Adana BAM, 1. HD., E. 2017/79 K. 2018/48 T. 17.1.2018

İlgili madde: TMK Madde 750

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Hatay 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 19/09/2017 tarih 2013/477 Esas 2017/306 Karar sayılı ilamına karşı davacı vekili tarafından 07/11/2017 tarihinde istinaf yoluna başvurulmuş olmakla, HMK.352 v.d. maddeleri uyarınca dosya ve ekleri incelendi.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ;

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:

Davacı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin A1 Köyünde kain 645 sayılı parselin sahibi olduğunu, davalının 646 parsel sayılı taşınmazında sıfır noktasına kadar kazmak suretiyle davacının 645 sayılı parseline tecavüzde bulunduğunu, davalının kazıyı derin şekilde yaptığını, bu kazının yapılması ile davacının taşınmazında ciddi şekilde toprak kayması tehlikesi ortaya çıktığını, bu durumda davalının iki taşınmaz arasında istinaf duvarı inşaa etmesi zaruretinin bulunduğunu, davalının istinat duvarı yaptırmayacağını ifade etmesi üzerine davacının Hatay Valiliği İl İdare Kurulu Müdürlüğü’ne şikayette bulunduğunu, tespit raporunda davalının kendi parselinin alt kısmında bulunan 3 katlı evine heyelan tehlikesinden korumak için bu parselde hafriyat işleri yaptığı sırada sınırında bulunan 645 parsel sayılı taşınmazın üst tarafından 66 m2’ye tekamül eden alt tarafından ise 10 m2’ye tekamül eden kazının yüksekliğinin 10 m olduğunu, 645 nolu parselde 17,50 m2 hafriyat yapıldığının. Zemin üstünde 3 m, zemin altında ise 0,50 cm tecavüzlü olduğunun belirtiltildiğini beyan ederek, A1 Köyü 645 ile 646 parsel sayılı taşınmazların ara sınırında istinat duvarının yapılması suretiyle muarazanın giderilmesine, istinat duvarı yapılmaması durumunda bedeli olan
(fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla)
3.500,00 TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili Mahkemeye sunduğu cevap dilekçesinde özetle; davacının 645 parsel sayılı taşınmazı ile komşu 644 ve 643 parsel sayılı taşınmazların önceleri tepe şeklinde bir yer olduklarını, davacının parselini dozerle kazması, kazıdığı toprağı taşıması ve köy yolu seviyesine yakınlaştırması nedeniyle civarda 15-20 dönümü etkileyen, öncesinde hiç görünmeyen yer şekillerinde bozulmalar ve heyelanlar yaşanmaya başladığını, davacı tarafın haksız ve yersiz dava açmasının davalıyı bir komşu olarak çok üzdüğünü, bunun üzerine davalının kazıyıp başka yere taşıdığı toprakları tekrar yerine koyduğunu, tekrar getirilen toprakların dozer ve silindirle bastırıldığını, davalının herhangi bir heyelan tehlikesini önlemek amacıyla bu alana çim ekip okaliptus ağaçları diktiğini, kusurlu davacının haksız ve mesnetsiz olarak açtığı davanın devamında herhangi bir yararının olmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:

İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda; dava konusu taşınmazların bulunduğu yerdeki bölgesel kaymanın, davacıya ait 645 parsel sayılı taşınmaz ile davalıya ait 699 parsel
(tevhid ve ifraz öncesi 646 parsel) sayılı taşınmaz sınırındaki 20 metrelik kısım ile davalıya ait 699 parsel ile dava dışı 682 parsel arasındaki 35,98 m2’lik kısımda fore kazık imalatı yapılmak suretiyle giderilebileceği, davanın taraflarının 645 ve 699 parsel sayılı taşınmaz malikleri olduğu, dava dışı parsele ilişkin olarak eldeki davada hüküm kurulamayacağı, davacı tarafça taraflara ait parsel sınırındaki kısım yönünden belirleme yapılarak karar verilmesinin talep edildiği, davacıya ait 645 parsel sayılı taşınmaz ile davalıya ait 699 parsel sayılı taşınmazın bulunduğu alanda oluşabilecek bölgesel toprak kaymasına karşı dava konusu taşınmazla ilgili olarak; davacıya ait 645 parsel ile davalıya ait 699 parsel sayılı taşınmaz sınırındaki fen bilirkişi K1’ın 10/03/2017 tarihli raporuna ekli krokide kırmızı renkle gösterilen 20 m’lik kısma 80 cm çapında C20/25 beton sınıfında 16 m derinliğe kadar 20 adet 10 m boyunda fore kazık yapılması gerektiğinin, yapılacak işin bedelinin 40.642,00 TL olduğunun tespitine, Zeminin yapısı ve arazinin eğiminden kaynaklanan bölgesel kayma nedeniyle alınması gereken önlemlerin bedelinin, komşuluk hukuku ilkelerine göre taraflarca 1/2 oranında ortaklaşa olarak karşılanmasının hakkaniyete uygun olacağı kanaatine varılmakla, davanın kısmen kabul, kısmen reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF YOLUNA BAŞVURAN:

Davacı vekili istinaf yoluna başvurmuştur.

İSTİNAF SEBEPLERİ VE DEĞERLENDİRME:

Davacı vekili İstinaf dilekçesinde;

a) Mahkemeden davalının yapmış olduğu kazı sonucunda davacıya ait taşınmazın kısmen kayması ve kayma tehlikesine maruz bırakılması sebebiyle davalı tarafından tehlikeyi önleyecek şekilde istinat duvarı yapılması, davalı tarafından istinat duvarı yapılmaması halinde istinat duvarı yapım maliyetinin para olarak davalıdan tahsilini talep ettiklerini, yargılama aşamasında düzenlenen tüm raporlarda davacıya ait taşınmazın kaymaya maruz bırakıldığı, kayma tehlikesinin bulunduğu ve bu kayma tehlikesinin fore kazık usulü ile yapılacak istinat duvarı ile koruma altına alınabileceğinin belirtildiğini, bu kayma tehlikesinin davalının yaptığı izinsiz ve usulüz kazı sebebi ile meydana geldiğinin bilimsel raporlar ile de anlaşıldığını, bu nedenle usulsüz kazı nedeni ile zarar meydana geldiğinden kayma tehlikesinin önlenmesine ilişkin tedbirlerin bedelinden davalının sorumlu olması gerektiğini, davacının da sorumlu tutulmasının usul ve yasaya ve hakkaniyete de aykırı olduğunu,

b) Mahkemece yapılması gereken istinat duvarının maliyetinin yarısının davacı tarafça karşılanmasına karar verildiğini, kararın bu kısmının usul ve yasaya aykırı olduğunu, aynı mahiyette Hatay 3.Asliye H.M.nin 2011/10 Es. 2011/416 Kar.sayılı ilamının bulunduğunu ve istinat duvarı yapım masrafının davalıdan tahsiline karar verildiğini,
Açıklanan ve resen tespit edilecek sair nedenlerle istinaf talebinin kabulüne, usul ve yasaya aykırı mahkemenin kararının kaldırılması ve yeniden esas hakkında davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:

Dava, komşuluk hukukuna dayalı murazaanın giderilmesi davası niteliğindedir.

Yargıtay 1.H.D.nin 2012/13187 E. 2012/11479 K.sayılı ilamı;

İddianın bu içeriği ve niteliğine göre taraflar arasındaki çekişmenin Türk Medeni Kanununun 737. ve devam eden maddelerinde öngörülen komşuluk hukuku hükümlerine göre çözüme kavuşturulacağı açıktır.

Hemen belirtilmelidir ki; çağdaş hukuk sistemlerindeki tanımıyla mülkiyet: geniş haklar, buna bağlı yetkiler ile birlikte bazı ödevlerin oluşturduğu bir hukuksal kurumdur. Başka bir söyleyişle mülkiyet, tanıdığı geniş hak ve yetkilerin yanında bazı ödevlerde yükleyen bir ayni haktır. Medeni Kanunun 683. maddesinde “Bir şeye malik olan kimse hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir.” hükmü getirilmek suretiyle mülkiyet hakkının kanunla kısıtlanabileceğine işaret olunmuştur. Bu doğrultuda olmak üzere, taşınmaz malikini komşusuna zarar verebilecek her türlü taşkınlıklardan kaçınmakla yükümlü kılan aynı kanunun 737. maddesi, komşuluk ilişkilerinden doğan zorunlu çıkar çatışmalarını düzenlemiş, bir arada yaşamak durumunda olan, komşu taşınmaz maliklerinin ekonomik, sosyal çıkarlarını dengede tutabilmek için onlara katlanma ve kaçınma ödevleri yüklemiştir.

O halde, bir toplumda birlikte yaşama olanağı sağlayan insancıl, gerçekçi, zorunlu temel hukuk kuralına göre, hakim; somut olayın özelliğini, taşınmazların konumlarını, kullanma amaçlarını, niteliklerini, yöresel örf ve adetleri, toplumun doğal ihtiyaç ve gerçeklerini gözönünde bulundurarak, komşuların birbirlerine göstermekle yükümlü oldukları olağan katlanma ve hoşgörü sınırını aşan bir taşkınlığın bulunup bulunmadığını saptama, zararı giderici önlemlerden en uygununu bulma, kaçınılmaz müdahaleleri yapmak suretiyle özverileri denkleştirme durumundadır.

Bunun için de zararın niteliği, kapsamı ve ne surette giderileceği yönünde tarafların tüm delilleri toplandıktan, gerektiğinde yerinde keşif yapıldıktan sonra uzman bilirkişilerden bilim ve tekniğe uygun gerekçeli rapor alınması zorunludur.

Somut olaya gelince; mahkemece yukarıda açıklanan ilkeleri kapsar biçimde, hükme elverişli bir araştırma ve inceleme yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur.

Şöyle ki, dosya kapsamı ve yapılan araştırma ile komşuluk hukuku açısından davalı eyleminden dolayı bir zararın oluşup -oluşmadığı anlaşılamadığı gibi HMK’nun 26. maddesi (HUMK’nun 74.) gözardı edilerek talep sonucu dışına çıkıldığı, 971 ada, 6 ve 9 parsel sayılı taşınmazlar arasındaki sınırı teşkil eden duvarın, kadastral sınırlara uygun olduğu, tecavüzün bulunmadığı yönünde yapılan saptamaya dayalı olarak sonuca gidildiği görülmektedir.

Hal böyle olunca; mahallinde konunun uzmanı üç kişiden oluşan bilirkişi kurulu aracılığıyla keşif yapılması, yukarıda açıklanan ilke ve olgular doğrultusunda ihata duvarının davalının eyleminden kaynaklı yıkılıp-yıkılmadığının, davacının bir zararının doğup doğmadığının ortaya konulması, istinat duvarının yapılmasının zorunlu olup -olmadığının saptanması, muarazanın ne şekilde giderileceğinin duraksamaya yer bırakmayacak şekilde belirlenmesi, varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ile yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.

Duvarın yapılmasının zorunlu olduğu sonucuna varıldığı taktirde; komşuluk hukukundan doğan uyuşmazlıkların çözümünde, gerekli işlere ve bunların giderilmesine tarafların yararlanma oranları gözetilerek özverinin (fedakarlığın) olaya en uygun düşecek şekilde denkleştirilmesi gerektiği kuşkusuzdur. O halde, hak ve nesafet kuralları çerçevesinde giderlerine tarafların ne şekilde katkı sağlayacağının belirlenmesi gerektiği de gözardı edilmemelidir.” şeklindedir.

Yargıtay 1.H.D.nin 2014/16495 Es. 2016/4513 K. sayılı ilamı: “..
…. yukarıda açıklanan ilke ve olgular doğrultusunda ihata duvarının davalının eyleminden kaynaklı yıkılıp-yıkılmadığının, davacının bir zararının doğup doğmadığının ortaya konulması, istinat duvarının yapılmasının zorunlu olup -olmadığının saptanması, muarazanın ne şekilde giderileceğinin duraksamaya yer bırakmayacak şekilde belirlenmesi, varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ile yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir. Duvarın yapılmasının zorunlu olduğu sonucuna varıldığı taktirde; komşuluk hukukundan doğan uyuşmazlıkların çözümünde, gerekli işlere ve bunların giderilmesine tarafların yararlanma oranları gözetilerek özverinin (fedakarlığın) olaya en uygun düşecek şekilde denkleştirilmesi gerektiği kuşkusuzdur. O halde, hak ve nesafet kuralları çerçevesinde giderlerine tarafların ne şekilde katkı sağlayacağının belirlenmesi gerektiğinin de gözardı edilmemesi.
.” gerektiği şeklindedir.

Yargıtay 1.H.D.nin 2011/1224 Es. 2011/6808 K. sayılı ilamı:
“*….. bilirkişiler raporlarında davalının yapmış olduğu inşaat nedeniyle arazide çatlakların meydana geldiği, arazinin eğimli yapısı nedeniyle davacı taşınmazına doğru heyelan tehlikesinin baş gösterdiği belirtilerek zararın giderilmesi bakımından raporlarında gösterilen nitelikte istinat duvarı yapılması gerektiğini önlem olarak belirtmişlerdir. * Davalının, bu eyleminde davacı taşınmazına doğrudan bir elatması söz konusu değildir. Davalının meyilli bulunan kendi taşınmazına mülkiyet hakkının kendisine tanıdığı yetkiye dayanarak inşaat yaptığı, ancak arazinin yapısı gereği bilirkişi raporunda belirtilen zararın meydana geldiği de sabittir. *Açıklanan bu olgular dikkate alındığında, taraflar arasındaki çekişmenin Türk Medeni Kanununun Komşuluk hukukuna ilişkin 737 ve devam eden maddeleri gereğince çözüme kavuşturulması gerekeceğinde kuşku yoktur.
*Somut olayda, zarar verici durumun doğrudan sırf davalının kusuruyla oluştuğu kabul edilemez. Öte yandan yapılacak olan istinat duvarından her iki tarafın da yarar sağlayacağı açıktır. *
Hal böyle olunca
, taraflar arasında mevcut çekişmenin T.M.K.’nun 750.maddesi çerçevesinde hak ve nesafet kuralları gözetilerek, yanların katılmasıyla giderilmesi için uzman bilirkişilerden rapor alınması ve sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken istinat duvarı yapım masraflarının tamamının davalılar üzerinde bırakacak şekilde yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru değildir.” şeklindedir.

Yukarıda belirtilen içtihatlar ışığı altında somut olayın değerlendirilmesi sonucunda; davacının parselindeki kaymaların davalının kendi parselinde yaptığı kazı ve hafriyat çalışması sonrasında meydana geldiği, ancak bilirkişi raporlarına göre arazi ve toprak yapısı ve konumları itibariyle kaymaya müsait bir arazi/arsa olduğu, davacının kendi arazisinde her türlü işlemi yapma hakkına sahip olduğu, ancak bunu da komşu parsele zarar vermeden ve gerekli önlemleri alarak TMK.nun 737 v.d. maddeleri uyarınca komşuluk hukuku kurallarına riayet ederek yapması gerektiği, bu nedenlerle davalının önlem almadan haksız hareketi ile toprak kaymasına öncelikle sebep olduğundan 1/2 den daha fazla katlanma yükümlüğü bulunduğu, yine istinat duvarından toprak yapısı itibariyle bölgesel kayma sorunu bulunduğundan faydalanacak olması nedeniyle davacının da masrafın bir kısmına katlanma yükümlülüğü bulunduğu, buna göre gerekirse bilirkişilerden de ek rapor alınmak suretiyle yapılması gerekli fore kazık masraflarına tarafların sebep olma ve yararlanma oranları gözetilerek özverinin (fedakarlığın) olaya en uygun düşecek şekilde denkleştirilmesi için davacının 1/2’den daha az, davalının ise daha çok oranda olacak şekilde katlanmaları yönünde yeniden bir değerlendirme yapılması gerektiği kanaatine varılmıştır.

Harç eksikliği yönünden inceleme:
6100 sayılı HMK’nın 355. maddesi uyarınca inceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmakla birlikte, kamu düzenine aykırılık halleri bu hükmün istisnasıdır ve Bölge Adliye Mahkemesince resen gözetilmesi gerekir.

Ön inceleme sonunda dosyada eksiklik bulunmadığının anlaşılması ve 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-a maddesinde belirlenen koşulların varlığı halinde Bölge Adliye Mahkemesi, esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar verir.

Duruşma yapmadan karar verilecek hususlar, anılan maddede 6 bent halinde sayılmış, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-a maddesi 4. bendinde dava şartlarına aykırılık bulunması duruşma yapmadan karar verilecek usul hatası olarak kabul edilmiştir.

Davanın açılması harca tabi usuli bir işlemdir. Davanın açılması nedeniyle alınacak yargı harçlarının türü, ödeme yeri, zamanı ve usulü 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 27 ve devamı maddeleri ile bağlı tarifede gösterilmiştir. Harcın eksik yatırılması halinde yapılacak işlemler ve izlenecek yol ile harcın yatırılmaması ve yaptırımı aynı kanunun 27 ve 32. maddelerinde belirtilmiştir.
492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 27. maddesinin son fıkrası hükmüne göre harç peşin veya süresinde ödenmemiş ise müteakip işlemlere ancak harç ödendikten sonra devam olunacağı vurgulanmış ve 30.maddede de yargılama sırasında tespit olunan değerin dava dilekçesinde bildirilen değerden fazla olduğu anlaşılırsa yalnız o oturum için yargılamaya devam olunacağı, takip eden oturum gününe kadar noksan değer üzerinden harç tamamlanmadıkça davaya devam olunamayacağı, HMK. 150/5. maddesinde gösterilen süre içerisinde dosyanın işleme konulmasının eksik harcın ödenmesine bağlı olduğu açıklanmıştır.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 2015/16596 esas, 2017/3583 karar sayılı kararında da belirtildiği şekilde, taşınmaz malın aynına yönelik davalarda dava konusunu oluşturan hakkın para ile değerlendirilmesi mümkündür. Bu nedenle bu tür davalarda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 120/1. ve 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 16. maddeleri uyarınca dava değerinin ve buna göre alınacak harcın, el atılan yerin değeri, varsa talep edilen tazminat ve kal’e ilişkin değerler toplamından ibaret olacağı kuşkusuzdur (4.3.1953 tarihli ve 10/2 sayılı İBK).

İddianın içeriği ve ileri sürülüş biçiminden, davanın taşınmaz malın aynına yönelik olmasa bile müdahalenin men-i ve murazanın giderilmesi olduğu ve dava konusunu oluşturan hakkın para ile değerlendirilmesinin mümkün bulunduğu; böyle bir davada, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 120, 323 vd. maddeleri ile 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 16. maddeleri uyarınca dava değerinin ve buna göre alınacak harcın, dava konusu olan fore kazık usulü ile yapılacak istinat duvarı değer üzerinden (kabulü göre 40.642 TL üzerinden) alınması gerektiği kuşkusuzdur.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden, davanın, dava konusu yere istinat duvarı yapılması ve kaymanın önlenmesine ilişkin olduğu, davanın dava değeri olarak gösterilen 3.500 TL üzerinden harç ödenmek suretiyle açıldığı, mahallinde yapılan keşifler sonucunda ise zemindeki kayma ve istinat duvarının yapılması ve değeri ile ilgili olarak bilirkişilerden raporlar alındığı, hükme esas alınan bilirkişi raporuna göre de fore kazık usulü ile yapılacak istinat duvarı değerinin 40.642,00 TL olarak hesaplandığı, bu miktar üzerinden ıslah yapılmadığı ve tamamlama harcı yatırılmadığı gibi, yargılama sırasında da bu yönden harç ikmali yapılmadığı anlaşılmaktadır.

Yukarıda da açıklandığı üzere, 492 sayılı Harçlar Kanunu, harcın alınmasını veya tamamlanmasını tarafların isteklerine bırakmayıp, anılan hususun (istinaf edenin sıfatına bakılmaksızın) mahkemece kendiliğinden gözetileceğini düzenlemiş ve buyurucu nitelikteki 32. Maddesinde, yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemlerin yapılamayacağını öngörmüştür.

Bu durumda öncelikle fore kazık usulü ile yapılacak istinat duvarı değeri üzerindennisbi peşin (tamamlama) harcının alınması, bu zorunluluk yerine getirildiği takdirde davaya devam edilmesi gerekirken, anılan husus gözardı edilerek işin esası bakımından hüküm kurulması doğru değildir.

Yine davacının dava dilekçesinde istinat duvarı yapılması suretiyle muraazanın giderilmesi ve istinat duvarı yapılmaması durumunda bedelinin tahsiline karar verilmesini talep ettiği, mahkemenin ise ” yapılacak işin bedelinin 40.642 TL olduğunun ve taraflarca 1/2 oranında karşılanmasının gerektiğinin tespitine ” şeklinde karar vermiş olduğu, talebi karşılamadığı, bu şekliyle kararın da infaza elverişli olmadığı anlaşıldığından eda davası şeklinde hüküm kurulması gerekmektedir.

HMK.’nın 120. ve 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 16. maddeleri uyarınca dava değerinin ve buna göre alınacak harcın, iki sınır arasında kaymayı önlemek için yapılacak istinat duvarı değerinden ibaret olacağı, 492 Sayılı K,’nun 32. maddesinde ise; “yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemlerin yapılamayacağı” vurgulanmış, 30. madde hükmünde de “…muhakeme sırasında tespit olunan değerin dava dilekçesinde bildirilen değerden fazla olduğu anlaşılırsa yalnız o celse için muhakemeye devam olunur; takip eden celseye kadar noksan değer üzerinden peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam olunmaz. HMK.’nın 150. maddesinde gösterilen süre içinde dosyanın muameleye konulması noksan olan harcın ödenmesine bağlıdır.” düzenlemesine yer verildiği ve davacı tarafından istinat duvarı yapılması istenildiğinden değeri belirlenerek bunun üzerinden peşin harcın tamamlatılması, bu zorunluluk yerine getirildiği takdirde davaya devam edilmesi gerektiği; aksi halin kabulünün ayrıca istinaf ve temyiz sınırlarına göre tarafların kanun yoluna başvuru hakkının elinden alınmasına neden olacağından HMK.’nın 27. maddesinde düzenlenen hukuki dinlenilme hakkının ihlali sonucunu doğuracağı için HMK.’nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık nedeniyle re’sen yapılan inceleme sonunda HMK.’nın 353/1-a/4. bendi uyarınca ilk derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılarak dosyanın Mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM :

Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-
Hatay 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 19/09/2017 tarih ve 2013/477 Esas, 2017/306 Karar sayılı kararına karşı davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK. nun 353/1 – a/4 bendi uyarınca esasa ilişkin sebeplerin incelenmeksizin KABULÜNE.

2-
İlk derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının
ORTADAN KALDIRILMASINA,
Davanın yeniden görülmesi için dosyanın KARARI VEREN MAHKEMEYE GÖNDERİLMESİNE,

3-
Taraflarca yatırılan istinaf peşin harcının istek halinde taraflara iadesine,

4-
İstinaf incelemesi duruşma açılmadan sonuçlandırıldığından taraflar leh ve aleyhine ücreti vekalet takdirine yer olmadığına,

5-
Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece Mahkemesince yeniden verilecek kararda değerlendirilmesine,
6

Kararın yerel Mahkemesince taraflara tebliğine,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde sair hususlar incelenmeksizin HMK 353/1-a/4 bendi/maddesi uyarınca oybirliği ile kesin olarak karar verildi
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK’nun 362/1-a maddesi uyarınca,
KESİN olarak oy birliği ile karar verildi.17/01/2018

  • İlk yayınlanma tarihi: 14 Haziran 2026
  • Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

    Av. Saim İncekaş portre fotoğrafı
    Av. Saim İncekaşAvukat, İncekaş Hukuk
    Adana Barosu Sicil No: 4293 · Seyhan / Adana

    Av. Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. Kurucusu olduğu İncekaş Hukuk'ta 15 yıldan bu yana danışmanlık ve dava takibi yürütmektedir. Yüksek lisans eğitimine sahip olup başlıca çalışma alanları; aile/boşanma, velayet ve çocuk hakları, ceza yargılaması, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul–tapu, miras ve iş hukukudur. Adana Barosu, Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi oluşumlarda aktif görev almış; güncel içtihat ve mevzuatla, anlaşılır ve güvenilir hukuki yönlendirme sunmayı ilke edinmiştir.

    Bize WhatsApp'tan ulaşın!