Adana BAM, 1. HD., E. 2020/450 K. 2020/1129 T. 9.11.2020

İlgili madde: TMK Madde 683

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ :

ADANA 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVACI
:

TOPLU
KONUT
İDARESİ
BAŞKANLIĞI

VEKİLİ:

Av. K1 – A1

DAVALI:

F1
KOZMETİKTEKSTİLGIDAİNŞAATDAYANIKLITÜKETİMMALLARIKUYUMCULUKİLETİŞİMBİLGİSAYARVEBİLİŞİMSİSTEMLERİSANAYİVETİCARETLİMİTEDŞİRKETİ
– A2

DAVANIN KONUSU :

Elatmanın Önlenmesi (Suya Elatmanın Önlenmesi)

Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, davacı TOKİ vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’nın 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:

Davacı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle; müvekkili idare tarafından inşa edilerek satışları gerçekleştirilen Adana Yüreğir F2 İşyerleri Projesi kapsamındaki 11279 Ada 4 parsel 3 numaralı işyerinin 16/10/2008 tarihli gayrimenkul satış sözleşmesi ile F1 Kozmetik Tic. Ltd. Şti.’ye satıldığını, ancak davalının satış sözleşmesi hükümlerine uymadığından yani ödemesi gereken konut taksit tutarlarını ödemediğinden kendisine konut satışlarına idare adına aracılık eden F3 Bankası A.Ş. Yüreğir Şubesi aracılığı ile ihtarname keşide edildiğini, ancak söz konusu ihtarnamelere rağmen konut taksit tutarlarının ödenmemesi üzerine bu kez 2. Kez ihtarname keşide edilerek satış sözleşmesinin feshedildiğini ve işyerinin boşaltılarak anahtarının 15 gün içerisinde aracı banka şubesine teslim edilmesi gerektiğinin bildirildiği, buna rağmen davalı tarafından konutun tesliminin yapılmadığını iddia ederek müvekkilinin mülkiyetinde bulunan, ancak davalı tarafından işgal edilen taşınmaza vaki el atmanın önlenmesine (taşınmazın tahliyesine), karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı davaya cevap vermemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:

İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda;

Somut olayda; Davacı kurum ile davalı şirket arasında 16/10/2008 tarihinde, Adana ili, Yüreğir ilçesi, 11279 ada 4 parsel sayılı taşınmaz üzerinde yapılan 3 nolu bağımsız bölümün satışı konusunda gayrimenkul satış sözleşmesi düzenlendiği, sözleşmenin 9.1. maddesinde
“Alıcı Sözleşmeden veya yasalardan doğan yükümlülüklerini yerine getirmezse ve İDARE’nin yazılı ihtarına rağmen ihtar tarihinden itibaren 20 (yirmi) gün içerisinde yerine getirmezse veya 20 (yirmi) gün içerisinde yerine getirse bile bu durum bir takvim yılı içinde iki kez tekrar ederse İDARE işbu Sözleşmeyi feshedebilir. Bu durumda Sözleşmeye aykırılığın doğduğu tarihten itibaren hiçbir ihtara gerek kalmaksızın İDARE’nin faiz/tazminat talep etme hakkı saklıdır” şeklinde hükmün öngörüldüğü, davacı kurum tarafından davalı şirkete Adana 6. Noterliği tarafından düzenlenen 21/06/2012 tarih ve 17171 yevmiye nolu ihtarnamenin gönderildiği, ancak ihtarnamenin davalı şirkete tebliğ edilemediği, bu suretle taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin fesih şartlarını düzenleyen 9.1 ve devamı maddelerindeki koşulların gerçekleşmediği anlaşıldığından (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 27/09/2016 tarih ve 2016/13617 -17329 E.K. sayılı kararı), davanın reddine, yönelik karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:

İstinaf yoluna başvuran davacı TOKİ vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkeme tarafından karara gerekçe oluşturan, dava konusu ile ilgili sözleşme hükmü yanlış hüküm kurulduğundan kararın kaldırılmasını talep ettiklerini, şöyle ki; davalı ile müvekkili idare arasında imzalanmış bulunan sözleşmenin 9.1.maddesinde
“Alıcı, Sözleşmeden veya yasalardan doğan yükümlülüklerini yerine getirmezse ve İDARE’nin yazılı İhtarına rağmen ihtar tarihinden itibaren 20 (yirmi) gün içerisinde yerine getirmezse veya 20 ( yirmi) gün içerisinde yerine getirse bile bu durum bir takvim yılı içinde iki kez tekrar ederse İDARE işbu Sözleşmeyi feshedebilir. Bu durumda Sözleşmeye aykırılığın doğduğu tarihten itibaren hiçbir ihtara gerek kalmaksızın İDARE’nin faiz/tazminat talep etme hakkı saklıdır.” yönündeki düzenlemenin yerel mahkeme tarafından yanlış değerlendirildiğini, zira; müvekkili idarenin davalıya 2 ihtar çekmesi gibi bir mecburiyetinin bulunmadığını, ilgili madde hükmüne göre;
• İdarenin çekeceği ihtar üzerine 20 gün içerisinde sorumluluğunu yerine getirmez ise Sözleşme başka bir ihtara gerek kalmaksızın sözleşme fesholur.
• Ya da ilk ihtardan sonra 20 gün içerisinde alıcı sorumluluğunu yerine getirse bile hir takvim yılı içerisinde bu durum 2 kez tekrar ederse İdarenin bu sözleşmeyi feshedebileceği düzenlenmiş olduğunu,
Bu durumda davaya konu olayda davalı ihtara rağmen yükümlülüğünü yerine getirmediğinden, maddenin devamındaki 2.ihtarnameyi keşide edilmesine gerek olmadığını, sözleşme hükümlerinin gayet açık olduğunu, yerel mahkeme tarafından sözleşme hükmünün yanlış değerlendirilmiş ve yine anahtar teslimi talebini içeren 2.ihtamamenin konusu incelenmemiş ve yanlış hüküm tesis edildiğinden ve resen dikkate alınacak hususlar çerçevesinde, eksik incelemeye dayalı hukuki değerlendirmesi eksik incelemeyle yapılmış yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:

Taraflar arasındaki dava, davaya konu (tapulu taşınmaza) taşınmaza davalının el atmasının önlenmesine karar verilmesi istemine ilişkindir.

Yargıtay kararlarında da belirtildiği şekilde; elatmanın önlenmesi davası, mülkiyet hakkına dayanan ve kaynağını TMK’nın 683. maddesinden alan bir dava türüdür. Müdahalenin men’i davasında amaç, mülkiyet hakkına olan saldırının veya müdahalenin ortadan kaldırılmasıdır. Böylelikle malına haksız olarak müdahalede bulunulan malik, içinde bulunduğu durumdan kurtulmuş olur. Bahsi geçen müdahale maddi olabileceği gibi farklı şekillerde de ortaya çıkabilmektedir.

El atmanın önlenmesi davası açabilmek için dikkat edilmesi gereken bazı hususlar vardır.

Bu dava bir eda davası olup taşınmaza haklı bir sebep olmadan kişi el atmış ya da tecavüz etmiş olmalıdır
. Davacı olan mutlaka malın maliki ya da zilyeti konumunda olmalıdır.

Müdahalenin men’i davası hukukumuzda geniş bir yere sahiptir. Haksız el atmanın önüne geçebilmek için değişik sebeplerle el atmanın önlenmesi davası açmak mümkündür. Bunlardan bazılarını; malikin, malik olduğu taşınmaza karşı yapılan el atmanın önlenmesi için açılan dava, malikin sahip olduğu malı haksız olarak elinde bulunduran ya da ona saldıran kişiye karşı açılan el atmanın önlenmesi davası, malikin maliki olduğu şeyin doğal ürünlerine karşı yapılmış olan el atmanın önlenmesine karşı açılan dava, malikin karşılaşabileceği sınır tecavüzlerine karşı açabileceği el atmanın önlenmesi davası, malikin arazi kayması nedeniyle vaki el atmalara karşı açabileceği dava, malikin zilyetliğe saldırı olması nedeniyle açabileceği dava ve malikin geçit hakkı sebebiyle el atmalara karşı açabileceği dava, şekilde sıralayabiliriz. Davaların isimleri farklı olsa da hepsinin açılmasının ortak nedeni haksız el atmanın ve tecavüzün ortadan kaldırılmasıdır ve böylece malikin mülkiyet hakkının muhafaza edilmesidir.

Somut olayda
; davacı vekilinin, davacı kurum ile davalı şirket arasında 16/10/2008 tarihinde, Adana ili, Yüreğir ilçesi, 11279 ada 4 parsel sayılı taşınmaz üzerinde yapılan 3 nolu bağımsız bölümün satışı konusunda gayrimenkul satış sözleşmesi düzenlendiği, bu sözleşmeye istinadenF1 Kozmetik Tic. Ltd. Şti.’ye satıldığı, ancak davalının satış sözleşmesi hükümlerine uymadığından yani ödemesi gereken konut taksit tutarlarını ödemediği, ihtarname keşide edildiği, ancak söz konusu ihtarnamelere rağmen konut taksit tutarlarının ödenmemesi üzerine bu kez 2. Kez ihtarname keşide edilerek satış sözleşmesinin feshedildiğini ve işyerinin boşaltılarak anahtarının 15 gün içerisinde aracı banka şubesine teslim edilmesi gerektiğinin bildirildiği iddiasıyla davalı tarafından işgal edilen taşınmaza vaki el atmanın önlenmesini talep ettiği, yerel mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın reddine karar verildiği, verilen kararın davacı vekili tarafından istinafa taşındığı görülmüştür.

Yargıtay
13.
Hukuk
Dairesi
2016/13617 Es. 2016/17329 Karar sayılı ilamında;

Dava, sözleşme hükümlerinin yerine getirilmemesi sebebiyle fesih ve taşınmazın tahliyesi isteminden kaynaklanan davadır. Davacı ile davalı arasında 24.01.2006 tarihinde yapılan Gayrimenkul Satış Sözleşmesi başlıklı sözleşmenin 9.1. maddesinde “ Alıcı Sözleşmeden veya yasalardan doğan yükümlülüklerini yerine getirmezse ve İDARE’nin yazılı ihtarına rağmen ihtar tarihinden itibaren 20 (yirmi) gün içerisinde yerine getirmezse veya 20 (yirmi) gün içerisinde yerine getirse bile bu durum bir takvim yılı içinde iki kez tekrar ederse İDARE işbu Sözleşmeyi feshedebilir. Bu durumda Sözleşmeye aykırılığın doğduğu tarihten itibaren hiçbir ihtara gerek kalmaksızın İDARE’nin faiz/tazminat talep etme hakkı saklıdır” şeklinde düzenleme yapılmış olup dosya içerisindeki ihtarnameler incelendiğinde davalıya tebliğ edilemediği görülmekle, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin fesih şartlarını düzenleyen 9.1 ve devamı maddelerindeki koşullar gerçekleşmediğinden sözleşmenin feshine karar verilmesi yerinde değildir. O halde mahkemece, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.” gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. (Bknz. Yargıtay 13.H.D.’nin 2016/9556 Es. 2016/18711 Karar, 2015/13818 Es. 2015/33399Karar sayılı ilamları.)

Davacı vekili tarafından istinaf dilekçesinde yazılı nedenlerle ilk derece mahkemesi kararı istinafa taşınmış ise de; ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olarak verildiği, Yargıtay içtihatlarında da belirtildiği üzere ve sözleşmede açıkça yazılı olduğu üzere davalıya ihtarnamenin tebliğ edilmediği, sözleşmenin 9.1 maddesindeki fesih şartlarının oluşmadığı anlaşılmakla ilk derece mahkemesince davanı reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Bu nedenlerle davacı vekilinin istinaf talepleri yerinde değildir. Reddine karar verilmesi gerekir.

Dosya içeriğine, toplanan delillere, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, HMK’nın 355. maddesi gereği istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve re’sen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesine ait kararda usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varıldığından, istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK’nın 353/1-b-1 bendi uyarınca esastan reddi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

H Ü K Ü M :

Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-
Adana 2. Asliye Mahkemesi’nin 15/05/2020 tarih ve 2017/1509 Esas, 2019/536 Karar sayılı kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan, davacı TOKİ v ekilinin i stinaf başvurusunun,
6100 Sayılı HMK’nın
353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,

2-
Davacı vekilinin istinafı reddolunduğundan Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken
54,40 TL istinaf karar harcından peşin alınan
44,40
TL harcın mahsubu ile bakiye 10,00 TL harcın davacıdan alınarak Hazine’ye irat kaydına,

3-
İstinaf eden tarafca yapılan istinaf yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4

Dairemizce celse açılmadan gerekli inceleme yapıldığından taraflar leh ve aleyhine vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,
5

Kararın taraflara tebliğine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, 6100 Sayılı HMK’nın 361/1 maddesi uyarınca, tebliğden itibaren iki hafta içerisinde,
Yargıtay’da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.09/11/2020

  • İlk yayınlanma tarihi: 14 Haziran 2026
  • Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

    Av. Saim İncekaş portre fotoğrafı
    Av. Saim İncekaşAvukat, İncekaş Hukuk
    Adana Barosu Sicil No: 4293 · Seyhan / Adana

    Av. Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. Kurucusu olduğu İncekaş Hukuk'ta 15 yıldan bu yana danışmanlık ve dava takibi yürütmektedir. Yüksek lisans eğitimine sahip olup başlıca çalışma alanları; aile/boşanma, velayet ve çocuk hakları, ceza yargılaması, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul–tapu, miras ve iş hukukudur. Adana Barosu, Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi oluşumlarda aktif görev almış; güncel içtihat ve mevzuatla, anlaşılır ve güvenilir hukuki yönlendirme sunmayı ilke edinmiştir.

    Bize WhatsApp'tan ulaşın!