T.C.
ADANA
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :
MERSİN 9. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVACI:
K1
– N1 – A1
VEKİLİ:
Av. K2 – [N2] UETS
DAVALI:
1 -K3 – N3 – A2
VEKİLLERİ:
Av. K4 – [N4] UETS
Av. K5 – A3
Av. K6 – [N5] UETS
Av. K7 – A4
DAVALI:
2 -K8 – N6 – A5
VEKİLLERİ:
Av. K9 – [N7] UETS
Av. K10 – [N8] UETS
DAVANIN KONUSU :
Tasarrufun İptali (İİK 277 Ve Devamı)
DAVA TARİHİ :
07/02/2022
DAİRE KARAR TARİHİ :
08/06/2022
KARAR YAZIM TARİHİ :
08/06/2022
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, davalı K3 vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’nın 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili ilk derece mahkemesine verdiği dava dilekçesinde özetle;
Müvekkilinin davalılardan K8’na verdiği borç para sonrasında, davalı yetkilisi ve ortağı olduğu Mersin Ticaret Sicil Müdürlüğünde kayıtlı F1 Gıda Ambalaj Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi (N9)’ndeki hisselerini kızı K3’a devrettiğini, dava konusu şirket hisse devrini yapan davalılardan K3, K8’nun kızı olduğunu, davaya konu hisse devir tarihi müvekkilin borç olarak gönderdiği paralardan sonraki tarihte olup, yani borcun doğumundan sonra borçlu/davalı tarafından diğer davalıya hisse devri gerçekleşmiş olduğunu, bahse konu hisse satışı gerçek bir satış olmayıp alacaklı olan müvekkilden mal kaçırma maksatlı ve gerçek bir ödeme olmaksızın şeklen yapılan muvazaalı bir devir olduğunu, dava muvazaa hukuksal nedenine dayalı olduğundan dava değeri olarak asgari bir tutar yazılmış ve harca esas değer bilirkişi marifetiyle tespit edilecek hisse değeri olacağını, Mersin 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/4 Esas sayılı dosyasından verilen gerekçeli karar, davalıların birinci derece hısım oluşu, borç doğumundan sonra yapılan hisse devri dikkate alındığında muvazaanın varlığı halihazırda yaklaşık olarak ispat edildiğinden, meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesi önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden dava konusu şirket hisselerinin üçüncü kişilere satışının önlenmesi amacıyla şirket hisselerinin satışının önlenmesi için ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etme zarureti doğduğunu, açıklanan nedenlerle ihtiyati tedbir talebimizin kabulüne karar verilerek,Davalı K3’ınF1 GIDA AMBALAJ SANAYİ VE TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ (N9’ndeki hisselerinin başkalarına devir ve temlikinin önlenmesi için ihtiyati tedbir kararı verilmesine, davanın kabulüne karar verilerek davalı K8’nun F1 GIDA AMBALAJ SANAYİ VE TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ’ndeki hisselerinin davalı K3’a devrinin muvazaalı olması nedeniyle iptali ile 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu madde 283 kıyasen uygulanarak, davacı K1’a Mersin 8. İcra Müdürlüğü 2021/4658 Esas sayılı dosyasındaki alacak ve ferileri ile sınırlı olarak dava konusu F1 GIDA AMBALAJ SANAYİ VE TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ (N9 hisseleri üzerinde haciz ve satış yetkisi verilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İhtiyati tedbire itiraz eden davalı K3 vekili cevap dilekçesi ile , ihtiyati tedbire itiraz dilekçesi ve duruşmadaki beyanında; “Cevap ve ihtiyati tedbire itiraz dilekçemizi tekrar ederiz, davacının alacağı henüz kesinleşmemiştir, alacağı ile ilgili açtığı dava Mersin 7. AHM.’nin 2019/4 esas sayılı dosyasında görülmüş ve mahkemenin kararı istinafa taşınmıştır, kesinleşmemiş alacaktan dolayı tasarrufun iptali davası açılamaz ve ihtiyati tedbir kararı verilemez. Bunun yanında tasarrufun iptali davalarında alacağın tasarrufa konu işlemden önce doğmuş olması gerekir. Oysa davacının alacak iddiası ile ilgili çektiği ihtarname 04/05/2017 tarihinde tebliğ edilmiş, devir ise 11/04/2017 tarihinde gerçekleşmiştir. Bu yönden de davanın dava şartları oluşmamıştır. Ayrıca şirket hisseleri üzerine bu tip davalarda tedbir konulamayacağına dair İzmir BAM.’ın güncel kararını sunduk, son olarak hisse değerinin çok altında bir teminat ile müvekkilin hissesine tedbir konulmuştur, bu da tedbir ve teminat yönünden orantısızdır, sonuç olarak mahkemenizce konulmuş olan ihtiyati tedbir kararı usul ve yasaya aykırıdır, bu sebeple ihtiyati tedbirin kaldırılmasını talep ederiz” demiştir.
İhtiyati tedbire itiraz eden davalı
K8 vekili cevap dilekçesi ile , ihtiyati tedbire itiraz dilekçesi ve duruşmadaki beyanında; “davalı K3 vekilinin beyanlarına aynen katılırız, henüz doğmayan ve muaccel olmayan bir alacak nedeniyle tasarrufun iptali davası açılamayacağı gibi böyle bir alacak nedeniyle mal kaçırıldığı iddiası hayatın olağan akışına aykırı olacaktır. Belirttiğimiz üzere alacak henüz muaccel olmadan hisse devri gerçekleşmiştir, bu davanın koşulları bulunmamaktadır. Bunun yanında tedbir konulan ürün bir taşınmaz ya da taşınır değil şirket hissesidir. Bu tip tedbir ticari hayatta etkisi çok yüksektir. Şirket tedbir yönünden kredi kullanamaz duruma gelecektir bu da hem ticari itibarı hem de ticari faaliyetinin devamı açısından büyük bir sorun yaratmaktadır. İhtiyati tedbir kararı verilebilmesi için yaklaşık ispat kuralları uyarınca davacı tarafından yeterli delil sunulması gerekmektedir. Ancak davacı tarafça böyle bir delil sunulmamıştır, sonuç olarak tasarrufun iptali davasının koşulları bulunmamakta olup ihtiyati tedbir yönünden de yaklaşık ispat kuralları uyarınca koşullar gerçekleşmemiştir. Verilen tedbir kararı da davalının mağduriyetine neden olmakla ölçüsüzdür. Tüm bu sebeplerle ihtiyati tedbirin kaldırılmasını talep ederiz” demiştir.
İhtiyati tedbir talep eden davacı vekili duruşmadaki beyanında
; “Davamız TBK. 19’a dayalıdır. Bu davalarda alacağın kesinleşmesi gerekmediği gibi bir icra takibi yapılmasına dahi gerek bulunmamaktadır. Müvekkilin alacağı Mersin 7. AHM.’nin sözü geçen dosyasında sabittir. Müvekkilin alacağı 2015 yılında doğmuştur, defalarca sözlü olarak istenmesine rağmen ödeme yapılmamıştır. Bunun üzerine müvekkil ihtarname çektiğinde hemen aynı tarihlerde davalılar arasında hisse devri gerçekleşmiştir. Davalılar baba – kız olup gerçek bir satış olmadığı açıktır. Muvazaa iddiamız yönünden yaklaşık ispat kuralları gerçekleşmiştir. Ayrıca tedbir kayden konulduğundan davalıların ticari faaliyetlerine engel bir durum bulunmakatadır, bu sebeple davalı tarafın itirazının reddini talep ederiz” demiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda; 07/02/2022 tarihli tensip zaptının 9.maddesinde;
Davacı vekili 07/02/2022 tevzi tarihli dava dilekçesinde açıkladığı sebeplerden dolayı ihtiyati tedbir isteminde bulunmuş olmakla yaklaşık ispat kuralları gereği ihtiyati tedbir isteminin kabulü ile, takdiren 20.000,00 TL teminat (nakit ya da banka teminat mektubu) karşılığında davalı K8 tarafından davalı K3’a 11/04/2017 tarihinde devredilen F1 Gıda Ambalaj Sanayi ve Ticaret Limited Şirketindeki (eski unvanı F1 Gıda Ticaret Limited Şirketi) 4.000 adet payın davalı
K3 adına olması halinde yargılama süresince üçüncü kişilere devir ve temlikinin önlenmesi yönünde ihtiyati tedbir konulmasına
, yönelik karar verilmiştir.
Davalıların ihtiyati tedbire itirazı üzerine yapılan
08/04/2022 tarihli ara kararında;
Dosyanın incelenmesinde; davanın TBK 19. maddesine dayalı tasarrufun iptali istemine ilişkin olduğu, borcun doğum tarihinin 2015 yılına ait olduğu, devrin bu tarihten sonra gerçekleştiği, bu davalarda alacağın varlığı yeterli olup icra takibine geçilmesi gerekmediği, yargılama sırasında da alacağın kesinleşmesinin beklenebileceği, ihtiyati tedbir yönünden yaklaşık ispat kurallarının oluştuğu, verilen tedbirin usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından, davalılar vekilinin ihtiyati tedbire itirazlarının reddine, yönelik karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ:
İstinaf yoluna başvuran davalı K3 vekili dilekçesinde özetle; usule ilişkin istinaf sebepleri: harca esas değerin eksik bildirildiği açık olup, eksik harcın tamamlatılmadan dosya esasına ilişkin işlem tesis edilmesinin hatalı olduğunu, davacı tarafından bildirilen dava değeri gerçeği yansıtmadığını, esasa ilişkin istinaf sebepleri: mahkemece borcun doğum tarihinin 2015 yılına ait olduğu nazara alınarak karar verilmesinin hatalı olduğunu, davacı taraf diğer davalı hesabına “K8’na verilen borç para” açıklamasıyla havale yoluyla gönderilen para kanun gereği ödünç niteliğinde olduğunu, TBK’nin 386.maddesi gereğince müvekkili ile tüketim ödüncü sözleşmesi akdedildiğini iddia etmekte olduğunu, söz konusu ödüncün ne zaman muaccel olacağı ile ilgili taraflarca kararlaştırılmış bir tarihin olmadığının kabulü gerektiğini, TBK’nin 392.maddesi gereğince müvekkil ödüncün iadesi ile ilgili ilk istem tarihi üzerinden altı hafta geçmedikçe kendisine verilen ödüncü iade etmekle yükümlü değildir şeklinde belirtildiği, davacı tarafça 1.805.000,00 TL yönünden başlatılan icra takibine dayanarak işbu davayı ikame etmiş ise de davacının davaya konu ettiği alacağın yargılaması halihazırda devam etmekte olup, bu icra takibi ve dolayısıyla alacağın varlığı henüz kesinlik kazanmamış olduğunu, bu sebeple kesinleşmemiş itirazın iptali davasının tarafı olmayan 3.kişi müvekkilinin hisselerinde tüm bu yargılama süreci tedbir olması hakkaniyetli bir karar olmadığını, diğer davalının dava konusu icra dosyasındaki alacağı karşılayabilecek malvarlığı mevcut olup, davacının işbu davayı açmasında hukuki bir yararının bulunmadığını, zira 2017 tarihindeki varlığı iddia edilen borcun muaccel olmasından itibaren 5 sene geçmesine rağmen davalı K8 adına kayıtlı hala birçok malvarlığı bulunduğunu, bu sebeple davacının mesnetsiz iddialarıyla müvekkilin hisselerine tedbir konulmasına karar verilmesinin yerinde bir karar olmadığı kanısında olduklarını, hak-menfaat dengesi ile ölçülülük ilkesi gereğince ihtiyati tedbir kararının kaldırılması gerektiğini, neticede müvekkilinin hem ticari hayatı hem ticari itibari zarar göreceğini, açıklanan nedenlerle istinaf taleplerini kabulü ile Mersin 9. Asliye Hukuk Mahkemesinin ihtiyati tedbire itirazlarının reddine dair 08/04/2022 tarihli ara kararının kaldırılmasına, bu yöndeki talepleri kabul görmediği taktirde dava konusu şirket hisselerinin değerinin oldukça yüksek olduğu nazara alınarak tedbir talebinin daha yüksek teminat şartlarına bağlanmasına karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:
Taraflar arasındaki dava, TBK 19.maddesine dayalı tasarrufun iptali istemine ilişkindir.
Tasarrufun iptali davaları 6098 sayılı TBK 19’a ve İİK 277 ve devamı maddelerine dayalı olarak açılabilir.
Muvazaaya dayalı davalarda davacının icra takibine geçmesi ve aciz belgesi almasına gerek yoktur. Çünkü İİK 277 ve izleyen maddelerinde iptal davasına konu tasarruflar özünde geçerli olmasına rağmen kanunun icra hukuku yönünden iptaline imkan verdiği tasarruflardır. Muvazaaya dayalı iptal davasında ise davacı muvazaalı işlemle kendisinin zararlandırıldığını ileri sürmektedir. İİK 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen iptal davası açma hakkı davacının genel hükümlere, muvazaaya dayanarak dava açmasına engel değildir. Davacının iddiasını kanıtlaması halinde iddianın taşınmazın aynına ilişkin olmadığı, alacağın tahsiline yönelik bulunduğu da gözetilerek İİK 283/1,2 maddesi kıyasen uygulanarak iptal ve tescile gerek olmaksızın davacının taşınmazların haciz ve satışını isteyebilmesi yönünden hüküm kurulması gerekecektir. Bu madde sadece davacıya haciz ve satış isteme yetkisinin kıyasen uygulanması olup üçüncü kişinin tazminatla sorumlu olacağı anlamına da gelmemelidir.
6098 sayılı TBK’nin 19. maddesine dayalı muvazaalı işlemin iptaline ilişkin dava hak düşürücü süreye uğramaz. Oysa dava İİK 277 ve devamı maddeleri gereğince açılmış ise davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK.nun 277 md) bulunması gerekir. Bu ön koşulların bulunması halinde ise İİK’nın 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.
Görüldüğü üzere tasarrufun iptali davası her iki yasaya göre açılabilirse de dava şartları ve uygulanacak kurallar farklı olup dava sonunda İİK 283/1,2 maddesinin kıyasen uygulanacak olması bunu değiştirmeyecektir.
İhtiyati tedbir talebi yönünden;
Bilindiği ve öğretide de kabul edildiği; üzere ihtiyati tedbir: “….kesin hükme kadar devam eden yargılama boyunca, davacı veya davalının (dava konusu ile ilgili olarak) hukuki durumunda meydana gelebilecek zararlara karşı öngörülmüş geçici nitelikte, geniş veya sınırlı olabilen hukuki korumadır” şeklinde tarif edilmiştir.
(Prof. Dr. Hakan Pekcantez, Prof. Dr. Oğuz Atalay, Prof. Dr. Muhammet Özekes, Medeni Usul Hukuku 12.Baskı Sh. 714)
Anılan tariften de anlaşılacağı üzere ihtiyati tedbir diğer fonksiyonları yanında davanın devamı sırasında ve verilecek hükmün kesinleşmesine kadar olan süreç içerisinde dava konusu şey üzerinde yeni bir takım ihtilafların çıkmasını da önleyici niteliği itibariyle geçici bir hukuki korumadır.
Nitekim 6100 sayılı HMK’nin 10. kısmının birinci bölümünde düzenlenen ihtiyati tedbir müessesesi 389. madde başlığında “geçici hukuki korumalar” olarak vasıflandırılmış ve aynı maddenin birinci fıkrasında “mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir” şeklinde şartları belirtildikten sonra takip eden maddelerde bu konudaki talep verilecek karar ve içereceği hususlar, teminat, kararın uygulanması gibi sair hususlar da duraksamaya yer bırakmayacak şekilde takip edilmesi ve yapılması gerekli usul ve prosodür vazedilmiştir.
Diğer taraftan, ihtiyati tedbir kararının kabul edilebilmesi bakımından HMK’nin 390/3. Maddesi hükmünde ihtiyati tedbir isteyenin haklılığı konusunda tam kanaat değil, kuvvetle muhtemel yaklaşık bir kanaatin yeterli olacağı öngörülmüş olup, Yasanın hükümet gerekçesinde de belirtildiği üzere yaklaşık ispat durumunda “… hakim o iddianın ağırlıklı ihtimal olarak doğru olduğunu kabul etmekle birlikte zayıf bir ihtimalde olsa aksinin mümkün olduğu ihtimalini gözardı edemez. Bu sebepledir ki haksız olma ihtimali de dikkate alınarak talepte bulunandan teminat alınması.” hükme bağlanmıştır.
6100 sayılı HMK’nin ihtiyati tedbirde teminat gösterilmesi başlıklı 392/1. maddesi, ihtiyati tedbir talep eden haksız çıktığı taktirde karşı tarafın ve 3. kişilerin bu yüzden uğrayacakları muhtemel zararlara karşılık teminat göstermek zorundadır. Talep resmi belgeye başkaca kesin bir delile dayanıyor yahut durum ve koşullar gerektiriyorsa mahkeme teminat alınmamasına da karar verebilir hükmünü içermekte olup, ihtiyati tedbir talebinin kabulü halinde kural olarak teminat gösterilmesi zorunludur.
İşbu davanın konusunun 6098 sayılı TBK’nin 19. maddesi uyarınca açılmış muvazaa nedeniyle iptal davası olduğu ve davalı K8’nun F1 Gıda Ambalaj Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi’ndeki hisselerinin davalı K3’a devrinin muvazaalı olması nedeniyle iptali ile 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu madde 283 kıyasen uygulanarak, davacı K1’a Mersin 8. İcra Müdürlüğü’nün 2021/4658 Esas sayılı dosyasındaki alacak ve ferileri ile sınırlı olarak dava konusu F1 Gıda Ambalaj Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi (N9 hisseleri üzerinde haciz ve satış yetkisi verilmesini talep ettiği, mahkemece davalı K8 tarafından davalı K3’a 11/04/2017 tarihinde devredilen F1 Gıda Ambalaj Sanayi ve Ticaret Limited Şirketindeki (eski unvanı F1 Gıda Ticaret Limited Şirketi) 4.000 adet payın davalı
K3 adına olması halinde yargılama süresince üçüncü kişilere devir ve temlikinin önlenmesi yönünde ihtiyati tedbir konulmasına yönelik karar verilmiş olduğu, davanın TBK 19. maddesine dayalı tasarrufun iptali istemine ilişkin olduğu, borcun doğum tarihinin tasarruftan önce olduğu, dosya içeriğine göre ihtiyati tedbir yönünden yaklaşık ispatın oluştuğu, teminatın ve tedbir şartlarının talep halinde yargılama sırasında mahkemesince incelenip karar verilebileceği, bu aşamada dosya içeriğine göre tedbirin şartlarına ve teminata ilişkin istinafının yerinde olmadığı mahkemece verilen tedbirin usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından, yine mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ya da tamamen imkansız hale geleceği, yeni uyuşmazlıkların ortaya çıkacağı veya gecikme sebebiyle ciddi bir zararın doğacağı anlaşılmakla, mahkeme ara ile dava konusu taşınmaz/taşınmazlar üzerine ihtiyati tedbir konulmasında bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Dosya içeriğine, toplanan delillere, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, HMK’nın 355. maddesi gereği istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve re’sen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesine ait kararda usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varıldığından, istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK’nın 353/1-b-1 bendi uyarınca esastan reddine karar vermek gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-
Mersin 9. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 08/04/2022 tarih ve 2022/37 Esas sayılı ara kararı
, usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davalı K11 vekilininistinaf başvurusunun,
6100 Sayılı HMK’nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca,ESASTAN REDDİNE,
2-
Davalı K3 vekilinin istinafı reddolunduğundan Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken
133,00 TL istinaf karar harcından peşin alınan
80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye
52,30
TL harcın istinafa gelen davalı K3’danalınarak Hazine’ye irat kaydına,
3-
İstinaf eden tarafça yapılan istinaf yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4
–
Dairemizce celse açılmadan gerekli inceleme yapıldığından taraflar leh ve aleyhine vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,
5
–
Kararın, yerel mahkemece taraflara tebliğine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, HMK’nın 362/1-f maddesi uyarınca,
KESİN olmak üzere, oybirliği ile karar verildi.08/06/2022
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe