Adana BAM, 1. HD., E. 2020/566 K. 2020/1281 T. 7.12.2020

İlgili madde: TMK Madde 2

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ :

ADANA 9. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

DAVACI:

K1- N1 – A1

VEKİLİ:

Av. K2 – A2

DAVALI:

F1
KONUTYAPIKOOP
. – A3

VEKİLİ:

Av. K3 – A4

DAVANIN KONUSU :

Tapu İptali Ve Tescil (Taşkın Bina Yapımı Nedeniyle)

DAVA TARİHİ :

27/11/2018

DAİRE KARAR TARİHİ :

07/12/2020

KARAR YAZIM TARİHİ :

08/12/2020
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’nın 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:

Davacı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin F1 Konut Yapı Kooperatifine ait site arazisi içerisinde yer alan 15 nolu konutu 1981 yılında satın aldığını, müvekkili tarafından taşınmazın satın alınması ile birlikte kooperatif üyeliğinin de tescil edildiğini, bu arada davalı kooperatif tarafından Adana 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1971/1003 E. Sayılı davada kooperatif mülkiyetinde bulunan arsanın komşu parsele taşmış olduğunun tespit edildiğini, söz konusu 920 m² lik taşkınlığın müvekkiline ait 15 nolu ve başka kooperatif ortaklarına ait 13 ve 14 nolu bağımsız bölümlerin bir kısımlardan kaynaklandığını, tecavüz edilen arsa sahipleri ile anlaştıklarını, taşkın arazinin kendi üzerine tescil ettirileceği düşüncesiyle hakeret eden müvekkilinin toplamda 450 bin TL yi davalı kooperatifin F2 Bankasındaki hesabına çek vermek suretiyle yatırdığını, davalı kooperatif tarafından para tahsilatı yapılmadan önce arazinin müvekkilinin üzerine tescil işlemlerinin gerçekleştirilememesi durumunda ödenen paranın müvekkiline iadesi hususunun gerekliliğinin 24/03/1983 tarihli yazıda belirtildiğini, ancak davalı kooperatifin müvekkilini oyaladığını ve 425 bin TL nin iadesini de yapmadıklarını, müvekkilinin 02/02/2011 tarihinde malik olarak adına kayıtlı bulunan Adana ili, Çukurova ilçesi, A5 Köyü, 8440 ada 1 parsel 8 nolu bağımsız bölümü K4 na tapuda devir ve ferağ etmiş olduğunu, devir işlemleri gerçekleştirildikten sonra müvekkili tarafından 24/04/2017 tarihli yazı ile kooperatif üyeliğinin de bütün hak ve ödevleri ile devrettiğini, ancak kooperatifin müvekkiline verdiği taahhüt ve bedelini tahsil etmiş olması dolayısıyla üçüncü kişi sıfatında olup söz konusu taahhütün üyelik ilişkisinden bağımsız bir şekilde oluştuğunu bildirerek davaya konu A6 768 parselde kayıtlı taşınmaza davacının öncesinde malik bulunduğu A6 317 parsel 15 nolu bağımsız bölümden yapılan tecavüze konu 460 m² lik taşkın arazinin davacı adına tapuya tescilini, aynen ifa mümkün olmadığı takdirde kısmi alacak davası olarak devam edilerek şimdilik 100.000 TL maddi tazminatın davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; açılan davayı kabul etmediklerini, öncelikle davanın usulden reddi gerektiğini, davacının iddiasının müvekkilinin sorumluluğunda olmadığını, borcun ifasının bir süreye bağlanmadığı hallerde ifa zamanının borcun doğduğu an olacağından zamanaşımı süresinin de borcun doğması ile işlemeye başlayacağını, davacının 24/03/1983 tarihli ve 24/01/1985 tarihten takriben 35 yıl gibi bir süre içinde alacağını hiçbir surette yasal ve hukuki zeminde talep etmemiş olmamasının davacının davasında samimi dürüst ve iyiniyetli olmadığının, bildirerek açılan davanın reddini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:

İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda;

Mahkememizce yapılan yargılama, toplanan deliller, tapu kayıtları, tanık beyanları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde;

Somut olayda; davacının delil olarak dava dilekçesi ekinde 2 adet evrak fotokopisine dayandığı, bunlardan birisinin K5 tarafından imzalı 24/03/1983 tarihli adi yazılı evrak diğerinin ise tarihi olmayan sonradan kalem ile 24/01/1985 tarihinin atıldığı adli yazılı evrak olduğu, söz konusu evrakların davalının resmi kayıtlarında olup olmadığı hususunda müzekkere yazıldığı, ancak bu evrakların resmi kayıtlarda olmadığının belirtildiği, davacı tarafın evraklardan birini tanzim eden K5’i tanık olarak gösterdiği, sonradan sağlık sorunları nedeniyle bu tanığın dinlenmesinden vazgeçtikleri, davalı tarafın her iki belgenin sahte ve hayali olduğunu ileri sürdüğü, 1983 tarihli evrakın resmi bir evrak hükmünde olmadığı, 1985 tarihli evrakta ise davalı kooperatif yönetim kurulu adına imzalandığı evrak üzerinde yer alsa da davalı tarafın resmi kayıtlarında yer almaması ve davalı tarafça kabul edilmemesi karşısında resmi bir belge ve delil mahiyetinde olamayacağı,
Ayrıca davacı tarafın Adana 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1971/1003 E.ve 1975/869 K. karar incelendiğinde davacının K6, davalısının işbu dosya davalı kooperatif olduğu, 768 parselde krokide A harfi ile gösterilen 920 m2’lik alana davalının müdahalesinin men’ine karar verildiği, bu noktada davalı tarafın bu dosyanın işbu dava ile bir ilgisinin olmadığını ileri sürdüğü, ve süresinde delillerini ibraz ettiği, davalının sunduğu Adana 2 Noterliği’nin 14/11/1980 tarihli N2 yevmiye satış vaadi sözleşmesini sunduğu, bu sözleşmenin incelenmesinde; bir tarafın K6, diğer tarafın davalı Kooperatif olduğu, Adana 3 ASHM’nin 1971 esas sayılı dosyasına atıf yapılarak 920 m2 kısım için m²’si 50 TL’den toplam 46 bin TL karşılığı K6’in satmayı vaat ettiği, ve parayı peşin ve nakden aldığını beyan ettiği, davalı tarafın satın almayı kabul ettiği, yine evrak ekinde krokinin yer aldığı,
Davacının davalı kooperatifteki hakkını 2017 yılında dava dışı kişiye devrettiği, davalı tanığı K7’ın beyanında davacının dava konusu olayı kooperatif toplantılarında hiç dile getirmediğini beyan ettiği, görüleceği üzere tapu iptal ve tescil talep edebilmek için davacının tapu müdürlüğü’nde veya noterde yapılmış bir resmi evrakı veya davalı kooperatif tarafından resmi olarak alınmış bir kararı Mahkememize sunamadığı, ayrıca kendi dayandığı evrakların tarihi ile dava tarihi arasında 30 yılı aşkın bir süre olduğu, davalı tanığının beyanı da dikkate alınarak TMK 2 maddesi gereği herkesin hakkını kullanırken dürüstlük kurallarına uygun davranmasının gerekli olduğu, davacının talebinin dürüstlük kurallarına uygun olmadığı, mevcut deliller ışığında davacının tapu iptal ve tescil talebinin reddine karar vermek gerekmiştir.

Davacının terditli diğer talebi olan alacak istemi yönünden ise; davacı dava dilekçesinde davalı kooperatife 450 bin TL çek vermek suretiyle ödeme yaptığını beyan ettiği, HMK 140/5 maddesine göre verilen kesin süre içerisinde davacının bu ödemeye ilişkin bir delil sunmadığı, HMK 200 maddesi gereği davacının bu iddiasını yazılı delil ile ispat etmesi gerektiği, üst paragraflarda bahsedildiği şekilde davacının dava dilekçesi ekinde fotokopi şeklinde adi yazılı evrakların delil mahiyetinde olmadığı, bu suretle davacının bu ödeme yaptığı iddiasını yazılı delil ile ispatlayamadığından bu istem yönünden de davanın reddine, yönelik karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:

İstinaf yoluna başvuran davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemece verilen karar gerekçesinde belirtilen nedenlerle davanın reddine karar verildiğini, söz konusu kararı aşağıda bildirdikleri nedenlerle istinaf ettiklerini,
Müvekkili K1, site arazisi içerisinde yer alan 15 nolu konutu 1981 yılında satın aldığını, müvekkili tarafından taşınmazın satın alınması ile birlikte kooperatif üyeliği de tescil edildiğini, bu arada davalı Kooperatif tarafından müvekkiline; “Adana 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde 1971/1003 E. sayılı görülen davada kooperatif mülkiyetinde bulunan arsanın komşu parsele taşmış olduğunun tespit edildiği, bu yerle ilgili ödeme yaptığını, 1983 yılı ve 1985 yılına ait yazılı belgeleri bulunduğu, ancak davalı Kooperatif, tapuda tescil işlemlerinin gerçekleşmesi konusunda müvekkilini oyalayarak 4721 sayılı TMK. madde 3 de yer alan iyi niyet kurallarına aykırı hareket ettiğini, zira kooperatif, taşkın araziyi satış vaadi yolu ile aldığını ifade etmesine rağmen, arazinin tapuda müvekkili adına tescil işlemlerini gerçekleştirmediğini, bu güne değin, müvekkili tarafından ödenen 425 bin TL’nin de iadesini yapmadığını,
Davalı kooperatifin müvekkili
K1
’a yönelik taahhüdü, kooperatif üyelik ilişkisinden bağımsız bir borç ilişkisini oluşturduğunu
, müvekkilinin 1981 yılında aldığı taşınmazı 2011 yılında K4’na devir ettiğini, 24.04.2017 tarihli yazı ile kooperatif üyeliği de bütün hak ve ödevleri ile devredildiğini, ancak Kooperatifin müvekkiline verdiği taahhüt ve bedelini tahsil etmiş olması dolayısıyla üçüncü kişi sıfatında olup söz konusu taahhüt üyelik ilişkisinden bağımsız bir şekilde oluştuğunu,
Her ne kadar üyelik ilişkisi müvekkili tarafından devredilmiş olsa da davalı kooperatifin müvekkili K1’a yönelik taahhüdü kooperatif üyelik ilişkisinin dışında bir borç ilişkisini oluşturduğunu, belirtilen nedenlerle söz konusu ilişki 6098 sayılı TBK nın 146. maddesinde açıklandığı üzere “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.” hükmüne tabi olduğunu, Kooperatifin üstelendiği taahhüdünü ne zaman yerine getireceği hususu taraflar arasında kararlaştırılmadığını, müvekkilinin alacağı eldeki dava dilekçesi ile talep edildiğini, bu nedenle Kooperatifin borcu borç dava tarihi itibariyle muaccel hale geldiğini,
Tescil işlemlerinin yerine getirilememesi durumunda taraflarına ödenecek tazminat tutarı hesaplanırken iadenin talep edildiği andaki paranın reel değerinin hükme esas alınması gerektiğini, e ldeki davada kooperatif taahhüdünün aynen ifasını, aynen ifa mümkün olmadığı takdirde ise terditli olarak tam tazminat talep ettiklerini, Kooperatif müvekkilinden parayı tahsil ederken, komşu parselden alınacak yerin kooperatif adına tescili, bunun da sonrasında müvekkili adına tescil edilmesini taahhüt etmiş bulunduğunu, tazminat hukukunun temel ilkeleri arasında zararın ona denk ve eşit karşılanmasının yer aldığını, eldeki davada gerçek zararın tayin ve hesaplanmasında alacak bedeline yasal faiz uygulansa dahi zarar tam ve eşit olarak karşılanamadığını, gerçek zararın tayin ve hesaplanmasında denkleştirici adalet kuralları gereği alacak dava tarihinde talep edildiğinden bu tarih itibariyle paranın reel değeri dikkate alınarak taraflarına ödeme yapılması gerektiğini,
Belirtilen nedenlerle; İstinaf başvurusunun kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne, istinaf başvuru ve yargılama giderlerinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:

Taraflar arasındaki dava, davaya konu 768 parsel sayılı taşınmazda 460 m²’lik kısmın tapusunun iptali davacı adına tapuya kayıt ve tescili, aksi halde 100.000 TL maddi tazminat istemine ilişkindir.

Somut olayda; davacı vekilinin, tapu iptali ve tescil, ifanın mümkün olmaması halinde terditli taleple, kısmi alacak olarak 100.000 TL tutarında maddi tazminat talebinde bulunduğu yerel mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın reddine karar verildiği, verilen kararın davacı vekili tarafından istinafa taşındığı görülmüştür.

Davacı vekili tarafından İstinaf dilekçesinde yazılı nedenlerle ilk derece mahkemesi kararı istinafa taşınmış ise de, ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmıştır. Davacı taraf A6 mahallesi 768 parsel sayılı taşınmazın 460 m²’lik kısmının tapu kaydının iptali ile davacı adına tescili talebinde bulunmuş, ancak tapu malikleri ile yapılmış bir yazılı sözleşme ve satış vaadi sözleşmesi bulunmadığı anlaşılmıştır. Tapu sicilde kayıtlı taşınmazların satışı ancak resmi şekilde yapılması halinde geçerlidir. Dosyada mevcut tapu kaydına göre davalının dava konusu edilen 768 parsel sayılı taşınmazda hissedar olmadığı anlaşılmış, tapu maliklerinin de dava da yer almadıkları görülmüştür. Tapu iptali yönünden verilen ret kararında bir isabetsizlik bulunmamaktadır.

Davacı tarafı tapu iptali olmadığı takdirde tazminat talebinde bulunmuştur. İDM.’nin gerekçeli kararında belirtildiği üzere kooperatif kayıtlarında bulunmayan ve resmi bir özelliği bulunmayan yazılı delillerin geçerliliği bulunmadığı, kaldı ki 1983 ve 1985 yıllarına ait yazılı belgeler olup davalı tarafın zamanaşımı definde bulunduğu, belgelerin geçerli olduğu düşünülse bile genel zamanaşımının dolduğu anlaşılmakla, tazminat yönünden verilen ret kararında da bir isabetsizlik bulunmamaktadır.

Bu nedenlerle davacı vekilinin istinaf taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

Dosya içeriğine, toplanan delillere, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, HMK’nın 355. maddesi gereği istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve re’sen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesine ait kararda usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varıldığından, istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK’nın 353/1-b-1 bendi uyarınca esastan reddi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

H Ü K Ü M :

Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-
Adana 9. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 21/02/2020 tarih ve 2018/439 Esas, 2020/70 Karar sayılı kararı, usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan, davacı vekilinin istinaf başvurusunun,
6100 Sayılı HMK’nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca,
ESASTAN REDDİNE,

2-
Davacı vekilinin istinafı reddolunduğundan Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken
54,40 TL istinaf karar harcı peşin alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına,

3-
İstinaf eden tarafça yapılan istinaf yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına,HMK’nın 333.maddesi uyarınca kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine,

4-
Dairemizce celse açılmadan gerekli inceleme yapıldığından taraflar leh ve aleyhine vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,

5-
Kararın, taraflara tebliğine.

Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 Sayılı HMK’nın 361/1. maddesi uyarınca tebliğden itibaren 2 hafta süre içerisinde,
Yargıtay’da temyiz kanun yolu açık olmak üzere
, oy birliğiyle karar verildi.07/12/2020

  • İlk yayınlanma tarihi: 14 Haziran 2026
  • Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

    Av. Saim İncekaş portre fotoğrafı
    Av. Saim İncekaşAvukat, İncekaş Hukuk
    Adana Barosu Sicil No: 4293 · Seyhan / Adana

    Av. Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. Kurucusu olduğu İncekaş Hukuk'ta 15 yıldan bu yana danışmanlık ve dava takibi yürütmektedir. Yüksek lisans eğitimine sahip olup başlıca çalışma alanları; aile/boşanma, velayet ve çocuk hakları, ceza yargılaması, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul–tapu, miras ve iş hukukudur. Adana Barosu, Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi oluşumlarda aktif görev almış; güncel içtihat ve mevzuatla, anlaşılır ve güvenilir hukuki yönlendirme sunmayı ilke edinmiştir.

    Bize WhatsApp'tan ulaşın!