MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/1253 E., 2024/1958 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Kırşehir 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2022/525 E., 2024/193 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; müvekkilinin aracını satışa çıkardığını, … ilinde ikamet ettiğini beyan eden … isimli kişi ile yapılan telefon görüşmesinde 475.000,00 TL’ye aracın satışı konusunda anlaştıklarını, alıcının ailevi sebeplerden dolayı araca bakmak için kendisinin gelemeyeceğini ve … isimli bir tanıdığına bu işlemleri yaptıracağını söylediğini, müvekkilinin … ile birlikte aracı ekspere götürdüğünün, aracın herhangi bir sorununun olmadığı anlaşılınca … . Noterliğine geçtiklerini, müvekkilinin noterde alıcı … isimli kişi telefonda tekrar görüştüğünü ve aracın akrabaları olan davalı …’e devredilmesini söylediğini, müvekkilinin de aracın bedeli kendisine ödendikten sonra aracı kime isterse devredebileceğini beyan ettiğini, müvekkili ve davalı … adına hareket ettiğini beyan eden … isimli şahsın işlemlerin tamamlanmasını beklediklerini, müvekkilinin bu süreçte sürekli hesabına giren para olup olmadığını cep telefonundan kontrol ettiğini, bu sırada … isimli şahsın müvekkilinin … numarasına … Bankasına ait 475.000,00 TL bedelli banka dekontu fotoğrafı gönderdiğini, müvekkilinin dekontu görünce Noterce düzenlenmiş olan araç satış sözleşmesini imzaladığını ve aracın anahtarını karşı tarafa teslim ettiğini, hesabına para girişi olmadığını görünce dolandırıldığını anladığını ve şikayetçi olduğunu ileri sürerek; aldatma sonucu akdedilen … . Noterliğinin 17.12.2021 tarihli Araç Satış Sözleşmesinin iptali ile satış akdine konu aracın müvekkiline teslimini, talepleri uygun görülmez ise araç bedeli olan 475.000,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili; müvekkilinin galericilik yaptığını, 17.12.2021 tarihinde müvekkilini eşinin yeğeni olan …’nin müvekkilini arayarak … marka bir aracın satılık olduğunu, bu aracın sahibi ile kendisi arasında ev ile takas ilişkisinin olduğunu, kendisinin nakite ihtiyacı olduğu için evi verip aracı nakite çevirmek istediğini söylediğini, müvekkili ile …’ın 410.000,00 TL’ye anlaştıklarını, müvekkilinin Kocaeli’ndeki iş yerinde bulunması nedeniyle o sırada Kırşehir’de olan kardeşi …’e vekalet verekerek aracı kendi adına almasını söylediğini, satış gerçekleşirken müvekkilinin …’ı arayarak araç bedeli olan 410.000,00 TL’yi göndermek için araç sahibinin ibanını istediğini, ancak Botan’ın araç sahibiyle aralarında ev takası olduğunu söyleyip parayı kendisine göndermesini söylediğini, müvekkilinin de …’ın hesabına parayı gönderdiğini, müvekkilinin dava dışı … isimli kişiyi tanımadığını, davacıyı aldatmaya yönelik bir fiilinin bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
1. Tüketici Mahkemesi sıfatıyla davaya bakan İlk Derece Mahkemesinin 14.06.2022 tarihli kararıyla; davanın 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’a eklenen 73/A maddesi uyarınca arabuluculuğa tabi olduğu, davacı tarafça bu şart yerine getirilmeden dava açıldığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş, karara karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin 26.10.2022 tarihli kararıyla; somut uyuşmazlıkta taraflar arasındaki alım-satım ilişkisinin tüketici işlemi olmadığı, Mahkemece davaya Tüketici Mahkemesi sıfatıyla bakılarak arabuluculuk dava şartı yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle, istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren Mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir.
2. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının aldatma nedenine dayalı olarak araç satış sözleşmesinin iptalini talep ettiği, davalının ise olayda aldatmanın olduğunu ancak kendisinin de aldatıldığını savunduğu, Kırşehir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından davalı ve ihbar olunan hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiği, davacının davalının kendisini aldattığını ispat edemediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davaya konu … plaka sayılı aracın … . Noterliğinin 17.12.2021 tarihli ve … yevmiye sayılı araç satış sözleşmesi ile davacı tarafından davalıya satış sureti ile devredildiği, davaya konu olay ile ilgili olarak Kırşehir Cumhuriyet Başsavcılığının 2021/8503 soruşturma sayılı dosyası üzerinden yürütülen soruşturma neticesinde “söz konusu olayda 0537 500 73 19 numaralı hattı kullanan ve müşteki (davacı) İhsan ile şüpheli (ihbar olunan) …’ı arayan şahsın birbirlerinden habersiz olarak araç alım satımı yaptırarak paranın kendi hesabına yatırılmasını sağladığı, söz konusu dolandırıcılık olayında şüpheli (davalı) … ve şüpheli (ihbar olunan) …’ın üzerine atılı dolandırıcılık suçuyla ilgilerinin olmadığı” gerekçesiyle ek kovuşturmaya yer olmadığına karar verilerek dava dışı kişiler hakkında dolandırıcılık suçundan kamu davası açıldığı, ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itirazın Kırşehir Sulh Ceza Hâkimliğinin 2023/1562 D.iş sayılı kararı ile reddedildiği, gerek soruşturma dosyası gerek dava dosyası içeriğinden davalının davacıyı aldattığı yahut üçüncü kişinin aldatma eylemini bildiği veya bilebilecek durumda olduğu hususunun ispat edilemediği ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 36. maddesindeki koşulların oluşmadığı gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; davalının ihbar olunan … ile birlikte hareket ederek müvekkilini aldattıklarını, müvekkilinin aracının piyasa rayicinin 460.000,00 TL olduğunu, davalının aracı 410.000,00 TL gibi bir rakama Botan isimli şahıstan satın aldığını iddia ettiğini, aradaki farkın ticari hayatın normal akışına aykırı olduğunu, galericilik yapan davalının rayiç bedelinin çok altında olan aracın neden kendisine satıldığını araştırması gerektiğini, davalının iyi niyetli olup olmadığının önem taşımadığını ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, hile iddiasına dayalı olarak noterlikçe yapılan araç satış sözleşmesinin iptali, bunun mümkün olmaması halinde satış bedelinin tahsili istemine ilişkindir.
Taşınır mülkiyeti 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 762. ve 778. maddeleri arasında düzenlenmiştir.
Buna göre taşınırlar (menkuller) “nitelikleri itibarıyla taşınabilen maddi şeyler ile edinmeye elverişli olan ve taşınmaz mülkiyetinin kapsamına girmeyen doğal güçler” olarak tanımlanmıştır (TMK, m.762). Bu bakımdan bir yerden diğer bir yere bağımsız olarak, özünde bir değişiklik olmadan taşınabilen her türlü maddi eşya (örneğin çanta, koltuk, sandalye, buğday, arpa veya eldeki davada söz konusu olduğu üzere otomobil) satımı taşınır satımı niteliğinde olduğu gibi, taşınmaz mülkiyetine dâhil olmayan ve temellüke (mülk edinmeye) elverişli bulunan elektrik, su, havagazı, doğalgaz, elektrik gibi tabii kuvvetlerin satımı da taşınır satımı niteliğindedir. Bu bakımdan taşınır (menkul) satımını “taşınmaz (gayrimenkul) olmayan her şeyin satımıdır” şeklinde tanımlamak daha isabetli olacaktır.
Nakli için zilyetliğin devri gereken taşınır mülkiyetinde (TMK, m.763/1) aslolan zilyetlik karinesidir. Bir taşınırın zilyetliğini iyi niyetle ve malik olmak üzere devralan kimse, devredenin mülkiyeti devir yetkisi olmasa bile, zilyetlik hükümlerine göre kazanmanın korunduğu hâllerde o şeyin maliki olur (m. 763/2).
Buna ilişkin TMK’nın 985. maddesine göre;
“Taşınırın zilyedi onun maliki sayılır.
Önceki zilyetler de zilyetlikleri süresince o taşınırın maliki sayılırlar.”
Taşınırın mülkiyeti ile ilgili ihtilâf doğması hâlinde kanun koyucu, gasp ve saldırıya ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla, bir taşınırın zilyedinin kendisine karşı açılan her davada üstün hakka sahip olduğu karinesine dayanabileceğini (TMK, m.987) belirledikten sonra mal üzerindeki tasarruf yetkisi ve taşınır davası konusunda (para ve hamiline yazılı senetlerle ilgili 990. madde hükmü ayrık olmak üzere) ikili bir ayrıma gitmiştir.
Buna göre “Bir taşınırın emin sıfatıyla zilyedinden o şey üzerinde iyi niyetle mülkiyet veya sınırlı aynî hak edinen kimsenin edinimi, zilyedin bu tür tasarruflarda bulunma yetkisi olmasa bile” korunacaktır (TMK, m. 988).
Bu koruma çerçevesinde üçüncü kişi iyi niyetle ve emin sıfatıyla zilyet sayılan kişiden ayni hak kazanır ve bu kazanımda tasarruf yetkisi dışında diğer geçerlilik unsurları mevcut olur ise (Sirmen, L.: Eşya Hukuku, 5. Bası, Ankara 2017, s. 91 vd.) mülkiyet hakkı sona eren önceki zilyet üçüncü kişiye karşı taşınır davası veya istihkak davası açarak hukuken sonuç alamayacaktır.
İkinci hâl, malın emin sıfatıyla zilyetten devralınmamış ve malikinin elinden rızası dışında çıkmış olması durumunda ortaya çıkar:
Bir malın zilyedi, onu başkasına emanet etmiş olmayıp çaldırma, gasp, unutma gibi bir sebeple elinden çıkarmış bulunuyorsa, üçüncü şahıs böyle bir malı iyi niyetle iktisap etmiş olsa dahi onun iktisabı geçerli sayılmayacaktır.
Gerçekten TMK’nın 989. maddesi bu hususta gayet açıktır.
Buna göre; “Taşınırı çalınan, kaybolan ya da iradesi dışında başka herhangi bir şekilde elinden çıkan zilyet, o şeyi elinde bulunduran herkese karşı beş yıl içinde taşınır davası açabilir.
Bu taşınır, açık artırmadan veya pazardan ya da benzeri eşya satanlardan iyi niyetle edinilmiş ise; iyi niyetli birinci ve sonraki edinenlere karşı taşınır davası, ancak ödenen bedelin geri verilmesi koşuluyla açılabilir.
Diğer konularda iyi niyetli zilyedin haklarına ilişkin hükümler uygulanır.”
Görülüyor ki kanun koyucunun iyi niyetin korunması hususunda emaneten bırakılan mallarla sahibinin elinden rızası olmadan çıkan mallar hususunda yaptığı ayrım şu düşünceye dayanmaktadır; malı başkasına emaneten bırakan kimse az çok risk altına girmiş ve emaneten verdiği şeyin, emanet alan tarafından başkasına geçirilmesi tehlikesini göze almış sayılabilir. Oysa malı rızası olmadan elinden çıkan kimsenin böyle bir riske önceden katlandığı söylenemez. Böyle olunca, bir malı iyi niyetle iktisap eden üçüncü şahsın menfaati, malı emaneten veren kimsenin menfaatine tercih edilmekte, rızası olmadan malı elinden çıkan kimsenin menfaatine ise feda edilmektedir.
Sahibinin elinden rızası olmadan çıkan bir taşınır ile ilgili olarak üçüncü kişi iyi niyetli dahi olsa mülkiyet kazanamaz. Ancak, iyi niyetli üçüncü şahsın malı bir açık artırmadan, pazardan veya bu gibi eşyayı satan bir kimseden iktisap etmesi durumunda 989. maddenin ikinci fıkrası gereği asıl mal sahibinin gerek bu şahıs, gerekse daha sonraki müktesipler aleyhinde açacağı iade davasını kazanabilmesi ancak üçüncü şahsın bu malı iktisap etmesi için verdiği bedelin, iadeyi isteyen asıl mal sahibi tarafından ödenmesi şartına bağlıdır.
Daha öz bir anlatımla, sahibinin elinden rızası dışında çıkan menkullerde üçüncü kişinin iyi niyeti yalnızca malın TMK’nın 989/2. maddesinde sayılan yerlerden alınması hâlinde ve sadece ödenen bedelin tazmin edilmesiyle sınırlı olarak korunur.
Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 21.02.2018 tarihli ve 2017/4-1367 E., 2018/249 K. sayılı kararında da aynı ilke ve kurallara işaret edilmiştir.
Eldeki uyuşmazlıkta uygulanması gereken 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 30 ve devam maddelerinde düzenlenen irade fesadı hâlleri arasında yer alan aldatma 36. madde hükmünde;
“Taraflardan biri, diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile, sözleşmeyle bağlı değildir.
Üçüncü bir kişinin aldatması sonucu bir sözleşme yapan taraf, sözleşmenin yapıldığı sırada karşı tarafın aldatmayı bilmesi veya bilecek durumda olması hâlinde, sözleşmeyle bağlı değildir.” şeklinde açıklanmıştır.
Türk Dil Kurumuna göre “birini aldatmak, yanıltmak için yapılan düzen, dolap, oyun, desise, entrika” (Türk Dil Kurumu, Türkçe Sözlük, s. 891) şeklinde tanımlanan hile; bir kimseyi bir irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için, onda kasten hatalı bir kanaat uyandırma veya esasen mevcut olan hatalı bir kanaati koruma veya sürdürme fiilidir (Eren, F.:Borçlar Hukuku Genel Hükümler, gözden geçirilmiş 6. bası, İstanbul 1998, C:1, s. 368).
Hilenin sebep olduğu sakatlık irade beyanında değil, iradenin oluşmasında meydana gelir. Bir diğer anlatımla, hilede aldatılan şahsın iradesi ile irade beyanı birbirine uygunsa da, bu iradenin oluşumunda aldatan tarafın sebep olduğu bir saik hatası söz konusu olur.
Aynı zamanda haksız fiil teşkil eden hile, yalnızca hukuk yargılamasının değil, ceza yargılamasının da konusudur.
Nitekim ceza hukuku öğretisinde hile ile ilgili olarak; “Olaylara ilişkin yalan açıklamaların ve sarf edilen sözlerin doğruluğunu kuvvetlendirecek ve böylece muhatabın inceleme eğilimini etkileyebilecek yoğunluk ve güçte olması ve bu bakımdan gerektiğinde birtakım dış hareketler ekleyerek veya böylece var olan hâlden ve koşullardan yararlanarak, almayacağı bir kararı bir kimseye verdirtmek suretiyle onu aldatması, bu suretle başkasının zihin, fikir ve eylemlerinde bir hata meydana getirmesidir” (Dönmezer, S.: Kişilere ve Mala Karşı Cürümler, İstanbul, 2004, s. 453) şeklinde tarif edilmiştir.
Bilhassa Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) dolandırıcılık ile ilgili hükümlerinde hile ile iradenin sakatlanması önem taşır.
Malvarlığının yanında irade özgürlüğünün de korunduğu dolandırıcılık suçunun maddi unsurunun hareket kısmı, 765 sayılı TCK’nın 503. maddesinde bir kimseyi kandırabilecek nitelikte hile ve desiseler yapma, 5237 sayılı TCK’nın 157. maddesinde hileli davranışlarla bir kimseyi aldatma şeklinde ifade edilmiştir (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17.02.2015 tarihli ve 2013/11-727 e., 2015/1 K. sayılı kararı).
Yapılan açıklamalar ışığında irdelenen dosya kapsamı itibariyle, dava konusu aracın davacının elinden dava dışı şahısların hileli eylemleri neticesinde ve rızası dışında çıktığı tereddütsüzdür. Davalı iyi niyetli olduğunu ve asıl mağdur olanın kendisi olduğunu savunmuş ise de, araç satış sözleşmesinin satıcı davacının iradesi hile ile sakatlanmış olduğundan geçersiz olduğu, bu sebeple davalının iyi niyetli olup olmamasının hukuken değer taşımadığının anlaşılması karşısında, Mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanun’un 371. maddesi uyarınca davacı yararına BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
23.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe