T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
DAVACI : K1
VEKİLİ :
Av.
K2
DAVALI :
1
-BOZYAZI
BELEDİYE
BAŞKANLIĞI
–
VEKİLİ :
Av.
K3
DAVALI :
2
-BÜYÜKŞEHİR
BELEDİYE
BAŞKANLIĞI
MERSİN
–
VEKİLLERİ :
Av.
K4
Av.
K5
DAVALI :
3
-MALİYE
HAZİNESİ
BOZYAZI
–
VEKİLİ :
Av.
K6
DAVANIN KONUSU : Tapu İptali Ve Tescil (Zilyetliğe Dayalı)
Anamur 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 27.06.2018 tarih, 2015/302 Esas, 2018/210 Karar sayılı kararına karşı davacı tarafından yapılan istinaf başvurusu üzerine dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Tarafların İddia ve Savunmalarının Özeti:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekilli davacının Mersin İli, Bozyazı İlçesi, A1 Mahallesi, A2 Mevkii, 461 ada 9 parsel sayılı taşınmazın 1/2 hissedarı olarak maliki olduğunu, müvekkilinin işbu tapulu taşınmazını diğer hissedarı ile birlikte aralarında rızai taksim ederek uzun yıllırdır kullandığını, müvekkil adavacı ile diğer hissedarların amca çocukları olduğunu, davaya konu taşınmazın da kendilerine babalarından kaldığını, müvekilinin babası K7’nın 1996 yılında öldüğünü, kardeşler arasındaki paylaşım ve satın almalar sonucunda vakit kaybetmeksizin bu hissenin müvekkili davacıya geçtiğini, aynı şekilde müvekkili babası K7’nın iş bu 9 parselin hemen güney bitişiğinde kadimden beri kullanageldiği yaklaşık 1000 m2 lik tapulama harici taşınmaz da zilyetlikte herhangi bir fasıl olmadan ve aynı şekilde tasarruf edilerek müvekkili davacıya zincirleme zilyetlik olarak geçtiğini, müvekkili davacının iş bu tapulama harici alandaki zilyet ettiği kısma 9 parsel sayılı taşınmazındaki fiili taksimli olarak kullandığı hissesinin bir uzantısı olarak ve babasından zilyetliğin zincirleme olarak geçisi sureti ile 40 yılı aşkın bir süredir nizasız ve fasılasız bir şekilde malik sıfatı ile üzerinde tarım yapmak sureti ile kullanılageldiğini, müvekkilinin malik sıfatı ile kadimden beri zilyet ettiği bir kısım tapulama harici taşınmazda yaklaşık 40 yılı aşkın bir süre önce müvekkil davacının babasının o zamanın imkanları taşınmazın imar ve ihyasını yaptığını, önemli bir eğimi olmamasına rağmen taşınmazı çok hafif şekilde seki olarak tabir edilen mandallar halinde terasladığını ve taşınmazı imar ve ihya edilmiş bir tarım alanı haline getirdiğini, buğday, arpa, soğan ve patlıcan gibi ürünler ve zeytin ağaçları ektiğini ve yakın zamana kadar bu şekilde taşınmazın nizasız ve fasılasız bir şekilde ve malik sıfatı ile önce müvekkilinin babası ve daha sonra da ara vermeksizin müvekkili davacının bizzat kendisi tarafından kullanılageldiğini, yaklaşık 4 kadar önce müvekkili davacı tarafından 9 parseldeki hissesi ile birlikte bu bir kısım tapulama harici yere muz serası yapıldığını ve bu tapulama harici kısım üzerinde bulunan yaklaşık 30-40 yaşlarındaki 10 adet zeytin ağacının söküldüğünü, taşınmazın muz serası yapmaya uygun hale gelmesi için de taşınmaz üzerinde toprağın havalanması ve düzeltilmesi için küçük çaplı bir krizma çalışması yapıldığını ve muz serasının temelinin kaymaması için taşınmazın batı bitişiğine de az bir duvar örüldüğünü, seranın yapıldığı kısmın dışındaki zilyet edilen tapulama harici yerde ise halen 25 yaş civarında zeytin ağaçlarının bulunduğunu, bu alanlarda halen soğan, patlıcan, domates, karpuz ve mısır gibi ürünlerin yetiştirildiğini, müvekkili davacının zilyetlik yoluyla babasından kendisine geçen ve 40 yılı aşkın süreden beri nizasız fasılasız ve malik sıfatı ile tasarruf edilmiş olan yaklaşık 40 yılı aşkın süreden beri nizasız , fasılasız ve malik sıfatı ile tasarruf edildiğini, yaklaşık 40 yıl önce müvekkili davacının babası tarafından imar ihya edilen ve elverişli tarım alanı olarak kullanılan bu taşınmaz üzerinde müvekkili davacı lehine 20 yıllık olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı hükümlerinin gerçekleştiğini, tüm bu nedenlerle Mersin İli, Bozyazı İlçesi, A1 Mahallesi, A2 Mevkii, 461 ada 9 parsel sayılı taşınmazın hemen güney sınır bitişiğinde bulunan ve yaklaşık 40 yıldır nizasız ve fasılasız malik sıfatı ile müvekkili davacının atalarının ve kendisinin zilyetliğinde bulunan ve yine 40 yıl önce imar ve ihyası yapılan yaklaşık 1000 m2 lik tapulama harici taşınmazın yapılacak keşif sonucunda gerçek ebat ve değeri belirlenerek bu ebat ve değer üzerinden Türk Medeni Kanunu’nun olağanüstü Kazandırıcı Zilyetlik Zamanaşımı Hükümleri gereğince davacı müvekkili adına tapuya kayıt ve tesciline, yargılama giderleri ve vekalet ücreti hususunda takdirin mahkemeye ait olmak üzere karar verilmesini arz ve talep etmiştir.
Davalı Mersin Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu m2si belli olmayan taşınmazın tescili davasının haksız, yersiz ve mesnetsiz olduğunu, dava konusu taşınmazın kadastro çalışmaları sırasında tapulama dışı bırakılmış bir alan olduğunu, belediye sınırları içinde ancak imar planı dışında kaldığını, 2644 sayılı Tapulama Kanunun 21.maddesinde ” köy ve belediye sınırları içinde kapanmış yollarla yol fazlaları köy ve belediye nam ve adına tescil olunur”denildiğini, tapulama harici bırakılan yerin kadastro çalışmalarından sonra imar ve ihya edilmek suretiyle bahçe haline getirilmesinin davacıya hak sahipliği kazındırmayacağını, tüm bu nedenlerle davanın reddi ile yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı taraftan tahmiline karar verilmesini arz ve talep etmiştir.
Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazın imar planı içerisinde yer alabileceğini, imar palına içerisindeki bir taşınmazın zilyetlik yoluyla iktisap edilmesinin hukuken mümkün olmadığını, bu nedenle dava konusu taşınmazın imar planı içerisinde kalması halinde davanın reddi gerektiğini, dava konusu taşınmazın kadastro çalışmaları sırasında tescil harici bırakılmasının taşlık-kayalık ve orman niteliği taşımasından kaynaklandığını, bu durumda davacının imar ihyayı ancak kadastro çalışmalarından sonra gerçekleştirdiğinin kabul edilebilir olduğunu, yargıtay’ın yerleşik içtihatları ile de ortaya konulduğu üzere imar ihya konusunda araştırma yapmak amacı ile bölgeye ait topografik haritalar ve davadan 15-20 öncesine ait üç ayrı tarihte çekilmiş hava fotoğrafları ve bu fotoğraflardan üretilmiş memleket haritalarının getirtilerek mahalline uygulanmasını, keşifte toprak bölümünden öğretim üyesi seviyesinde bir ziraat mühendisi, bir jeolog ve bir kadastro mühendisi bulundurulması gerektiğini, yapılacak keşif ile dava konusu taşınmazın davacının yasanın aradığı koşullara sahip olup olmadığının anlaşılabileceğini, davacının dava konusu taşınmazı kullanımında bulundurduğu iddiasına dayalı olarak tescil istemi ile açılan davanın somut ve yasal dayanaktan yoksun olduğundan ve malik sıfatıyla 20 yıl nizasız olarak elinde bulundurma şartı gerçekleşmediğiden davanın reddine karar verilmesini talep ettiğini, tüm bu nedenlerle dava konusu taşınmazın TMK’nun 713/6 maddesi gereğince hazine adına tapuya kayıt ve tesciline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini arz ve talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti:
Yerel Mahkeme yaptığı yargılama neticesinde; “1-Davanın
REDDİNE,
2-TMK’nun 713/6.Maddesi gereğince davalı Hazinenin tescil talebinin Kabulü ile Mersin İli Bozyazı İlçesi, A1 Mahallesinde bulunan, fen bilirkişisi K8 tarafından tanzim olunan 08/06/2016 havale tarihli bilirkişi raporuna ekli krokide A harfi ile gösterilen toplam 547,17-m2 yüzölçümündeki tescil harici taşınmaz ile B harfi ile gösterilen 701,10 m2 yüzölçümündeki taşınmazın son parsel numarası altında arazi vasfı ile davalı Maliye Hazinesi adına
TAPUYA KAYIT VE TESCİLİNE,
” dair hüküm tesis etmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;
Müvekkilinin dava konusu 461 ada 9 parsel sayılı taşınmazın 1/2 hissedarı olarak maliki olduğunu, müvekkilinin işbu tapulu taşınmazını diğer hissedarı ile birlikte aralarında rızai taksim ederek uzun yıllırdır kullandığını, yerel mahkemenin bilirkişi raporuna ve tanık beyanlarına itibar etmeyerek hüküm kurmuş olduğunu, müvekkilinin babasından kalan taşınmaz üzerinde uzun yıllardır tarım yapmış olduğunu, üzerinde kendiliğinden çam ağaçları büyümüş olduğunu, kenarda bulunan taş duvarı ise yıllar önce babası tarafından yapıldığını, bilirkişiler tarafından bu durumun göz ardı edilerek kendiliğinden yetişen çam ağaçları doğrusunda dava konusu yeri orman olarak nitelendirilmesinin hatalı olduğunu, yerel mahkemenin yeterince inceleme yapmadan çelişkili bilirkişi raporu doğrultusunda hüküm kurmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu bu nedenle kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı istinaf dilekçesi davalı tarafa tebliğ edilmiş cevap dilekçesi sunmadıkları anlaşılmıştır.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE:
Dava, Zilyetliğe dayalı tapusuz taşınmaz tescili talebine ilişkindir.
Dairemizce HMK’nın 355. maddesi kapsamında istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hükümlerle sınırlı olmak üzere yapılan inceleme neticesinde;
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu md. 353/1-b,2-3 hükümleri uyarınca yargılamada bir eksiklik bulunmamakla birlikte kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı veya yargılamada bulunan eksikler duruşma yapılmadan tamamlanacak nitelikte ise Bölge Adliye Mahkemesince düzelterek yeniden esas hakkında karar verilmesi mümkündür.
Davacı taraf dava konusu yaptığı taşınmazı zilyetlik, imar ihya ile olağanüstü zamanaşımı sebebiyle mülk edinme koşulları gerçekleştiği sebebiyle adına tescilini talep etmiştir.
Dava, kazanmayı sağlayan zilyetlik ve imar-ihya hukuki sebeplerine dayalı olarak TMK.nun 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14 ve 17. maddeleri gereğince açılan tescil istemine ilişkindir.
Tespit dışı bırakılan bir yerin, Türk Medeni Kanununun 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14 ve 17. maddesi hükümlerine göre tapuda tescil edilebilmesi için, tespit dışı bırakılma işleminin yapıldığı tarihten, dava tarihine kadar 20 yıldan fazla süre ile anılan maddelerde belirtilen koşullar altında tasarruf edilmesi gerekir.
3402 sayılı Kadastro Kanununun 17. maddesine göre imar-ihya; yoğun emek ve para sarf ederek, kayalık, taşlık ve demir girmez vs. nitelikli bir yerin tarım arazisi haline getirilmesidir. Ayrıca, imar ve ihyanın tamamlanmasından itibaren 20 yıllık kazandırıcı zamanaşımı süresinin aralıksız ve nizasız geçmesi gerekir. İmar planı kapsamındaki taşınmazlarda ise ; imar planı kapsamına alındığı tarihten önce davacı taraf lehine 3402 sayılı Kanun’un 14. maddesinde ve TMK’nın 713. maddesinde öngörülen imar-ihyaya dayalı olarak zilyetlikle taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiğinin ispatlanması gerekmektedir
İlk derece mahkemesince, tapu ve kadastro müdürlüğünden gerekli evraklar hava fotoğrafları getirtilerek mahallinde keşif yapılmış mahalli bilirkişi ve tanıklar dinlenmiş, uzman bilirkişi raporları alınmıştır.
Yapılan yargılama neticesinde ilk derece mahkemesince davacı tarafın zilyetlikle mülk edinme koşulları gerçekleşmediğinden davanın reddi ile davalı hazine vekilinin talebi ile TMK 713/6. Maddesi gereğince taşınmazın arazi vasfı ile hazine adına tesciline karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesince alınan bilirkişi raporlarında özetle; 08/06/2016 havale tarihli bilirkişi raporunda özetle; Tapuya tescilli istenen yerlerin ekli krokide A ve B harfleri ile gösterildiğini ve toplam miktarının 1.248,27 m2 olduğunu, buna göre ekli krokide A harfi ile gösterilen kısmın 0547,17 m2 miktarında olduğunu ve keşif tarihi itibari ile tamamında sera olduğunu, B harfi ile gösterilen kımın 0701,10 m2 miktarında olduğunu ve keşif tarihi itibari ile tamamının orman bitki örtüsü ile kaplı olduğunu, tapuya tescili istenen yerlerin yaylak, kışlak, mera, orman ve kıyı …. Gibi kamu malları ile ilgisinin olmadığını, tapuya tescili istenilen yerlerin Bozyazı ilçesi, Merkez A1 Mahallesi sınırları içerisinde kaldığını ve bulunduğu yerde imar planının olmadığını, tapuya tescili istenen yerin özel mülkiyete konu edilebilin yerlerden olduğunu, 1990 baskısı olan memleket haritasında davaya konu arazinin yeşil alan olarak gözüktüğünü,1990 yılına ait hava fotoğraflarında ise yine ağaçlıklı ve toprak işlemesinin yapılmış olduğunun gözüktüğünü, davaya konu eyrlerden ekli krokide A harfi ile gösterilen kısmın imar ve ihyasının tamamlandığı ve sulu tarım arazisi olarak tarımsıl amaçlı kullanıldığını, ekli krokide B harfi ile gösterilen kısım içerisinde orman emvali ağaçların olması, içerisinde halen taş ve kaya parçalarının olması, çalılıklardan son zamanlarda temizlenmiş olması, taprağın tabii toprak görünümünde olması ve yıllardır işlenmiş tarım toprağı görünümünde olmaması gibi nedenlerle imar ve ihyasının henüz tamamlanmadığını, ekli krokide A harfi ile gösterilen kısmın değerini 0547,17 m2x35 TL=19.150 TL, ekli krokide B harfi ile gösterilen kısmın değerinin 701,10 m2x35=24.535 TL olduğunun bildirildiği, 19/10/2016 havale tarihli ek raporda özetle; ekli krokide A (547,17 m2) ve B(701,10 m2) harfleri ile gösterilen davaya konu yer olduğunu ve kesinleşmiş en yakın orman sınır hattına 315 metre uzaklıkta olduğunu, kesinleşmiş orman alanı dışında kalan yerlerden olduğunu, ekli krokide A harfi ile gösterilen yerin yeşil ( orman ağacı örtülü) alan şeklinde gözüktüğünü, B harfi ile gösterilen yerin stereoskop altında ağaçlıklı alan şeklinde gözüktüğünü, 1986 yılı çekimi hava fotoğraflarının çakıştırılmış hali stereoskop altında incelendiğinde davayı konu A ve B harfleri ile gösterilen yerlerin tamamında tarım amaçlı toprak işlemesinin yapıldığı ve toprak yapısının doğal şekliyle durur olduğunun gözüktüğünü, ekli krokide A harfi ile işaretlenmiş yer üzerinde 4-5 yaşlarında sera olduğu ve sera yapılmadan önce iş makinası ile arazinin imar edilmiş olduğunun görüldüğünü beyan ettiklerini, bu hususun da orman bilirkişi tarafından 1986 ve 1990 yıllarına ait hava fotoğraflarında orman emvli ağaçlarla kaplı olduğunun beyan edildiğini, 1990 yılı ile dava tarihi arasında 25 yıl olması nedeniyle 1990 yılından sonraki 5 yıl içerisinde arazinin imar ve ihyasının tamamlanmış olup olmadığı hususunun anlaşılamadığını, ekli krokide B harfi ile işaretlenmiş yerin önceki raporda imar ve ihyasının tamamlanmamış olduğunu, zeminde bulunan taş ve kayalar ile içerisinde yoğun olarak orman emvali çalı ve ağaçların bulunmasının, toprağın kısmi olarak işlenmemiş ham toprak olması nedeniyle imar ve ihyasının tamamlanmadığını, davacı vekilinin dilekçesinde bahsettiği taş duvarın dava konusu yerin 30-40 metre güneyinde orman emvali ağaçlarla kaplı alan içerisinde çok eski yıllarda yapıldığı anlaşılan kuru taş duvar olduğugnu, bu duvar hattının dava konusu arazi ile bir ilgisinin anlaşılamadığını, dava konusu araziyi çerelemediğini, bahse konu duvar ile dava konusu arazi arasında kalan 30-40 metre derinlikteki arazinin oldukça taşlıklı ve kayalıklı olduğunu,, toprağın işlemeli tarımda kullanıldığının vuku bulmadığını, arazinin imar ve ihyası açısından değerlendirildiğinde herhangi birşey ifade etmediğinin bildirildiği, 05/06/2018 havale tarihli bilirkişi raporunda özetle; 1990 yılı 1/15000 ölçekli, 4105 film numaralı 3316 ve 3317 resim numaralı hava fotoğraflarının stereoskopla yapılan incelenmesinde, 1990 yılında dava konusu taşınmaz üzerinde sık ağaçlık ve çalılıkların mevcut olduğunu, 1990 yılında dava konusu taşınmaz üzerinde kısmen kiraç taşı kayaların olduğunu, 1990 yılında dava konusu taşınmaz üzerinde bilirkişi haritalarında A harfi ile gösterilen kısımdake seranın mevcut olmadığını, 1990 yılında dava konusu taşınmaz üzerinde herhangi bir yapı ve tesis olmadığı, 1990 yılında dava konusu taşınmazda hehangi bir tarımsal faaliyetin olmadığı ve tarımsal faaliyet yapıldığına dair emarelerin bulunmadığı, 1990 yıılnda dava konusu taşınmazın doğu, güney ve batısındaki arazi yapısı ile aynı karakteristik özellikte olduğunun tespit edildiğini, 2009 yılı REV2009 film numaralı 1294 ve 1336 resim numaralı hava fotoğrflarının stereoskopla yapılan incelenmesinde, 2009 yılında dava konusu taşınmaz üzerinde sık ağaçlak ve çalılıkların mevcut olduğu, 2009 yılında dava konusu taşınmaz üzerinde kısmen kiraç taşı kayaların olduğunu, 2009 yılında dava konusu taşınmaz üzerinde bilirkişi haritalarında A harfi ile gösterilen kısımdaki seranın mevcut olmadığı, 2009 yılında dava konusu taşınmaz üzerinde herhangi bir yapı ve tesis olmadığı, 2009 yılında dava konusu taşınmazda herhangi bir tarımsal faaliyetin olmadğı ve tarımsal faaliyet yapıldığına dair emarelerin bulnmadığı, 2009 yılında dava konusu taşınmazın doğu, güney ve batısındaki arazi yapısı ile aynı karakteristtik özellikte olduğunun tespit edildiği, dava konusu taşınmazın sınırlarının mavi renkli hat olarak gösterildiğini, mavi renkli hat olarak gösterilen dava konusu taşınmazının tamamının orman olarak adlandırılan yeşil renkli alan içerisinde kaldığının tespit edildiğinin bildirildiği anlaşılmıştır.
Bilirkişi raporlarının ve tüm dosya kapsamının değerlendirilmesi neticesinde; 1990 yılında davaya konu taşınmazda herhangi bir tarımsal faaliyet olmadığı, 2009 yılı hava fotoğraflarının incelenmesinde dahi taşınmaz üzerinde herhangi bir tarımsal faaliyetin olmadığı ve tarımsal faaliyete dair emarelerin görülmediği, dava konusu taşınmazın öncesinin memleket haritası ve hava fotoğraflarında yeşil ( orman ağacı örtülü) alan olarak göründüğü taşınmazın bir kısmının halen orman ağacı olan kızılçam ağaçları ile kaplı olduğu orman bitki örtüsünün bulunduğu tespit edilmekle dava konusu taşınmazın orman vasfında olduğu, orman kadastro haritası dışında bırakılmakla taşınmazın orman vasfını kaybetmeyeceği bu haliyle Kamu malı niteliğinde olduğu kanaatine varılmıştır.
Kamu malları üzerinde özel mülkiyet kurulamaz. Bunlar kamu hizmeti yönünden tahsis edildikleri yetkili idarece kamu malı olmaktan çıkarılmadıkları sürece temlik edilemez; kazandırıcı zamanaşımı yoluyla da edinilemezler. Açıklanan bu sebeplerle davacı tarafın davasının reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak taşınmazın orman vasfında olması sebebiyle taşınmazın orman vasfı ile Maliye hazinesi adına tesciline karar verilmesi gerekirken arazi vasfı ile tesciline karar verilmesi doğru olmamıştır.
Yukarıda açıklanan sebeplerle sonuç olarak ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda vicdani kanaatin oluştuğu, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, kararın dayandığı deliller ile kanuni sebepler ve gerekçe içeriğine göre, davanın esası ile ilgili hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, sonucu itibariyle doğru olan kararın maliye hazinesi adına tesciline karar verilen taşınmazın orman vasfı ile tesciline karar verilmesi gerekirken arazi vasfında tesciline karar verilmesi nedeniyle hüküm tesisinde hata yapılmış olması sebebiyle yeniden yargılama yapılması gerekmediğinden, yukarıda açıklanan sebeplere dayalı olarak davacı vekilinin istinaf talebinin kabulüne karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
A-
Davacı tarafın, Anamur 3.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 27.06.2018 tarih, 2015/302 Esas, 2018/210 Karar sayılı kararına karşı yapmış olduğu istinaf kanun yolu başvuru isteğinin gerekçe kısmında açıklanan sebepler ile 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/2. maddesi gereğince
KABULÜ ile, kararının
KALDIRILMASINA,
1-
Davanın
REDDİNE,
2-
TMK’nun 713/6.Maddesi gereğince davalı Hazinenin tescil talebinin Kabulü ile Mersin İli Bozyazı İlçesi, A1 Mahallesinde bulunan, fen bilirkişisi K8 tarafından tanzim olunan 08/06/2016 havale tarihli bilirkişi raporuna ekli krokide A harfi ile gösterilen toplam 547,17-m2 yüzölçümündeki tescil harici taşınmaz ile B harfi ile gösterilen 701,10 m2 yüzölçümündeki taşınmazın son parsel numarası altında
ORMAN vasfı ile davalı Maliye Hazinesi adına
TAPUYA KAYIT VE TESCİLİNE,
3-
Fen bilirkişisi K8 tarafından tanzim olunan 08/06/2016 havale tarihli bilirkişi raporuna ekli krokinin kararın eki sayılmasına,
4-
Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
5-
Harçlar kanunu uyarınca tahsili gereken 54,40 TL harcın davanın başında alınan 27,70 TL ve tamamlama harcı olarak alınan 718,33 TL den mahsubu ile bakiye 691,63 TL harcın kararın kesinleşmesine müteakiben davacı tarafa iadesine,
6-
Davalı taraflar kendilerini vekil ile temsil ettirdiğinden yürürlükte bulunan A.A.Ü.T gereği takdir olunan 5.155,33 TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
B
-1-
İstinaf incelemesi sırasında duruşma yapılmadığı için, karar tarihindekiA.A.Ü.T. hükümleri uyarınca istinaf yargılaması bakımından vekalet ücreti takdirine
YER OLMADIĞINA ,
2-
Davacı tarafından yatırılan 35,90 TL istinaf karar harcının talep halinde yatıran davacıya iadesine,
3-
İstinaf incelemesi sebebiyle yapılan yargılama giderlerinin istinaf talebinde bulunan üzerinde bırakılmasına,
4-
Gider avansından artan kısmın karar kesinleştikten sonra yatıran tarafa
İADESİNE
,
5-
HMK nın 359/3. maddesi gereğince tebliğ işlemlerinin yapılması için dosyanın mahkemesine iadesine,
Dair; dosya üzerinden tarafların yokluğunda oy birliğiyle
KESİN olmak üzere karar verildi.14/01/2020
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe