Adana BAM, 1. HD., E. 2021/2338 K. 2023/417 T. 17.4.2023

İlgili madde: TMK Madde 1023

T.C.

ADANA
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ :

İMAMOĞLU ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

TARİHİ :

07/07/2021

NUMARASI :

2019/247 Esas, 2021/228Karar

DAVACI:

K1
– N1 – A1

VEKİLİ:

Av. K2

DAVALI:

1 -K3 – N2 – A2

VEKİLLERİ:

Av. K4 – [N3] UETS
Av. K5 – A3

DAVALI:

2 -K6 – N4 – A4

DAVANIN KONUSU :

Vekaletin Kötüye Kullanılması Hukuksal Nedenine Dayalı Tapu İptali ve Tescil

DAVA TARİHİ :

21/05/2019

DAİRE KARAR TARİHİ :

17/04/2023

KARAR YAZIM TARİHİ :

17/04/2023
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’nın 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:

Davacı vekili ilk derece mahkemesine verdiği dava dilekçesinde özetle; davalı K3’in davacının abisi olduğunu ve aile şirketlerinin olduğunu, şirketin resmi işlemlerini K3’in yürüttüğünü, K3’in talebi üzerine davacının Adana 15. Noterliği 06/10/2009 tarih ve 19734 yevmiye numaralı vekaletname ile adına kayıtlı gayrimenkuller üzerinde her türlü işlem yapma yetkisinin olduğunu, yine davalı K3’in talebi ile davacının Adana 15. Noterliği 26/10/2010 tarih ve 25694 yevmiye numaralı vekaletname verildiğini. Davacı adına kayıtlı gayrimenkulleri satma yetkisine sahip olduğunu, davacının 2014 yılında şirketten ayrıldığını, 2016 yılında anneleri vefat ettiğinde davacı, babasından ve annesinden miras kalan tarlaların kendisine verilmesini istediğinde sorunun başladığını, K3’e verdiği Adana 15. Noterliği 26/10/2010 tarih ve 25694 yevmiye numaralı vekaletnameyle verdiği yetkileri, aynı noterlik aracılığı ile 21/11/2016 tarih ve 40310 yevmiye numaralı azil name ile K3’i azlettiğini, davacının 15/05/2019 tarihinde bir belge almak için İmamoğlu tapu müdürlüğüne gittiğini, İmamoğlu koyunevi mahallesi 2454, 364, 413, 435, 44, 444, 565, 625, 626, 627, 994 parsellerdeki hissesinin K3 tarafından 11/04/2019 tarihinde K6’ya satıldığını öğrendiğini, Adana 15. Noterliği’nde verdiği vekaletname ile satış yapıldığını öğrendiği, vekaletnameyi verdiğini unuttuğunu, bunu öğrenince vekaletten azlettiğini, davacı ile K6’nın bir esnafta karşılaştığını, yaptığının yanlış olduğunu, kardeşi ile aralarının bozuk olduğunu bilmesine rağmen bu işe neden girdiğini sorduğunda; K3’e yardımcı olmak için tapuları aldığını, karşılığında para vermediğini, istediği zaman tapuyu satan kişiye devredeceğini söylediğini, davacının tapuları kendisine devretmesini istediğini ancak K6’nın tapuyu devretmekten imtina ettiğini, dönümü 20.000TL olan taşınmazın 2.000TL ye karşılığında satıldığını, muvazaalı işlem olduğunu, taşınmazlar tedbir konulmasını, tapu kayıtlarının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili ilk derece mahkemesine verdiği beyan dilekçesinde özetle; müvekkilinin davacı ve diğer kardeşleri ile birlikte F1 Tarım Un Gıda Sanayi A.Ş.isimli şirketi 2003 Yılında kurduklarını, şirketin 2017 yılının 11 ayında borçlu olarak iflas ettiğini, faaliyetine son verildiğini, şirketin sermayesini ve yönetimini K3, K7 ve K8 ın üstlendiğini, davacı şirketin kuruluşunda ve yönetiminde hiçbir zaman aktif olmadığını, sermaya koymadığını, şirket ortağı olmasının nedenin, anonim şirketlerdeki kurucu kişi sayısından kaynaklandığını, şirketin faal olduğu yıllarda, gayrımenkul alım satımından müvekkilinin sorumlu olarak yetkilendirildiğini, şirket gelirlerinden şirket ve ortakları adına sürekli gayrımenkul alıp sattığını, şirketin iflas ettiğinde de borçların ödenmesi için müvekkil, şirket ve kardeşleri adına olan gayrımenkulleri satarak borçlarını ödemeye çalıştığını, davacı dışındaki diğer ortakların, adına kayıtlı evleri, arsaları ve tarlaları bu şekilde satıldığını, müvekkilinin davacı adına değişik tarihlerde; Ceyhan A6/A5 Köyü 538 Parselde 581.101.95 m2 nin 15/1792 hissesini ve Ceyhan Üçdut/A5 Köyü 484 Parselde 91.302.65 m2 nin 15/1792 hissesini, davacı adına satın aldığını, bedelinin şirket tarafından ödendiğini, diğer kardeşler adına da aynı oranda satın alındığını, şirket ekonomik zorluğa girdiğinde diğer kardeşler hisselerini sattığını, davacının satmadığını, İmamoğlu A9 320 parsel, İmamoğlu Ağzıkaraca 321 – 117 ve 7 parseller müvekkil tarafından davacı adına satın aldığını, daha sonra ihtiyaç nedeniyle satıldığını, İmamoğlu A9 652 – 458 ve 7 parseller miras yoluyla intikal edildiğini, bu parseller de yine müvekkil tarafından satıldığını, A7 Köyü 171 ve 172 parseller miras yoluyla intikal edildiğini ve müvekkili tarafından satıldığını, şirketin para kazandığı dönemde kazançları ile bütün kardeşlere eşit olarak hisseler almış, şirket iflas edince bunları borç ödemek amacıyla satıldığını, bütün işlemler davacının ve diğer kardeşlerin vermiş oldukları vekaletnameler ile olduğunu, bu nedenlerle davanın reddini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:

İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda;Somut olayda; davalı K3’in davacının abisi olduğu ve aile şirketlerinin olduğunu, şirketin resmi işlemlerini K3’in yürüttüğünü, K3’in talebi üzerine davacının Adana 15. Noterliği 06/10/2009 tarih ve 19734 yevmiye numaralı vekaletname ile adına kayıtlı gayrimenkuller üzerinde her türlü işlem yapma yetkisinin olduğunu, yine davalı K3’in talebi ile davacının Adana 15. Noterliği 26/10/2010 tarih ve 25694 yevmiye numaralı vekaletname verdiği, davacı adına kayıtlı gayrimenkulleri satma yetkisine sahip olduğunu, K3’e verdiği Adana 15. Noterliği 26/10/2010 tarih ve 25694 yevmiye numaralı vekaletnameyle verdiği yetkileri, aynı noterlik aracılığı ile 21/11/2016 tarih ve 40310 yevmiye numaralı azil name ile K3’i azlettiğini, davacının 15/05/2019 tarihinde bir belge almak için İmamoğlu tapu müdürlüğüne gittiğini, İmamoğlu koyunevi mahallesi 2454, 364, 413, 435, 44, 444, 565, 625, 626, 627, 994 parsellerdeki hissesinin K3 tarafından 11/04/2019 tarihinde K6’ya satıldığını öğrendiğini, Adana 15. Noterliğinde verdiği vekaletname ile satış yapıldığını öğrendiği, vekaletnameyi verdiğini unuttuğunu, bunu öğrenince vekaletten azlettiği anlaşılmıştır. Davacının davalıya Adana 15. Noterliği’nin 26/10/2010 tarih ve 25694 yevmiye numaralı vekaletname geçerliğini koruduğu, davalının taşınmaz satış işlemlerini bu vekaletname uyarınca yaptığı anlaşılmıştır. TMK’nin 1023. maddesinde aynen “tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3 ncü kişinin bu kazanımı korunur” şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024. maddenin 1. fıkrasına göre “Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3 ncü kişi bu tescile dayanamaz” biçiminde düzenlemesi uyarınca davalı K6’ya yapılmış satış da davalının geçerli ve sahteliği ileri sürülmeyen vekaletname uyarınca olduğundan yolsuz olduğu ileri sürülemez ve iyiniyeti korunmalıdır. Ne var ki davalı K3’ın vekaletnameden kaynaklı yetkisini kullanmada kötü niyetli olduğu tanık beyanlarından anlaşılmıştır. Davalı K3’ın vekalet ilişkisinden kaynaklı yapmış olduğu satış işlemindeki kötüniyeti vekalet sözleşmesi kapsamında tarafların iç ilişkisinde sorumluluk doğuracak olup, davalı K3’in davacıya karşı tazminat yükümlülüğü söz konusu olacaktır. Davada davacı tarafından muvazaalı satıştan kaynaklı tapu tescil iptal talep edilmiş olup, davalı K6’nın iyiniyeti koruma bulacağından davanın reddineyönelik karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ:

İstinaf yoluna başvuran davacı vekili dilekçesinde özetle; yerel mahkeme toplanan delilleri doğru değerlendirmeden karar tesis ettiğini, bu hususta sunmuş oldukları delilleri görmezden geldiğini, davalılardan gayrimenkulü satan K3’in kötü niyetini mahkemede tespit etmiş, ancak diğer davalı K6’nın da kötü niyetli olduğu birçok delil ile ispatlandığı halde yerel mahkeme; “….üçüncü şahsın iyi niyetini koruma…” gerekçesi ile davalarını reddettiğini, mahkeme kararına mesnet olarak kararda söz ettiği Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 2015/14841 E. ve 2017/244 K. sayılı kararı bizim haklılığımızı, mahkemenin bu davayı reddetmesini destekler mahiyette bir karar olduğunu, davalılardan gayrimenkulü satan K3’ın kötü niyetini mahkeme de tespit ettiği için bu konu üzerinde durmayacaklarını, diğer davalı gayrimenkulü satın alan K6’lı da kötü niyetini ortaya koyan dosyaya sunulmuş bilgi ve belgeleri sıralayacağını, a) Dava konusu 20.997,33. m2 taşınmazı K6 tapuda, 32.000. TL’ye satın aldığı, bilirkişiler aynı taşınmazın davalının satın aldığı tarihte değerinin 561.516,50.TL olarak tespit ettiği, bu iki değer mukayese götürmeyeceğini, hangi iyi niyetli insan 561.516,50. TL’lik bir malı 32.000. TL’ye alır? Dolayısıyla davalı K6’nın iyi niyetli olmadığını başka hiç bir delil olmasa bile bu değer farkı açık seçik göstermekte olduğunu, b) Müvekkili dava açmadan önce K6 ile görüşüp satışın gerçek olmadığını bildiğini, tarlasını geri kendisine vermesini talep etmiş, bu görüşmeyi tanıkK9
‘in
İmamoğlu’ndaki dükkanında yaptıklarını, bu görüşme’de satışın gerçek olmadığını kabul etmiş, ancak K3 kabul ederse tarlanın tapusunu iade edeceğini açıkça beyan ettiğini, tanık K9, 15.01.2021 tarihli A8 Mahallinde verdiği ifadede;
“…

K6
..
K3
‘ten taşınmazları emanet aldığını, herhangi bir para ödemediğini,
K3 ne zaman isterse ona geri devredeceğini yanımda beyan etti…” demektedir. Bu da K6’nın iyi niyetli olmadığını satışın muvazaalı olduğunu göstermekte olduğunu, c) Dava açıldıktan sonra delil olarak dosyaya sunduğumuz wahtsabb iletisinde;

K6
Davacıya
“… Onlara da söyledim emanetinizi alın diye.

K10 ver
K1
‘in tapusunu dediler….” şeklinde mesaj gönderiyor. Bu mesajın çıktısını dava dosyasını sunduklarını, bu mesajda
K6
, açıkça emanetçi olduğunu, satışın gerçek olmadığını beyan ettiği, d) 15.01.2021 tarihli keşifte Mahkeme’nin belirlediği yerel bilirkişi
K11 ifadesinde; “…taşınmazı şu anda
K3
‘ın kullandığını biliyorum.

K6
‘yı tanımam, tarlaları ekip biçtiğini de görmediğini, diğer yerel bilirkişi K12 ifadesinde;
“…

K3 ile K6 tarla alım satımı yapmamışlardır. …”

Diğer yerel bilirkişi K13 ifadesinde;

K6
‘yı tanımam tarlaları kullandığını görmedim. Köyde konuşulana göre;

K8 tarlaları
K6
‘nın adına devir ettirmiş sonra yeniden adına aldıracakmış, köyde bu şekilde konuşuluyor….”

Üç yerel bilirkişinin beyanları, bu alış verişin gerçek bir alış veriş olmadığını, K6’nın emanetçi olduğunu, K3 istediği zaman istediği kişiye devredileceğini, K6’nın dava konusu taşınmazları hiç bir zaman kullanmadığını göstermekte olduğunu, bir insan kullanmadığı bir malı niçin satın alır? Satış bedeli olarak gösterilen neredeyse taşınmazın bir yıllık kira bedeli. Böyle gerçek bir satış olmayacağını, ayrıca K6 bila bedel taşınmazı devretmeye hazır olduğunu, ancak vekalet ücreti ödemek istemediği için bu devirin gerçekleşmediği whatsapp iletisinden anlaşıldığını, bu kadar bilgi, belge delil K6’nın iyi niyetli olmadığını göstermekte olup, buna rağmen davanın reddedilmesi hukuka uygun bir karar olmadığını belirterek açıklanan nedenlerle yukarıda arz ve izah ettiğimiz nedenler ve inceleme esnasında ortaya çıkacak durumlar karşısında İmamoğlu Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2019/247 E. ve 2021/228 K. sayılı kararının düzeltilmesine/kaldırılmasına /bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:

Taraflar arasındaki dava, Vekaletin Kötüye Kullanılması Hukuksal Nedenine Dayalı Tapu İptali ve Tescilistemine ilişkindir.

Bilindiği üzere; Borçlar Kanunu’nun temsil ve vekalet akdini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
6098 s. Türk Borçlar Kanunu’nda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde (818 s. Borçlar Kanunu’nun 390.) aynen; “Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.

Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.

Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır.” hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir. (TBK’nin 504/1) Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK’de daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK’de benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.

Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 s. Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.

Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK’nin 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
(Bknz. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 2014/22206 Esas, 2017/3585 Karar sayılı ilamı)

Bilindiği üzere, tanıkla ispat sınırı 6100 s. HMK’nun 200. maddesi uyarınca 2012 yılında 2.500.-TL olmuştur. Bu düzenlemelere göre, bu miktarın üzerindeki hukuki işlemlerin senetle ispatı zorunlu olup, tanık dinletme olanağı bulunmamaktadır. Ancak, aynı yasanın 203. maddesinde senetle ispat zorunluluğunun istisnaları sayma yöntemi ile belirlenmiştir. Bunlardan biri de altsoy ve üstsoy, kardeşler, eşler, kayınbaba, kaynana ile gelin ve damat arasındaki işlemler olup, Kanun koyucu bu kişiler arasındaki işlemlerin ispatı için tanık dinletme olanağı vermiştir.
(Bknz. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin
2014/15547
Esas,
2016/4063
Karar sayılı ilamı)
6100 sayılı HMK. nun 199. maddesinde ‘’uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcılarının bu kanuna göre belge niteliğinde’’ olduğu hükme bağlanmış, aynı yasanın 202’nci maddesinin birinci fıkrasında ‘’senetle ispat zorunluluğu bulunan hallerde delil başlangıcı bulunursa tanık dinlenebileceği, ikinci fıkrasında ise delil başlangıcının, iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belge’’ olduğu vurgulanmıştır.

Somut olayda
; davacı vekili, dava konusu Adana İli, İmamoğlu İlçesi, A9 Mahallesi, 2454, 364, 413, 435, 44, 444, 565, 625, 626, 627, 994 parsellerde kendi adına kayıtlı olan hisselerin Adana 15. Noterliği’nce düzenlenen 6.10.2009 tarih 19734 yevmiye numaralı vekaletname ile davalı K3 tarafından satıldığını ve bu hisselerin kendi adına tescilini talep etmiş, davalı, davacı ve diğer kardeşleri ile birlikte F1 Tarım Un Gıda Sanayi A.Ş.isimli şirketi 2003 yılında kurduklarını, şirketin 2017 yılının 11 ayında borçlu olarak iflas ettiğini, faaliyetine son verildiğini, şirketin sermayesini ve yönetimini K3, K7 ve K8 ın üstlendiğini, davacı şirketin kuruluşunda ve yönetiminde hiçbir zaman aktif olmadığını, sermaya koymadığını, şirket ortağı olmasının nedenin, anonim şirketlerdeki kurucu kişi sayısından kaynaklandığını, şirketin faal olduğu yıllarda, gayrımenkul alım satımından müvekkilinin sorumlu olarak yetkilendirildiğini, şirket gelirlerinden şirket ve ortakları adına sürekli gayrımenkul alıp sattığını, şirketin iflas ettiğinde de borçların ödenmesi için müvekkil, şirket ve kardeşleri adına olan gayrımenkulleri satarak borçlarını ödemeye çalıştığını, davacı dışındaki diğer ortakların, adına kayıtlı evleri, arsaları ve tarlaları bu şekilde satıldığını,şirketin para kazandığı dönemde kazançları ile bütün kardeşlere eşit olarak hisseler almış, şirket iflas edince bunları borç ödemek amacıyla satıldığını, bütün işlemler davacının ve diğer kardeşlerin vermiş oldukları vekaletnameler ile olduğunu, bu nedenlerle davanın reddini talep etmiş, mahkeme vekilin kötüniyetli olup ,tapu malikinin iyi niyetli olduğunu kabul ederek vekilden bedel talebide olmadığından tescil talebinin reddine karar vermiş, davacı yukarıda belirtilen nedenlerle istinafa başvurmuştur.

Bilindiği gibi; Vekaletin Kötüye Kullanılması Hukuksal Nedenine Dayalı Tapu İptali ve Tescil istemine ilişkindir. Vekalet görevinin kötüye kullanıldığına ilişkin iddianın ispat yükünün davacıya, vekaletnamenin iradeye uygun olarak kullanıldığına ilişkin savunmanın ispatının ise davalıya düşmektedir.

Dosya içeriğine göre, dava konusu Adana İli, İmamoğlu İlçesi, A9 Mahallesi, 2454, 364, 413, 435, 44, 444, 565, 625, 626, 627, 994 parsellerde kendi adına kayıtlı olan hisselerin Adana 15. Noterliğince düzenlenen 06.10.2009 tarih 19734 yevmiye numaralı vekaletname ile davalı K3 tarafından diğer davalıya satıldığı, bu vekaletnamenin davacı tarafından 16.05.2019 tarihinde düzenlenen belge ile vekilin azledildiği, yine 26.10.2010 tarihinden verilen vekaletnamenin, davacı tarafından 21.11.2016 tarihinde düzenlenen belge ile vekilin azledildiği, taşınmazların 11.04.2o19 tarihinde vekaleten davalı K6’ya satıldığı anlaşılmaktadır.

Davacı aşamalardaki beyanlarında davalı tapu maliki K6 ile görüştüklerini, tanık İskender’in huzurunda görüştüklerini, tanık K9’in İmamoğlu’ndaki dükkanında yaptıkları, bu görüşmede davalı satışın gerçek olmadığını kabul etmiş, ancak K3 kabul ederse tarlanın tapusunu iade edeceğini açıkça beyan ettiğini, tanık K9’in, 15.01.2021 tarihli A8 Mahallinde verdiği ifadede;

K6 K3’ten taşınmazları emanet aldığını, herhangi bir para ödemediğini, K3 ne zaman isterse ona geri devredeceğini yanımda beyan etti şeklinde beyanda bulunduğunu, dava açıldıktan sonra delil olarak dosyaya sunduğu whatsapp iletişimde; davalı K6’nın davacıya,
Onlara da söyledim emanetinizi alın diye. K10 ver K1’in tapusunu dediler….” şeklinde mesaj gönderdiğine ilişkin mesajın çıktısının dava dosyasına sunulduğu, mesaj ile ilgili herhangi bir incelemenin yapılmadığı, yine davalı tarafça davacının bilgisi dahilinde ortak oldukları F1 Tarım Un Gıda Sanayi A.Ş. isimli şirketin borçlarının kapatılması için davacı ile birlikte diğer kardeşlerinin taşınmazlarının da satıldığını ileri sürmüş olmakla şirket kayıtları, banka kayıtları, varsa dava dosyaları taraflardan sorularak, whatsapp iletişimi, telefon kayıtları ile birlikte gerekir ise bilirkişi incelemesi yaptırılarak tüm dosya içeriği tanık beyanları birlikte değerlendirilerek, yine davalının savunması ve ispatı üzerinde durularak, ispatın gerçekleşmemesi halinde vekaletin kötüye kullanılmasının gerçekleşip gerçekleşmediği ve vekaletname kötüye kullanıldığı sabit kabul edilse bile diğer davalının iyiniyetli olup olmadığı hususlarının gerekçeleri ile tartışılması ve sonucuna göre bir karar vermesi gerekmektedir.

Bu nedenlerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun, 6100 sayılı HMK’nın 353/1-a-6 bendi uyarınca, kabul edilip kararın kaldırılması gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

H Ü K Ü M :

Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-
İmamoğlu Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 07/07/2021 tarih ve 2019/247 Esas, 2021/228 Karar sayılı kararına karşı davacı vekilinin istinaf başvurusunun
, 6100 Sayılı HMK’nın
353/1-a-6 bendi uyarınca KABULÜNE,

2-
İlk derece mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının
ORTADAN KALDIRILMASINA,

3-
Davanın yeniden görülmesi için
DOSYANIN MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE,

4-
İstinaf yoluna başvuran tarafça yatırılanistinaf peşin karar harcının talebi halinde kendisine iadesine,

5-
İstinaf yoluna başvuran tarafça yapılan yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda değerlendirilmesine,

6-
Kararın yerel mahkemece taraflara tebliğine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, HMK’nun 353/1-a maddesi uyarınca
KESİN olmak üzere oybirliği ile karar verildi.17/04/2023

  • İlk yayınlanma tarihi: 14 Haziran 2026
  • Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

    Av. Saim İncekaş portre fotoğrafı
    Av. Saim İncekaşAvukat, İncekaş Hukuk
    Adana Barosu Sicil No: 4293 · Seyhan / Adana

    Av. Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. Kurucusu olduğu İncekaş Hukuk'ta 15 yıldan bu yana danışmanlık ve dava takibi yürütmektedir. Yüksek lisans eğitimine sahip olup başlıca çalışma alanları; aile/boşanma, velayet ve çocuk hakları, ceza yargılaması, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul–tapu, miras ve iş hukukudur. Adana Barosu, Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi oluşumlarda aktif görev almış; güncel içtihat ve mevzuatla, anlaşılır ve güvenilir hukuki yönlendirme sunmayı ilke edinmiştir.

    Bize WhatsApp'tan ulaşın!