T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
DAVACI:
1- K1
DAVACILAR :
2- K2
3- K3
4- K4
VEKİLİ:
Av. K5
DAVALI :
1- F1 ANONİM ŞİRKETİ -N1
VEKİLİ:
Av. K6
DAVALI :
2- SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI TEKİRDAĞ SOSYAL GÜV. İL. MÜD. – A1
VEKİLİ:
Av. K7
DAVALI :
3- F2 ANONİM ŞİRKETİ -N2
VEKİLİ:
Av. K8
DAVALI :
4- F3 ŞİRKETİ -A2
İLİŞKİLİKİŞİ:
K9
DAVA
NIN KONUSU
:
Terekenin Borca Batık Olduğunun Tespiti
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, davalı SGK vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’nun 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacılar vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle; davacıların murisi K9’nun Ocak 2016 da vefat ettiğini, vefatından sonra murusini herhangi bi malvarlığının, bankalar nezdinde parasının veya başka bir değerinin bulunmadığını, terekesinin borca batık olduğunu, murisin borçlu olduğu SGK Tekirdağ İl Müdürlüğünden 42358,12TL ve 4.471,06 TL mablağlı iki adet borç bildirimi geldiğini, muristen müvekkillerine sadece borç kaldığını belirterek muris K9’nun terekesinin borca batık olduğunun tespitine, yargılama giderler ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı F1 A.Ş vekili tarafından sunulan rapora göre; F3 A.Ş. davalı taraf olarak gösterilmiş bulunduklarını, ancak muris K9′ nun şirketlerine devredilen borcu bulunmadığını, Mirasçılardan K4′ nun şirketlerine devredilen borcu bulunmakta olup bir karışıklık olduğunu düşünerek açılan davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekili ilk derece mahkemesine vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın borçtan kurtulmak amacıyla terekenin borca batık olduğunu iddia ettiklerini, davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte murisin vefat tarihinde muris adına kayıtlı malvarlığının tespiti ile malvarlığına ilişkin mirasçılarının tasarruflarının belirlenmesi, borca batıklığın vefat tarihindeki borç miktarı ile sınırlı olması gerektiğini, bu bakımdan iş bu davanın açıldığı tarihteki borçların nazara alınmaması gerektiğini belirterek açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı şirketler olan F2 ve F3 A.Ş’ye usulüne uygun olarak duruşma gün ve saati tebliğ edilmesine rağmen duruşmaya katılmadıkları ve beyanda bulunmadıkları anlaşıldığından dava yokluklarında sonuçlandırılmıştır.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda;
Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; dava terekenin borca batık olduğunun tespitine ve mirasın hükmen reddine ilişkindir.
Dava, davacının murisi K9’nun ölümü nedeniyle geriye bırakmış olduğu borcu ödeyecek mal varlığı olmadığından bahisle, mirasçıları tarafından davalılar aleyhine açılan borca batık olduğunun tespitine ilişkin olup; Ölüm tarihinde miras bırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise, miras reddedilmiş sayılır (m. 605/2), Mirasçılar Türk Medeni Kanunu’nun 610. maddesinde yazılı aykırılık da bulunmadıkça yani zımnen mirası kabul etmiş duruma düşmüş olmadıkça her zaman murisin ödemeden aczinin tespitini isteyebilir.
Muris K9’nun malvarlığı bulunup bulunmadığının tespiti bakımından, usulüne uygun olarak bankalar, trafik tescil müdürlüğü, tapu müdürlüğü nezdinde yapılan araştırma neticesinde; borcunu karşılayacak herhangi bir menkul ve gayrimenkulünün bulunmadığı tespit edilmiş olmakla, Hatay İli, A3 de nüfüsa kayıtıl doğumlu K10 ve K11’den olma N3 TC Kimlik Numaralı “K12” ün ölüm tarihi olan 29/04/2009 tarihinde, ödemeden aczinin açıkça belli olduğu ve resmen de tespit edildiğinden 4721 sayılı TMK 605/2 maddesi gereğince terekesinin borca batık olduğu ve mirasının davacılar N4 TC. kimlik numaralı K13, N5 TC kimlik numaralı K14, N6 TC Kimlik Numaralı K15, N7 TC Kimlik Numaralı K16 Tarafından hükmen reddedildiğinin TESPİTİNE, yönelik karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ:
İstinaf yoluna başvuran davalı SGK vekili dilekçesinde özetle;
Yerel mahkemece verilen kararının istinaf incelemesi neticesinde bozulmasını talep ettiklerini, dava Tekirdağ Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü aleyhine açıldığını, davanın 5502 sayılı Yasa gereği Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı-Ankara aleyhine açılmasının gerektiğini, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı aleyhine açılmayan davanın husumet yönünden reddine karar verilmesini talep ettikleri, ancak yerel mahkemece bu husus gözetilmeden karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacı vekili, müvekkillerinin murisi olan K9’nun Ocak 2016 tarihinde vefat ettiğini, K17’ın vefatının ardından mirasçı olarak müvekkillerinin kaldığını, müteveffanın vefat tarihinde terekesinde herhangi bir mal varlığı olmadığı için müvekkilleri tarafından murislerinin terekesi hakkında mirası red yoluna gidilmediğini, mirasın red süresinin geçirilmesinin ardından, müvekkilin göndermiş olduğu ödeme emirleri üzerine murisin terekesinin borca batık olduğunun anlaşıldığından bahisle mirasın borca batık olduğunun tespiti ile müvekkillerinin mirasçılıklarının kaldırılmasını talep etmiş ve mahkemece davanın kabulüne karar verildiğini, SGK Tekirdağ Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü Süleymanpaşa Sosyal Güvenlik Merkezinin 07/08/2018 tarihli cevabı yazısında; “Müdürlüğümüzde F4. Ltd. Şti unvanı ile kayıtlı iş yerinin ödenmeyen prim borçları için iş yeri ortağı K9’nun varisleri aleyhine kurumumuzca icra takibine geçilmiş ve varislerine ödeme emri gönderilmiştir. Ancak K9 şirket hisselerinin %5’ine sahip olmasına rağmen SGK Tekirdağ Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü Süleymanpaşa Sosyal Güvenlik Merkezi tarafından gönderilen ödeme emirleri sehven hissesi oranında olmayıp borcun tamamı şeklinde gönderilmiştir. Şirketin toplam borcu 03.08.2018 tarihi itibariyle 47.998,36 TL olup söz konusu varislere düşen pay 2.399,91 TL dir. ” şeklindedir. denildiğini, davacı yan belirtilen borçtan kurtulmak için terekenin borca batık olduğunu iddia ettiği, mahkemece bu husus değerlendirilmeden davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacı tarafların daha önceden diğer davalılara yapmış oldukları ödemeler dolayısıyla mirası kabul anlamına gelecek tasarruflarda bulunduklarını, bu talebin yasal dayanaktan yoksun olması nedeniyle reddinin gerektiğini, bu sebeple mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi kabul edilemeyeceğini, ayrıca süresi içerisinde açılmayan davanın zaman aşımı yönünden reddi gerektiği, ancak yerel mahkemece bu hususun da değerlendirilmeyerek davanın kabulüne karar verildiğini, TMK’nın 610. maddesi hükmüne göre mirasçıların mirası kabul anlamına gelecek tasarruflarda bulunduklarının açık olduğunu, vefat tarihinde muris adına kayıtlı malvarlığının tespiti ile malvarlığına ilişkin mirasçılarının tasarruflarının belirlenmesi, borca batıklığın vefat tarihindeki borç miktarı ile sınırlı olması gerektiği, işbu davanın açıldığı tarihteki borçların (işlemiş faiz gibi) nazara alınmamasının gerekmekte olduğunu belirterek yerel mahkemece verilen kararının istinaf incelemesi neticesinde bozulmasına yargılama gideri ve ücreti vekaletin davacılar tarafına yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:
Davada, 6100 sayılı HMK’nun 355. maddesi uyarınca “İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmış, ancak, Bölge Adliye Mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bu husularda resen inceleme yapılmış olup, HMK’nun 357. maddesi uyarınca da “İlk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunma istinafta dinlenemez ve istinafta yeni delillere dayanılamaz.” hükmü uyarınca istinaf talepleri sınırlı olarak incelenmiştir.
Dava, terekenin borca batık olduğunun tespitine ve mirasın hükmen reddiistemine ilişkindir.
TMK’nun 605/1 maddesinde gerçek ret, 605/2 maddesinde ise hükmen ret düzenlenmiştir.
Mirasın gerçek reddine ilişkin dava, Türk Medeni Kanununun 606/2. maddesinde belirtilen 3 aylık süre içerisinde, hasım gösterilmeden ve mirasın reddi için herhangi bir sebep ileri sürülmeden Sulh Hukuk Mahkemesine açılmalıdır.
Mirasın hükmen reddi ise süreye tabi olmayıp murisin terekesinin borca batıklığının mirasçılar tarafından ileri sürülmesi halinde, murisin tespit edilebilen alacaklıları hasım gösterilmek sureti ile malvarlığı hakkına ilişkin olduğundan HMK’nun 2/1 maddesi gereğince Asliye Hukuk Mahkemesinde açılması gereken davalardandır.
Uygulamada gerçek red mi, hükmen red mi olduğu karıştırılan bu tür davalarda görevli mahkeme belirlenirken, terekenin borca batıklığının ileri sürülüp sürülmediği hususuna dikkat etmek gerekecektir.
Borca batıklık iddiası varsa, hasım gösterilmemiş ve 3 aylık süre içerisinde açılmamış olsa dahi hükmen red olarak değerlendirilip gerekirse murisin alacaklıları yargılama sırasında davalı sıfatı ile davaya dahil edilmek, değer gösterilmek sureti ile Asliye Hukuk Mahkemesince yargılama yapılmalıdır.
Ölüm tarihinde miras bırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise, miras reddedilmiş sayılır (TMK m. 605/2). Mirasçılar Türk Medeni Kanunu’nun 610. maddesinde yazılı aykırılık da bulunmadıkça yani zımnen mirası kabul etmiş duruma düşmüş olmadıkça her zaman murisin ödemeden aczinin tespitini isteyebilir. Türk Medeni Kanunu’nun 606. maddesinde belirtilen süre bu davada uygulanmaz. Dava alacaklılara husumet yöneltilerek görülür. Bu davada yetkili mahkeme ise alacaklıların davanın açıldığı zamandaki ikametgahı mahkemesidir. Ayrıca Türk Medeni Kanununun Velayet Vesayet ve Miras Hükümlerinin Uygulanmasına İlişkin Tüzüğün 39/2. fıkrası gereğince mirasın reddi yetkisini içeren özel vekaletname sunulması da zorunludur.(Bknz. Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin 2016/7818 Esas, 2017/9582 Karar sayılı ilamı)
Mirasın hükmen reddine ilişkin olarak açılan davalarda, terekenin açıkça borca batık olup olmadığının araştırılması gerekmektedir. İcra takibi sonunda aciz vesikası düzenlenmesi halinde terekenin borca batık olduğu kabul edilir. Aksi halde terekenin borca batık olup olmadığı, murisin malvarlığı bulunup bulunmadığının usulüne uygun olarak bankalar, trafik tescil müdürlüğü, vergi daireleri, belediyeler ve tapu müdürlüğü v.b. kurum ve kuruluşlardan sorulması, murisin alacak ve borçları zabıta marifetiyle de araştırılarak aktif malvarlığı ile takibe konu borç miktarı gözönünde tutularak aktif ve pasifinin tereddüde neden olmayacak şekilde belirlenmesi gerekmektedir. (Bknz. Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin 2015/18343 Esas, 2017/2890 Karar nolu ilamı)
Somut olayda; Davacıların muris K9’nun Ocak 2016 tarihinde vefat ettiğini, murisin terekesinin borca batık olduğunun tespitine ve mirasın hükmen reddine karar verilmesini talep ettiği, yerel mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne karar verildiği, verilen kararın davalı SGK vekili tarafından istinafa taşındığı görülmüştür.
Türk Medeni Kanunu’nun Velayet, Vesayet ve Miras Hükümlerinin Uygulanmasına İlişkin Tüzüğün 39/2. fıkrası gereğince mirasın reddi yetkisini içeren özel vekaletname sunulması da zorunludur. Dava dosyasında davacı K4 dışındaki davacıların vekilinin vekaletnamesinde mirasın reddi yetkisini içeren özel vekaletname bulunmadığı görülmüştür.
Dosyada yine muris K9’nun veraset ilamının bulunmadığı, mirası redde ilişkin davanın mirasçılar tarafından açılacağından, mahkemenin ret edenin mirasçılık sıfatı bulunup bulunmadığını incelemek, süre koşulu ve diğer koşullar ile mirasçılık sıfatının gerçekleşmesi halinde karar verilmesi gerekir.
Ayrıca, TMK’nin 610/2. maddesine göre terekeyi sahiplenen mirasçıların mirası reddetme hakkı bulunmadığından davacı mirasçıların mirası kabul anlamına gelen davranışlarda bulunup bulunmadıkları da araştırılmalıdır. Terekenin ve davacıların durumu net olarak tespit edildikten sonra sonucuna göre bir karar verilmelidir.
Yine murisin şirket ortaklığı bulunmakla şirketin aktif ve pasifinin saptanması ve mirasbırakanın şirketin kamu borcundan dolayı sermaye hissesi oranında şahsen sorumlu olacağı miktarın bu suretle belirlenmesi amme alacağının şirketin malvarlığından tamamen tahsili mümkün ise; bu halde davacıların borca batıklığın tespiti istemekte hukuki yararlarının bulunmayacağı gözetilerek isteğin reddedilmesi; değil ise, mirasbırakanın ölüm tarihi itibariyle tespit edilen terekesi aktifinin, borcu karşılamaya yeterli olmaması halinde isteğin kabulüne karar verilmesi gerekir.
Dosyada murisin şirketteki hisse miktarı ve temsil ettiği süreye dair net bir bilgi bulunmamaktadır. Ticaret sicil müdürlüğüne yazı yazılarak murisin şirketteki hisseleri, şirketi temsilinde yetkisi bulunup bulunmadığı, şirketin muhasebecisinin kim olduğu konularında araştırma yapılmalıdır. Şirketin son yetkilisinden ve tasfiye memurundan şirkete dair defter ve kayıtlar istenilmelidir. Dosyada şirket kayıtları üzerinde yapılan bilirkişi incelemesi belirtilen nedenle yeterli değildir.
Mahkemece, belirtilen hususlar üzerinde durulmadan eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
İlk derece mahkemesi kararı davalı SGK vekili tarafından istinafa taşınmış; mahkemece murisin mal varlığı ile ilgili kurum ve kuruluşlardan araştırmanın yapıldığı, murise ait taşınır ve taşınmaz mal bulunmadığı, bankalarda mevduatının bulunmadığı belirtilmiş ise de 1747 parsel sayılı taşınmazın muris adına olduğu değer tespiti yapılmadığı görülmekle belirtilen hususların ikmali ile davalı alacaklıların takip dosyaları getirtilip, ilgili alacaklıların davaya dahil edilip, tarafların delilleri toplanarak, eksikliklerin ikmalinden sonra usulüne uygun uzman bilirkişilere inceleme yaptırılıp muris K9’nun ölüm tarihi olan 26 Ocak 2016 tarihinde terekesinin borca batık olup olmadığının tespiti ile oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekir.
Gerekçedeki kabule göre de; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 298/2. maddesinde “Gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz.” hükmü düzenlenmiştir. Gerekçe-hüküm çelişkisi, 10.04.1992 gün ve 1991/7 esas, 1992/4 karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına aykırı olup, salt bu aykırılık bozma sebebidir. Tavzih, kural olarak sadece hüküm fıkrası hakkında olur. Hükmün gerekçesinin açıklanması için, tavzih yoluna başvurulamaz. Ancak, hüküm fıkrası ile gerekçe arasında bir çelişki varsa, bu çelişkinin giderilmesi için tavzih yoluna başvurulabilir. (Yargıtay HGK’nın 14.06.1967 gün ve 1967/9-462 E, 300 K, sayılı ilamı)
Mahkemenin tavzih talebinin reddi kararı usule uygun olmakla birlikte gerekçeli karar sehven başka dosyadan kalsa da tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamayacağından bu nedenle de kararın kaldırılması gerekir.
Dosya içeriğine, toplanan delillere, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, HMK’nın 355. maddesi gereği istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve re’sen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesine ait kararda usul ve esas yönünden yasaya uyarlık bulunmadığı kanaatine varıldığından, davalı SGK’nın istinaf başvurusunda belirtilen sebepler, kamu düzenine aykırılıklar nedeni ile 6100 sayılı HMK.’nın 353/1-a-4 ve 6 bentleri uyarınca kararın kaldırılması gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M:
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-
İskenderun 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 26/06/2019 tarih ve 2018/356 Esas, 2019/400 Karar sayılı kararına karşı davalı SGK vekilinin istinaf başvurusunun,
6100 Sayılı HMK’nın
353/1-a-4 ve 6 bentleri uyarınca KABULÜNE,
2-
İlk derece mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının
ORTADAN KALDIRILMASINA,
3-
Davanın yeniden görülmesi için
DOSYANIN MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE,
4-
Davalı SGK harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına,
5-
Davalı tarafındanyapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda değerlendirilmesine,
6-
Kararın, yerel mahkemece taraflara tebliğine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, HMK’nun 353/1-a maddesi uyarınca,
KESİN olmak üzere, oybirliği ile karar verildi.03/01/2020
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe