T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :
ADANA 4. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ :
09/07/2020
NUMARASI :
2016/140 Esas 2020/110Karar
DAVACI:
K1 – N1
VEKİLİ:
Av. K2- A1
DAVALILAR:
1- K10, T.C.N2
2- K9, T.C.N3
3- K3, T.C.N4
VELİ :
K4, T.C.N5
VEKİLİ:
Av. K5
FERİMÜDAHİL:
K6 – N6 – A2
DAVANIN KONUSU :
VASİYETNAMENİN İPTALİ
İSTİNAF YOLUNA
BAŞVURAN
DAVACI
:
K1 – N1
VEKİLİ
:
Av. K2
TALEP KONUSU :
Mahkeme Kararının Kaldırılması
İSTİNAF KARAR TARİHİ :
29/06/2022
KARAR YAZIM TARİHİ :
29/06/2022
Adana 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 09/07/2020 tarih ve 2016/140 Esas 2020/110 sayılı kararı ile kurulan hüküm nedeniyle davacının istinaf başvurusu Adana Bölge Adliye Mahkemesi 1.Hukuk Dairesi’nin 25/12/2020 tarih 2020/1376 Esas 2020/1393 Karar sayılı görevsizlik kararı ile dairemize gönderilmekle;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA DİLEKÇESİNDE ÖZETLE :
Muris K7’ün vasiyetnamenin tanzim edildiği 24/01/2012 tarihinde medeni haklarını kullanma ehliyetine haiz olmadığını, dolayısıyla dava konusu vasiyetnamenin, ehliyet noksanlığı nedeniyle geçersiz olduğunu ve TMK’nın 502. maddesi gereği vasiyetnamenin iptali gerektiğini, murisin vasiyetnamenin tanzim edildiği tarihte oğlu K6 ve davalı çocukları ile birlikte yaşadığını, bu süre boyunca muris diğer oğlu olan müvekkili K1’in öldürülme tehdidi ile karşı karşıya olduğunu, oğlunun gerçek ve yakım ölüm tehditi ile iradesi sakatlanan murisin yapmış olduğu ölüme bağlı tasarrufun TMK m. 557/2 hükmü gereği iptali gerektiğini, dava konusu Adana 11. Noterliğinde 24/01/2012 tarih ve 2257 yevmiye numarası ile düzenleme şeklinde resmi vasiyetname başlıklı metin TMK’nın 531. maddesinde öngörülen resmi şekle uygun olarak tanzim edilmediğini, kanunda öngörülen geçerlilik şekline aykırı olan dava konusu vasiyetnamenin iptaline, yargılama giderleri ve ücreti vekaletin davalılara yükletilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP DİLEKÇESİNDE ÖZETLE:
Murisin vasiyetname düzenlendiği tarihte akıl sağlığının yerinde olduğunu, Adana 6. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2013/956 Esas (bozma öncesi 2012/93 Esas) sayılı dosyasında alınan raporlar ve daha önce alınan murise ait raporlarda murisin ölüme bağlı tasarrufta bulunma ehliyetinin olmadığı yönünde bir raporun olmadığını, murisin okuma yazma bildiğinden davacının okuma yazma bilmeyenler için kanunun belirlediği şartlara uyulmadığı beyanlarının hem haksız hem de iptali sağlayıcı hukuki temeli olmayan her gerekçenin ileri sürüldüğü iddialarını ispatladığını, murisin vasiyetnamesinin iki tanıkla düzenlediğini, murisin raporu vasiyetname ekine alınmış ve kimlik tespiti yapıldığını, noter tarafından murisin vasiyetname isteği kalem alındıktan sonra murisin vasiyetname yapma yeteneğinin bulunduğunu ve okur yazar olduğu kaleme alındığını, murisin son istekleri notere açıkladığını, noterin beyanlarını kaleme aldığını, muris tarafından kabul edilerek imzalandığını, tanıkların murisin vasiyetnameyi okuduğunu, son ve gerçek arzularının uygun olduğu belirtilerek tanıklar tarafından da imzalandığını, vasiyetnamenin okuma yazma bilenleri için uygulanacak şekil kurallarına göre düzenlendiğini bu sebeplerden davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARI :
”
Davanın
REDDİNE
, ” şeklinde karar verildiği görülmüştür.
DAVACI VEKİLİ TARAFINDAN İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Dava konusu vasiyetnamenin düzenleme şekli resmi vasiyetname olup, TMK’nın 531. 533. Ve 534. Maddelerine uygun olarak düzenlenmesi gerekirken bu madde hükümlerine uygun düzenlenmediğini, miras bırakanın sözlerini notere bildirdiği, noterin bu sözleri yazdığı veya yazıları okuması için miras bırakana verdiği ve sonra noterin ve vasiyetçinin tutanağı birlikte imzaladıklarının görüldüğü, ancak miras bırakanın önce vasiyetnameyi okuması ve imzalaması, daha sonra noterin tarih koyarak vasiyetnameyi imzalaması gerektiği, bu sıralamaya uyulmadan, tarih konulduktan sonra noter ile vasiyetçi vasiyetnameyi birlikte imzaladıklarını, vasiyetname metninden de açıkça anlaşıldığı üzerc, o sırada hasta yatağında olan murisin vasiyetnameyi okumadan imzaladığının açık olduğu, kanunun aradığı şekilde tanzim edilmeyen vasiyetnamenin iptali gerekirken, davanın reddine karar verilmesinin açıkça kanuna aykırı olduğunu, Adli Tıp Kurumunun Adli Tıp Birinci Üst Kurulu, Dördüncü Adli Tıp İhtisas Kurulunun raporunun kopyalanıp yapıştırılmış görüntüsünde olan raporunda, K7’ün vesayet altına alınması ile ilgili hukuki sürecin başlamasından önceki muayeneleri ile ölçeklendirilmiş nörolojik test ve tetkik sonuçlarını değerlendirmeden, belgelerde bulunan 2002 yılından itibaren başlamış frontotemporal demans hastalığı tanısı ile ilgili hiçbir bilimsel tartışma yapmadan, hukuki sürecin başlamasından sonraki tıbbi belgelerde bulunan ve objektif tanı kriterlerini ortaya koyacak test ve ölçekler kullanıldığının hiçbir kanıtı olmaksızın konulmuş “hafif kognitif bozukluk” ve “demansiyel sendrom” şeklindeki tıbbi olarak farklı tanıları dikkate alarak görüş verilmiş olduğundan Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin (E.2006/554 K.2006/11186 1.6.7.2006) örnek kararında da belirtildiği gibi,” (…) Adli Tıp raporu hüküm kurmaya elverişli, inandırıcı ve tatminkar olmaktan uzaktır. öyle olunca Adli Tıp Kurulu raporuna itibar edilip hüküm kurulamaz. O halde mahkemece yapılacak iş, üniversitelerin ilgili ilgili anabilim dallarından (…) açıklayıcı, taraf, mahkeme ve yargıtay denetimine elverişle rapor alınmak ve böylece hasıl olacak sonuca uygun karar vermektir.(…) denildiğini, dava konusu yasiyetname 24.01.2012 tarihinde yapıldığı, bu tarihte muris vasiyetçi K7’ün 83 yaşında olduğu, dava dosyasında yer alan bilgi ve belgelere göre demans hastalığının bulunduğunu, mahkemece dayanılan Adli Tıp Kurumu raporunda anlaşılabilir bir gerekçenin yer almadığı, içeriğinde yer alan birçok hekim raporunda K7’ün demans hastası olduğunun belirtildiği, ne var ki bunların göz ardı edildiği, Adli ‘Tıp İhtisas kurulu raporunda da demans hastalığının belirtildiği, ancak bunların da dikkate alınmadığı, böyle bir bilirkişi raporunun delil kıymetinin bulunmadığını, bu nedenlerle usule, kanuna ve Yargıtay içtihatlarına aykırı olarak verilen ilk derece mahkeme kararın kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
İstinaf dilekçesine cevap veren davalılar vekili Av.
K5 dilekçesinde özetle;
Adana 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2016/140 Esas – 2020/110 Karar sayılı ilamının onanmasına, davacı tarafından sunulan istinaf taleplerinin reddine, istinaf yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER :
Yazılı beyanlar, Adana 11. Noterliğinin 24/01/2012 tarih ve 2257 Yevmiye numaralı düzenleme şeklinde vasiyetnamesi, Adana 5. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2015/1061 E. Ve 2015/1061 K. Dosyası, Adana 3. Sulh Hukuk Mahkemesinin 29/12/2015 tarih, 2015/101 Esas ve 2015/1446 Karar sayılı dosyası, Adana 6. Sulh Hukuk Mahkemesinin 06/05/2015 tarih, 2013/956 Esas ve 2015/617 Karar sayılı dosyası, Adana 6. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2012/93 E. Ve 2013/15 K. Sayılı dosyası, Adli Tıp Raporları ve tüm dosya kapsamı.
DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE:
Dava, vasiyetnamenin iptali istemine ilişkindir.
İstinaf incelemesi
HMK 355. Madde gereğince istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle ve resen de kamu düzenine aykırılık yönünden sınırlı olarak yapılmış olup,
İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş bu karara karşı davacı tarafça istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.
Adana 11. Noterliğinin 24/01/2012 tarih ve 2257 Yevmiye numaralı düzenleme şeklinde vasiyetname içeriğinden muris K7’ün ; ”
Vefatım halinde iki mirasçımdan çocuklarım
K6 ile K1 mevcuttur,
K1
‘ e terekemden isabet edecek miras hissemden ismi geçenin mahfuz hissesi haricinde olan menkul ve gayrimenkul tereke mevcudumun torunlarım
K8
,
K9 ile K10
‘e vasiyet ediyorum,
K1
‘e isabet eden kanuni mahfuz hissesinin kendisine verilmesini, icabında bu miktarın bilhesap tutarının para olarak kendisine ödenmesini vasiyet ediyorum, bu benim son arzularımdır, vasiyetim geçerli sayılacaktır, ben öldükten sonra vasiyet etmiş olduğum kişiler ilgili tapu dairelerinde kendi adına tescil işlemleri yapmaya yetkili olacaktır, bu şekilde vasiyet ettiğimi kabul ve beyan ederim.
” şeklinde vasiyette bulunduğu, söz konusu vasiyetnamede K11 ve K12’in tanık olarak hazır bulunduğu anlaşılmaktadır.
Adana 5. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2015/1061 E. Ve 2015/1061 K. Numaralı dosyada muris K7’ün mirasçılık belgesinin düzenlendiği ve geriye mirasçı olarak K1 ve K6’in kaldığı anlaşılmaktadır.
Adana 3. Sulh Hukuk Mahkemesinin 29/12/2015 tarih, 2015/101 Esas ve 2015/1446 Karar sayılı ilamı ile muris K7’ün Adana 11. Noterliğinin 24/01/2012 tarih, 2257 yevmiye numaralı düzenleme şeklinde vasiyetnamenin açılması davasında vasiyetnamenin açılıp okunduğunun tespitine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Adli Tıp Kurumu 4. Adli Tıp İhtisas Kurulunun 05/12/2018 tarih ve 6377 karar sayılı mütalaasında; muris K7’ün vasiyetnamenin düzenlendiği 24/01/2012 tarihinde fiil ehliyetine haiz olduğunun kabulünün uygun bulunduğu kanaatini bildirir rapor düzenlendiği görülmüştür.
Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 1. Üst Kurulunun 26/02/2019 tarih, 108 karar numaralı raporunda özetle; muris K7’de tespit edilen bunama halinin vasiyetname tarihi olan 24.01.2012 tarihine teşmil ettirilemeyeceği gibi kendisinde mevcut sistematik hastalıkların da fiil ehliyetini etkileyecek mahiyet ve derecede olmadığı tıbbi kanaatine varıldığı; bu duruma göre K7’ün vasiyetnamenin düzenlendiği 24.01.2012 tarihinde fiil ehliyetine haiz olduğunun kabulünün uygun bulunduğu bildirilmiştir.
Adana 6. Sulh Hukuk Mahkemesinin 06/05/2015 tarih, 2013/956 Esas ve 2015/617 Karar sayılı dosyasında; ”
Muris
K7’ÜN TMK’nun 405. maddesi gereğince akıl zayıflığı nedeniyle VESAYET ALTINA ALINMASINA, kısıtlının kısıtlanması gerektirir durumunun 21.07.2014 tarihinden itibaren mevcut olduğunun tespitine, kısıtlının oğlu Hasan Rufat Tokbey’in kısıtlıya vasi olarak atanmasına,
” karar verildiği görülmüştür.
TMK’nun 595. maddesi gereğince; mirasbırakanın ölümünden sonra ele geçen vasiyetnamenin geçerli olup olmadığına bakılmaksızın hemen sulh hakimine teslimi zorunlu olup, vasiyetname teslimden başlayarak bir ay içinde açılır ve ilgililere okunur. Davacının vasiyetnameyi, iptal sebebini ve kendisinin hak sahibi olduğunu öğrendiği tarihten itibaren vasiyetnamenin iptali için 1 yıllık hak düşürücü süre işlemeye başlar. (Aynı yönde Yargıtay 3. Hukuk Dairesi Başkanlığı’nın 2020/3118 E. Ve 2020/6145 K. Sayılı kararı) Somut olayda murisin 09.09.2015 tarihinde vefatından sonra 08.03.2016 tarihinde açılan vasiyetnamenin iptali davasının hak düşürücü süre içerisinde açıldığı kabul edilerek dava esastan incelenmiştir.
TMK’nın 557. maddesinde, vasiyetnamenin iptali sebepleri sınırlı olarak sayılmıştır. Bunlar; 1- Ehliyetsizlik, 2- Vasiyetnamenin yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama sonucunda yapılmış olması, 3- Tasarrufun içeriğinin bağlandığı koşullar veya yüklemelerin hukuka veya ahlaka aykırı olması, 4- Tasarrufun kanunda öngörülen şekillere uyulmadan yapılmış olması olarak dört tanedir.
TMK’nın 557. maddesinde sayılan sebeplerin bulunması halinde vasiyetnamenin iptali gerekir. Bu sebepler dışında kalan durumlara dayanılarak vasiyetnamenin iptali istenilemez. Davacı taraf “Vasiyetnamenin korkutma veya zorlama sonucunda yapılmış olması”, “Ehliyetsizlik” ve “Tasarrufun Kanunda öngörülen şekillere uyulmadan yapılmış olması” sebeplerinedayanmaktadır. Her bir sebep için ayrı ayrı değerlendirme yapılması gerekmektedir;
”
Tasarrufun Kanunda öngörülen şekillere uyulmadan yapılmış olması” yönünden istinaf istemleri incelendiğinde;
TMK’nın 533. Maddesinde; ”
Mirasbırakan, arzularını resmî memura bildirir. Bunun üzerine memur, vasiyetnameyi yazar veya yazdırır ve okuması için mirasbırakana verir. Vasiyetname, mirasbırakan tarafından okunup imzalanır. Memur, vasiyetnameyi tarih koyarak imzalar.”
TMK’nın 534. Maddesinde;
” Vasiyetnameye tarih ve imza konulduktan hemen sonra mirasbırakan, vasiyetnameyi okuduğunu, bunun son arzularını içerdiğini memurun huzurunda iki tanığa beyan eder. Tanıklar, bu beyanın kendi önlerinde yapıldığını ve mirasbırakanı tasarrufa ehil gördüklerini vasiyetnameye yazarak veya yazdırarak altını imzalarlar. Vasiyetname içeriğinin tanıklara bildirilmesi zorunlu değildir.
”
TMK’nın 535. Maddesinde;
“Mirasbırakan vasiyetnameyi bizzat okuyamaz veya imzalayamazsa, memur vasiyetnameyi iki tanığın önünde ona okur ve bunun üzerine mirasbırakan vasiyetnamenin son arzularını içerdiğini beyan eder.
Bu durumda tanıklar, hem mirasbırakanın beyanının kendi önlerinde yapıldığını ve onu tasarrufa ehil gördüklerini; hem vasiyetnamenin kendi önlerinde memur tarafından mirasbırakana okunduğunu ve onun vasiyetnamenin son arzularını içerdiğini beyan ettiğini vasiyetnameye yazarak veya yazdırarak altını imzalarlar.” hükmünü içermektedir. Somut olayda murisin okuma yazma bildiği, vasiyetnameyi okuyup anlayabilecek durumda olduğu, vasiyetnameyi kendisinin bizzat imzaladığı anlaşılmaktadır. Bu kapsamda eldeki vasiyetnamenin 533. Maddede belirtilen şekil koşullarına uyduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca okuma yazma bilen murisin okuma yazma bilmeyenler için getirilmiş usule göre de vasiyetname tanzim etmesinde de yasal engel bulunmamaktadır. Bu kapsamda da vasiyetnamede vasiyet edenin son ve gerçek isteklerini tam olarak kapsadığını tanıklar ve noter huzurunda beyan ettiğinin şerh olarak düşüldüğü, yine iki tanığın önünde vasiyetnamenin okunduğu ve tanıklarca vasiyetnamenin vasiyet bırakanın son ve gerçek isteklerine uygun olduğu şerh düşülmüştür. Bu yönüyle eldeki vasiyetnamenin şekil koşullarını taşıdığı anlaşıldığından davacının bu yönlü istinaf istemleri yerinde görülmemiştir.
“Vasiyetnamenin korkutma veya zorlama sonucunda yapılmış olması” nedenine dayalı istinaf istemi incelendiğinde;
Vasiyetnamenin iptali sebeplerinden biri olan korkutma (ikrah), kişinin irade serbestîsini ihlal suretiyle onu gerçek istemine uymayan bir beyanda bulunmak zorunluluğunda bırakan, hukukun caiz görmediği davranışlardır. İkrah, maddi ve manevi olmak üzere iki türlüdür. Bir kimseye o akdi yapmasını temin için maddi tazyik yapılmışsa, örneğin eli tutularak zorla sözleşmenin altı imzalatılmışsa bu hâlde maddi ikrah hâli varsayılır. Öte yandan bir kimsede korku yaratarak ona istenilen işlemi yaptırmayı amaçlayan tehdide de manevi ikrah denilir.
Bir ölüme bağlı tasarrufun meydana gelmesine tesir edecek her türlü ikrah, bir iptal sebebi teşkil eder. Ancak, her iki türünde de ikrahın ciddi olması, ikrahın ağır bir tehlike teşkil etmesi, tehdidin yaratacağı tehlikenin derhal gerçekleşecek nitelikte olması, tehdidin bizzat akdin tarafına veya yakınlarına yapılması ve yapılan tehdidin haksız ve hukuka aykırı olması, tehdidin şahsa, namusa, cana, mala veya hürriyete yönelmiş bulunması ve nihayet tehdit ile yapılan işlem arasında illiyet bağı bulunması koşulu aranır. (Aynı yönde Yargıtay 3. Hukuk Dairesi Başkanlığı’nın 2020/12405 E. Ve 2021/3344K. Sayılı Kararı)
Öte yandan; TMK’nın 504 üncü maddesinin birinci fıkrasına göre; “
Mirasbırakanın yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama etkisi altında yaptığı ölüme bağlı tasarruf geçersizdir. Ancak, mirasbırakan yanıldığını veya aldatıldığını öğrendiği ya da korkutma veya zorlamanın etkisinden kurtulduğu günden başlayarak bir yıl içinde tasarruftan dönmediği takdirde tasarruf geçerli sayılır.” denilmektedir.
Somut olayda; davaya konu vasiyetnamenin oğlu K6’in ve çocuklarının öldürme tehditleri sonucunda düzenlendiğini iddia edilmiştir. Dosyada dinlenilen tanık beyanları dikkate alındığında gerek vasiyetnamenin düzenlendiği tarihte iradesini bozacak nitelikte bir ikrahın etkisi altında bulunduğu, gerekse düzenlemeden sonra da bu etkinin sürdüğü kanıtlanabilmiş değildir. Kaldı ki; mirasbırakanın 24.01.2012 tarihinde düzenlediği vasiyetnameden kısıtlanmasının gerektiğinin kabul edildiği 21.07.2014 tarihine kadar dönmediği de görülmektedir.
“Ehliyetsizlik” nedenine dayalı istinaf istemi incelendiğinde;
Bilindiği üzere; davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme ve değerlendirme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim, Türk Medeni Kanunu’nun “Fiil ehliyetine sahip olan kimse kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir.” biçimindeki 9.madde hükmüyle hak elde edebilmesi, borç (yükümlülük) altına girebilmesi, fiil ehliyetine bağlanmış; 10.maddesinde de, fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin (reşit) olmayı kabul ederek “Ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan bir ergin kişinin fiil ehliyeti vardır.” hükmünü getirmiştir. Ayırtım gücü eylem ve işlev ehliyeti olarak da tarif edilerek, 13.maddesinde “Yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.” denmek suretiyle açıklanmış, ayrıca; ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına değinilmiştir.
Hemen belirtmek gerekir ki, Türk Medeni Kanunu’nun 15.maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmama nedeniyle kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere yapacağı işlemlere sonuç bağlanamaz.
Yukarıda sözü edilen ilkelerin ve yasa maddelerinin ışığı altında somut olaya bakıldığında bir kimsenin ehliyetinin tespitinin şahıs ve mamelek hukuku bakımdan doğurduğu sonuçlar itibariyle ne kadar büyük önem taşıdığı açıktır. Bu durumda tarafların gösterecekleri tüm delillerin toplanılması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, tıbbi belge, film grafilerinin eksiksiz getirilmesi zorunludur.
Bunun yanında her ne kadar, HMK’ nın 282. maddesi uyarınca bilirkişilerin “rey ve mütalaası” hakimi bağlamaz ise de, temyiz kudretinin yokluğu, akıl zayıflığı gibi psikolojik nedenlerin belirlenmesi hakimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirmektedir. Ayırt etme gücünün nisbi bir kavram olması, kişiye eylem ve işleme göre değişmesi bu yönde en yetkili sağlık kurulundan özellikle Adli Tıp Kurumu’ndan rapor alınmasını da gerekli kılmaktadır. Esasen Türk Medeni Kanunu’nun 409/2. maddesi akıl hastalığı ve akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini öngörmüştür.
Vasiyetname yapabilmek için ayırt etme gücüne sahip olmak gerekir. Ehliyetsiz kişilerin yaptığı vasiyetnameler kendiliğinden batıl olmaz.
Somut olayda; vasiyet bırakanın tüm tıbbi evrakları celp edilmiştir. Bu kapsamda alınan Adli Tıp Kurumu 4. Adli Tıp İhtisas Kurulunun 05/12/2018 tarih ve 6377 karar sayılı mütalaası ve Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 1. Üst Kurulunun 26/02/2019 tarih ve 108 karar numaralı raporunda vasiyet bırakanın vasiyetnamenin düzenlendiği 24/01/2012 tarihinde fiil ehliyetine haiz olduğu açıkça belirtilmektedir. Yine dosyadaki Adana 6. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2012/93 E. Ve 2013/15 K. Sayılı dosyasında 13.07.2012 tarihinde açılan davada murisin vesayet altına alınmasını gerektirir bir rahatsızlığının bulunmadığının Adana Ruh Sağlığı Hastanesi’nin ve Çukurova Balcalı Üniversitesi Hastanesinin raporunda belirtilmiş olması ve kısıtlanma talebinin bu haliyle reddedilmiş olması da dikkate alındığında vasiyet bırakanın vasiyet tarihi olan 24/01/2012 tarihinde fiil ehliyetine haiz olduğu anlaşılmaktadır.
Buna göre sonuç olarak Murisin resmi şekilde noterde vasiyetname düzenlemesi karşısında, vasiyetnamenin şekil şartlarını taşıdığı da anlaşıldığından kanunda sınırlı sayılan vasiyetnamenin iptali koşullarının hiçbirisinin oluşmadığı anlaşılmaktadır. Bu halde vasiyetnamenin iptali koşulları oluşmadığından bu talebin reddedilmesinde usul ve yasaya aykırı yön bulunmamaktadır.
Mahkemenin dosyada toplanan delillere göre, vermiş olduğu kararda usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından istinaf talebinde bulunanın istinaf başvurusunun HMK.’nun 353/1-b-1 maddeleri uyarınca reddine dair aşağıdaki kararın verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM:
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-
İstinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu 353/1-b(1) maddesi gereğince
ESASTAN REDDİNE,
2-
Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 80,70.-TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 54,40.-TL harcın mahsubu ile bakiye 26,30.-TL harcın istinaf talebinde bulunan davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,
3-
İstinaf ile ilgili yapılan masrafların istinaf talebinde bulunan üzerinde bırakılmasına,
4-Kararın,
6100 Sayılı HMK’nın 359/3 maddesi gereğince dairemiz tarafından taraflara tebliğine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda Hukuk Muhakemeleri Kanunu 361/1 maddesi gereğince gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde
YARGITAY ilgili Hukuk Dairesine
TEMYİZ yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe