Adana BAM, 9. HD., E. 2018/105 K. 2018/410 T. 5.6.2018

İlgili TBK madde: TBK Madde 133

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İskenderun Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2016/227 Esas, 2017/354 sayılı kararı aleyhine istinaf başvurusunda bulunulmuş olup, istinaf talebinin süresi içinde yapıldığı, başvuru şartlarının yerine getirilmiş olduğu ve istinafa başvuru koşullarının mevcut olduğu dosya üzerinde yapılan ön inceleme sonucu anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonucunda;

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının, davalıya 96.130 USD borç para verdiğini, taraflar arasındaki söz konusu borç ilişkisine dair 20/12/2004 tarihli protokolün düzenlendiğini, protokol gereği davacının elindeki 3 adet çek ve 5 adet bonoyu davalıya teslim ettiğini, bu çeklere karşılık olarak davalıdan lehdarı davacı, keşidecisi davalı, avalisti dava dışı üçüncü kişi olan 4 adet çeki aldığını, protokolde ismi geçen K1’in davacının oğlu, avalist K2’in ise davalının kardeşi olduğunu, davacının protokolde yer alan 30/05/2005 keşide tarihli 15.000,00 USD bedelli çeki süresi içerisinde bankaya ibraz ettiğini, karşılığı olmadığından davalı ve dava dışı avalist hakkında İskenderun 3. İcra Müdürlüğü’nün 2005/3482 sayılı takip dosyası ile icra takibi başlattığını ve halen derdest olduğunu, müvekkilinin, davalıdan teslim aldığı elinde kalan üç çeki de süresi içerisinde bankaya ibraz ettiğini, çeklerin karşılıksız çıkması nedeniyle İskenderun 3. İcra Müdürlüğü’nün 2006/3054 sayılı icra takip dosyası ile icra takibi başlattığını, davalının, İskenderun 3. İcra Müdürlüğü’nün 2006/3054 sayılı takibine ilişkin İskenderun İcra Hukuk Mahkemesi’nde zamanaşımı nedeniyle icranın geri bırakılması talebi ile dava açtığını, mahkemece davanın kabulü ile icranın geri bırakılmasına karar verildiğini, davacının, davalıdan İskenderun 3. İcra Müdürlüğü’nün 2016/3482 sayılı takibine dayanak alacağının dışında 81.130.00 USD alacağı bulunduğunu, 20/12/2004 tarihli protokol içeriğine göre 81.130,00 USD borcun davalı tarafından kabul edildiğini, bu borca ilişkin 30/09/2005 keşide tarihli 20.000,00 USD, 30/12/2005 keşide tarihli 32.330,00 USD ve 30/05/2006 keşide tarihli 28.800,00 USD bedelli çeklerin de keşide edildiğinin ihtilaf dışı olduğunu, söz konusu protokolün davalı açısından yargılama dışı ikrar niteliğinde olduğunu, borç ilişkisinin doğması ile birlikte davalının, davacının alacağını engellemek, tahsil sürecini mümkün mertebe uzatmak amacıyla kötü niyetli olarak yargıyı araç olarak kullanarak davalar açtığını, davalının, davacıyı tefecilik yaptığı iddiası ile İskenderun Cumhuriyet Başsavcılığına şikayet ettiğini, şikayet neticesinde İskenderun 5. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2006/40 Esas 2007/261 Karar sayılı ilamı ile davacı hakkında beraat kararı verildiğini, davaya konu edilen ve davalı tarafından düzenlenen çeklere ilişkin davalı tarafından icra takibinde imza itirazında bulunmadığını, bu nedenle çeklerin altındaki imzaların davalıya ait olduğunun sabit olduğunu, davalının kötü niyetli olduğunu, müvekkili davacının mağdur olduğunu belirterek davanın kabulü ile davalıdan toplam 81.130,00 USD nin fiili ödeme tarihindeki kur üzerinden en yüksek faiz oranı uygulanarak tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı cevap dilekçesinde özetle; davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını, bu nedenle davanın zamanaşımı nedeniyle reddini talep ettiklerini, taraflar arasında imzalanan 20/12/2004 tarihli protokolde belirtilen 3 adet çek ve 5 adet bononun müvekkili davalıya teslim edildiğini, yeni verilen çeklerin 2001 yılında tanzim edilmiş bonolar ile 2002 yılında keşide edilmiş çeklere karşılık olmak üzere K3’e teslim edildiğini, K3’in vekili tarafından İskenderun Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2005/6948 soruşturma sayılı dosyasına sunulan 29/11/2005 tarihi şikayet dilekçesinde belirtildiği üzere tarafların borcun yeniden yapılandırılması çerçevesinde protokol yaptıklarını, yani taraflarca borcun yenilenmediğini, soruşturma dosyası neticesinde İskenderun 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2009/214 Esas 2014/186 karar sayılı dosyası ile kamu davası açıldığını, borcun yenilenmesi anlamında açık irade olmadığı takdirde borcun yenilenmiş sayılamayacağını, 2002 yılında keşide edilen çeklerin keşideçisi F1 DY.TK.MI.Dem. Gd. Tr. Teks. Tmz. M. Şirketi ile 2001 tanzim – 2001 vade tarihli senetlerin lehdarı K1’in 20/12/2004 tarihli protokolü imzalamadığını, eski borcun sona erdirildiğini söylenebilmesi için şirket ve K1’in de protokolü imzalamaları gerektiğini, iddia edilen alacağın doğum tarihinin 3 adet çekin ve 4 adet bononun düzenlendiği ve keşide edildiği tarihler olduğunu, tecdit olmadığından alacak talebinin dava tarihi itibarı ile zamanaşına uğradığını, zamanaşımına uğramış çeklerin ve protokolün alacağı ispat için yeterli olmadığını, davacı hakkında tefecilik suçlaması neticesinde mahkemece beratına karar verilmiş olsa bile, taraflar arasındaki para alışverişinin tefecilik kapsamında olduğunu, protokolde bahsedilen bono ve çeklerin müvekkili tarafıdan, davacıya müzayaka altında iken, faiz baskısı altında, tefecilik ilişkisi nedeni ile imzalandığını, davacının, müvekkilini hak arama hürriyetini kullanmasının kötü niyetli bir girişim olarak göstermek istediğini belirterek davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesini mahkeme aksi kanaatte ise davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARAR ÖZETİ :

Yerel mahkemece verilen karar ile; davalı vekili tarafından süresi içinde zamanaşımı defiisinde bulunulduğu, her iki tarafça da kabul edildiği anlaşılan taraflar arasında yapılan 20.12.2004 tarihli protokolde üç adet çekin ve beş adet bononun davalıya teslim edildiği, teslim edilen bu bono ve çeklere karşılık 96.130.USD değerinde dört adet çekin davalı tarafından keşide edilerek davacıya teslim edildiği, sonradan verilen çeklerin 2001 yılında ve 2002 yılında verilen bonolar ve çeklere karşılık olmak üzere davacıya teslim edildiğinin protokolde kararlaştırıldığı, söz konusu protokol ile yeni verilecek bono ve çeklerden dolayı borcun yenilenmeyeceği, zira tarafların bu yönde bir açık irade beyanı olmadığı, ayrıca mevcut bir borç için kambiyo taahhüdünde bulunulmasının borcun yenilendiği anlamına gelmeyeceği, zira protokolde borcun itfa edildiğinin kararlaştırılmadığı, davacı tarafından alacağının doğum tarihinin protokolden önce düzenlenmiş 2001 ve 2002 tarihli bono ve çekler olduğu, zamanaşımına uğramış bono ve çeklerin adi alacağa dönüştüğü, bu alacağında 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğu ve zamanaşımına uğradığı, yine 20.12.2004 tarihli protokolün de dava tarihi itibari ile zamanaşımına uğradığı gerekçesi ile davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verildiği anlaşılmıştır.

DAVACI TARAFINDAN İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :

Davacı vekili tarafından verilen istinaf dilekçesi ile; 20/12/2004 tarihli protokolün davanın temel dayanağı olduğunu, anılan protokol ile davacı tarafından davalıya 3 adet çek ve 5 adet bonoyu iade ve teslim ettiğini, bu suretle tarafların iadeye konu çek ve bonolardan kaynaklı borç ilişkilerini tasfiye etmeyi amaçladıklarını ve bu iradelerini “protokol” başlıklı belgede açıkça ortaya koyduklarını, protokol ile tasfiye edilen eski borç ilişkisinden sonra davacının, davalıya iade ettiği çeklere ve bonolara mukabil davalı tarafın keşideci, davacının lehdar olduğu, davacının namına yazılı 4 adet çeki teslim ettiği, bu suretle yeni bir borç ilişkisi inşa edildiğini, böylelikle protokol gereğince davanın taraflarının açık iradeleri ile şüpheye mahal bırakmaksızın önceki borç ilişkisini tasfiye ettiklerini kabul ettiklerini, yeni borç ilişkisi ihdas ettiklerini, yeni borç ilişkisinin yıllara sari bir şekilde eski borç ilişkisinden ari olarak bir ödeme planına bağlandığını, bu iradeye uygun şekilde yeni çekler tanzim edildiğini, bu kapsamda protokol ile birlikte süjelerde de değişiklik yapıldığını, bu nedenle yerel mahkemece protokol ile tasfiye edilen eski borç ilişkisinden sonra inşa edilen yeni borç ilişkisinin eski borcun devamı olarak kabul edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, yerel mahkemenin borç ilişkisinin yenilenmediği şeklindeki kabulündeki hatanın zamanaşımı hususunda yanılgıya sebebiyet verdiğini, somut olayda yazılı bir anlaşma olduğunu, kambiyo senetlerinin iadesi karşılığında daha uzun süreli kambiyo senedi verildiğini, tarafların değiştiğini önceki borç ilişkisinin tasfiye edildiğinin sabit olması nedeniyle hasıl olan tüm bu durumların borç ilişkisinin yenilendiğine kanıt oluşturduğunu, 20/12/2004 tarihi itibariyle eski borç ilişkisinin tasfiye edildiğinin kabul edildiğini ve buna mukabil 96.130,00 USD lik yeni bir borç ilişkisi oluşturulduğunu, bu nedenle anılı protokol ile iade edilen 3 çek ve 5 senetle borç ilişkisinin tasfiye edildiğini ve protokolün tanzim tarihi olan 20/12/2004 itibariyle yeni bir zamanaşımı süresinin başladığını, protokol ile ihdas ve davalıca tanzim edilen çeklere ilişkin olarak davacı tarafından 20/11/2006 tarihinde İskenderun 3. İcra Müdürlüğü’nün 2006/3054 esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, icra takibi ile birlikte zamanaşımının yeniden kesildiğini, İskenderun İcra Hukuk Mahkemesi’nce 11/10/2012 tarih, 2012/244-432 EK. sayılı ilamı ile İskenderun 3. İcra Müdürlüğünün 2006/3054 esas sayılı dosyasındaki icra takibine dair icranın geri bırakılması kararı verildiğini, İskenderun İcra Hukuk Mahkemesi’nin kararında çeklere ilişkin 6 aylık zamanaşımını kesen son işlem olarak 18.05.2007 tarihinin belirlendiğini, bu nedenle 10 yıllık zamanaşımı süresinin 18/05/2007 tarihinden işlemeye başlayacağını, yerel mahkemece zamanaşımını kesen icra takip işlemlerinin dikkate alınmadan hatalı kabullerle 2001-2002 tarihli bono ve çeklerle ilintilendirilerek hüküm tesis etmesinin hukuka aykırı olduğunu, ayrıca protokolün tanzim tarihinin 20.12.2004 olduğunu, 10 yıllık zamanaşımı süresinin 20.12.2014 tarihinde dolduğunu, bu tarihinde o yıl Cumartesi gününe denk gelmesi sebebiyle sürenin 22.12.2014 tarihinde dolduğunu ve söz konusu davanın 22.12.2014 tarihinde açıldığını, dolayısıyla mahkemenin gerekçesinde protokol tarihini esas alması halinde bile dava açılış tarihi itibariyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar vermesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, ayrıca davacı tarafından dosyaya sunulan delil dilekçesinde yer alan İskenderun 5. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2006/40 E-2007/261 K sayılı dosyada davalının borç ikrarında bulunduğunu, söz konusu protokol ve davalının ceza mahkemesindeki borç ikrarı ile alacağın varlığının ve miktarının davacı tarafça ispat edildiğini ve ayrıca 30/09/2005 keşide tarihli 20.000,00 USD, 30/12/2005 keşide tarihli 32.330,00 USD ve 30/05/2006 keşide tarihli 28.800,00 USD meblağlı çeklerin davacının namına yazılı olduğunu, davacı tanıkları ile de alacağın varlığının ve miktarının ispat edildiğini belirterek istinaf incelemesi neticesinde yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ :

Dava konusu uyuşmazlık, üç adet çek ve 20.12.2004 tarihli protokole dayalı alacak istemine ilişkindir.

İşbu davada davacı tarafça, davalıdan 81.130,00. USD alacaklı olunduğu, bu hususun davalı tarafından keşide edilen dört adet çek ve 20.12.2004 tarihli protokole sabit olduğu, çeklerin takibe konulduğu ancak davalının başvurusu üzerine İcra Mahkemesince, zamanaşımı nedeniyle icranın geri bırakılmasına karar verildiği, protokolle davalının 81.130,00.USD borçlu olduğunu kabul ettiği, taraflar arasındaki borç ilişkisinin senede bağlandığı, ancak davalının kötüniyetli olarak borcu ödemediği ileri sürülerek alacağın tahsili talep edilmiş, davalı tarafça, alacağın zamanaşımına uğradığı ve taraflar arasında imzalanan protokolün yenileme niteliğinde olmadığı savunularak davanın reddi talep edilmiş, mahkemece, taraflar arasında imzalanan protokolün borcun yenilemesi niteliğinde olmadığı ve alacağın zamanaşımına uğradığı gerekçesi ile davanın reddine karar verildiği görülmüş, ret kararına karşı da davacı vekili tarafından yukarıda özetlenen istinaf dilekçesi ile kararın kaldırılmasının talep edildiği anlaşılmıştır.

Taraflar arasında 20.12.2004 tarihli protokol içeriğine ve belgedeki imzaya bir itiraz olmadığı gibi, protokol kapsamında 3 adet çek ve 5 adet bononun davacı tarafından davalıya iade edildiği ve karşılığında da üçü dava konusu olan toplam dört adet çekin davalı tarafından keşide edilip davacıya teslim edildiği hususlarında bir ihtilaf bulunmamaktadır. İhtilaf, 20.12.2014 tarihli protokol başlıklı belgenin yenileme (tecdit) niteliğinde olup olmadığı, alacağın zamanaşımına uğrayıp uğramadığı, davacının, davalıdan geçerli bir alacağı bulunup bulunmadığı noktalarında toplanmaktadır.

Mahkemece, 20.12.2004 tarihli “protokol” isimli belgenin borcun yenilenmesi niteliğinde olmadığı kabul edilerek sonuca gidildiği anlaşılmaktadır.

İçeriği ve imzası itiraza uğramayan 20.12.2004 tarihli protokol başlıklı belgenin incelenmesinde; anılan belgenin davacı ve davalı arasında 20.12.2004 tarihinde düzenlendiği, belgenin “protokol konusu” yazılı bölümünde, ” alacaklı ve borçlu arasındaki borç ilişkisinin tasfiyesi ve anlaşılan meblağın borçlu tarafından alacaklıya verilen çeklere ilişkindir.” düzenlemesinin bulunduğu, belgenin “protokol şartları” yazılı bölümünde ise özetle, alacaklı K3’in elinde bulunan muhtelif tarihli 3 adet çek ile muhtelif tarihli 5 adet bononun borçlu K4’e iade edildiği, teslim edilen bu çek ve bonolara karşılık protokol borçlusu K4’in, K3’e 3 tanesi dava konusu olan 4 adet çeki teslim ettiğinin belirtildiği görülmüştür.

Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle 20.12.2004 tarihli “protokol” isimli belgenin “yenileme-tecdit” niteliğinde olup olmadığının çözüme kavuşturulması gerekmektedir.

En basit anlamıyla yenileme (tecdit); “Yeni bir borcun ihdası suretiyle eski bir borcun ıskatıdır. Alacaklının kendisine yapılması lazım gelen bir eda yerine borçluya karşı yeni bir alacak elde etmesi; borçlunun da edayı yerine getirmeksizin alacaklıya karşı yeni bir borç taahhüt etmek suretiyle borcundan kurtulmasıdır. Alacağın eskisi yerine kaim olmasıdır. Tecditte borçlunun kendisi borçlu olarak kalır ancak borcu eski borç ilişkisine değil yenisine taalluk eder. Yeni alacağın eskisi yerine kaim olması önemli iki sonuç doğurur. Birisi, eski alacağı sakatlayan fesat sebeplerinin ve iş bu alacağa karşı ileri sürülebilen def’ ilerin yeni alacağa tesir etmemesi, diğeri de eski alacağa ilişkin teminatların eski alacakla birlikte sakıt olmasıdır. (6098 sayılı TBK 133/II maddesi) 818 sayılı BK 114/II maddesinde (İBK 116/II) yer alan karineye göre bir tecdit iddiasında olan kimse tarafların bu husustaki anlaşmasını (animus novandi =tecdit kastı) ispat ile mükelleftir.

Kural olarak açık bir anlaşma olmaksızın salt yeni bir senet düzenlenmesi tecdit anlamına gelmemektedir. Yenilemenin (tecdidin) varlığını kabul için ; yeni bir alacak olmalı ve yenilemenin ıskat etmesi lazım gelen eski bir alacak da mevcut olmalıdır. Tecdit daima, aslında, akdin taraflarını teşkil eden kimseler arasında yapılmaz. Alacaklı ya da borçlunun değişmesi olanaklıdır. Her iki halde de tecdit alacağın temliki ve borcun naklinden ayrılır, zira eski alacak sükut etmiş yerine başka bir borçluya karşı veya diğer bir alacaklı lehine bulunan ve çoğunlukla mücerret olan yeni bir alacak kaim olmuştur” şeklinde açıklanmaktadır. (Andreas Von Tuhr-Borçlar Hukuku 1-2 Cevat Edege çevirisi Ankara,1983 sh.653-660).

Kısacası yenileme (tecdit) ile yenilenen borç ilişkisi değil, bu ilişkiden doğmuş borç veya borçlardır. Objektif yani konuda değişiklik ya da subjektif yani taraflarda değişiklik olarak da kendini gösterebilir. Yenilemede borç ilişkisi eski olmakla birlikte doğan yeni borç söz konusudur. (Prof.Dr.Kenan Tunçomağ Türk Borçlar Hukuku , Cilt I Genel Hükümler, İstanbul, 1976, Sh.1183 vd.)

Kambiyo senedine bağlı bir borcun süresi salt yeni bir senetle uzatılırsa bu yenileme değildir. Ne var ki, eski bononun iadesi karşılığında daha uzun süreli yeni bir kambiyo senedi düzenlenip verilmesi, yenileme mahiyetindedir. Zira, kambiyo hukuku kurallarına göre, eskisinin yerine geçmek üzere yeni bir senedin imzalanması eskisinden tamamen bağımsız yeni bir borç doğurur ( Federal Mahkeme kararı BGE 89 II 255 = JdT 19641241 ).
Yapılan açıklamalar ışığında görülmektedir ki, borcun yenilenmesi dar anlamda borcu sona erdiren nedenlerden birisidir. Bir borcun yerine yenisinin geçmesi suretiyle eski borcun sona erdirilmesi sözleşmesine yenileme (Neuerung=Novation) denir. Borç ilişkisinde değil dar anlamda borçta söz konusudur. Örneğin satım sözleşmesinde satım parası borcu yenilendiğinde satım sözleşmesi eskiden olduğu gibi geçerli şekilde varlığını devam ettirir. Yenilenen sadece satım parası borcudur. Borcun yenilenmesi alacaklı veya borçlu arasında yapılacak bir sözleşme ile gerçekleşir. Buna yenileme sözleşmesi (neuerungsvertrag) denir. Bu sözleşme tarafların eski bir borç yerine yenisini geçirme iradelerinden oluşur. Yenilemenin varlığını kabul için öncelikle eski bir borç olmalı, yeni borç onun yerine geçmeli ve taraflar yenileme iradesine sahip olmalıdır. Eş söyleyişle, taraflar eski borç yerine geçecek yeni bir borç kurma iradesine sahip olmalıdır. Bu irade yeni bir borç kurmak suretiyle eski borcu ortadan kaldırma, onu sona erdirme iradesidir. Yenileme iradesi sözleşmeden açık bir şekilde anlaşılmalıdır. Tarafların açık iradesi yenileme yönünde birleşmelidir. Yenileme, sözleşmeye dayalı bir tasarruf işlemidir. Her tasarruf işleminde olduğu gibi yenileme de hukuki bir nedene dayanır. Yenileme sebebe bağlı bir işlem olduğu için temeldeki hukuki sebebin geçerli olması gerekir. Yenileme eski borcu sona erdirir ve onun yerine geçecek bir borç doğar. Borç ilişkisi varlığını korur ama borç yenilenmiş olur. İki borç arasında bir fark olmalı, taraflar yenileme iradesiyle hareket etmeli, yeni bir borç meydana getirirken eskisini ortadan kaldırma iradesi ortaya konulmalı anlaşılmalıdır. (Tekinay , Borçlar Hukuku Genel Hükümler Cilt2 İstanbul, 1985 sh. 1325)

Hemen belirtilmelidir ki, yukarıda açıklanan 6098 sayılı TBK.nun 133. maddesinde de açıkça ifade edildiği üzere, mevcut bir borç için salt poliçe taahhüdünde bulunmak veya yeni bir alacak senedi düzenlemek tek başına yenileme anlamına gelmez. Yenilemenin varlığını kabul için bu konuda yenileme sözleşmesi yapılmış olmalıdır. Bu sözleşmenin varlığını ispat yükü ise bunu iddia edene aittir.(Hukuk Genel Kurulu’nun 23.03.2005 tarih ve 2005/12-188 E, 2005/204 K)

Yapılan açıklamalar ışığında somut olaya gelince; taraflar arasında alacak-borç ilişkisi bulunduğu, bu ilişki kapsamında tarafların bir araya gelerek 20.12.2004 tarihli protokolü düzenlediği, yine anılan protokolde, davacının elinde bulunan 5 adet bono ve 3 adet çekin davalıya iade edilmesi karşılığında, davalı tarafından davacıya 4 adet çek verilmesinin kararlaştırıldığı, protokol gereğinin taraflarca yerine getirildiği, protokolde tek tek belirtilen çek ve bonoların davacı tarafından davalıya teslim edildiği ve karşılığında da davalı tarafından düzenlenen ve protokolde belirtilen 4 adet çekin davacıya verildiği, bu durumun sadece, senede bağlı bir borcun süresinin salt yeni senetlerle uzatılması niteliğinde olmadığı, tarafların protokol düzenlemekteki amacının borcu yenilemek olduğu, bu iradelerini de protokolde “alacaklı ve borçlu arasındaki borç ilişkisinin tasfiyesi ve anlaşılan meblağın borçlu tarafından alacaklıya verilen çeklere ilişkindir.” demek suretiyle ortaya koydukları, bu haliyle önceki çek ve bonoların davalı borçluya iadesi suretiyle eski borcun ıskat edildiği, davalı alacaklı tarafından verilen 4 adet çekin de eski alacağın yerine kaim olduğu, netice olarak taraflarca düzenlenen protokol, davalıya iade edilen çek ve bonolar ile davalı tarafından bunların yerine keşide edilen 4 adet çek ile borcun yenilendiği gözetilip, zamanaşımı süresinin de buna göre değerlendirilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme ile borcun yenilenmediği belirtilip, bu kabule göre de alacağın zamanaşımına uğradığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, davacı vekilinin istinaf sebebinin yerinde olduğu anlaşılmıştır. (Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 28.05.2015 tarih 2015/3996 E., 2015/14700 K. Sayılı kararı da bu yöndedir.)

Mahkemece, yukarıda özetlendiği gibi alacağın zamanaşımına uğradığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, davacı ise alacağın zamanaşımına uğramadığını, mahkemece zamanaşımını kesen sebeplerin dikkate alınmadığını ileri sürerek kararın kaldırılması talep edilmiştir.

Yenilenme (tecdit) ile eski borç sona erip, yeni bir borç doğduğundan, artık borcun yenilendiği tarih itibariyle yeni bir zamanaşımı süresi işlemeye başlar. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 26.03.2013 tarih 2013/3696 E., 2013/5616 Karar sayılı ilamı da bu yöndedir.

Taraflar arasındaki borç 20.12.2004 tarihli protokol ile yenilendiğinden, bu tarih dikkate alındığında alacağın zamanaşımına uğrayacağı en erken tarih 818 sayılı BK’nın 125. (6098 sayılı TBK’nın 146.) maddesindeki 10 yıllık süreye göre 20.12.2014’tür. İşbu dava ise 22.12.2014 tarihinde açılmıştır. Zamanaşımının dolduğu son gün olan 20.12.2014 tarihi Cumartesi gününe denk gelmektedir. HMK’nın 93. Maddesi uyarınca resmi tatil günleri süreye dahildir. Sürenin son gününün resmî tatil gününe rastlaması hâlinde, süre tatili takip eden ilk iş günü çalışma saati sonunda biter. Zamanaşımı süresinin son gününün resmi tatile denk gelmesi nedeniyle davanın resmi tatili takip eden ilk iş günü olan 22.12.2014 tarihinde ve süresinde açıldığı anlaşılmıştır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 21.03.2016 tarih 2015/13215 E., 2016/3081 Karar sayılı ilamı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 21.03.2016 tarih 2015/13216 E., 2016/3082 Karar sayılı ilamı da bu yöndedir. Somut uyuşmazlıkta alacağın en erken zamanaşımına uğrayacağı tarih 20.12.2014 tarihi olup, bu tarih itibariyle alacak zamanaşımına uğramadığı gibi 6098 sayılı TBK’nın 154. Maddesine göre, borçlunun borcu ikrar etmesi, kısmen ifada bulunması, rehin verilmesi veya kefil gösterilmesi veya icra takibinde bulunması halinde zamanaşımı kesilir ve 156. Maddeye göre de zamanaşımının kesilmesiyle yeni bir süre işlemeye başlar. Davacı, protokol ile yenilenen ve çeke bağlanan alacağı için İskenderun (Kapatılan) 3. İcra Dairesinin 2006/3054 Esas sayılı dosyası ile davalı borçlu K4 hakkında 20.11.2006 tarihinde icra takibi başlattığından, bu tarih itibariyle zamanaşımı kesilmiştir. Gerek protokol tarihi olan 20.12.2004 tarihi itibariyle gerekse zamanaşımının kesildiği 20.11.2006 tarihi itibariyle alacağın zamanaşımına uğramadığı anlaşıldığından, mahkemenin alacağın zamanaşımına uğradığı gerekçesi ile davanın reddine karar vermesi doğru olmamıştır.

Tarafların davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri delillerin hiçbiri toplanmadan veya gösterilen deliller hiç değerlendirilmeden karar verilmiş olması halinde, bölge adliye mahkemesi, esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar verir. (6100 sayılı HMK m.353/1-a-6) İstinaf yargılamasında ikinci derece inceleme ve değerlendirme yapılacağından, maddede geçen hiç biri ve hiç ibarelerinin, delillerin tamamının toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması şeklinde değil, davanın sonucuna önemli derecede etki edecek delilin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması şeklinde kabul edilmesi gerekir. Aksi durum iki dereceli yargılamayı tek dereceli yargılamaya dönüştürür. Delillerin hiçbiri toplanmadan ve değerlendirilmeden karar verilmesi durumu, aynı zamanda adil yargılanma hakkının ve hukuki dinlenilme hakkının ihlali anlamına gelir.

Açıklanan tüm bu nedenlerle, mahkemece davanın zamanaşımı süresi içerisinde açıldığı gözetilip, taraflarca bildirilen tüm deliller toplanarak, davalı tarafça bildirilen tanık dinlenip, delil olarak dayanılan ceza dosyaları da getirtilip incelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi doğru olmamış, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılması gerekmiştir.

Tüm bu nedenlerle HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca istinaf talebinin kabulü ile ilk derece mahkemesi tarafından verilen kararın kaldırılarak dosyanın yeniden yargılama için mahkemesine iadesine karar verilerekaşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Yukarıda gerekçesi açıklandığı üzere :

1-
Davacı vekilinin istinaf başvurusunun
KABULÜNE,

2-
İskenderun Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 21.09.2017 tarih 2016/227 Esas, 2017/354 Karar sayılı kararının
KALDIRILMASINA,
3

Dosyanın, Dairemiz kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine
GÖNDERİLMESİNE
,
4

Davacı tarafından yatırılan 31,40.TL istinaf karar harcının, talebi halinde yatırana iadesine,

5-
Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin, ilk derece mahkemesince yeniden kurulacak hükümde değerlendirmeye alınmasına,
6

Kararın, ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda 6100 sayılı HMK’nun 353/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere 05/06/2018 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

  • İlk yayınlanma tarihi: 30 Temmuz 2026
  • Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

    Av. Saim İncekaş portre fotoğrafı
    Av. Saim İncekaşAvukat, İncekaş Hukuk
    Adana Barosu Sicil No: 4293 · Seyhan / Adana

    Av. Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. Kurucusu olduğu İncekaş Hukuk'ta 15 yıldan bu yana danışmanlık ve dava takibi yürütmektedir. Yüksek lisans eğitimine sahip olup başlıca çalışma alanları; aile/boşanma, velayet ve çocuk hakları, ceza yargılaması, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul–tapu, miras ve iş hukukudur. Adana Barosu, Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi oluşumlarda aktif görev almış; güncel içtihat ve mevzuatla, anlaşılır ve güvenilir hukuki yönlendirme sunmayı ilke edinmiştir.

    Bize WhatsApp'tan ulaşın!