T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
DAVANIN KONUSU
:
Alacak (İşçi İle İşveren İlişkisinden Kaynaklanan)
İlk derece mahkemesince verilen karara karşı istinaf başvurusu üzerine dosya dairemize gönderilmekle incelenmiştir.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
İDDİANIN ÖZETİ :
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: Müvekkilinin davalı işyerinde 20.08.2004- 27.06.2016 tarihleri arasında hekim olarak çalıştığını, iş yerindeki çalışma süresine ait yıllık izinlerini kullanmadığını ve fesih sonrasında da ödenmediğini belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 1.000,00 TL yıllık izin ücreti alacağının faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiştir.
SAVUNMANIN ÖZETİ:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle: Zamanaşımı itirazlarının bulunduğunu, davacının işten ayrılışı sonrası kurumda çalışmaya devam eden doktor olan eşi vasıtasıyla kendi takibindeki hastaların bilgilerini kurumdan almaya devam ettiğini, öncesinde kurumda tedavi gören hastaların bu bilgilerinin yardımı ile hastaların tedavisini üstlendiğini, hastaları kendisine/çalıştığı sağlık kuruluşuna çekerek müvekkili kurum aleyhine eylemlerde bulunduğunun tespit edildiğini, davacı ile imzalanan rekabet yasağı sözleşmesi ile davacının eylemi yasak kapsamında olduğundan konuya ilişkin rekabet sözleşmesinde yazan tutar kadar davacıya karşı icra takibi yapıldığını, davacı tarafından icra takibine itiraz edildiğini, konuya ilişkin itirazın iptali davasının devam ettiğini, davacıdan alacakları için takas def’inde bulunduklarını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
1-Davanın Kabulü ile;
Hesaplanan net 15.769,27 TL yıllık izin alacağının kabulü ile; 1.000 TL’sinin dava tarihi olan 28.09.2017 tarihinden itibaren, kalan kısma ise ıslah tarihi olan 31/01/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı taraftan alınıp davacı tarafa verilmesine, karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle: Davacının 2004 senesinden itibaren müvekkili kurumda doktor olarak çalıştığını, 27.06.2016 tarihinde kendi isteği ile işten ayrıldığını, işten ayrılma sonrası davacının müvekkili kurumda çalışmaya devam eden eşi vasıtasıyla kendi takibindeki hastaların bilgilerini müvekkili kurumdan almaya devam ettiğini ve hastaları çalıştığı sağlık kuruluşuna çekerek müvekkili kurum aleyhine eylemlerde bulunduğunu, davacı ile imzalanan rekabet yasağı sözleşmesi ile anılan eylemin yasak kapsamında olduğunu ve sözleşmede yazan 33.090,00 TL icra takibi yapıldığını, davacı tarafından takibe itiraz edildiğini, dolasıyla davacıya yöneltilen bu dava nedeni ile müvekkilinin de davacıdan rekabet sözleşmesine dayalı alacak hakkının bulunduğunu, süresi içerisinde cevap dilekçesi ile takas definde bulunulmasına karşın yerel mahkemece ileri sürülen defi gözetilmeksizin ve açılan bağlantılı davanın neticesi beklenmeksizin karar verilmiş bulunmasının hatalı olduğunu beyanla yerel mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE:
Dairemizce istinaf incelemesi HMK 355. maddesi gereğince istinaf sebepleri ile bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususları da gözetilerek yapılmıştır.
Dava, yıllık izin ücreti talebine ilişkindir.
Davacı 20.08.2004-27.06.2016 tarihleri arasında davalı işyerinde çalıştığını ve yıllık izinlerinin tamamını kullanmadığını belirterek kullanmadığı yıllık izinlerine karşılık yıllık izin ücreti talebinde bulunmuş davalı taraf ise davacının sözleşmedeki rekabet yasağına aykırı davranması nedeniyle icra takibi başlattıklarını, davacının takibe itiraz etmesi nedeniyle yargılamanın devam ettiğini belirterek takas def’inde bulunmuştur.
4857 Sayılı İş Kanunu’nun 59. maddesinde, iş sözleşmesinin herhangi bir sebeple sona ermesi halinde, işçiye kullandırılmayan yıllık izin sürelerine ait ücretlerin son ücret üzerinden ödeneceği hükme bağlanmıştır.
Yıllık izinlerin kullandırılmadığına ilişkin açılan alacak davalarında yıllık ücretli izinlerin kullandırıldığı noktasında ispat yükünün işverene aittir. İşveren yıllık izinlerin kullandırıldığını imzalı izin defteri veya eşdeğer belge ile kanıtlaması gerekmektedir. İşveren işçinin yıllık iznini kullandığını tanık ifadeleri ile kanıtlayamaz.
Taraflar arasında davalının sunduğu takas definin dikkate alınması gerekip gerekmediği konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 139. maddesi uyarınca, iki kişi, karşılıklı olarak bir miktar para veya özdeş diğer edimleri birbirine borçlu oldukları takdirde, her iki borç muaccel ise her biri alacağını borcuyla takas edebilir. Alacaklardan biri çekişmeli olsa bile takas ileri sürülebilir.
Davalının, dava dayanağı olayı ve borcun varlığını inkâr etmeden, borçlu bulunduğu edimi, özel bir sebebe dayanarak yerine getirmekten kaçınmasına imkan veren hakka defi denir. Defiler, dava dilekçesine cevap verilirken ileri sürülmelidir. Aksi halde, davalı “savunmanın genişletilmesi yasağı” ile karşılaşabilir. Def’iler, davada ileri sürülmedikçe hakim tarafından kendiliğinden dikkate alınmazlar. Takas bir def’idir. Bu itibarla, ileri sürülmedikçe kendiliğinden dikkate alınamaz.
Takas, karşılık dava olarak ileri sürülebileceği gibi, def’i olarak da ileri sürülebilir. Takasın def’i olarak ileri sürüldüğü davada, takas ve mahsup sonucu kalan ve hüküm altına alınan miktar üzerinden yargılama harcı alınacak, takas ve mahsup def’i sebebi ile reddedilen miktar üzerinden ileri süren yararına vekâlet ücreti ve yargılama giderine karar verilecektir.
Takastan bahsedilmek için, her şeyden önce iki ayrı kimsenin karşılıklı olarak birbirlerinden alacaklı olmaları gerekir. Henüz doğmamış veya takas anında sone ermiş alacaklar takas edilemez.
Takas edilecek alacaklar aynı nitelikte, aynı türden olmalıdır. Borçlar doğdukları anda aynı türden olabileceği gibi, sonradan da aynı türden olabilirler. Ancak takas hakkının kullanıldığı anda, mutlaka aynı türden olmaları zorunludur.
Takası için gerekli olan bir diğer şart da alacağın muaccel olmasıdır. Alacaklı tarafından zaman itibarıyla ifası istenebilir bir borç olması gerekir. Takas edilecek alacağın muaccel olması, buna karşılık asıl alacağın (karşı taraf asıl alacağının) sadece ifa edilebilir bulunması yeterlidir.
Kanun takas için bir irade açıklaması aramaktadır. Takası gerçekleştirmek için irade açıklamasına takas beyanı denir. Bu beyan bir taraflı bir hukuksal işlemdir. Bu işlem bir yenilik doğuran hakka dayanır. Tarafların biri, borcu ile alacağını takas ettiğini karşı tarafa bildirerek, bu hakkını kullanmış olacaktır (BK. m. 122/I). Takas hukuki niteliği itibariyle bozucu yenilik doğuran bir haktır. Borçlunun takas hakkını kullanma isteğini, alacaklıya bildirmesi gerekir. Takas bir sözleşme olmadığı içi karşı tarafın kabulüne bağlı değildir. Takas aynı zamanda borcu sona erdirdiği için bir tasarruf işlemidir. Bu nedenle, borçlu takas edilecek alacak üzerinde tasarruf yetkisine sahip olmalıdır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 407/2 maddesinde;
“…İşveren, işçiden olan alacağı ile ücret borcunu işçinin rızası olmadıkça takas edemez. Ancak, işçinin kasten sebebiyet verdiği yargı kararıyla sabit bir zarardan doğan alacaklar, ücretin haczedilebilir kısmı kadar takas edilebilir…”
Aynı yasanın 144.maddesinde
“…Aşağıdaki alacaklar takas haklarının doğumundan sonra, ancak alacaklıların rızasıyla takas edilebilir… 3.Nafaka ve işçi ücreti gibi, borçlunun ve ailesinin bakımı için zorunlu olup, özel niteliği gereği, doğrudan alacaklıya verilmesi gereken alacaklar…” hükümleri düzenlenmiştir.
Davalı vekili, davacının yıllık izin alacağı talebine karşılık, sözleşmede belirtilen davacının rekabet yasağına aykırı davranması nedeniyle alacakları bulunduğu iddia edilerek usulüne uygun biçimde takas defiinde bulunduğu ve takas talebine konu alacaklara ilişkin yargılama bulunduğunu açıklayarak dosya numarası bildirdiği anlaşılmaktadır. Davalının vekilinin takas def’inde bulunmasına karşılık Mahkemece bu hususun araştırılmaması doğru olmamıştır.
İlk derece mahkemesi tarafından davalı vekili tarafından bildirilen dosya getirtilerek incelenmeli, 6098 sayılı Yasa’nın 144. maddesinde sadece işçi ücretleri için sınırlama getirildiği, iş sözleşmesinin feshinde ödenmesi gereken izin ücretinin, geniş anlamda ücret içinde değerlendirilmediği, gözetilerek talep konusu ve kapsamının belirlenmesi muacceliyet tespiti yapılması, takasa elverişli alacak niteliği bulunup bulunmadığı yönünde inceleme yapılarak gerekirse davalı tarafından talep edilen alacağa ilişkin dosya bekletici mesele yapılarak sonucuna göre hüküm kurulmalıdır.
Davalı vekilinin bu yöndeki istinaf isteminin kabulü ile diğer istinaf sebepleri incelenmeksizin Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-a-6 maddesi gereğince kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:
Açıklanan nedenlerle;
1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile Adana 4. İş Mahkemesinin 2017/848- 2018/569 E.-K. sayılı kararının HMK’nin 353/1-a-6. maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA,
2-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
3-Davalı vekili tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde davalı vekiline iadesine,
4-HMK’nin 359. maddesinin 3. fıkrası gereği kararın tebliği işlemlerininilk derece mahkemesi tarafından yapılmasına,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda KESİN olarak oybirliği ile 24.12.2020 tarihinde karar verildi.
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe