Adana BAM, 3. HD., E. 2019/2044 K. 2020/1249 T. 5.10.2020

İlgili madde: TMK Madde 185

İ S T İ N A F K A R A R I

DAVA :

Tazminat (Manevi Tazminat)

Mersin 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 20/12/2018 tarih ve 2017/989 Esas, 2018/871 Karar sayılı kararı aleyhine, istinaf başvurusunda bulunulmuş ve Mahkemece dosya Dairemize gönderilmiş olmakla HMK 352. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Tarafların iddia ve savunmalarının özeti:

DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının eşi K1 evlilikleri devam ederken anlaşılamaz bir şekilde davacıdan uzaklaşmaya, eve geç gelmeye hatta bazen hiç gelmemeye başladığını, davacının bunu eşinin çok çalışmasına bağlamışsa da eşinin davalı ile ilişkisinin olduğunu ve bu ilişki nedeniyle kendisinden uzaklaştığını öğrendiğini, davacının bu ilişkiyi öğrenir öğrenmez 30/12/2015 tarihinde boşanma davası açtığını, davacının aldatılması sebebiyle uğramış olduğu haksızlık ve üzüntünün yanı sıra eşi ile birlikte kendisini aldatan davalının davacının yakın arkadaşı olduğu, ailecek görüştükleri, bir kimse olması nedeni ile davacının tarifi imkansız acılar yaşadığını, davacının ruhsal ve fiziksel sağlığınında bozulduğunu, ayrıca davacının eşi ile Mersin 5. Aile Mahkemesi’nin 2015/884 E sayılı dosyasının 30/09/2016 tarihli 2. celsesinde davacının eşinin davalıyı tanık olarak gösterdiğini, tanık olarak verdiği beyanda davacının eşinin aldattığı kişinin kendisi olduğunu mahkeme huzurunda ikrar ettiğini, davacının senelerce çocuk sahibi olmak isteyip eşinin sağlık sebebiyle bir türlü çocuk sahibi olamadığını, senelerce süren tedavinin sonucu hamile kaldığını ancak davalı ile eşinin ilişkisini öğrendiğinde üzüntüden bebeğini kaybettiğini bütün bunlardan sonra birde davalının ayrıca davacının eşi olan K1’den hamile kalıp doğum yaptığını öğrendiğini, davalının davacının eşi ile birlikte fotoğraflarını sosyal medyada yayınlayarak davacının insanlar içerisinde onuru zedelediğini belirterek 50.000,000 TL manevi tazminat talep etmiştir.

CEVAP:

Davalıya dava dilekçesinin usulünce tebliğ edilmesine rağmen, davaya cevap vermediği anlaşılmıştır.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:

Mahkemece Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 2017/5 Esas ve 2018/7 sayılı işinin kararı ile evlilik birliği devam ederken eşlerden biriyle evli olduğunu bilerek birlikte olan 3. kişiye karşı diğer eşin manevi tazminat isteminde bulunamayacağı yönündeki içtihadı birleştirme kararı doğrultusunda davanın reddine karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF NEDENLERİ: Karara karşı davacı vekili süresi içerisinde verdiği istinaf dilekçesinde; müvekkili ile eşinin aynı konutta yaşarken davalı ile müvekkilinin eski eşinin aynı konutta müvekkili varken birlikte olduğunu, davalı tarafından müvekkilinin konut dokunulmazlığının ihlal edildiğini, özel yaşamına müdahalede bulunulduğunu, Yerel Mahkeme tarafından içtihat metni tam incelenmeden ve somut durum gözetilmeden karar tesis edildiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

Dava, haksız eylem nedeniyle kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan manevi tazminat istemine ilişkindir.

Davacı vekili tarafından dosyaya sunulan dava dilekçesi incelendiğinde, davacı vekili davalının, müvekkilinin karısı ile, onun evli olduğunu bilmesine rağmen ilişki kurması nedeni ile manevi tazminat isteminde bulunmuştur.

Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 06/07/2018 tarihli ve 2017/5 E. – 2018/7 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere; TMK 185/3 maddesinde düzenlenen sadakat yükümlüğü, evlilik sözleşmesinden kaynaklanmakta olup, ihlal edilmesi durumunda yalnızca sözleşmenin taraflarının yani eşlerin birbirlerine karşı ileri sürebilecekleri nisbi hak niteliğindedir. Yani mutlak bir hak mahiyetinde olmadığı için, herkese karşı ileri sürülemez.

Bu kabule göre TMK’nın 185. Maddesinde eşlerin birbirlerine sadakat yükümlülüğünün bulunduğu düzenlenmiş Aynı Kanun’un 174. Maddesinde ise boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan tarafın, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat talep edebileceği kabul edilmiştir. Bu düzenlemelere göre evlenmeyle eşler arasında kurulan aile birliğinin taraflara yüklediği ödevlerin ihlali veya yerine getirilmemesi durumunda bu yükümlülüğü yerine getirmeyen eş yönünden Türk Medeni Kanunu’ndaki sonuçları, boşanma ve boşanma sebebi olması durumunda, bu olaylar yüzünden kişilik haklarının saldırıya uğraması halinde manevi tazminat talep edilebileceğidir.

TBK’nun 49 maddesine göre, kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Yine TBK’nun 58. maddesinde “Şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat namıyla bir miktar para ödenmesini dava edebilir.” Haksız fiile dayalı bir borcun doğabilmesi için, hukuka aykırı bir fiil bulunmalı, fiili işleyenin kusuru olmalı, sonuçta bir zarar doğmalı, zarar ile işlenen fiil arasında da uygun nedensellik bağı bulunması gerekir.

Somut olaya gelince, davalının ve dava dışı eşin davacıya yönelik ve bütün olarak aldatma mahiyetindeki davranışlarının manevi tazminatı gerektirip gerektirmeyeceğinin tartışılması gereklidir.

Yukarıda incelenen yasa maddeleri uyarınca, davacının dava dışı eşinin TMK’nın evlenmeyle eşe yüklediği ödevler arasında bulunan sadakat yükümlülüğünü ihlali nedeniyle, Kanunu’nun 185. ve 174. maddeleri uyarınca boşanma sebebi ve istek halinde manevi tazminatı gerektirir nitelikte olduğu kuşkusuzdur. TMK’daki düzenleme, dava dışı eşin evlenme ile kurulan aile birliğinin tarafı olması sıfatından kaynaklanmaktadır. Zira dava dışı eş kendi iradesi ile bu birliğin tarafı olmayı kabul etmiş ve yasanın kendisine tanıdığı hak ve yükümlülükler altına girmiştir.

Davalının eyleminin manevi tazminatı gerektirip gerektirmeyeceğine gelince, davalının doğrudan davacının bedensel veya ruhsal bütünlüğüne yönelik hukuka aykırı bir fiilde bulunduğundan söz edilemez. Söz konusu Kanun’da yükümlülüğünü ihlal eden eşin eylemini birlikte gerçekleştirdiği kişiler yönünden herhangi bir düzenleme getirilmemiştir.

Türk Medeni Kanununun 185. maddesinde düzenlenen sadakat yükümlülüğü eşler arasında olan bir yükümlülüktür. Bu yükümlülüğün ihlali boşanma sebebi olup eşler birbirinden bu nedenle manevi tazminat talep edebileceği, kanunda düzenlenmiştir. Davacının sadakat hakkı yani eşinin kendisine evlilik birliği içinde sadakat göstermesi yükümlülüğü mutlak değil nispi bir haktır bu nedenle bu hak herkese karşı ileri sürülemez, diğer bir anlatımla davalının davacıya karşı sadakat yükümlülüğü bulunduğundan söz etmek mümkün değildir. Öte yandan davalının söz konusu eylemi açık ve emredici bir kanun hükmüne aykırı değildir. Davalının evli bir kadınla birliktelik yaşamasına ilişkin eylemini engelleyen yada bu eyleme bir yaptırım düzenleyen kanunlarımızda herhangi bir düzenlenme yoktur. Hatta tam tersine 765 Sayılı Türk Ceza Kanununda evli kişilerle ilişki uzun süre suç sayılmış ancak sonradan bu tür eylemler yasal düzenlemeler sırasında suç olmaktan çıkarılmıştır. Bunun haricinde davalının davacıya yönelik olarak doğrudan doğruya davacının bedensel veya ruhsal bütünlüğüne yönelik hukuka aykırı bir fiili de bulunmamaktadır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/4-1482 Esas; 2017/556 K sayılı kararı.)

Davalının sadece davacıya zarar verme kastı ile hareket etmiş olduğunu kabul etmekte olanaksızdır zira davacı tarafından bu yönde herhangi bir delil gösterilmemiş bu husus ispatlanamamıştır. Tüm bu açıklamalara göre davalının eyleminin davacının kişilik değerlerine saldırı oluşturacak nitelikte bulunmadığı, bu nedenle Borçlar Kanunu hükümlerine göre tazminatla sorumlu tutulamayacağı, Yasada olmayan bir sorumluluğun ihdas edilmesinin doğru olmadığı, anlaşılmakla davacı tarafından davalı aleyhine açılan kişilik haklarına saldırı nedenine dayalı manevi tazminat davasının reddine karar verilmesinde herhangi bir yanlışlık bulunmamaktadır.

Bu nedenle davacı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun, HMK’nın 355. Maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden hususlar hariç tutularak, istinaf neden ve gerekçeleri ile sınırlı olmak üzere yapılan incelemede ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş olmasında, usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış, aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1-
Mersin 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 20/12/2018 tarih ve 2017/989 Esas, 2018/871 Kararsayılı kararı usul ve yasaya uygun olduğundan, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince
ESASTAN REDDİNE,

2-
Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 54,40 TL istinaf karar harcından, peşin yatırılan 44,40 TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubuyla, bakiye 10,00 TL harcın davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,

3-
Davacı tarafından yapılan istinaf giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,

4-
Artan gider avansının bulunması halinde, karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine,

5-
İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,

6-
Kesin olan işbu kararın taraflara tebliği, avans iade ve harç tahsil işlemlerinin HMK’nın 359/3. maddesi gereğince İlk Derece Mahkemesince yerine getirilmesine,
Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesi gereğince; miktar veya değeri yetmiş iki bin yetmiş (72.070,00) Türk Lirasını geçmeyen davalara ilişkin kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağından miktar itibari ile KESİN olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oy birliği ile karar verildi.05/10/2020

  • İlk yayınlanma tarihi: 14 Haziran 2026
  • Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

    Av. Saim İncekaş portre fotoğrafı
    Av. Saim İncekaşAvukat, İncekaş Hukuk
    Adana Barosu Sicil No: 4293 · Seyhan / Adana

    Av. Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. Kurucusu olduğu İncekaş Hukuk'ta 15 yıldan bu yana danışmanlık ve dava takibi yürütmektedir. Yüksek lisans eğitimine sahip olup başlıca çalışma alanları; aile/boşanma, velayet ve çocuk hakları, ceza yargılaması, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul–tapu, miras ve iş hukukudur. Adana Barosu, Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi oluşumlarda aktif görev almış; güncel içtihat ve mevzuatla, anlaşılır ve güvenilir hukuki yönlendirme sunmayı ilke edinmiştir.

    Bize WhatsApp'tan ulaşın!