İ S T İ N A F K A R A R I
DAVANIN KONUSU : Kadastro (Tespite İtiraza İlişkin)
Mersin Kadastro Mahkemesinin 2017/66 Esas 2018/254 Karar sayılı dosyasında verilen 07/06/2018tarihli karara karşı davalı tarafından yapılan istinaf başvurusu üzerine dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Tarafların İddia ve Savunmalarının Özeti:
Davacı vekilinin dava dilekçesinde özetle;
Mersin İli, Mezitli İlçesi, A1 köyü 2889-2908 parsel sayılı taşınmazların yapılan kadastro çalışmaları neticesinde davalı adına tespit edildiğini, taşınmazın ham toprak niteliğinde ve kullanıcısının bulunmadığını, 3402 sayılı Kadastro Kanununu geçici 8.maddesine göre tespit harici kalan kadastrosu yapılmamış yerlerin Hazine adına tescili gerektiğini, davalı adına yapılan tespit ve tescilin kanuna aykırı olduğunu, davalının zilyetlik şartlarının da oluşmadığını belirterek hazine adına adına tespit ve tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalıya yapılan usulüne uygun davetiye tebliğlerine rağmen davalının davaya karşı cevap dilekçesi sunmadığı, keşif ve duruşmadaki beyanlarında bilirkişi raporlarında aleyhe olan hususları kabul etmediğini, taşınmazın babasından kaldığını, ekin ekmek suretiyle kullandıklarını, taşınmazdaki kullanımlarının 20 yılın çok üstünde olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti:
Yapılan yargılama neticesinde;
”
T aşınmazın ekonomik amacına uygun olarak kullanılmadığı kanaatine varılmış, bu haliyle TMK. m.713 ve Kadastro Kanunun 14.maddesindeki taşınmazın zilyetlikle kazanımı koşullarının davalı açısından gerçekleşmediği kanaatine varılmış bu haliyle davacı hazinenin davasının kabulüne
Dava konusu
Mersin İli, Mezitli İlçesi, Bozon Mahallesi, 2889 parsel sayılı taşınmazın tespitinin iptaline, taşınmazın ham toprak ve çalılık vasfıyla Maliye Hazinesi adına
TESPİT ve TESCİLİNE
,” dair hüküm tesis etmiştir.
Kararı davalı istinaf etmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davalı istinaf dilekçesinde özetle;
1
–
Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporlarının dayanak alınacak nitelikte olmadığını, tek yanlı, objektiflikten uzak ve usul ve yasaya aykırı olduğunu,
2-Dava konusu taşınmaz 1976 tarihli Kadastro tutanağında belirtildiği üzere “evvelce bir parça halinde K1’e babasından intikalen ve taksimen kalmış, 1307 yılından itibaren nizasız ve fasılasız ve malik sıfatı ile zilyet ve tasarrufunda iken 1338 yılında ölümü ile evlatlarına kalmıştır.”1976 yılında yapılan kadastro tespiti sırasında dava konusu taşınmazında içinde bulunduğu taşınmazlar orman sınırları içinde kaldığı gerekçesi ile tapulama harici bırakıldığı, daha sonra babası K1’nın ölümü ile taşınmazları mirasçıları arasında taksim edildiğini,
3-Dava konusu taşınmazın yıllarca arpa, buğday ekilmek suretiyle kullanıldığını ancak son yıllarda arpa, buğdayın ekonomik değerinin düşük olması nedeni ile zeytin ağacı ekilmek suretiyle kullanıldığını,
4-Dava konusu taşınmaz üzerinde bulunan eski evden anlaşılacağı üzere dava konusu taşınmazın aynı zamanda ikamet ve barınma amacı ile de kullanıldığını, mahkemenin bunları dikkate almadan karar verdiğini,
5-Hükme esas alınan bilirkişi raporuna karşı iki haftalık itiraz ve beyanda bulunma hakkının kısıtlandığını belirterek usul ve yasaya aykırı verilen yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
:
Dava, 3402 sayılı yasanın geçici 8. maddesi gereğince yapılan kadastro tespitine itiraz davasıdır.
Dava dilekçesinde her ne kadar 2889 ve 2908 nolu parseller dava konusu yapılmış ise de; 27.10.2017 tarihli 1.celsede 2908 parsel sayılı taşınmaza ait dava dosyadan tefrik olunarak dava dışına çıkarılmış, davaya sadece 2889 parsel sayılı taşınmaz yönünden devam olunup hüküm kurulmuştur.
Dava konusu taşınmaza ait tespit tutanağının incelenmesi sonucu; Mersin İli, Mezitli İlçesi, A1 Mahallesi, 2889 parselin Kadastro Kanunun 14 ve 17.maddelerine istinaden davalı adına tarla vasfında tespitinin yapıldığı, 12/06/2017 ile 12/07/2017 tarihleri arasında askı ilanına çıkarıldığı, davacı Maliye Hazinesi tarafından 30 günlük askı ilan süresi içerisinde davanın açıldığı görülmektedir.
Dava konusu taşınmaz başında 27.11.2017 tarihinde yapılan keşifte mahalli bilirkişi ve tespit tutanak bilirkişi beyanları alınmış, ziraat mühendisi, harita mühendisi ve orman mühendisinden taşınmazın niteliğini gösteren raporlar alınmış olup taşınmazın eski hava fotoğrafları ve memleket haritalarından taşlık ve çalılık alanda yer aldığı, keşifteki mahkemesi müşahadesine göre taşınmaz içinde bir adet eski, yıkık,metruk taş evin bulunduğu, taşınmazın büyük kısmının maki cinsinden çalılıklarla kaplı, kısmen sürülü vaziyette olduğu, sürülü olan kısımda 13 adet 1 yaşında zeytin fidanlarının dikili bulunduğu, üzerinde başkaca zirai muhdesat bulunmadığı, taşınmazın tarımsal faaliyette kullanıldığını gösterir bitki kök ve kalıntılarının mevcut olduğunun gözlemlendiği görülmüştür.
Dairemizce HMK’nın 355. maddesi kapsamında istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hükümlerle sınırlı olmak üzere yapılan inceleme neticesinde;
Bir yerin Türk Medeni Kanunu’nun 713/1. ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14. maddesi hükümleri uyarınca iktisap edilebilmesi için taşınmazın öncelikle zilyetlikle kazanılabilecek yerlerden olması, bundan sonra ise 3402 sayılı Yasa’nın 14 ve 17. maddeleri uyarınca; emek ve masraf sarfı suretiyle imar-ihya işlemlerinin tamamlanarak tarıma elverişli hale getirilmesi ve bu işlemlerin tamamlanmasından sonra kazanmayı sağlayacak olan çekişmesiz ve aralıksız en az 20 yıllık zilyetlik süresinin geçmesi zorunludur. Kazanmak için gereken zilyetlik, ekonomik amacına uygun ve ekonomik getirisi olan zilyetlik olmalıdır. Ekonomik amaca uygun zilyetliğin olması için toprağın yeterli verimlilikte olması gerekir. Öte yandan, bir arazinin kullanım süresi ile niteliğini ve üzerindeki imar-ihya işlemlerinin tamamlandığı tarihi en iyi belirleme yöntemi hava fotoğraflarıdır. Hava fotoğraflarının en az üç ayrı zamana ilişkin olması gerekir. Bu konuda sağlıklı bir yargıya ulaşmak için çekişmeli taşınmazın tespit tarihinden geriye doğru 15-20-25 yıl öncesine ait stereoskopik hava fotoğraflarının Harita Genel Komutanlığı’ndan, aynı tarihler arasında düzenlenen fotoplan, fotometrik ve fotogrametrik paftalar ile kadastro tespit tarihine yakın tarihte çekilmiş uydu fotoğrafları İl Kadastro Müdürlüğü’nden getirtilmesi, bu fotoğrafların uzman bilirkişi tarafından stereoskopla incelenmesi gerekir. Stereoskopik çift hava fotoğrafı, bir stereoskop altında incelendiğinde arazinin üç boyutlu görülmesi, taşınmazın çekim tarihindeki sınırlarının ve niteliğinin belirlenebilmesi, bu yolla ekilen ya da ekilemeyen alanların net bir biçimde tespitinin yapılabilmesi mümkündür.
İlk derece Mahkemesince dava konusu taşınmazın bulunduğu yere ait farklı tarihleri içerir eski memleket haritaları ve hava fotoğrafları ile orman tahdit haritası orman kadastro komisyon tutanak örneği getirtilerek dosya arasına konulmuş, anılan belgeler keşif mahallinde teknik bilirkişiler marifetiyle taşınmaza uygulanmıştır.
Keşifte dinlenen mahalli bilirkişiler ve tutanak bilirkişileri beyanlarında; kadastro tespitinin davalının kullanımına uygun yapıldığını, taşınmazın davalıya babası K1’nın 20 yıl kadar önce vefatı neticesinde taksim sonucu kaldığı, o tarihten beri davalının zilyetliğinde olduğu belirtilmiştir.
Keşif sonucu ibraz edilen fen ve orman bilirkişisi müşterek raporuna göre, taşınmazın öncesinde eski memleket haritası ve hava fotoğrafında bir kısmının çalılık alan olarak gösterilen yeşil alanda kaldığı, bir kısmınında açık alan olarak görüldüğü, 1978 tarihli hava fotoğrafında üzerinde maki türü bitki örtüsü ve makilik alanlar arasında lokal topraklı alanların bulunduğu, güney batı kısmında bir evin yer aldığı, 1987 tarihli hava fotoğrafında da makilik olduğu, 2010 tarihli ortofoto uydu görüntüsünde niteliğinin değişmediği, yarıya yakının makilik alan, kalan kısmının boşluk şeklinde görünüm arz ettiği güney batı köşesinde ev yıkıntısı olduğu, doğal eğiminin %12’den az bulunduğu, bu haliyle taşınmazın evveliyatından günümüze kadar orman olmadığı ve orman içi açıklık niteliğinde bulunmadığı hususununda görüş ve mütala bildirilmiştir.
Yine keşif sonucu düzenlenen ziraat bilirkişisi raporuna göre; taşınmazın toprak yapısının Akdeniz Bölgesine has killi- tınlı yapıda olduğu, toprak derinliğinin 0-60 cm,%10-70 taşlık, %0-60 kayalık olduğu, mahalle merkezine 2850 m mesafede yer aldığı, doğal eğiminin %8 olduğu, keşif günü dava konusu taşınmazın bir kısmı üzerinde kullanılmayacak vaziyette yıkık bir yapının yer aldığı, çalılık ve kayalık alanların olduğu, bir kısmının ise tarla vasfında ve topraklı alan olup bu alan üzerinde yaşları 1 olan 13 adet zeytin fidanlarının yeni dikildiğinin tespit edildiği, sonuç olarak keşif tarihi itibari ile taşınmazın tarım arazisi olarak kullanıldığına dair herhangi bir iz veya emareye rastlanmadığı, taşınmazın bir bütün olarak değerlendirildiğinde, imar ve ihyanın tamamlanmamış olduğu, m² birim değerinin 60,00 TL’den taşınmazın dava tarihindeki toplam değerinin 93.600,00 TL olarak hesaplandığı görülmektedir.
Tüm bu açıklamalar ile birlikte dava konusu taşınmazın keşif sırasında çekilen fotoğrafları ve uydu görüntüleri birlikte değerlendirildiğinde davalının TMK 713.ve 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 14.ve 17.maddelerinde belirtilen zilyetlikle iktisap koşullarının oluşmadığı, davalının taşınmaz üzerinde ekonomik amaca uygun zilyetliğinin tespit edilemediği, imar ve ihyasının tamamlanmadığı, davalı tarafından taşınmaz üzerine dikilen fidanların henüz 1 yaşında olup kullanım veya imar-ihya için yeterli bulunmadığı, taşınmazın halen doğal görünüm ve yapısı itibariyle kullanılmayan ham toprak ve çalılık niteliğinde olduğu, fenni ve bilimsel delillere aykırı tanık, mahalli bilirkişi ve tespit bilirkişi beyanlarına itibar edilemeyeceği, 07.06.2018 tarihli karar duruşmasında bilirkişi raporlarının taraflara tebliğ ve diyeceklerinin sorulduğu, hem hazine vekilinin hem de davalının raporlara karşı beyanları yanı sıra esasa ilişkin beyanlarınıda sundukları, raporu incelemek üzere süre talep etmedikleri, ayrıca Kadastro Mahkemesinde “basit yargılama usulü” geçerli olduğundan davalının savunma hakkının kısıtlandığına yönelik istinaf sebebinin de yerinde olmadığı, sonuç olarak mahkemece yapılan yargılama, toplanan deliller ve alınan raporlara göre davacı Maliye Hazinesi tarafından açılan davanın kabulüne ilişkin verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğu görülmekle davalı tarafın yerinde bulunmayan istinaf talebinin HMK’nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM:Gerekçeleri Açıklandığı Üzere;
1-
Davalı tarafça Mersin Kadastro Mahkemesinin 07/06/2018 tarih, 2017/66 Esas, 2018/254 Karar sayılı kararına karşı yapmış olduğu istinaf kanun yolu başvuru isteğinin HMK’nın 353/(1)-b.1 maddesi uyarınca
ESASTAN REDDİNE,
2-
İstinaf kanun yoluna ilişkin yapılan yargılama giderlerinin istinaf kanun yolu başvurusunda bulunan davalı üzerinde bırakılmasına,
3
-Harçlar Kanununa göre alınması gereken 44,40 TL istinaf karar harcından davalı tarafça yatırılan 35,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 8,50 TL harcın davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydına,
4
-Kullanılmayan gider avansının yatıran tarafa iadesine,
5-
İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından davacı yararına avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına,
6-
HMK’nın 359/3. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 361/1. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay nezdinde gidilebilecek temyiz yasa yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi.11/04/2019
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe