Adana BAM, 11. HD., E. 2020/342 K. 2020/567 T. 24.12.2020

İlgili TBK madde: TBK Madde 420

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ
:

CEYHAN 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

DAVACI:

K1

VEKİLLERİ:

Av. K2
Av. K3

DAVALI:

F1
TAŞIMA ANONİM ŞİRKETİ –

VEKİLLERİ:

Av. K4
Av. K5

DAVANIN KONUSU :

Alacak (İşçi İle İşveren İlişkisinden Kaynaklanan)

İSTİNAF KARARININ
İlk derece mahkemesince verilen karar karşı istinaf başvurusu üzerine dosya dairemize gönderilmekle incelendi.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

A)DAVACININ İSTEMİNİN ÖZETİ
Davacı vekili; davacının davalı iş yerinin Ceyhan Bölge Müdürlüğüne bağlı olarak 1992 yılında taşeron firmada işçi olarak çalıştığını ve daha sonra kadroya alındığını, 08.01.2019 tarihinde emekli olduğunu, davacının sendikaya üye olup toplu iş sözleşmesi imzaladıktan sonra bu sözleşme hükümlerinden faydalanması gerekirken yıllık izin sürelerinin eksik hesaplandığını, iş sözleşmeinin sona erdiği tarih 6098 sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden sonraki döneme rastladığından zamanaşımı süresinin akdin feshi tarihinden itibaren 10 yıl olduğunu, davacı ile aynı durumda olan başka bir işçinin açmış olduğu davanın işçi lehine sonuçlandığını, bu nedenle davacıya 1992-08.01.2019 çalışma döneminde kullandırılmayan ve ödenmeyen yıllık izin haklarının hesap edilerek, 100,00 TL yıllık izin ücreti alacağının fazlaya ilişkin haklarının saklı kalması kaydıyla mevduata uygulanan en yüksek faizi ile tahsiline, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

B)DAVALININ CEVABININ ÖZETİ
Davalı vekili; kısmi dava açılması ya da hesaplanabilir bir alacak için belirsiz alacak davası açılması mümkün olmadığından açılan davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, davacının daimi işçi statüsüne atandığında, yıllık izin gün sayıları hesaplanırken 01.01.1995 tarihinin başlangıç olarak esas alındığını, davacının yıllık izin gün sayıları hesaplanırken İş Kanunu ve yürürlükteki mevzuata uygun olarak ödendiğini, davacının toplu iş sözleşmesinden ancak davalı kuruluş ile toplu iş sözleşmesi imzalayan sendikaya üyelik tarihinden veya üyeliğin sendika tarafından davalı kuruluşa bildirildiği tarihten itibaren faydalanabileceğini, davacının üyelik tarihinden öncesine ilişkin olarak toplu iş sözleşmesi ile ekonomik ve sosyal haklardan faydalanmasının düşünülemeyeceğini, 08.01.2019 tarihli ibraname ile yıllık izin alacağının ve tüm hak ve alacaklarının davacıya ödendiğini ve ibralaşma sağlandığını, davacının izin alacağının bulunmadığını ve davacının sunduğu emsal kararın kabulünün mümkün olmadığını beyan ederek açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

C)İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesince,
“…

Davacının davasının kabulü ile;

1-Davacının yıllık izin ücreti alacağı talebinin KABULÜ ile net 35.796,10 TL yıllık izin ücretinin 100,00 TL sinin dava tarihi olan 02.04.2019 tarihinden, bakiyesinin ıslah tarihi olan 24.09.2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine,
.
..” şeklinde karar verilmiştir.

D)İSTİNAF NEDENLERİ
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesince davacının talep ettiği izin alacağının kabulü yönünde kurulan hükmün kabul edilmesinin mümkün olmadığını, dava dilekçesiyle talep edilen ve ıslah dilekçesi ile arttırılan alacak kalemlerinin zaman aşımına uğradığını, bu nedenle reddine karar verilmesi gerektiğini, davacının 23.06.1992 yılında taşeron firma işçisi olarak çalışmaya başladığını, 05.10.1999 tarihine geçici işçi, 03.12.2002 tarihinde daimi işçi statüsüne atandığını, ancak buna rağmen davacının kıdeminin 26 yıl, 6 ay, 16 gün üzerinden hesaplanmasının hatalı olduğunu, davacının davalı işyerinden ayrılırken hak ettiği tüm yıllık izin ücretini eksiksiz olarak aldığını, davacının yıllık izin alacağının bulunmadığını, davacının imzasını içeren ibraname ile davalıyı ibra ettiğini, ancak buna rağmen ibranamenin yasal unsurlarını taşımadığını belirterek hüküm kurulduğunu, ibraname ve puantaj kayıtlarının incelemesinde davacının izin alacağının bulunmadığının açıkça anlaşıldığını belirterek istinaf yoluna başvurmuştur.

E)DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Dairemizce istinaf incelemesi 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 355 inci Maddesi gereğince istinaf sebepleri ile bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususları da gözetilerek yapılmıştır.

Dava yıllık izin ücret alacağı istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş, karar davalı tarafça istinaf edilmiştir.

Taraflar arasındaki öncelikli uyuşmazlık davacının kıdem süresinin belirlenmesine ilişkindir. Davacı vekili, davacının 1992-08.01.2019 tarihleri arasında aralıksız olarak çalıştığını iddia etmiş, davalı vekili davacının daimi işçi statüsüne atandığı ve 03.07.2002 tarih 2002/4374 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca hizmet süresi yönünden başlangıca esas alınan 01.01.1995 tarihinden itibaren yıllık iznin hesaplandığını, 23.06.1992-08.01.2019 tarihleri arasında toplam 26 yıl 6 ay 16 gün üzerinden kıdeminin ve yıllık izin süresinin hesaplanmasının hatalı olduğunu savunmuştur. Davalı vekili cevap dilekçesinde, davacının taşeron şirket işçisi olarak 23.06.1992 yılında çalışmaya başladığını ikrar etmiş, aynı husus davacıya ait hizmet cetvelinin yapılan incelemesinden de anlaşılmıştır. Bu kapsamda yıllık izin süresi hesaplanırken, davacının davalının taşeron şirketlerindeki çalışma süresinin de dikkate alınmasında ve bu kapsamda toplam çalışma süresinin 23.06.1992-08.01.2019 tarihleri arasında toplam 26 yıl 6 ay 16 gün olarak belirlenmesinde isabetsizlik görülmemiştir.

Davalı vekili istinaf dilekçesinde her ne kadar dava dilekçesi ile talep edilen ve ıslah dilekçesi ile artırılan alacak kalemlerinin dava ve ıslah tarihi itibari ile zamanaşımına uğramış olduğunu iddia etmişse de, fesih tarihi olan 08.01.2019 tarihine göre eldeki davada alacağın zamanaşımına uğramadığı anlaşılmıştır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 420/2 nci ve 420/3 üncü fıkralarına göre, işçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibari ile sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığı ile yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri ve ibranameler kesin hükümsüzdür. Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması zorunludur. Buna göre her ne kadar davalı vekili dosyada mevcut ibranamenin dikkate alınmamasının hatalı olduğunu savunmuş ise de, 08.01.2019 tarihli ibranamenin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununa göre taşıması gereken yasal unsurları taşımadığı anlaşılmıştır. Zira bahsi geçen ibranamenin iş akdinin sona erdiği tarihte imzalandığı, en az bir aylık sürenin geçmediği ayrıca ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmediği, böylece kesin olarak hükümsüz olması nedeniyle, mahkemesince ibranameye itibar edilmemesinin isabetli olduğu anlaşılmıştır.
4857 sayılı İş Kanunun 59 uncu maddesinde, iş sözleşmesinin herhangi bir nedenle sona ermesi halinde, işçiye kullandırılamayan yıllık izin sürelerine ait ücretlerin son ücret üzerinden ödeneceği hükme bağlanmıştır. Yıllık izin hakkının ücrete dönüşmesi için iş akdinin sona ermiş olması gerekmektedir. Bu noktada, sözleşmenin sona erme şeklinin ve haklı nedene dayanıp dayanmadığının önemi bulunmamaktadır. Yıllık izinlerin kullandırıldığının ispat külfeti işveren üzerindedir. İşveren yıllık izinleri kullandırdığını imzalı izin defteri veya eşdeğer bir belge ile kanıtlamalıdır. Dosya kapsamı değerlendirildiğinde davacı vekilince sözleşme süresi boyunca kullandırılmamış olan yıllık izinlerin karşılığı olan ücretin talep edildiği dosya içerisinde mevcut işyeri sicil dosyasında davacıya ait bir kısım yıllık izin formlarının bulunduğu, ancak davacının çalıştığı süre boyunca yıllık izinlerinin tamamını kullandırıldığının ve bakiye yıllık izni kalmadığının yahut fesihte ücretinin ödendiğinin davalı işveren tarafından usulüne uygun olarak ispatlanamadığı, 23.09.2019 tarihli bilirkişi raporunda, davacının 27.09.1996 tarihinde sendikaya üye olduğu ve bu tarihten itibaren davacının TİS hükümlerinden faydalanacağına ilişkin tespit ile yapılan hesaplamanın hükme esas alınmasının usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmıştır. Bu kapsamda davalı tarafın tüm istinaf nedenleri isabetsizdir.

Her ne kadar ilk derece mahkemesince davanın kabulüne yönelik karar verildiği, ancak buna rağmen arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsiline yönelik hatalı hüküm kurulduğu anlaşılmış ise de, istinaf yoluna başvuran tarafın sıfatı ve bu yönde açık istinaf olmaması nedeniyle dairemizce bu husus dikkate alınmamıştır.

Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davalının istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.

F)HÜKÜM

1-Davalının istinaf başvurusunun, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/b-1 inci maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,

2-Davalının yaptığı istinaf masraflarının üzerinde bırakılmasına,

3- Alınması gereken 2.445,23 TL istinaf karar harcından peşin alınan 611,30 TL nin mahsubu ile bakiye 1.833,93 TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydına,

4-İstinaf incelemesi duruşma açılmadan yapıldığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,

5-Harç ve tebliğ işlemlerinin İlk Derece Mahkemesince yerine getirilmesine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 362 nci maddesi uyarınca kesin olmak üzere 24.12.2020 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

  • İlk yayınlanma tarihi: 30 Temmuz 2026
  • Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

    Av. Saim İncekaş portre fotoğrafı
    Av. Saim İncekaşAvukat, İncekaş Hukuk
    Adana Barosu Sicil No: 4293 · Seyhan / Adana

    Av. Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. Kurucusu olduğu İncekaş Hukuk'ta 15 yıldan bu yana danışmanlık ve dava takibi yürütmektedir. Yüksek lisans eğitimine sahip olup başlıca çalışma alanları; aile/boşanma, velayet ve çocuk hakları, ceza yargılaması, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul–tapu, miras ve iş hukukudur. Adana Barosu, Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi oluşumlarda aktif görev almış; güncel içtihat ve mevzuatla, anlaşılır ve güvenilir hukuki yönlendirme sunmayı ilke edinmiştir.

    Bize WhatsApp'tan ulaşın!