Adana BAM, 1. HD., E. 2019/1853 K. 2020/615 T. 5.6.2020

İlgili madde: TMK Madde 3

DAVACILAR:

1 -K1 – N1
:

2 -K1 – A1

DAVALILAR:

1 -K2 – N2 – A2
:

2 -K3 – N3 – A3
:

3 -K4 – N4 – A4
:

4 -K5 – N5 – A3
:

5 -K6 – N6 – A5

DAVANIN KONUSU :

Tapu İptali Ve Tescil (Zilyetliğe Dayalı)

Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, davalı K2 vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’nun 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:

Davacı vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazın A6 Mahallesi, 4564 ada ve 31 parseldeki 161,00 m²’lik 1 kat kargir evden ibaret olduğunu, işbu taşınmaz tapuda müvekkili K1 adına kayıtlı iken yıllardır öz kardeşi olan K7 tarafından kullanıldığını ve kardeşinin 2012 yılında vefat ettiğini, müvekkili K1nin 30 yıldır Adana dışında çalıştığı ve yaşadığını, kardeşi K7’un 2004-2005 yıllarında taşınmazın iyi bir rakama satılabileceğini bildirmesi ile kendisine vekaletname gönderdiğini, bir süre sonra alıcının vazgeçtiğini bildirdiğini, vekaletname suistimal edilerek taşınmaz K2 isimli şahsa vekaleten tapuda 25.000,00 TL gösterilerek satıldığını, bu bedelin taşınmazın gerçek değerinden çok düşük olduğunu, taşınmazı satın alan K2’ın vekalete istinaden satın aldığını bilmesi, müvekkili ile herhangi bir nakdi alışverişinin olmaması, taşınmazı asilden değil de vekilden olan alacağına mahsup etmesi, taşınmazı ederinin çok çok altında bir değerle satın alması, satışdaki paranın müvekkiline ödenmeyeceğini biliyor olması hususlarının davalı K2’ın alacağını kurtarmak adına ve şahsi menfaati için kötü niyetle hareket ettiğini ortaya koyduğunu, taşınmaz üzerine ihtiyati tedbir konulmasını, vekalet görevinin kötüye kullanılması nedeniyle mevcut tapu kaydının iptalini ve müvekkili adına tescilini işbu talebi kabul edilmediği takdirde taşınmazın rayiç değerinin dava tarihi itibariyle yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep talep etmiştir.

Davalı
K2 vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazın resmi vekaletnameye istinaden müvekkiline 01/12/2005 tarihinde tapuda satıldığını, dava haksız, usul ve kanuna aykırı olduğunu, zamanaşımı nedeni ile de davanın reddinin gerektiğini, müvekkilinin 1(bir) katlı evin üzerinde 2,3,4 katların kaba inşaatının yapılması konusunda 2004 yılında müteveffa K7 ile anlaşmaya vardıklarını, inşaat devam ederken K7’nin taşınmazı satışa çıkardığını, müvekkili, taşınmazın K7’ye ait olduğunu bildiğini, bu evde K7’nin ikamet ettiğini, davacı K1’nin hiçbir şekilde bu evde oturmadığını, tapu kaydının usulen ve ailevi nedenler ile kardeşi K1 adına yapıldığını, vekaletname gelince 01/12/2005 tarihinde tapuda satış yapıldığını, bu satış bedeli sebebiyle inşaat malzemesi bedeli ve işçilik borcu toplamı 20.000,00 TL mahsup edilerek 65.000 TL de nakit olmak üzere toplamda 85.000 TL’nin ödendiğini, K7’un taşınmazı tahliye etmediğini, müvekkilini tehdit ettiğini, tehditten dolayı K7’nin ceza aldığını, müvekkilinin Adana 1. As.H.M.’nin 2011/917 Es. Say.dosya ile müdahalenin önlenmesi davasının açıldığı ve men kararı verildiği, men davası devam ederken K7 mirasçıları tarafından Tapu iptali davası açıldığını, takipsiz bırakıldığından açılmamış sayılmasına karar verildiğini, müvekkili hakkında yapılan şikayet sonrasında “Kovuşturmaya Yer Olmadığına dair Karar” verildiğini, müvekkili aleyhine dava açılmasının danışıklı olduğunu, 2005 yılında satılan bir taşınmaz ile ilgili olarak 2015 yılına kadar hiçbir araştırma yapmayan ancak meni müdahale kararının infazı aşamasında bu davayı açan K1’nun kötüniyetli olduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı
K5 unduruşmadaki beyanında ve yazılı beyanında özetle; vekaleti alan muris K7 kendisinin eşi, diğer davalıların da çocukları olduğunu, dava konusu taşınmaz gerçekte davacının olduğunu, 30 yıl kira vermeden oturduklarını, eşi K7’ye davacının vekalet verdiğini, gerçek değerini bulursan sat dediğini, eşininde davalı K2’den 40.000 TL borç aldığını, borcuna karşılık da taşınmazın tapusunu davalıya devrettiğini, eşinin parasını vererek davalı K2’den tapusunu istediğini, ancak davalı K2 buna yanaşmadığını, evin inşatını kocasının yaptırdığını,
(10/01/2017 havale tarihli dilekçe);

K2’ın hiçbir alacağının olmadığını, sadece demirciye 7.000 Tl borcunun olduğunu, kocasının K2’den 20.000 TL borç aldığını, aralarında senet yapmadıklarını, K2’ın borç ödenince geri vermek üzere tapuyu aldığını, ancak 20.000 TL yerine 40.000 TL istediğini ve evi geri vermediğini belirterek, evde oturduğu süre için kira bedelinin inşaata yaptığı masraf yerine sayılmasını, tapunun gerçek sahibine verilmesini talep etmiştir.

Davalı
K3 yazılı beyan dilekçesinde özetle; bahse konu taşınmazın amcası K1’nun olduğu, evin hiçbir zaman kendilerinin olmadığını ancak evinde yıllarca kira ödemeden oturduklarını, 2004 yılında evin üstüne yapılan inşaat işleri ile ilgilenmesi amacıyla amcası K1’nun babası K7’a vekalet verdiğini, amcasının gönderdiği paraların bir kısmını inşaat işini yapan K2’a verdiğini ve paranın çoğuyla iş yapacağım diyip Suriye de paraları harcadığını, K2’ın sadece 20.000 TL alacağının olduğunun doğru olduğunu, evin tapuda devredildiğini 2009 yılında öğrendiklerini, K2’ın borcunu almak için 4 yıl beklediğini buna karşılık faiz istemediğini, amcası K1’nun cenazeye katılmak için Adana’ya geldikten sonra evin devredildiğini öğrendiğini, evin devrinde devralan K2’ın iyi niyetli olmadığını beyan etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :

İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda;

Tüm dosya kapsamında toplanan delillere göre, dava konusu taşınmazın davalı K2 dışındaki diğer davalıların murisi K7 tarafından davalı K2’a satış tarihindeki gerçek bedelinin çok altında bir fiyatla satıldığı, satış bedelinin davacıya ödenmediği, bu durumun yani satış bedelinin çok altında bir fiyatla satılması halinin Yargıtay uygulamasına göre davacıyı zarara uğratma kastını taşıdığı, ayrıca davalı K2’ın, dava konusu taşınmazın davacıya ait olduğunu aleni tapu kayıtları ile bilmesine rağmen cevap dilekçesinde muris K7 ile aralarındaki mahsup işlemi sonucu taşınmazı satın aldığını belirtmesi karşısında, aslında,taşınmazın davacı adına değil de diğer davalıların murisi K7 adına satıldığını, yani aradaki pazarlığın kendi iç ilişkilerine göre yapıldığını bilmesi dikkate alındığında davalı K2’nin ve muris K7’nin kötü niyetli olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır.

Davalı zihni, her ne kadar taşınmazın gerçekte 85.000 TL bedelle satın alındığını ileri sürse de, buna ilişkin inandırıcı bir delil ortaya koyamamıştır. Bu halde muris K7 ile diğer davalı K2’nin birlikte hareket ederek, vekalet görevini kötüye kullanmak suretiyle davacıya ait taşınmazın elinden çıkmasına yol açıp böylelikle davacıyı zarara uğrattıkları vicdani kanısına ulaşılmıştır. Bu nedenle de davacının tapu iptal tescil istemi haklı olduğundan davanın kabulüne yönelik karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:

İstinaf yoluna başvuran d avalı K2 vekili istinaf dilekçesinde özetle;
– Verilen kabul kararı, hukuki dayanaktan yoksun, usule, yasaya ve Yargıtay kararlarına aykırı olduğunu,
– Satışın yapıldığı 01/12/2005 tarihinden itibaren B.K.daki 5 yıllık zamanaşımının dolmuş olduğunu, bu süre geçtikten sonra açılan davanın dinlenme olanağı bulunmadığını, kararın usulden reddi gerektiğini,
– Davacı, Gaziantep 7. Noterliği’nin 29.11.2005 T. ve 27612 Y. No’lu vekaletnamesi ile satış vekaletnamesi vermiş ve taşınmazı satmak istemiş olduğunu, 2 gün içerisinde de satılmış olduğunu, satıştan haberinin olduğunu, 5 yıllık süreninde geçmiş olduğunu, davacı-K1’nun satışı öğrenme tarihiyle ilgili çelişkili beyanları bulunduğunu, en azından kardeşinin cenazesine katıldığı tarihte öğrenmiş olduğunu, zemin üzerinde 3 kat daha yapıldığını da gördüğünü, ancak dava dilekçesinde bu inşaattan hiç bahsetmediğini, bu olay dahi, davacının kötü niyetini ve davanın haksızlığını, davacı-K1’nun vekaletname tarihinden 10 yıl sonra, “Satışı yeni öğrendim.” savunmasının doğru olmadığını ve davacı-K1’nun işbu inşaatı ve satışı iddia edildiği gibi (davanın açılmasından birkaç ay kadar önce satışı öğrenmediğini / veyahut muvazaalı işlemi davanın açılışı aşamasında öğrenmediği), inşaatı ve satışı en geç 2012 tarihinde -cenaze günü- bildiği ve gördüğü açıkça anlaşılmakta ve bu nedenle davacı tarafın gerçeğe aykırı beyanda bulundukları açıkça görülmekte olduğunu,
– Buna rağmen, diğer davalılarla birlikte hareket ederek yaklaşık 10 yıllık süre sonunda eldeki davayı açması tamamen kötü niyetli olduklarının ve haksız menfaat teminine çalıştıklarının apaçık bir ispatı olduğunu, bu nedenlerle davanın reddi gerektiğini,
– Yerel Mahkemenin gerekçesinin de hukuka ve uygulamaya tamamen aykırı olduğunu, Zira müvekkil, vekaletin kötüye kullanılıp kullanılmadığını bilmediği gibi bilmesi de gerekmediğini, K7, taşınmazın asıl maliki olduğunu ortaya koyan ve ispatlayan beyanlar ve davranışlar sergilemiş olduğunu, Nitekim, Müvekkil K2’ın, K7’la yapılacak kaba inşaat nedeniyle tanışmış olduklarını, K7’un inşaatla ilgilendiğini ve inşaatı yaptırdığını, K7’un inşaat yapılan evde 30 senedir oturmakta olduğunu,
– Kaba inşaatın zemininden sonra 1. ve 2. kat işçiliği ile malzeme bedeli ödemelerinin K7 tarafından yapıldığını, davacı hiçbir ödeme ve fatura sunamadığını, ailevi nedenlerle davacı adına kayıtlı olduğunu, satış işleminin geçerli olduğunu, 85.000,00 TL ye satın aldığını, dava konusu taşınmaz daracık bir sokakta olması nedeniyle yüksek fiyata satılmasının mümkün olmadığını, işçilik ve malzeme bedeli alacağı olan 20.000 TL ‘nin mahsup edildiğini ve 65.000 TL nakit elden ödeme yapıldığını, Noterden verilen vekaletnamenin ve tapuda yapılan satışın resmi ve gerçek olduğunu,
– K7’un sağlığında ve vefatından sonra da mirasçıları ileri sürdüğü iddiaları, isnatları, çelişkili ifadeleri ve beyanları dikkate alındığında; K7 ve ailesinin gerçeğin üstünü örtme çabası ile hareket ettikleri açıkça görülmekte olduğunu,
– K7’un mahkeme kararı ile tahliyesini sağlamak amacıyla, müvekkili tarafından, 1. Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde 2011/917 E. kayıtlı “El Atmanın Önlenmesi” davası ikame edildiğini, davalı K7 26.01.2012 tarihli duruşmada: “…..ev benimdir, tapu ise ağabeyim K1’ya aittir. Ben vekaleten satış yapmıştım, ancak zaten bu evde 25 senedir oturuyorum.” demiş olduğunu,
– Yaşanan olaylar, tutarsız iddialar, açılan davalar, yapılan şikayetler, müvekkilinin iyiniyetle hareket ettiğini göstermekte olduğunu, davacı ile K7 ve mirasçıları haksız ve kötü niyetle birlikte hareket etmekte, müvekkili maddi ve manevi olarak mağdur etme amacında olduklarını, davacının K7’u vekillikten azletmemiş olduğunu, Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda olduğunu, bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin korumayacağını,
– Arz ve izah ettikleri ve re’sen göz önüne alınacak nedenlerle, fazlaya ve diğer hususlara ilişkin her türlü hakları saklı kalmak kaydıyla; Usule, yasaya ve Yargıtay kararlarına aykırı Yerel Mahkeme kararının istinaf incelemesi yapılarak müvekkili lehine Kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:

Taraflar arasındaki dava, Tapu İptali ve Tescil (Vekalet görevinin kötüye kullanılması) ve Tazminat istemine ilişkindir.
* –
Bilindiği üzere; Borçlar Kanunu’nun temsil ve vekalet aktini düzenleyen hükümlerine göre
, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
6098 S.Türk B.K.’nunda sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde (818 S. Borçlar Kanunu 390.) maddesinde aynen;
“Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.

Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır
.” hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir. (TBK’nin 504/1) Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK’de daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK’de benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.

Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 S. Türk M.K.’nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.

Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması,
TMK’nin 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
(Bknz. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin
2014/15547
Esas,
2016/4063
Karar sayılı ilamı)

Somut Olayda
; davacı vekili, dava konusu A6 Mahallesi, 4564 ada, 31 parseldeki 161,00 m²’lik 1 kat kargir evden ibaret taşınmaz tapuda müvekkili K1 adına kayıtlı iken yıllarca öz kardeşi olan K7 tarafından kullanıldığı ve kardeşinin 2012 yılında vefat ettiği, müvekkili K1’nin 30 yıldır Adana dışında çalıştığı ve yaşadığı, davalı K2 dışındaki davalıların murisi K7’un 2004-2005 yıllarında taşınmazı, davalı K2 ile birlikte hareket ederek ve vekalet görevini kötüye kullanarak davacıyı zarara uğrattığından bahisle tapu iptali ve tescil talebinde bulunduğu, tapu iptali olmaz ise tazminat talebinde bulunduğu, ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda tapu iptali yönünden davanın kabulüne karar verildiği, verilen kararın davalı K2 vekili tarafından istinafa taşındığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır.

Adana 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/917 Esas 2013/558 Karar sayılı dosyasında davacı K2’ın, davalılar (K7 mirasçılarıK3, K4, K6, K5 hakkında elatmanın önlenmesi davası açtığı, 13/09/2013 tarihinde verilen kararda davanın kabulüne karar verildiği ve kararın Yargıtay denetiminden geçerek 29/01/2015 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.

Adana 4. Sulh Ceza Mah.’nin 2007/477 Esas 2009/79 Karar sayılı ilamı incelenmiş, davacının K.H, katılanın K2, sanığın K7, suçun tehdit suçu olduğu, 19/02/2009 tarihinde verilen kararda hükmün açılmasının geri bırakılmasına karar verildiği, kararın temyiz edilmeden 19/03/2009 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.

Adana 9. Asliye Hukuk Mah.’nin 2013/554 Esas 2014/262 Karar sayılı dosyası incelenmiş, davacılar K4, K6, K5, davalı K2, davanın hile iddiasına dayalı tapu iptali ve tescil davası olduğu, davanın 26/08/2013 tarihinde açıldığı, 17/06/2014 tarihinde verilen kararda davanın 14/06/2014 tarihi itibariyle açılmamış sayılmasına karar verildiği, kararın 09/09/2014 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.

Davalı K2 zamanaşımı itirazında bulunmuş ise de; Vekalet görevinin kötüye kullanılmasına ilişkin tapu iptal tescil davalarında mülkiyet hakkının ihlali söz konusu olduğundan Yargıtay uygulamasına göre bu davalarda zamanaşımı söz konusu değildir. Bu nedenle davalı tarafın zamanaşımı itirazı yerinde görülmemiştir.

İlk derece mahkemesi kararı istinaf dilekçesinde yazılı nedenlerle davalı K2 vekili tarafından istinafa taşınmıştır.

Dava konusu taşınmaz davacı adına kayıtlı iken 2005 yılı Aralık ayında vekaletle kardeşi K7 tarafından davalı K2’ye satılmıştır. Dava konusu taşınmazda zemin kattan oluşan tek katlı bir ev var iken davacının kardeşi K7 tarafından inşaat ustası olan davalı K2’a evin üzerine 2-3 ve 4.(teras) kat inşaatları yaptırılmış, 2 ve 3 kat inşaat bedellerinin davalı K2’ye ödenmiş, ancak 4.kat inşaatın işçilik ve bir kısım inşaat malzeme bedellerinin ödenmemesi üzerine K7 tarafından satışa çıkartılmış olduğu, davalı beyanları ve tanık beyanlarına göre inşaattan kaynaklı davalı K2’nin 20.bin TL alacağı bulunduğu, alacağını mahsup ederek 65.000 TL de nakit ödemek suretiyle satın aldığı anlaşılmaktadır. Davalı 3.kişi K2 ile diğer davalıların murisi ve davacının kardeşi K7 arasında çıkar ve işbirliği içerisinde hareket edildiğine dair delil bulunmamaktadır ve vekille birlikte hareket ettiği ispatlanamamıştır. Alıcı 3.kişi K2’ın vekilden olan alacağını satış bedelinden mahsuplaşmasının kötüniyet anlamına gelmeyeceği, bu nedenle tapu iptali ve tescil talebinin reddi gerekeceği açıktır.

Dava, vekaletin kötüye kullanılması nedeni ile alacak istemine ilişkindir. Davacılar, müşterek murislerinin payına düşen taşınmaz hissesinin 1987 yılında vekaleten satılması neticesi paylarına düşen bedelin ödenmediğini ileri sürerek eldeki davayı açmıştır. Davalı ise bedelin nakden ödediğini, ancak murisle kardeş olmaları nedeniyle ödemeye ilişkin belge almadığını savunmuştur. Mahkemenin de kabulünde olduğu üzere davalı hesap verdiğini ispat edememiştir. Bu noktada davacılar alacak isteminde haklıdırlar. Mahkemece ilk olarak alınan 12/03/2014 tarihli heyet halinde düzenlenen bilirkişi raporunda taşınmazın satış tarihi olan 26/08/1987 tarihinde gerçek değerinin 2160 Türk Lirası olduğu murisin payına düşen değerin ise 540 TL olduğu belirtilmiştir.

Uyuşmazlıkta hükme esas alınacak değer, davaya konu hissenin ancak satış tarihindeki gerçek değeridir.

Mahkemece, belirlenen satış tarihindeki bu gerçek değere hükmedilmesi gerekirken resmi satış akdinde geçen bedelin denkleştirici adalet sistemine göre uyarlanmış sonucuna hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma sebebidir
.”
(Yargıtay
13.
Hukuk
Dairesi
2016/11766
Es.
2017/10563
Kar.)

O halde mahkemece yapılması gereken iş, davacı tarafa davayı tazminat miktarı yönünden ıslah edip etmeyeceği sorulmalı, kimlerden tazminat talep ettiği açıklığa kavuşturulmalı, ıslah dilekçesi verilmesi halinde davalılara tebliğ edilmeli, dosya kapsamı ve Yargıtay İçtihatları doğrultusunda hasıl olacak sonuca göre karar verilmelidir.

Bu nedenlerle davalı K2 vekilinin istinaf başvurusunun, 6100 Sayılı HMK’nın 353/1-a-6 bendi uyarınca, kabul edilip kararın kaldırılması gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

H Ü K Ü M :

Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-
Adana 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 08/10/2019 tarih ve 2015/256 Esas, 2019/250 Karar sayılı kararına karşı davalı K2 vekilinin istinaf başvurusunun, 6100 Sayılı HMK’nın 353/1-a-6 bendi uyarınca kısmen KABULÜNE,

2-
İlk derece mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının
ORTADAN KALDIRILMASINA,

3-
Davanın yeniden görülmesi için
DOSYANIN MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE,

4-
Davalı tarafça yatırılan istinaf peşin karar harcının talepleri halinde kendilerine iadesine,

5-
Davalı tarafça yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda değerlendirilmesine,

6-
Kararın, yerel mahkemesince taraflara tebliğine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, 6100 Sayılı HMK’nın 353/1-a maddesi uyarınca,
KESİN olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.05/06/2020

  • İlk yayınlanma tarihi: 14 Haziran 2026
  • Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

    Av. Saim İncekaş portre fotoğrafı
    Av. Saim İncekaşAvukat, İncekaş Hukuk
    Adana Barosu Sicil No: 4293 · Seyhan / Adana

    Av. Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. Kurucusu olduğu İncekaş Hukuk'ta 15 yıldan bu yana danışmanlık ve dava takibi yürütmektedir. Yüksek lisans eğitimine sahip olup başlıca çalışma alanları; aile/boşanma, velayet ve çocuk hakları, ceza yargılaması, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul–tapu, miras ve iş hukukudur. Adana Barosu, Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi oluşumlarda aktif görev almış; güncel içtihat ve mevzuatla, anlaşılır ve güvenilir hukuki yönlendirme sunmayı ilke edinmiştir.

    Bize WhatsApp'tan ulaşın!