T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
DAVANIN KONUSU :
Muris Muvazaası Nedeniyle Tapu İptali ve Tescil
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, davalı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’nın 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin murisi K3’in, davalı ile ikinci evliliğini yaptığını, davalı muris ile evliyken, muris K3’in, 05/09/2017 tarih ve 21332 yevmiye ile Tarsus A1 mah., 685 ada, 27 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki evini satış yapmış gibi göstererek davalı üzerine devrettiğini, yapılan devrin aslında bağış olmakla birlikte satış gibi gösterildiğini, satış bedelinin, satış tarihi esas alındığında çok düşük olduğunu, murisin dava konusu taşınmazı satmasını gerektirecek bir durumunun olmadığını belirterek, dava konusu taşınmazın, muris muvazaası nedeniyle iptali ile mirasçılar adına miras payları oranında tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda 28/02/2019 tarihinde verilen kararda özetle; davacıların, murisin çocukları, davalının ise murisin eşi olduğunu, 20.12.2017 tarihinde muris K3′ in vefat ettiğini, geriye 7 tane mirasçısının kaldığını, davaya konu gayrimenkulün 05.09.2017 tarihinde davalıya satış suretiyle devredildiğinin anlaşıldığını, keşif mahallinde dinlenen tanık beyanlarından murisin emekli aylığı aldığını, ayrıca kira gelirinin olduğunun anlaşıldığını, gerek dinlenen tanık beyanlarından, gerekse davalının mahkemeye sunmuş olduğu beyan dilekçesinde davalının ev hanımı olduğunun ve murisin emekli maaşıyla geçimini sağladığının anlaşıldığını, murise ait malvarlığı araştırması için tapu sicil müdürlüğüne yazılan müzekkereye verilen cevapta ve zabıta araştırmasında muris adına davaya konu gayrimenkul dışında aktif ve pasif gayrimenkulün bulunmadığının anlaşıldığını, murisin davaya konu gayrimenkul dışında adına kayıtlı herhangi bir gayrimenkulün bulunmadığını, murisin emekli maaşı ve kira gelirinin olduğunu, davalının ev hanımı olduğunu, gayrimenkulün satış tarihindeki değerleri ile satış bedelleri arasında fark olması, dinlenen tanık beyanları ile davalının beyanları dikkate alındığında, muris tarafından davalıya yapılan satış işleminin tarafların gerçek iradesini yansıtmadığını ve temlikin muvazaalı olduğunu gerekçe olarak belirtip dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile hisseleri oranında davacılar adına kayıt ve tesciline yönelik karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesinin 28/02/2019 tarihli kararına karşı istinaf yoluna başvuran davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili K4’in murisin 2. eşi olduğunu, muris ile 34 yıllık uzun ve mutlu bir evlilik geçirdiğini, bu evlilikten bir kızları olduğunu, davacı tarafların ise murisin ilk eşinden olan çocukları olduğunu, muris K3’in, müvekkili olan eşine davaya konu olan birlikte oturdukları evi 05/09/2017 tarihinde satarak devrettiğini, muris K3’in vefatı sonrası davacı taraflarca bu davanın açıldığını, davacı tarafa delil listesini sunmak üzere 2 hafta süre verildiğini, davacı tarafın delil dilekçesini, delillerini ve tanık isimlerini 16.07.2018 tarihinde mahkemeye sunduklarını, 2 haftalık kesin süreyi kaçırdıklarını ancak yerel mahkemenin bu hususu göz önünde bulundurmayıp yapılan yargılamada davacı tanıklarını dinlediğini, tanık dinlemenin usule aykırı olduğunu, dava dilekçesinde davacı tarafın sonuç ve istem kısmında muris muvazaası nedeniyle davanın kabulüne ve tüm mirasçıların miras payları oranında tapunun tesciline karar verilmesini istediklerini ancak yerel mahkemenin veraset ilamında da görüleceği üzere K1 adına herhangi bir tescile karar vermediğini, ayrıca yargılama boyunca mirasçı K1 adına herhangi bir bildiri yapılmadığını ve dava için olurunun alınmadığını yada tereke adına herhangi bir temsilci atanmadığını, Yargıtay kararlarına göre davaya katılmayan diğer mirasçıların olurunun alınması yada atanacak temsilci ile davaya devam edilmesi gerekirken bu hususun yerel mahkemece uygulanmadığını, yerel mahkemenin gerekçeli kararında bilirkişi raporuna, tanık deliline ve sadece davacı beyanlarını esas alarak hüküm kurduğunu, davalı müvekkilin yazılı olarak beyanlarını incelemeden karar verdiğini, dava dosyasında bulunan mal rejimi sözleşmesinden anlaşılacağı gibi muris K3’in, müvekkili eşinin hukuki haklarını da korumaya çalıştığını, bu yüzden mal rejimi sözleşmesinin 2002 yılında edinildiğini, mallara katılma rejimi olarak değiştirdiğini, ayrıca müvekkilinin eşiyle 34 yıllık bir birliktelik yaşadığını, davaya konu taşınmazdan muvazaa nedeniyle pay isteyen davacı K2’nun öz babasının cenazesine dahi katılmadığını, davacı tarafların murisin yaşamı boyunca murisle ilgilenmediklerini, murisin tüm bakımını, ihtiyaçlarını müvekkilinin kızı ile birlikte yardımcı olarak sağladıklarını, murisin son 10 yılı ağır hastalıklarla geçtiğini, davacıların hiçbirinin babalarının bakımı ile ilgilenmediğini, davayı bu açıdan kendi lehlerine çevirmek amaçlı yalancı tanığın dinletildiğini, bu hususu savcılığa şikayet konusu ettiklerini ve soruşturma başlatıldığını, murisin tüm bakımlarının ve ihtiyaçlarının müvekkili tarafından karşılandığını, bundan dolayı K3’in müvekkiline beslediği minnet duygusundan dolayı müvekkilinin birikimi olan ziynet eşyalarına karşılık evi sattığını, bu hususun mahkemece tam araştırılmadan yalancı tanıklık yapan kişilerin ifadesine dayanarak hüküm kurduğunu, hükmü kurarken suç duyurusu yapılan tanıkların soruşturmasını da beklemeden karar verdiğini, dava dosyasındaki ilk bilirkişi raporuna itirazlarının da reddedildiğini, yeniden bilirkişi inceleme gereği duyulmadığını, halbuki bilirkişi raporunda hukuka aykırılıklar bulunmadığını, zira bilirkişi tarafından incelenen dava konusu taşınmaz konusunda değer tespiti işlemini yaparken, taşınmazın satış tarihindeki (2017) değeri değil, keşif tarihi olan 2018 yılı değerinden tespit yaparak hataya düştüğünü, 2018 yılı için belirtilen arsa alım-satım emlak rayiç bedeli m² fiyatının 400 TL olarak belirtildiğini, belirtilen arsa toplamda 386 m²’nin tek parsel olduğunu, parselin A ve B olarak iki parça olduğunu, belirtilen miktarın tek bir parça parselin dahi satışında ulaşılamayacak bir miktar olduğunu, bu hususta yenidien bir değerlendirme yapılması ihtiyacı doğduğunu, yine bilirkişi raporunda ve garaj diye tabir edilen bölümde basit tuğladan yapılmış, aslında odunluk diye tabir edilemeyecek bir yere garaj denildiğini, tek bir arabanın bile sığamayacağı, boyutunun yetmeyeceği bir yerin garaj olarak gösterilmesinin ve fiyatlandırılmasının hukuka uygun olmadığını, evde açıkça görülen hasarlardan herhangi bir şekilde bahsedilmediğini, evin duvarlarında parmak girecek kadar ağır hasarlı yarıklar ve çatlaklar olmasına rağmen raporda bu hususa değinilmediğini, kaldı ki satış tarihinden sonra müvekkili ve kızının imkanları el verdikçe ev ile ilgili bakım ve onarımda bulunduklarını, boya ve badana yapıldığını, evin pencere, mutfak dolaplarına, kapı kulp yerlerine, elektrik tesisatında, prizlerde dahi değişim-bakım yapıldığını, odunluk diye tabir edilen yerin şaç kısmında boyama, pencere korkuluklarında boyama, musluk ve bataryalarda yenilik yapıldığını, yapılan bu değişimlerin gözle görülür açıkça belli iken bilirkişi raporunda evde ve arsa da yapılan onarımlardan bahsedilmediğini, arsa da sırf hobi için bulunan ve komşunun bile faydalanabileceği ağaçların, sanki bir ticari gelir elde edilirmişçesine hesaplanmasının hukuka uygun olmadığını, kaldı ki bilirkişi resimlerinde de görüleceği üzere arsa üzerindeki ağaçlarda meyvelerin çoğunun toplanmamış ve çürümüş olduğunu, ağaçların fiyatlandırılmaya tabi tutulmasının hukuka uygun olmadığını, hesap yapılırken 72.400 TL’nin bina için yapıldığını, (86+95)m²x800.00TL/m²x0,50TL=72.400 TL olarak hesaplandığını, halbuki yapının 2. katının kaçak yapı olarak yapıldığını, sanki mevcut tapulu bir bina gibi hesaplanmasının yanlış olduğunu, ayrıca hesap yapılırken hem bina bedeli, hem arsa bedelinin hesaplandığını, ayrıca arsa m²’si hesaplanırken 177 m² üzerinden hesaplandığını, yapılan bu hesap üzerine piyasa değerinin çok daha üstünde bir fiyatın bilirkişi raporunca oluşturulduğunu, bilirkişi tarafından 151.721,78 TL civarında değer biçilmesinin de hakkaniyete uygun olmadığını, rapora bu yönden de itiraz etmiş olmalarına rağmen yerel mahkemenin bilirkişi raporunu yeterli bulduğunu, muris K3’in mezarını müvekkili ile kızının birlikte yaptırarak 1.500 TL para harcadıklarını, davacı çocuklarının bu hususta dahi en ufak bir girişimde, yardımda bulunmadıklarını, davacı çocuklarının, babalarınına hayattayken ve en ağır hasatlıkları geçirdiğinde ilgilenmedikleri gibi ölümünden sonra da ilgilenmemeye devam ettiklerini, davacı tarafın amacının miras hakkı değil, müvekkili olan 2. eşini zor durumda bırakmaya çalışmak olduğunu, tüm bu hususlar gözetildiğinde muris K3’in müvekkiline zilyet eşyaları karşılığı evi satmasının hayatın olağan akışına uygun olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Dairemizin 2019/715Esas, 2019/770Karar sayılı kararında özetle
; “…Somut olayda, davacı tarafça muvazaa iddiası ileri sürülerek dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile mirasçılar adına miras payları oranında tesciline kararın verilmesinin talep edildiği, bu talebin dava dışı mirasçı K1’i de kapsayıp kapsamadığı hususunda yargılama aşamasında herhangi bir açıklamanın yapılmadığı, yargılama sonucunda dava dışı mirasçı K1 dışındaki mirasçılar adına hükmün kurulduğu, kabule göre de harç ve vekalet ücreti yönünden hüküm kurulurken dava değeri olan davacıların paylarının toplamının dikkate alınmadığı, davalı aleyhine fazla harç ve vekalet ücretine hükmedilmesine sebebiyet verildiği dosyada mevcut bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.
Dosyada mevcut bilirkişi raporunda belirtilen değer dikkate alındığında taşınmazın toplam değeri 151.721,78 TL’dir. Taşınmazın 177/377 hissesi muris tarafından davalıya devredilmiştir. Bu hisse miktarı itibariyle murisin devrettiği hissenin dava tarihi itibariyle değeri 71.232,77 TL’dir. Dosyada mevcut veraset ilamı dikkate alındığında 5 davacının toplam hisseleri 5/8’e denk gelmektedir. Bu oran dikkate alındığında davacıların hisselerinin dava tarihi itibariyle değeri 44.524,48 TL’dir. Davanın sadece bu 5 mirasçı yönünden açıldığının tespit edilmesi halinde dava değerinin mahkemece 44.524,48 TL olarak kabul edilip bu değer üzerinden harç ve vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken 94.826,08 TL üzerinden hükmedilmesi de usul ve yasaya aykırıdır.
Davalı tarafça istinaf dilekçesinde muris tarafından dava konusu hissenin minnet duygusuyla davalıya devredildiği yönünde savunmada bulunulmuş ise de yargılama aşamasında buna yönelik herhangi bir savunma ileri sürülmemiştir.
6100 Sayılı HMK.nın 357/1 maddesinde; “Bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerinde karşı dava açılamaz, davaya müdahale talebinde bulunulamaz, davanın ıslahı ve 166 ncı maddenin birinci fıkrası hükmü saklı kalmak üzere davaların birleştirilmesi istenemez, bölge adliye mahkemesince resen göz önünde tutulacaklar dışında, ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmalar dinlenemez, yeni delillere dayanılamaz.” hükmü düzenlenmiştir. Bu düzenleme nedeniyle istinaf aşamasında ileri sürülen minnet duygusuna yönelik savunmanın dinlenme olanağı söz konusu değildir.
Mahkemece yapılması gereken iş davacı vekiline açtıkları davanın sadece davacı mirasçılar olup olmadığını açıklatıp davacı mirasçılar için açılmış ise yargılamaya devam edilip karar verilmesi, dava dışı mirasçı K1 yönünden de talep var ise dava dışı mirasçı K1’nın olurunun alınması veya miras şirketine atanacak temsilci vasıtasıyla davanın yürütülmesi ve yargılama sonucunda dava değerinin, davacıların (mirasçı K1’nın katılımı halinde buna ait hisse değeri de eklenmek suretiyle) toplam hisse miktarları değeri dikkate alınarak harç ve vekalet ücretinin bu değer üzerinden hesaplanmasından ibarettir.
Bu nedenlerle davalı vekilinin istinaf başvurusunun, esasa ilişkin inceleme yapılmaksızın, 6100 Sayılı HMK. nın 353/1-a-4 bendi uyarınca, kabul edilerek kararın kaldırılması gerektiği…” şeklindeki gerekçeyle kararın kaldırılmasına yönelik karar verilmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ TARAFINDAN YENİDEN VERİLEN KARARININ ÖZETİ:
İlk derece mahkemesi tarafından yeniden yapılan yargılama sonucunda; davacıların murisin çocukları davalının ise murisin eşi olduğu, 20/12/2017 tarihinde muris K3′ in vefat ettiğini, geriye 7 tane mirasçısının kaldığını, davaya konu gayrimenkulün 05/09/2017 tarihinde davalıya satış suretiyle devredildiğinin anlaşıldığını, keşif mahallinde dinlenen tanık beyanlarından murisin emekli aylığı aldığını, ayrıca kira gelirinin olduğunun anlaşıldığını, gerek dinlenen tanık beyanlarından gerekse davalının mahkemeye sunmuş olduğu beyan dilekçesinde davalının ev hanımı olduğunu ve murisin emekli maaşıyla geçimini sağladığının anlaşıldığını, murise ait malvarlığı araştırması için Tapu sicil müdürlüğüne yazılan müzekkereye verilen cevapta ve zabıta araştırmasında muris adına davaya konu gayrimenkul dışında aktif ve pasif gayrimenkulün bulunmadığının anlaşıldığını, tüm bu hususlar bir bütün olarak değerlendirildiğinde murisin davaya konu gayrimenkul dışında adına kayıtlı herhangi bir gayrimenkulün bulunmadığını, murisin emekli maaşı ve kira gelirinin olduğunu, davalının ev hanımı olduğunu, gayrimenkulün satış tarihindeki satış tarihindeki değerleri ile satış bedelleri arasında fark olması, dinlenen tanık beyanları ile davalının beyanları dikkate alındığında muris tarafından davalıya yapılan satış işleminin tarafların gerçek iradesini yansıtmadığını ve temlikin muvazaalı olduğunun değerlendirildiğini, ayrıca Adana BAM 1. H.D.’nin 03/07/2019 Tarih ve 2019/715 esas 2019/770 karar sayılı ilamı doğrultusunda, davacı tarafa duruşmada sorulduğunu, davacının 5 müvekkili adına dava açtığını, K1 yönünden talepleri olmadığını beyan ettiğini gerekçe olarak gösterip davanın kabulüne yönelik karar verilmiştir.
İSTİNAF YOLUNA BAŞVURAN:
İstinaf yoluna davalı vekili başvurmuştur.
İSTİNAF SEBEBLERİ:
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk istinaf dilekçesinde belirtilen hususlar ile benzer hususlara değinerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:
Taraflar arasındaki dava, Muris Muvazaası Nedeniyle Tapu İptali ve Tescilistemine ilişkindir.
Bilindiği gibi elbirliği (İştirak) halinde mülkiyet, yasa veya yasada belirtilen sözleşmeler uyarınca aralarında ortaklık bağı bulunan kişilerin, bu ortaklık nedeniyle bir mala veya hakka birlikte malik olma durumudur.
Türk Medeni Kanununun 701-703 maddelerinde düzenlenen bu tür mülkiyetin (ortaklığın) tüzel kişiliği olmadığı gibi eşya üzerinde ortaklardan her birinin doğrudan doğruya bir hakkı da yoktur. Mülkiyet bir bütün olarak ortaklardan tümüne aittir. Başka bir anlatımla ortaklık tasfiye oluncaya kadar ortaklardan birinin ayrı mal veya hak sahipliği bulunmayıp, hak sahibi ortaklıktır. Değinilen mülkiyet türünde malikler mülkiyet payları ayrılmadığından paydaş değil, ortaktır. Bu kural, T.M.K.nun 701 maddesinde (…Kanun ve kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir. Elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır.) biçiminde açıklanmıştır. Elbirliği (İştirak) halinde mülkiyetin bu özelliği itibariyle ortaklar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Şayet yasa veya elbirliği (iştirak) halinde mülkiyeti oluşturan anlaşmada ortaklık adına hareket etme yetkisinin kime ait olacağı belirtilmemişse, ortaklığın tasfiyesini isteme hakkı dışındaki tüm işlemlerde ortakların (iştirakçilerin) oybirliği ile karar almaları ve birlikte hareket etmeleri zorunluluğu vardır.
Türk Medeni Kanununun 702/2 maddesi bu yönde açık hüküm getirmiştir. Ancak, açıklanan kural yargısal uygulamada kısmen yumuşatılmış bir ortağın tek başına dava açabileceği, ne var ki, davaya devam edebilmesi için öteki ortakların olurlarının alınması veya miras şirketine atanacak temsilci aracılığı ile davanın sürdürülmesi gerektiği kabul edilmiştir
. (ll.l0.982 tarih l982/3-2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı) Nitekim bu görüş bilimsel alanda da aynen benimsenmiştir.
(Bknz. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 2015/4009 Esas, 2017/7175 Karar sayılı kararı)
Somut olayda
, davacı tarafça muvazaa iddiası ileri sürülerek dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile mirasçılar adına miras payları oranında tesciline kararın verilmesinin talep edildiği, bu talebin dava dışı mirasçı K1’i de kapsayıp kapsamadığı hususunda mahkemece dairemizin 2019/715 Esas, 2019/770 Karar sayılı kararı sonrası davacı tarafa açıklama yaptırıldığı, talebin mirasçı K1’yı kapsamadığı, davanın sadece davacılar açısından açıldığı, harç ve vekalet ücreti yönünden de hatanın düzeltildiği dosyada mevcut bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.
6100 Sayılı HMK’nin 94. maddesi uyarınca kesin süreye ilişkin ara kararının hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olması taraflara yüklenen yükümlülüklerin, yapılması gereken işlerin neler olduğunun ve her iş için yatırılacak ücretin hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde açıklanması gerekir. Ayrıca verilen sürenin amaca uygun, yeterli ve elverişli olması, kesin süreye uymamanın doğuracağı hukuki sonuçların açık olarak anlatılması ve anlatılanların tutanağa geçirilmesi, bunlara uyulmaması durumunda mevcut kanıtlara göre karar verilip, gerektiğinde davanın reddedileceğinin açıkça bildirilmesi suretiyle ilgili tarafın uyarılması gerektiği her türlü duraksamadan uzaktır.
(Bknz. Yargıtay17.HukukDairesi’nin 2019/6657Esas, 2020/4175Karar sayılı kararı)
Davalı vekili tarafından tanıkların verilen kesin süre içerisinde mahkemeye bildirilmediği, buna rağmen dinlenip beyanlarının hükme esas alındığı yönünde iddiada bulunulmuş ise de yukarıda belirtildiği şekilde 6100 Sayılı HMK’nın 94. maddesi kapsamında mahkemece verilmiş, hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık, taraflara yüklenen yükümlülüklerin, yapılması gereken işlerin neler olduğunun ve yatırılacak ücretin hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde açıklandığı kesin süreye ilişkin bir ara kararı yoktur. 28/06/2018 tarihli celsede verilen 2 numaralı ara kararı 6100 Sayılı HMK’nın 94. maddesine uygun bir karar değildir.
Dairemizin 2019/715 Esas, 2019/770 Karar sayılı kaldırma kararı uyarınca mahkemece yapılan yargılama sonucunda; dosya içeriğine, toplanan delillere, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, HMK’nın 355. maddesi gereği istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve re’sen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesine ait kararda usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varıldığından, istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK.nın 353/1-b-1 bendi uyarınca esastan reddi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-
Tarsus 3.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 23/01/2020 tarih, 2019/326 Esas, 2020/31 Karar sayılı kararı, usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan, davalı vekilininistinaf başvurusunun, 6100 Sayılı HMK’nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca,ESASTAN REDDİNE,
2-
Davalının istinaf talebinin reddolunması nedeniyle Harçlar Kanunu hükümleri uyarınca alınması gereken 3.041,46 TL istinaf ve karar harcından peşin alınan 760,37 TL harcın mahsubu ile bakiye 2.281,09 TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak Hazineye irat kaydına,
3-
Davalı tarafından yapılan istinaf yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-
İstinaf incelemesi duruşma açılmadan sonuçlandırıldığından taraflar leh ve aleyhine ücreti vekalet takdirine yer olmadığına,
5-
Kararın, yerel mahkemece taraflara tebliğine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, HMK’nın 362/1-a maddesi uyarınca,
KESİN olmak üzere, oybirliği ile karar verildi.14/09/2020
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe