkişi vasıtasıyla yeniden inceleme de yaptırabilir. Bilirkişi raporları arasındaki çelişki varsa hâkim çelişkiyi gidermeden karar veremez.
Hal böyle olunca, ilk derece mahkemesince; yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular çerçevesinde, davalının sorumluluğunun kusursuz sorumluluk kapsamında bulunduğu dikkate alınarak, önceki bilirkişiler dışında seçilecek, konusunda uzman; elektrik mühendisi bilirkişi, inşaatçı bilirkişi ve iş güvenliği bilirkişisinden oluşacak üç kişilik bilirkişi heyetinden, kusursuz sorumluluk ilkesi gereği, davalının kusursuz sorumluluğunu ortadan kaldıracak şekilde illiyet bağının kesilip kesilmediği hususları değerlendirilerek, Yargıtay ve taraf denetimine elverişli, davacıların rapora karşı itirazlarını karşılayacak şekilde rapor alınmak suretiyle hasıl olacak sonuca göre, kusur durumu netleştirildikten sonra, duruma göre aktüerya bilirkişisinden rapor alınarak yukarıda açıklanan ilkeler ışığında maddi ve manevi tazminat yönünden esasa yönelik karar verilmesi gerekirken; eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yetersiz bilirkişi raporu benimsenerek, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.
Bu nedenlerle taraf vekillerinin istinaf başvurularının, 6100 sayılı HMK. nun 353/1-a, 6 bendi uyarınca, kabul edilip kararın kaldırılması gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M:
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-
Adana 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 19/11/2019 tarih ve 2017/383 Esas, 2019/295 Karar sayılı kararına karşı, taraf vekillerinin istinaf başvurularının, 6100 Sayılı HMK’nın
353/1-a-6 bendi uyarınca KABULÜNE,
2-
İlk derece mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının
ORTADAN KALDIRILMASINA,
3-
Davanın yeniden görülmesi için
DOSYANIN MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE,
4-
İstinaf yoluna başvuran taraflarca yatırılanistinaf peşin karar harcının talepleri halinde kendilerine iadesine,
5-
İstinaf yoluna başvuran taraflarca yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda değerlendirilmesine,
6-
Kararın yerel mahkemece taraflara tebliğine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, HMK’nun 353/1-a maddesi uyarınca
KESİN olmak üzere oybirliği ile karar verildi.09/07/2020
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe