TBB Disiplin Kurulu Kararı – E. 2025/385 K. 2025/472

Kaynak: Türkiye Barolar Birliği. Bu karar metni TBB tarafından yayımlanan kaynak metinden aktarılmıştır: barobirlik.org.tr/DisiplinKararlariDetay/1977

Güncel metin için TBB’deki kaynak sayfa esas alınmalıdır. Bu karar idari niteliktedir; yargı kararı değildir ve mahkemeler açısından bağlayıcı içtihat oluşturmaz.

İlgili AVK madde: AVK Madde 34
[ÖZET] *Somut olayda, şikâyetli avukatın beyanlarının; duruşma dosyasına sunulan dilekçelerde yer alması, dilekçelerin şekil ve yer bakımından yasal koşulları taşıması, ifadelerin müvekkilin iddialarına ve çocuğun beyanlarına dayalı olarak uyuşmazlıkla bağlantılı şekilde sunulması dikkate alındığında; söz konusu ifadelerin kişisel kastla, şikâyetçiyi küçük düşürmek amacıyla değil, hukuki sürece katkı sağlamak niyetiyle ve savunma sınırları içinde kalınarak kullanıldığı anlaşılmaktadır.
(Av. Yas. m.34, TBB Mes.Kur.m.4,5)

[KARAR METNİ] Şikâyetli avukat hakkında; “Vekil sıfatıyla görevli olduğu dosyada, şikâyetçi avukata hitaben,
‘…Davalı taraf, küçük …’i, müvekkilenin rızasına rağmen icra marifetiyle 25 Ağustos 2022 tarihinde almıştır… Davacı müvekkile, müşterek çocuğu teslim ederken davalının yanına avukatı olduğunu iddia eden bir kadın gelmiştir. Müvekkile bu duruma itiraz etmiş ve kadının oradan uzaklaşmasını talep etmiştir. Davalının avukatı olduğuna ilişkin herhangi bir belge sunmayan kadının mahalden uzaklaşmaması üzerine yetkililerce polis çağrılmış ve bunun üzerine kadın teslim yerinden ayrılmıştır. Müşterek çocuk …, davalı babaya teslim edildiği gün olay mahalline gelen ve avukat olduğunu iddia eden, isminin … olduğu öğrenilen kadının, teslim edildiği tarihte davalı babasıyla yattığını gördüğünü davacı müvekkileye söylemiştir. Yine müşterek çocuk …, davalı babaya teslim edildiği tarihte davacı müvekkileyi arayarak, şu an … adlı kadının … Mahallesinde bulunan evinde olduklarını, kendisini aramış olduğu 053…numaranın … adlı bayanın oğluna ait olduğunu şu an … adlı bayanın evinde oğluyla beraber yalnız olduklarını söylemiştir. Davacı müvekkile bu olayı duyduğunda şoke olmuştur. Davacı müvekkile, davalı tarafın müşterek çocuğu teslim etmesinden sonra küçük … ile yapmış olduğu sohbette davalının, müşterek çocuğu bu … adlı kadına devamlı bıraktığını, davalı babasını ayrıca başka kadınlarla da gördüğünü, eve gelen bu kadınların gece davalı babasıyla birlikte yattıkların
ı…’ şeklinde beyanda bulunarak savunma sınırlarını aştığı” iddiası bakımından başlatılan disiplin davasında, ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Şikâyetli sözlü ve yazılı savunmasında özetle, dava ve cevap dilekçelerindeki iddiaların kendisine değil müvekkili …’ya ait olduğunu, bu iddiaların müvekkili tarafından gönderilen mail ve mesajlar ile kendisine iletildiğini, iddialar kapsamında küçük çocuğun velayet talep eden babasıyla olan ilişkilerinin, babasıyla zaman geçirirken yaşadıklarının, babasının kendisini emanet ettiği kişilerin çocuğa karşı eylem ve söylemlerinin gerek kişisel ilişkinin sınırlandırılması gerekse velayetin değiştirilmesi davalarında verilecek kararlarda önemli olduğunu, şikâyetçiye tanımadığını, avukat olduğunu bilmediğini, bilmek ve araştırmak zorunda da olmadığını, çocuk teslimine ilişkin 2022/49 esas sayılı dosyada vekil sıfatıyla yer almadığını, bu dosya ile ilgili bilgisinin bulunmadığını, şikâyetçinin sadece adının kendisine bildirildiğini, dilekçelerde de sadece adının geçtiğini, soyadının geçmediğini, şikâyetçinin oğluna ait telefon numarasının velayet davasında delil olması ve itiraz halinde numara sahibinin tespiti açısından mahkemeye sunulduğunu, amacın ifşa değil küçük çocuğun korunması konusunda mahkemeye yardımcı olmak olduğunu, şikâyetçinin davaların tarafı olan … ile ilişkisinin de uydurma olmadığını, ikrar ile sabit olduğunu, davada taraf olan kişilerin haklarının koruması adına iddia ve savunmalarda bulunmanın, delil olacak vakıa ve belgeleri sunmanın avukatın asli vazifesi olduğunu beyan etmiştir.
İncelenen dosya kapsamından, Baro Yönetim Kurulu’nun 02.01.2024 günlü toplantısında, Avukatlık Kanunu’nun 34, 134, Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları’nın 4, 5 ve 6. maddesi uyarınca şikâyetli hakkında disiplin kovuşturması açılmasına karar verildiği,
Talep gibi incelemenin duruşmalı yapıldığı, şikâyetçinin, önceki iddialarını tekrarla, şikâyetlinin cezalandırılmasını talep ettiği, Baro Disiplin Kurulu’nca, “Anayasa’nın 36. Maddesi ‘Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.’ der.
5237 sayılı Kanun’un ‘İddia ve savunma dokunulmazlığı’ kenar başlıklı 128. maddesi ise şöyledir:
‘Yargı mercileri veya idari makamlar nezdinde yapılan yazılı veya sözlü başvuru, iddia ve savunmalar kapsamında, kişilerle ilgili olarak somut isnadlarda ya da olumsuz değerlendirmelerde bulunulması halinde, ceza verilmez. Ancak, bunun için isnat ve değerlendirmelerin, gerçek ve somut vakıalarla dayanması ve uyuşmazlıkla bağlantılı olması gerekir.’
Avukatların mesleklerinin icrası esnasındaki ifade özgürlüklerine İlişkin olarak Yargıtay’ın değerlendirme ölçütlerini içeren Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17.7.2007 tarihli ve E.2007/4-105, K.2007/174 sayılı kararının ilgili kısımları da şöyledir:
‘Sanığın avukat olmasının ve belirtilen eylemin ‘avukatlık görevinin ifası sırasında işlenmesinin savunma dokunulmazlığını gündeme getirdiği, … savunma (veya iddia) amacıyla vaki olan yazı ve sözlerin hakaret suçları açısından hukuka uygunluk nedenlerinden birisini teşkil eden ‘hakkın kullanılmasını’ oluşturabileceği,
Davada taraf olan; davalı, davacı, şahsi davacı, katılan, sanık ve savcının iddianın ve savunmanın gerektiği şekilde yapılabilmesi için belirli koşullar dahilinde bazı isnadlarda bulunabilecekleri, bunu yaparken de bazen muhataplarım küçük düşürücü ifadeler kullanabilecekleri öngörülmekle, iddia ve savunmanın gerekliliği ile orantılı olmak şartıyla bu şekilde ortaya çıkan eylemlerin hukuka uygun sayılacağı,
Ancak;
Bu hakkın kullanımının bazı koşullara bağlı olduğu, bu koşulların;
a)         Eylemin iddia veya savunma niteliğindeki evrak ile yazılı olarak veya iddia ve savunma sırasında sözlü olarak yapılması gerektiği (Şekil şartı),
b)         Eylemin, yargı organlarına verilen dilekçelerde veya bu organlar huzurunda yapılması zorunluluğu (Yer şartı),
ç) Hak kullanılırken sınırın aşılmamasının gerekli olduğu (ölçülülük şartı), şeklinde sıralanabileceği,’
Anayasa Mahkemesinin 2015/17892 başvuru numaralı dosyasından verilen 19.02.2019 tarihli kararında da belirtilen bu hususlarla birlikte vurgulanan bir diğer husus söz konusu madde, ile her ne kadar dokunulmazlığın kullanımına şekil, yer ve ölçülülük yönünden sınırlama getirilmiş olsa da maddi gerçeklerin iddia ile savunmanın çarpışması sonucu ortaya çıkacağı dikkate alındığında bu sınırlamaların mümkün olduğunca dar yorumlanması gerektiği hususudur. Anılan kararda şu değerlendirmeye yer verilmiştir:
‘Avukatlık mesleğini yürüten kişilerin müvekkilinin menfaatlerini korumak için hukuk düzeninin öngördüğü tüm iddia ve savunma vasıtalarından yararlanabileceği açıktır. Avukatlık meslek kuralları gereğince avukattan söz konuşu vasıtaları kullanırken ölçülü olması ve mesleğe yaraşır biçimde hareket etmesi beklenir. Ancak bu beklenti avukatı kullanacağı her sözcüğü ölçüp tartmaya, fikir beyanında bulunmaktan kaçınmaya sevk edecek boyuta ulaşmamalıdır. Başvurucunun kullandığı ifadelerin vekilinin menfaatlerini korumak için ileri sürdüğü tezlerin bir parçası olduğu, dolayısıyla uyuşmazlıkla bağlantılı olduğu ve olayın bütünü ışığında objektif bakımdan savunulabilir bir amaca hizmet ettiği sonucuna ulaşılmıştır. Anılan ifadelerin iddia ve savunma dokunulmazlığı kapsamında değerlendirilmemesi hâlinde savunma hak ve görevinin yerine getirilmesinin engelleneceği ortadadır.’
Sonuç olarak kurulumuzca yukarıda değinilen gerekçelerle yakınılan avukatın dilekçelerinde yer verdiği ifadelerin iddia ve savunma dokunulmazlığı ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.” gerekçesiyle karar verildiği,
Şikâyetlinin disiplin sicil özetinde ceza olmadığı,
Şikâyetçi vekilinin 07.02.2025 kayıt tarihli ve duruşma talepli itiraz dilekçesinde özetle, müvekkilinin namus, haysiyet ve mesleki onuruna çok önem verdiğini, velayet değişikliği ve kişisel ilişkinin sınırlanması gibi davalarda; dava konusu ile hiç ilgisi bulunmayan, kamuya açık alanda adını, mesleğini ve oğluna ait telefon hattını açıkça ifşa eden, müvekkilinin ve oğlunun ağzından çıkan ifadeler gibi dolambaçlı yollarla şahsına yönelik özel hayatına yönelik iftira niteliğinde ifadelere maruz kaldığını, bu ifadelerin aynı kelimelerle iki ayrı dosyada iki ayrı dilekçede kullanıldığını, müvekkilinin saygın, mesleğini layığı ile yerine getirmeye çalışan bir avukat olduğunu, alıntılanan dilekçelerde avukat olduğu açıkça yazıldığını ve hiç ilgisi olmayan taraflar arasındaki husumetin malzemesi haline getirildiğini, mesleki anlamda küçük düşürücü, “avukat olduğunu iddia eden”, “polis tarafından uzaklaştırılmış” gibi asılsız ifadeler kullanıldığını, avukatın yazım ve söylem dilinde meslek etiğine uygun bir dil kullanması gerektiğini belirterek kararın bozulmasını vekaleten talep ettiği,
Şikâyetli vekili 07.04.2025 kayıt tarihli itiraza cevap dilekçesinde özetle, önceki savunmaları tekrarla, müvekkilinin, şikâyetçinin kimliğini şikâyet ile öğrendiğini, taraflar arasında bir husumet bulunmadığını, şikâyetçiye karşı bilerek ve isteyerek bir ithamda bulunmasının söz konusu olmayacağını, müvekkilinin mesleğinin gereklerini yerine getirdiğini belirterek kararın onanmasını talep ettiği görülmektedir.
Her ne kadar şikâyetçi vekili incelemenin duruşmalı yapılmasını talep etmiş ise de Avukatlık Kanunu madde 157/2’deki “Birlik disiplin kurulu, disiplin davalarını dosya üzerinde inceler. Ancak, işten veya meslekten çıkarma cezasına yahut işten yasaklanmaya dair kararların incelenmesi sırasında, ilgili avukatın isteği üzerine veya kendiliğinden duruşma yapılmasına karar verebilir.” düzenlemesi karşısında itiraz incelemesi Kurulumuzca dosya üzerinden yapılmıştır.
Dosya kapsamı, taraf beyanları ve sunulan dilekçeler birlikte değerlendirildiğinde;
Şikâyetli avukat hakkında yürütülen disiplin soruşturmasında, dava dilekçelerinde yer verdiği bazı ifadeler nedeniyle şikâyetçi avukatın kişilik haklarının ihlal edildiği iddiasıyla başlatılan disiplin kovuşturması sonucunda Baro Disiplin Kurulu tarafından “ceza verilmesine yer olmadığına” karar verildiği, şikâyetçinin bu karara karşı süresinde itiraz ettiği anlaşılmaktadır.
Şikâyetli avukatın, vekil sıfatıyla taraf olduğu yargılamalarda, müvekkilinin beyanlarına ve olaylara dayalı olarak iddia ve savunmalarını sunduğu, bu kapsamda kullanılan ifadelerin; müvekkilin menfaatlerini korumaya yönelik, somut vakıalarla desteklenen ve uyuşmazlıkla bağlantılı bilgiler içerdiği, dolayısıyla 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 128. maddesinde düzenlenen iddia ve savunma dokunulmazlığı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.
Anayasa’nın 36. maddesi ile teminat altına alınan adil yargılanma hakkı ve savunma özgürlüğü, avukatın müvekkilini temsil ederken iddia ve savunmalarını serbestçe yapabilmesini gerekli kılar. Bu bağlamda, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 17.07.2007 tarihli, 2007/4-105 Esas, 2007/174 Karar sayılı içtihadında da açıkça belirtildiği üzere; iddia ve savunma amacıyla yapılan beyanlar, hakaret veya küçük düşürücü içerikte olsa dahi, somut ve davayla bağlantılı olduğu sürece hukuka aykırılık teşkil etmemektedir.
Anayasa Mahkemesi’nin 19.02.2019 tarihli ve 2015/17892 başvuru numaralı kararında da avukatların kullandığı ifadelerin, uyuşmazlıkla bağlantılı ve müvekkilinin savunması kapsamında ileri sürülmesi durumunda, ifade özgürlüğü ve savunma hakkı çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Ayrıca, bu sınırlamaların dar yorumlanması gerektiği, aksi halde savunma görev ve hakkının sekteye uğratılacağı açıkça belirtilmiştir.
Somut olayda, şikâyetli avukatın beyanlarının; duruşma dosyasına sunulan dilekçelerde yer alması, dilekçelerin şekil ve yer bakımından yasal koşulları taşıması, ifadelerin müvekkilin iddialarına ve çocuğun beyanlarına dayalı olarak uyuşmazlıkla bağlantılı şekilde sunulması dikkate alındığında; söz konusu ifadelerin kişisel kastla, şikâyetçiyi küçük düşürmek amacıyla değil, hukuki sürece katkı sağlamak niyetiyle ve savunma sınırları içinde kalınarak kullanıldığı anlaşılmaktadır.
Bu nedenlerle; itirazın reddi ile usul ve yasaya uygun olarak verilen Baro Disiplin Kurulu kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
Gereği düşünüldü:
1-Şikayetçinin itirazının reddine, …Barosu Disiplin Kurulu’nun
“Disiplin Cezası Verilmesine Yer Olmadığına”
ilişkin 15.11.2024 gün ve 2024/112 Esas, 2024/223 Karar sayılı kararının
ONANMASINA,
2-Kararın onay için, Avukatlık Kanunu’nun 157/7.maddesi gereğince Adalet Bakanlığı’na gönderilmesine,
3-Kurulumuz kararının tebliğini izleyen günden itibaren 60 gün içerisinde Ankara İdare Mahkemesinde dava yolu açık olmak üzere,
Oy birliğiyle karar verildi.

  • İlk yayınlanma tarihi: 11 Temmuz 2025
  • Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

    Av. Saim İncekaş portre fotoğrafı
    Av. Saim İncekaşAvukat, İncekaş Hukuk
    Adana Barosu Sicil No: 4293 · Seyhan / Adana

    Av. Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. Kurucusu olduğu İncekaş Hukuk'ta 15 yıldan bu yana danışmanlık ve dava takibi yürütmektedir. Yüksek lisans eğitimine sahip olup başlıca çalışma alanları; aile/boşanma, velayet ve çocuk hakları, ceza yargılaması, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul–tapu, miras ve iş hukukudur. Adana Barosu, Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi oluşumlarda aktif görev almış; güncel içtihat ve mevzuatla, anlaşılır ve güvenilir hukuki yönlendirme sunmayı ilke edinmiştir.

    Bize WhatsApp'tan ulaşın!