TBB Disiplin Kurulu Kararı – E. 2023/1017 K. 2024/24

Kaynak: Türkiye Barolar Birliği. Bu karar metni TBB tarafından yayımlanan kaynak metinden aktarılmıştır: barobirlik.org.tr/DisiplinKararlariDetay/1724

Güncel metin için TBB’deki kaynak sayfa esas alınmalıdır. Bu karar idari niteliktedir; yargı kararı değildir ve mahkemeler açısından bağlayıcı içtihat oluşturmaz.

İlgili AVK madde: AVK Madde 41
[ÖZET] * Avukatlar, işin gereğine uygun olarak ve müvekkillerinin zararına olmayacak şekilde dosyadan el çekebilir.
(Av. Yas. m. 41)

[KARAR METNİ] Şikâyetli Avukat hakkında, “Şikâyetçi tarafından 07.09.2018 tarihli vekâletname ile vekil tayin edildiği, avukatlık sözleşmesi gereği masraf ve vekâlet ücretine mahsuben ödeme aldığı halde takip ettiği … 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2018/317 esas sayılı dosyasının istinaf aşamasında esastan bozulması üzerine müvekkiline herhangi bir gerekçe göstermeden dosyadan çekildiği” iddiası üzerine başlatılan disiplin davasında, eylem sabit görülerek disiplin cezası tayin edilmiştir.
Usulüne uygun tebligata rağmen soruşturma ve kovuşturma aşamasında şikâyetli Avukat savunma vermemiştir.
İncelenen dosya kapsamından, Baro Yönetim Kurulu’nun 29.06.2022 günlü toplantısında Avukatlık Kanunu’nun 34, 171/1, Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları’nın 3, 4 ve 41.maddeleri uyarınca değerlendirme yapılmak üzere şikâyetli Avukat hakkında disiplin kovuşturması açılmasına karar verildiği,
Baro Disiplin Kurulu’nun, “Dosyadaki tüm bilgi ve belgeler incelendiğinde şikâyetli avukatın, … Noterliğinin 07.09.2018 tarihli vekâletnamesi ile şikâyetçi tarafından vekil tayin edildiği, aynı tarihli avukatlık sözleşmesi ile … 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2018/317 esas sayılı boşanma davası ve karşı davanın takibi için 6.500 TL vekâlet ücretinin kararlaştırıldığı, bu ücretin 1.500 TL kısmının peşin alındığının belirtildiği, sözleşmenin devamında incelenen dekontlardan şikâyetçinin avukata, 18.09.2018 tarihinde 2.000 TL, 25.10.2018 tarihinde 1.800 TL, 07.12.2018 tarihinde 1.800 TL masraf ve vekâlet ücreti, 18.03.2020 tarihinde 2.200 TL istinaf avukatlık ücreti ve 29.06.2020 tarihinde 600 TL temyiz harcı gönderdiği, şikâyetli avukatın 27.11.2020 tarihinde şikâyetçiye dosyanın esastan bozulduğunu ve davanın yeniden görüleceğini, dosyadan çekildiğini anlatır mesaj gönderdiği, aynı tarihli dilekçe ile mahkemeye vekâlet görevinden çekildiği bildirdiği görülmüştür. Avukatın, haklı nedenle (ücretin ödenmemesi, avukata yönelik saldırı, belge talebine rağmen iş sahibinin gerekli belgeleri teslim etmemesi ve benzeri) işten çekilmesini gerektirir bir neden bulunmadığı takdirde işi sonuna kadar takip etmekle yükümlü olduğu, takip ettiği işten haklı nedenle çekilecekse dahi bu hususta iş sahibi ve mahkeme ya da ilgili mercie gerekçenin bildirilmesi gerektiği, ayrıca avukatın işten çekilme hakkını müvekkilinin hakkını zarara uğratmaksızın kullanması gerektiği gözetilerek somut olayda şikâyetli avukatın üstlenmiş olduğu işe ilişkin vekâlet ücreti ve masrafları tahsil ettiği, davayı belli bir aşamaya kadar takip ettiği, devamında mahkemeye vermiş olduğu dilekçe ve müvekkiline göndermiş olduğu mesajda hiçbir gerekçe belirtmeksizin görevinden çekildiği, bu suretle vekâlet ilişkisinin temeli olan güven ilişkisini zedelediği gibi müvekkilini aydınlatma ve üstlendiği işi özenle sonuna kadar takip etme yükümlülüklerine aykırı hareket ettiği değerlendirilmekle eylemi ile yukarıda belirtilen Avukatlık Kanunu ile Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları’nın ilgili maddelerinde düzenlenen ilke ve esasları ihlal ettiği sonuç ve kanaatine varılmıştır.” gerekçesiyle ceza tesis ettiği,
Şikâyetlinin disiplin sicil özetinde, eylem tarihi itibariyle tekerrüre esas ceza olmadığı,
Şikâyetli Avukatın 30.11.2023 kayıt tarihli itiraz dilekçesinde özetle, şikâyetçinin vekili olarak takip ettiği dosyanın örneği getirtildi ise; içeriğinde bir savunmada gerekmeyen sayfalarca delilin şikâyetçi tarafından dosyaya ibraz edildiğinin görüleceğini, şikâyetçinin savunma ve iddia sınırını zorlayan dilekçeler sunmaya kendisini zorladığını, avukatlık görevini müvekkilinin sürekli müdahaleleri nedeniyle yapamaz haline geldiğini, buna rağmen davayı sonuna kadar takip ettiğini, istinaftan karar bozulduktan sonra psikolojisi bozuk bir kişinin davasını üstlenmeyi; üstelik dosya esastan bozulduğu için bütün bu müdahale ve yönlendirmeleri yeniden yaşamayı, mesleğine ve kendisine saygısızlık olarak gördüğünden bozma sonrası davayı takip etmediğini, avukatın kendisine güvenmeyen bir kişinin davasını takip etme zorunluluğu olmadığını, kişinin de kendisine davasını takibe zorlayamayacağını belirterek ve “bizim efendimiz olamaz” diyerek verilen cezanın kaldırılmasına karar verilmesini talep ettiği,
Şikâyetçinin 14.12.2023 kayıt tarihli cevabında özetle; itiraz dilekçesindeki ifadelerin gerçek dışı ve uydurma olduğunu, dosyanın esastan değil, usulden bozulduğunu, hiçbir psikolojik rahatsızlığının bulunmadığını, kaldı ki şikâyetlinin psikoloji konusunda uzman da olmadığını belirterek itirazın reddine karar verilmesini talep ettiği görülmüştür.
Şikâyetli avukatın itirazı ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde;
Disiplin yargılamasında, avukatların, bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilebilmesidir.
Anayasa’nın 38.maddesinin 4. Fıkrasında “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.” demek suretiyle, “şüpheden sanığın yararlanacağı” vurgulanmış, yine Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2015/6-66 esas 2015/52 karar sayılı kararında da; “Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada; ‘suçsuzluk’ ya da ‘masumiyet karinesi’ olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; ‘in dubio pro reo’ olarak ifade edilen ‘şüpheden sanık yararlanır’ ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti, herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemeli, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.” şeklinde açıklanmıştır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, masumiyet karinesinin etkinliğinin sağlanması ölçütlerine yer verdiği 06.12.1988 tarihli Barberá, Messegué v. Jabardo–İspanya kararında ve 10.02.1995 tarihli Allenet de Ribemont- Fransa kararında da masumiyet karinesinin uygulama alanları açıklanmış ve masumiyet karinesinin gereği olarak sanığın şüpheden yararlanacağı vurgulanmıştır.
Avukatlık Kanunu’nun 41.maddesi, “Belli bir işi takipten veya savunmadan isteği ile çekilen avukatın o işe ait vekalet görevi, durumu müvekkiline tebliğinden itibaren on beş gün süre ile devam eder” hükmünü haizdir.
Dosya kapsamından, şikâyetli avukatın Avukatlık Kanunu’nun 41.maddesine aykırı olacak şekilde dosyadan çekildiğine ilişkin bir bilgi ve belge bulunmamaktadır.
Avukatlar, işin gereğine uygun olarak ve müvekkillerinin zararına olmayacak şekilde dosyadan el çekebilir.
Bu nedenle şikâyetlinin yalnızca dosyadan çekilmesinin Avukatlık Kanunu’na ve Meslek Kurallarına aykırılık teşkil eden bir eylem olmaması nedeniyle itirazın kabulü ile kararın kaldırılmasına ve şikâyetli hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.
Gereği düşünüldü:
1-Şikâyetli avukatın itirazının kabulüne, … Barosu Disiplin Kurulu’nun Şikâyetlinin
“Kınama Cezası ile Cezalandırılmasına”
ilişkin 07.09.2023 gün ve 2023/192 Esas, 2023/167 Karar sayılı kararının
KALDIRILMASINA,
şikâyetli avukat hakkında
DİSİPLİN CEZASI VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
2-Kararın onay için, Avukatlık Kanunu’nun 157/7.maddesi gereğince Adalet Bakanlığı’na gönderilmesine,
3-Kurulumuz kararının tebliğini izleyen günden itibaren 60 gün içerisinde Ankara İdare Mahkemesinde dava yolu açık olmak üzere,
Oybirliğiyle karar verildi.

  • İlk yayınlanma tarihi: 20 Ocak 2024
  • Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

    Av. Saim İncekaş portre fotoğrafı
    Av. Saim İncekaşAvukat, İncekaş Hukuk
    Adana Barosu Sicil No: 4293 · Seyhan / Adana

    Av. Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. Kurucusu olduğu İncekaş Hukuk'ta 15 yıldan bu yana danışmanlık ve dava takibi yürütmektedir. Yüksek lisans eğitimine sahip olup başlıca çalışma alanları; aile/boşanma, velayet ve çocuk hakları, ceza yargılaması, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul–tapu, miras ve iş hukukudur. Adana Barosu, Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi oluşumlarda aktif görev almış; güncel içtihat ve mevzuatla, anlaşılır ve güvenilir hukuki yönlendirme sunmayı ilke edinmiştir.

    Bize WhatsApp'tan ulaşın!