T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
DAVACI : K1- -N1
VEKİLLERİ :
Av.
K2
Av.
K3
DAVALILAR :
1
-BELEDİYE
BAŞKANLIĞI-BOZYAZI
VEKİLİ :
Av.
K4
:
2
-MALİYE
HAZİNESİ-BOZYAZI
VEKİLİ :
Av.
K5
[N2] UETS
:
3
-MERSİN
BÜYÜKŞEHİR
BELEDİYE
BAŞKANLIĞI
VEKİLLERİ :
Av.
K6
Av.
K7
DAVANIN KONUSU : Tapusuz Taşınmaz Tescili (Kişilerce Açılan)
Anamur 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/383 Esas 2017/359 Karar sayılı dosyasında verilen 31/10/2017 tarihli karara karşı davacı tarafından yapılan istinaf başvurusu üzerine dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Tarafların İddia ve Savunmalarının Özeti:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;
Müvekkili K1’ın, davaya konu olan taşınmazın 30 yılı aşkın bir zamandır kullanıcısı olduğunu, davalı taşınmazın orman, mera ve hazine ile ilgisinin olmadığını, orman tahdit sınırları içerisinde de olmadığını, taşınmazın içerisinde davacıya ait evle ağaçlar ve bahçe olduğunu, taşınmazın içerisinde davacıdan başka zilyet olmadığı gibi kullanımla ilgili ihtilafta olmadığını, 30 yılı aşkın bir zamandır davacı tarafından imar ve ihya yapılmış olduğunu, mahkemece yapılacak keşiften anlaşılacağını komşu parselde davacıya ait taşınmazlar olduğunu, davacıya ait davaya konu taşınmazın dışında komşu parsellerin tamamının tapuya kayıt ve tescil edildiğini ve kayıt altına alındığını, hatalı bir tespit yapılarak davacının kullanımında olan taşınmazla ilgili tespit yapıldığını, kadastro tespitindeki boş olarak tescil dışı bırakılan zilyetlik ve ihtilafsız kullanımın da dikkate alınarak davacı adına kayıt ve tesciline karar verilesini talep ettiklerini, dava konusu tescil dışı bırakılmış taşınmazın davacıya zilyetlik ve zamanaşımı yolu ile geçmiş ve halen kendisinin kullanımında olduğunu, Bozyazı İlçesi, A6 Mahalleside bulunan 5 dönüm civarında tescil dışı tapusuz taşınmazın davacının kullanımda olduğunu, davacının taşınmazı, kendi tapu sınırlarında olduğunu ve tapulu olduğunu düşünerek malik sıfatı ile kullandığını, tapuya başvurusu sırasında ve kadastro çalışmalarında tescil dışı bırakılmış yer olarak bulunduğun öğrendiğini, taşınmazın zilyedi ve kullanıcısının davacı olduğunu, kulanım konusunda bir ihtilaf yaşanmadığını, tescil dışı taşınmazların kullanım ve zamanaşımı nedeni ile davacı adına tescil yapılması gerekirken tescil dışı kaldığının öğrenildiğini, davalı taşınmazın köy tüzel kişiliği, maliye, mera veya orman ile ilgisinin olmadığını, davacı tarafından kullanımın 30 yılı aşkın bir zamandır devam ettiğini, taşınmazın komşuları ve tanıklar dinlendiği takdirde durumun anlaşılacağını, taşınmazın önceki ve sonraki kadastro tespitleri ve tutanaklarının dosyaları arasına alınmasını ve mahkemece değerlendirilmesini talep ettiklerini, ilk kadastro tespitinden bu yana sınırlarda ve taşınmazın vasfında bir değişiklik olmadığını, ilk kadastro tespitinden bu yana taşınmazın sınırlara bağlı olarak davacı tarafından tarım amaçlı ihtilafsız kullanıldığını, kadastro yenileme çalışmalarının amacına aykırı olarak maliklik durumunun da değiştirildiğini, kadastro çalışmalarında sadece sınır ihtilaflarını çözülmesi gerektiği ve çalışmanın amacının bu olmasına rağmen maliklik durumunu da değiştirilesinin hatalı olduğunu, mahkemece yapılacak inceleme ve araştırma ile kadastro çalışmalarında hatalı tespit olduğunu anlaşılacağını, açıklanan nedenlerle müvekkili K1’ın Mersin İli, Bozyazı İlçesi, A7 Mevkii, batısında K8’a ait 170 ve 171 parsel ve davacıya ait 542 parsel, doğusunda K9 ve müştereklerine ait 1005 parsel, güneyinde davacıya ait 5 parsel ve K10 ve müştereklerine ait 6 parsel ve kuzeyinde Maliye hazinesi ve K11’a ait 541 parsel ile çevrili yaklaşık 5 dönüm civarında yerin 30 yılı aşkın bir zamandır kullanılması ve imar ve ihya etmesi nedeni ile davacı adına tapuya kayıt ve tesciline, taşınmazları ile ilgili tapu kayıtları ve kadastro tutanakları ve ilgili tutanakların Bozyazı İlçe Tapu Müdürlüğü’nden istenilmesine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine kara verilmesini talep ve dava etmiştir.
Taraflara tebligat yapılarak taraf teşkili sağlanmıştır.
Davalı Mersin Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekili cevap dilekçesinde özetle; açılan tescili davasının, haksız, yersiz ve mesnetsiz olduğunu, dava konusu taşınmazın, kadastro çalışmaları sırasında tapulama dışı bırakılmış bir alan olduğunu, Belediye sınırları içinde ancak imar planı dışında kaldığını, 2644 sayılı Tapu Kanunun 21. maddesinde “köy, ve Belediye sırları içinde kapanmış yollarla yol fazlaları köy ve Belediye nam ve adına TESCİL olunur” denildiğini, bu nedenlerle tapulama dışı bırakılan yerin Kadastro çalışmalarından sonra imar ve ihya edilmek suretiyle bahçe haline getirilmesinin davacıya hak sahipliği kazandırmayacağını, açıklanan nedenlerle ve re’sen nazara alınacak sebeplerle davanın reddi gerektiğini, ayrıca dava konusu taşınmazın tescil edilecekse ya mahalle adına ya da Belediye adına tescil edilmesi gerektiğini, dava konusu taşınmazın kadastro çalışmaları sınasında tapulama dışı bırakılmış bir taşınmaz olduğunun davacı vekilinin dilekçesinde belirttiğini, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 2010/4653 Esas ve 2010/5510 sayılı Kararı ile Medeni Kanunu 999. maddesi gözönünde bulundurulduğunda tapulama dışı bırakılan yerin, kadastro çalışmalarından sonra imar ve ihya edilmek suretiyle tarla haline getirilmesinin davacıya hak sahipliği kazandırmayacağını, açıklan ve izah edilen sebepler tahtında ve re’sen nazara alınacak sebeplerle, davanın reddi ile yargılama giderleri, ücreti vekaletin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Maliye Hazinesi vekili cevap dilekçesinde özetle;
Davacı taraça açılan davanın yersiz olduğunu, davacının dava konusu taşınmazı kullanımında bulundurduğu iddiasına dayalı olarak tescil işlemi ile açılan davasının somut ve yasal dayanaktan yoksun olduğundan davanın reddini talep etme zorunluluğu doğduğunu, davaya konu yerin devletin hüküm ve tasarrufundan bulunan yerlerden olduğundan ve yasanın aradığı şartlarda oluşmadığından davanın reddi ile TMK’nın 713/1 maddesi gereğince Hazine adına tesciline, yargılama masrafı ile avukatlık ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir
İlk Derece Mahkemesi Kararında;
Yapılan yargılama neticesinde; bilirkişi raporunda orman yönünden yapılan değerlendirmede, 1953 yılında kesinleşmiş olan orman haritası ve 05/10/1989 tarihinde kesinleşmiş olan 2/B aplikasyon ve uygulama haritasının zemine uygulandığında davaya konu çekişmeli taşınmazın orman sayılmayan yerlerden olduğunun tespit edildiği, tescili talep edilen taşınmaz imar planı içinde olduğundan bu tarihten sonra sürdürülen zilyetliğe değer verilemeyecek olup kadastro tutanağının kesinleştiği 28/06/1973 tarihinden sonra imar ve ihyanın tamamlandığı tarih ile ilk nazım imar planı kapsamına alındığı 27/04/1992 tarihine kadar 20 yıllık zilyetlik süresinin dolmadığı bu durumda 3402 sayılı Kanunun 17. maddesindeki zilyetlikle kazanım koşullarının davacı lehine oluşmadığı anlaşıldığından,
1-
Davanın
REDDİNE,
2-
TMK’nın 713/6 maddesi gereğince davalı Hazinenin tescil talebinin kabulü ile, Mersin ili, Bozyazı ilçesi, A8 Merkez mahallesinde bulunan fen bilirkişileri K12 ve K13 tarafından tanzim olunan 05/04/2017 tarihli krokide A ve B harfleri ile gösterilen toplam 3439,46 m2 yüzölçümündeki tescil harici taşınmazın hali arazi vasfıyla son parsel numarası altında davalı hazine adına
TAPUYA KAYIT VE TESCİLİNE, dair karar verildiği görülmüştür.
Kararı davacı vekili istinaf etmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; bilirkişi raporunda A ve B harfi ile gösterilen kısmın tanık ve mahalli bilirkişi beyanlarında önceleri buğday, arpa ve yem bitkileri ekildiği ve sonrasında da ağaç dikildiği ve imar ve ihya edilerek kullanıldığının açıklandığını, raporda da tespit edildiği gibi krokide A ve B harfi ile gösterilen kısımlardaki taşınmaz orman sayılan yerlerden olmadığı, mera ile ilgisinin olmadığı, Hazineye ait bir yer olmadığı ve tarım arazisi olup davacının kullanımında olduğu tespitleri tanık ve mahalli bilirkişi beyanlarının doğruladığını, krokide A ve B harfi ile gösterilen kısımla ilgili olarak davalı taşınmazın öncesi ve sonrasında kullanıcısının davacı olduğu ve taşınmazın tescil dışı bırakıldığının sabit olduğu, dava açıldığı süre öncesi ve sonrası da davacının kullanımında olduğu tanık ve mahalli bilirkişi beyanlarında sabit olduğunu, bu nedenle davanın kabulüne karar verilmesini , bilirkişi raporunda taşınmazın değerlendirilmesinde taşınmazın tarım arazisi olduğu, özel mülkiyete konu olabileceği, davacı tarafından imar ve ihya edildiği, önce buğday, arpa ve yem bitkisi ekildiği, meyve ağaçlarının dikildiği ve ihya edildiğinin açıklandığını, davanın ispat edildiğini, davalı taşınmazın bulunduğu beldenin Belediye olduğu öne sürülerek davanın reddi kararının hatalı olduğunu, taşınmaz nizasız ve fasılasız 40 yıla yakın bir zaman kullanıldığı ve tarım arazisi olarak imar ve ihyanın yapıldığı, bilirkişi raporu ve tanık beyanları ile anlaşıldığını, tescil dışı kalmış olan taşınmaz sınırları çevrili ve tapulu diğer parsellere komşu olduğunu, taşınmazların zilyedi ve kullanıcısının davacı olduğunu belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
Davalı Mersin Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle
; dava konusu taşınmaz üzerinde ilk imar planının 1992 yılında yapıldığı, revizyon imar planının ise 2014 yılında yapıldığının tespit edildiği, taşınmaz 1/1000 ölçekli uygulama imar planı içerisinde kaldığını, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 17.maddesi 2.fıkra hükmü gereği imar planı kapsamında kalan bir taşınmazın zilyetlik yolu ile kazanılmasının mümkün olmadığını, bilirkişi raporunda dava konusu taşınmazın bulunduğu bölgede kadastro çalışmalarının 1972-1973 yıllarında yapıldığı ve taşınmazın devlet ormanı olduğu gerekçesi ile tespit harici bırakıldığı belirtildiğini, dava konusu taşınmazın tescil harici bir taşınmaz olduğu, rapora ekli krokide A harfi ile gösterilen 3140,33 m²’lik yerin bahçe olarak kullanıldığı, içerisinde 105,24 m² alanda ev bulunduğu, B harfi ile gösterilen 299,13 m²’lik kısmın tarla olarak kullanıldığının belirtildiğini, taşınmaz üzerine ev yapılması yasal anlamda imar ve ihya anlamına gelmediğini, ayrıca bilirkişi raporunda dava konusu taşınmazın davacı tarafından üstün emek ve masraf sarf ederek imar ve ihya edilerek tarım arazisi haline getirildiğine dair bir tespitin bulunmadığını belirterek davacının haksız istinaf talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE:
Dava, TMK ‘nın 713.maddesi gereğince açılan Tapusuz Taşınmaz Tescili davasıdır.
Mahkemece yapılan yargılama, keşif, alınan bilirkişi raporları, dinlenen tanık ve mahalli bilirkişi beyanları ile davacının davasının reddine dair karar verildiği görülmüştür.
Dairemizce HMK’nın 355. maddesi kapsamında istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hükümlerle sınırlı olmak üzere yapılan inceleme neticesinde;
TMK’nun 713.maddesi uyarınca, davacı tarafından açılan tapusuz taşınmaz tescili davasının Maliye Hazinesi, Anamur Belediyesi ve Mersin Büyükşehir Belediyesine yöneltilerek taraf teşkilinin sağlandığı görülmüştür.
Türk Medenî Kanununun 713/4. maddesi gereğince “Davanın konusu, mahkemece gazeteyle bir defa ve ayrıca taşınmazın bulunduğu yerde uygun araç ve aralıklarla en az üç defa ilân olunur.” hükmü düzenlenmiş olup gerekli ilanların yapıldığı görülmüştür.
Dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde Kadastro çalışmasının yapıldığı, kadastro harici bırakıldığı görülmüştür.
Dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde imar çalışmasının yapıldığı, 27/04/1992 tarihinde imar planına dahil edildiği, dava konusu taşınmazın bulunduğu bölgede kadastro çalışmalarının 1972 yılında yapıldığı, 28/06/1973 yılında kesinleştiği, taşınmazın daha önce tapu kaydının olmadığı anlaşılmıştır.
Dava konusu taşınmazın yapılan keşif sonucu alınan raporlara göre, dava konusu taşınmazın 1948 yılında yapılan orman kadastro çalışmalarına göre ormansız alanda kaldığı, davacı tarafından taşınmazın içerisine bir adet betonarme bina yapıldığı, geri kalan kısmınında ev ve bahçesi olarak kullanıldığı görülmüştür.
Medeni Kanunun 713.maddesi uyarınca açılan tescil davalarında tescili istenen taşınmazın imar ve ihyasının tamamlanmış olması, zilyetlikle iktisabı mümkün ve kamunun kullanımına ayrılmış yerlerden olmaması gerekmekte olup, dava konusu taşınmazın arazi kadastrosu ile tescil harici bırakıldığı 1973 yılında imar planı kapsamına alındığı, 1992 yılına kadar kesintisiz ve aralıksız malik sıfatı ile 20 yıllık kamu kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğinin dolmadığı, aradaki sürenin 19 yıl olduğu anlaşılmış olup, mahkemesince gereken tüm delillerin toplandığı, yeterli inceleme ve araştırma yapıldığı ve davanın reddine ilişkin verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından, davacının istinaf talebinin HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
H Ü K Ü M/:Gerekçesi yukarda açıklandığı üzere;
1-
Davacı vekilinin Anamur 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 31/10/2017 tarih ve 2015/383 Esas 2017/359 Karar sayılı kararına karşı yaptığı istinaf talebinin HMK’nın 353/1-b-1 maddesi gereğince
ESASTAN REDDİNE,
2-
Davacı tarafından yatırılan 35,90 TL istinaf karar harcının alınması gereken 54,40 TL harçtan mahsubu ile bakiye 18,50 TL harcın davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına,
3
-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
4-
İstinaf yargılama giderlerinin taraflar üzerinde bırakılmasına,
5
–
Kararın birer örneğinin taraflara tebliğine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 361/1. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay nezdinde gidilebilecek temyiz yasa yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 03/12/2020
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe