T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :
ADANA 9. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVACI:
K1
– N1 – A1
VEKİLLERİ:
Av. K2 – A2
Av. K3 – A3
Av. K4 – A4
DAVALI:
K5
–
A5
VEKİLİ:
Av. K6 – A6
İHBAROLUNANLAR:1-ADANAKÜLTÜRVARLIKLARIKORUMABÖLGEKURULU
– A7
VEKİLİ:
Av. K7 – A8
:2-SEYHANBELEDEYEBAŞKANLIĞI
– A9
VEKİLİ:
Av. K8 – A10
DAVANIN KONUSU :
Tazminat (Haksız Fiilden-Bina malikinin sorumluluğundan kaynaklanan)
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, davalı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’nın 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle; davalı K9 Ulaştırıcı’nın Adana ili, Seyhan ilçesi, A11 Mahallesi, 1891 ada 1 numaralı parsel ve bu parsel üzerindeki eski bir binası ve binayı çeviren duvarı olduğunu, F1 hastanesinin 1891 ada 1 numaralı parselin bitişiğinde oto parkı bulunduğunu ve bu otoparka F1 hastanesi personelleri ve hasta yakınlarının araçlarını park ettiklerini, müvekkilinin de aracını bu otoparka park ettiğini ve 02/09/2018 tarihinde davalıya ait parsel üzerindeki duvarının çökmesi sonucunda müvekkilinin N2 plaka sayılı aracının pert olduğunu bildirerek, Fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 20.000,00 TL nin davalıdan alınarak davacıya verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; davaya konu parselin müvekkiline ait olduğunu ancak F1 hastanesince kullanılmadığını, yıkılan duvarın müvekkiline ait taşınmazın parçası olduğunu ancak Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü, Adana Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu nun 11/10/2018 tarih ve 10216 sayılı kararı ile bu taşınmazın Kültür Varlığı niteliğinde sayıldığını, bu nedenle yapıya yönelik her türlü inşai ve fiziki müdahelenin engellendiğini, müvekkilinin herhangi bir kusurunun bulunmadığını bildirerek davanın Kültür Bakanlığı Adana Kültür Varlıkları Koruma Bölge Müdürlüğüne ihbarını talep etmiştir.
İhbar olunan Kültür ve Turizm Bakanlığı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; müvekkil kurumunun bir sorumluluğunun bulunmadığını, müvekkili yönünden davanın usulden reddi gerektiğini, davaya konu taşınmaz ile ilgili olarak Adana Koruma kurulu tarafından tescil öncesi tespit işlemleri başlatıldığını, bu kapsamda seyhan belediyesi tarafından 07/11/2017 tarih ve 5210 sayılı yazı ile konunun kurulda değerlendirilinceye kadar her türlü inşai ve fiziki müdahelenin önlenmesi istendiğini, bu hususta seyhan belediyesince arsa sahibinin bilgilendirildiğini, bu durumdan arsa sahibinin ve seyhan belediyesinin sorumlu olduğunu bildirerek açılan davanın reddini talep etmiştir.
İhbar olunan seyhan belediyesi vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; açılan davayı kabul etmediklerini, olayın meydana gelmesinde müvekkili kurumun herhangi bir kusurunun bulunmadığını bildirerek ihbar olunan davanın husumet yokluğu nedeniyle reddini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda;
Somut olayda; davaya konu N2 plakalı aracın olay tarihi olan 02/09/2018 tarihinde davacı adına kayıtlı olduğu, aracın davalıya ait 1891 ada 1 parsel üzerinde park halinde bulunduğu sırada, binanın duvarının çökmesi sonucunda araçta zarar meydana geldiği, dosya kapsamında bulunan 26/06/2019 havale tarihli fen bilirkişi raporunda ve aracın hasar gördüğü yerin 1985 ada 1 sınırları içerisinde olduğunun bildirildiği, tapu kaydına göre bu parselinde davalı adına kayıtlı olduğunun sabit olduğu,
Yine dosya kapsamında bulunan 08/08/2019 bilirkişi heyeti raporunda ve seyhan belediyesi sınırları içerisinde A11 Mah. 1985 ada 1 parsel üzerindeki Alman Fabrikası ile ilgili Adana Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğünce Kültür Varlığı olarak tescili için yerinde inceleme kararı alındığı, karardan önce mülk sahibi K5’nın Seyhan Belediyesi yazısı ile her türlü inşai, fiziki müdahalesinin önlenmesi, can ve mal güvenliğinin sağlanmasına ve gerekli emniyet tedbirlerinin taraflarınca alınması gerektiği konusunda bilgilendirildiği, Türk Borçlar Kanunu madde 69.
“Bir binanın veya diğer yapı eserlerinin maliki, bunların yapımındaki bozukluklardan veya bakımındaki eksikliklerden doğan zararları gidermekle yükümlüdür…” hükmü gereği söz konusu taşınmazın çevresinde gerekli emniyet tedbirlerini almayan mülk sahibi davalı K5’nın sorumlu olduğu,
Davacının zarar talebinin bu sebeplerle haklı olduğu, davacının davasını ıslah ettiği ancak Mahkememizce ıslah konusu zarar talebinin yerinde görülmediği, makina mühendisi bilirkişi raporlarında belirtildiği şekilde aracın tamirinin ekonomik olmadığı, pert vaziyette olduğu, aracın kazasız ikinci el değerinin 30 bin TL olduğu, ve aracın tamir masrafının son ek raporda 24.300 TL olduğunun bildirildiği, ayrıca keşif sırasında öncelikle kazanın olduğu yerde keşif yapıldığı ve sonrasında davacının evinin yanında kazalı vaziyette duran dava konusu aracın incelendiği, raporda belirtildiği şekilde aracın sovtaj bedelinin 10 bin TL olduğu, ve aracın halen davacının mülkiyetinde olduğu, aracın kazasız ikinci el değerinden (20 bin TL) sovtaj bedeli (10 bin TL) düşüldükten sonra 20 bin TL davacının gerçek zararının bulunduğu, tamiri ekonomik olmayan araç için tamir masrafı olan 24.300 TL talep etmenin hayatın olağan akışı ve dürüstlük kuralları ile de bağdaşmadığı, aracın pert durumda olduğu, mevcut hali ile satım değerinin 10 bin TL edeceği, ve Mahkememizce 20 bin TL zarara hükmedildiği, bu suretle aracın kazasız ikinci el değeri olan 30 bin TL’nin davacının mal varlığına döneceği, ve bir zararının kalmayacağı, aksinin başka bir deyişle davanın tam kabulü halinde davacının sebepsiz yere zenginleşeceği kanaati ile dosyada yer alan bilirkişi raporlarının denetime ve karar vermeye elverişli olduğu, Her ne kadar davalı taraf zaman aşımı def’ini ileri sürmüş ise de; olayın 02/09/2018 tarihinde meydana geldiği, 09/10/2018 tarihinde dava açıldığı, bu suretle davanın 1 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde açıldığına kanaat getirilmiş olmakla davanın kısmen kabulüne, yönelik karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
İstinaf yoluna başvuran davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın tamamen haksız, yasaya ve usule aykırı olduğunu, dava konusu yerin otopark olma özelliğinin olmadığını, davacının aracının bulunduğu yerin otopark olarak kullanılmadığını, mülkiyetinin de müvekkiline ait olduğunu, F1 Hastanesi ile her hangi bir ilgisi olmadığını, davacının tamamen haksız ve usule aykırı şekilde müvekkiline ait olan taşınmaz alanına aracını park ettiğini, buraya park edilebileceğine dair hiç bir kullanım haklarının bulunmadığını, davacının aracının hasar görmesi veya pert olmasının tamamen kendi kusurundan kaynaklandığını, müvekkiline atfedilecek herhangi bir kusur bulunmadığını, yıkılan duvarın müvekkiline ait taşınmazın parçası olduğunu, ancak ekte sundukları belgelerden de anlaşılacağı gibi Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü, Adana Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 11.10.2018 tarih ve 10216 sy. kararı ile bu taşınmazın
Kültür Varlığı niteliğinde sayıldığını
, bu nedenle yapıya yönelik her türlü inşai ve fiziki müdahalenin engellendiğini, dolayısıyla müvekkilinin taşınmaz ve duvar gibi müştemilatıyla ilgili sağlamlaştırma, yeniden yapma gibi müdahalelerinin engellenmiş olduğunu,
Seyhan Belediye Başkanlığı’nın
“Her türlü inşai ve fiziki müdahalenin önlenmesi, can ve mal güvenliğinin sağlanması ve gerekli emniyet tedbirlerinin taraflarca alınması gerektiğini” bildirmesi olay tarihinden sonra olduğunu, olaydan önce her türlü inşai ve fiziki müdahalenin yapılmaması yönünde yazılı bildirim yapıldığını, olayın meydana gelmesine müteakiben beldiyeye ve koruma bölge kuruluna başvurularına cevaben “gerekli önlemlerin alınması” bildirildiğini, bu nedenle belediye ve koruma kurulunun müştereken kusurlu olduğunu ve davacının hasarından esas sorumlu olanlar olduğunu, bilirkişilerin aracın 2.el değeri ilgili verdikleri raporun hatalı olduğunu, fiyatı kimlerden ve kaç kişiden sorarak elde ettiklerinin belli olmadığını, rapora karşı yaptıkları itirazların değerlendirilmediğini, belirlenen rakam afaki olup hüküm kurmaya yeterli olmadığını dava dosyasında mevcut bilirkişi raporları eksik hatalı ve hükme esas olabilecek nitelikten yoksun olduğunu, davacının talebinde yer alan hasarın oluşmasında müvekkilinin herhangi bir kusurunun sözkonusu olmadığını, aksine davacının kendi kusurundan kaynaklanan şekilde hasarın meydana geldiğini,
Tüm bu nedenlerle eksik, hatalı ve hükme esas olabilecek nitelikten yoksun bilirkişi raporlarına dayalı olarak tesis edilmiş olan yerel mahkeme kararının kaldırılarak, davanın tümüyle reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:
Taraflar arasındaki dava, davalının maliki olduğu binanın yıkılması sonucunda davacıya ait araçta değer kaybına neden olduğu iddiasına dayalı olarak oluşan değer kaybının davalıdan tazmini istemine ilişkindir.
Somut olayda; davacı vekilinin, davalının maliki olduğu parsel içerisindeki duvarın yıkılması sonucunda davacıya ait araçta hasar meydana geldiği ve aracın pert olduğunu belirterek davacının zararının davalıdan tazmininitalep ettiği, yerel mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kısmen kabulüne karar verildiği, verilen kararın davalı vekili tarafından istinafa taşındığı görülmüştür.
Bir binanın veya diğer yapı eserlerinin maliki, bunların yapımındaki bozukluklardan veya bakımındaki eksikliklerden doğan zararı gidermekle yükümlüdür. (TBK m.69; BK m.58)
Yapı malikinin sorumluluğu, bir bina ya da diğer bir inşa eserinin bizatihi kendisinden kaynaklanan bir nedenle oluşan zarardan sorumluluğu kapsamakta olup, niteliği itibariyle kusursuz sorumluluk türlerinden “olağan sebep sorumluluğu”dur. Burada malike kurtuluş kanıtı sunma olanağı tanınmamıştır. Malik ancak illiyet bağını kesen sebeplerin (mücbir sebep, zarar görenin kendi kusuru, üçüncü kişinin ağır kusuru gibi) varlığı durumunda sorumluluktan kurtulabilir.
**
TBK’nun 51/1(BK’nun 43/1)maddesinde “Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler.”hükmü getirilmiştir.
Bununla birlikte,6098 sayılı yeni Türk Borçlar Yasası’nın 69’uncu ve önceki 818 sayılı Borçlar Yasası’nın 58’inci maddelerinde “bir binanın veya diğer yapı eserlerinin malikleri, bunların yapımındaki bozukluklardan veya bakımındaki eksikliklerden” sorumlu ve bir kusurları söz konusu olmaksızın “doğan zararı gidermekle yükümlü” tutulmuşlardır. Bu sorumluluğa öğretide “kusursuz sorumluluk” veya daha geniş tanımıyla “kusura dayanmayan nesnel sebep sorumluluğu” denilmektedir. Burada malike kurtuluş kanıtı sunma olanağı tanınmamıştır. Malik, ancak illiyet bağını kesen sebeplerin (mücbir sebep, zarar görenin kendi kusuru, üçüncü kişinin ağır kusuru gibi ) varlığı durumunda sorumluluktan kurtulabilir.
Sorumlu kişi veya işletmenin, kusurlu olup olmaması, özen ödevini yerine getirip getirmemesi, işletme veya nesnede (şeyde) bir bozukluk veya noksanın bulunup bulunmaması, meydana gelen zararın tazmin borcu yönünden bir etkiye sahip değildir. Zira bunların sebep oldukları zararlarda, kusurun bulunup bulunmadığı ya da rolünün olup olmadığının çoğu zaman bilinemediği veya ispat edilemediği gibi, sorumlu kişi veya işletme, her türlü özeni gösterse, gözetim ve denetim ödevini yerine getirse, gerekli bütün tedbirleri alsa bile, gene çoğu zararın meydana gelmesini önlemek mümkün değildir. Bu sebeple sorumluluğunun bağlandığı olgu ile zarar arasında uygun illiyet bağı kurulduğu zaman, sorumluluk da gerçekleşmiş olacağından, bu işletme veya nesnelerin sahip veya işletenleri, bunların sebep oldukları zararı gidermek zorundadır.
Bina veya yapı eseri malikinin sorumluluğunu ortadan kaldıran, bir başka deyişle, zarar ile yapımdaki bozukluk ve özen eksikliği arasında uygun “nedensellik bağı”nı kesen nedenler ise mücbir sebep, zarar görenin kendi kusuru ve üçüncü kişinin kusuru olarak belirlenmiştir.
Buna göre,elektrik İletim direkleri de maddede belirtilen imal olunan şey kapsamında olduğundan, elektrik İletim direklerinin sahibi bu tesisin korunmasından, bu bağlamda bakım eksikliğinden doğan zarardan kusursuz olarak sorumludur.
Hükmedilecek para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi malvarlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır.
(Yargıtay 3.H.D. 2016/849 Es. 2017/10883 Karar s.ilamı.)
Bina veya yapı eseri malikinin sorumluluğunu ortadan kaldıran, bir başka deyişle, zarar ile yapımdaki bozukluk ve özen eksikliği arasında uygun “nedensellik bağı”nı kesen nedenler ise mücbir sebep, zarar görenin kendi kusuru ve üçüncü kişinin kusuru olarak belirlenmiştir.
Buna göre, yapı sahibin inşaatın yapılması aşamasında ve tehlike sorumluluğu kapsamında, bu bağlamda bakım eksikliğinden doğan zarardan kusursuz olarak sorumludur.
(Bknz.
Yargıtay
3.
Hukuk
Dairesi
‘nin
2016/849
Esas,
2017/10883
Karar sayılı ilamı)
İstinaf dilekçesinde yazılı nedenlerle ilk derece mahkemesi kararı istinafa taşınmış ise de; ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu, davalı kusur ve sorumluluğunun bulunmadığını ileri sürmüş ise de TBK.’nın 69.md. uyarınca sorumlu olduğu, dava açıldıktan sonra davalıya ait parsel içerisindeki eski çırçır fabrikası ve depo olarak kullanılan yer kültür varlığı olarak kabul edilmiştir. Olay öncesinde kültür varlığı araştırmalarının yapıldığı dönemde davalıya bilgi verildiği dosyadaki belgelerden anlaşılmaktadır. Duvarın eski olması nedeniyle yıkılma aşamasında olduğu, araba park edilmemesi, tehlikeli olduğuna dair bir levha asılmamış olduğu anlaşılmıştır. Tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya aykırı olduğu anlaşıldığından davalının istinaf talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
Dosya içeriğine, toplanan delillere, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, HMK’nın 355. maddesi gereği istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve re’sen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesine ait kararda usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varıldığından, istinaf başvurularının 6100 Sayılı HMK’nın 353/1-b-1 bendi uyarınca esastan reddi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-
Adana 9. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 14/02/2020 tarih ve 2018/70 Esas, 2020/57 Karar sayılı kararı, usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan, davalı vekilinin istinaf başvurusunun,
6100 Sayılı HMK’nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca,
ESASTAN REDDİNE,
2-
Davalı vekilinin istinafı reddolunduğundan Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken
1.366,20 TL istinaf karar harcından peşin alınan
342,00
TL harcın mahsubu ile bakiye 1.024,20 TL harcın davalıdan alınarak Hazine’ye irat kaydına,
3-
İstinaf eden tarafça yapılan istinaf yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına,HMK’nın 333.maddesi uyarınca kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine,
4-
Dairemizce celse açılmadan gerekli inceleme yapıldığından taraflar leh ve aleyhine vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,
5-
Kararın yerel mahkemesince taraflara tebliğine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK’nın 362/1-a maddesi uyarınca,
KESİN olarak oy birliği ile karar verildi.10/12/2020
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe