TBK Madde 598 Kefaletin sona ermesi: Kanun gereğince

Özet 5 fıkra · ~3 dk okuma

TBK 598, kefaletin kanun gereğince sona ermesini düzenler: asıl borç hangi sebeple olursa olsun sona erince kefil de borcundan kurtulur; borçlu ile kefil sıfatı aynı kişide birleşse dahi alacaklının kefaletten doğan özel yararları saklı kalır. Bir gerçek kişinin verdiği her türlü kefalet, sözleşmenin kurulmasından başlayarak on yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar; kefalet daha uzun bir süre için verilmiş olsa bile, uzatılmadıkça veya yeni kefalet verilmedikçe kefil ancak bu on yıllık süre doluncaya kadar takip edilebilir. Süre, kefaletin sona ermesinden en erken bir yıl önce kefilin kefalet sözleşmesinin şekline uygun yazılı açıklamasıyla, azami on yıllık yeni bir dönem için uzatılabilir.

Resmi Metin

Kanun gereğince

Madde 598- (1) Hangi sebeple olursa olsun, asıl borç sona erince, kefil de borcundan kurtulur.

(2) Borçlu ve kefil sıfatı aynı kişide birleşmiş olursa, alacaklı için kefaletten doğan özel yararlar saklı kalır.

(3) Bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak on yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar.

(4) Kefalet, on yıldan fazla bir süre için verilmiş olsa bile, uzatılmış veya yeni bir kefalet verilmiş olmadıkça kefil, ancak on yıllık süre doluncaya kadar takip edilebilir.

(5) Kefalet süresi, en erken kefaletin sona ermesinden bir yıl önce yapılmak kaydıyla, kefilin kefalet sözleşmesinin şekline uygun yazılı açıklamasıyla, azamî on yıllık yeni bir dönem için uzatılabilir.

↪ Bu kanunda başka maddeye git

Avukat Yorumu

Kefalet, kendi başına ayakta duran bir borç değil; asıl borca bağlı (fer’î) bir güvencedir. Bu yüzden asıl borç hangi yolla sona ererse ersin (ödeme, ibra, takas, yenileme gibi), kefilin yükü de aynı anda kalkar; çünkü güvence altına alınacak bir şey kalmamıştır. Bunu, asıl borçtan bağımsız garanti sözleşmesiyle (TBK m.128) karıştırmamak gerekir. Borçlu ile kefil aynı kişide birleşirse (tipik örnek: kefilin borçluya mirasçı olması), alacaklının kefaletten doğan özel üstünlükleri korunur. Pratik açıdan en kritik nokta şudur: gerçek bir kişinin verdiği kefalet, sözleşme tarihinden itibaren on yıl dolunca uzatılmadıkça kendiliğinden ortadan kalkar; daha uzun bir süre yazılmış olsa bile kefil ancak bu on yıl boyunca takip edilebilir. Süre, dolmasına en çok bir yıl kala, kefaletin yazılı şekline uygun bir açıklamayla yeni bir on yıllık dönem için uzatılabilir. Bu otomatik on yıllık süre, tüzel kişi kefaletinde işlemez.

Gerekçe

Türk Borçlar Kanunu’nun 598. maddesinin gerekçesi şu şekildedir:

818 sayılı Borçlar Kanununun 492 nci maddesini karşılamaktadır.

Tasarının beş fıkradan oluşan 598 inci maddesinde, kanun gereğince kefaletin sona ermesi düzenlenmektedir.

818 sayılı Borçlar Kanununun 492 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan “E. Kefaletin hitamı / I. Asıl borcun sukutu” şeklindeki ibare, Tasarıda “D. Kefaletin sona ermesi / I. Kanun gereğince” şekline dönüştürülmüştür.

Maddenin birinci fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununun 492 nci maddesiyle aynı içeriğe sahiptir. Maddenin diğer fıkraları ise, 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, yeni hükümlerden oluşmaktadır.

Maddenin ikinci fıkrasında, borçlu ve kefil sıfatının aynı kişide birleşmesi durumunda, alacaklı için kefaletten doğan özel yararların saklı kalacağı belirtilmiştir. Mesela, borçlu kefilin ölümüyle onun tek mirasçısı olmuşsa, bu durumda kefil ve asıl borçlu sıfatları aynı kişide birleştiğinden, kefalet borcu sona erecektir. Ancak, kefile kefalet söz konusu olduğunda, böyle bir sona ermenin mutlak olarak kabul edilmesi halinde, kefile kefalet de sona ereceği ve bu durum alacaklıyı kefile kefalet güvencesinden yoksun bırakacağı için, fıkrada, alacaklının kefaletten doğan özel yararlarının saklı kalacağı hükme bağlanmış ve kefalet borcu sona ermemiş gibi, kefile kefalet borcunun varlığını sürdüreceği kabul edilmiştir.

Maddenin üçüncü fıkrasında, bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefaletin, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak on yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkacağı belirtilmiştir.

Maddenin dördüncü fıkrasında, kefalet, on yıldan fazla bir süre için verilmiş olsa bile, uzatılmış veya yeni bir kefalet verilmiş olmadıkça kefilin ancak on yıllık süre doluncaya kadar takip edilebileceği kabul edilmiştir.

Maddenin son fıkrasında ise, kefalet süresi, en erken kefaletin sona ermesinden bir yıl önce yapılmak kaydıyla, kefilin kefalet sözleşmesinin şekline uygun yazılı açıklamasıyla azami on yıllık yeni bir dönem için uzatılabileceği öngörülmüştür.

Maddenin düzenlenmesinde kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 509 uncu maddesi göz önünde tutulmuştur.

İlgili Yargıtay Kararları - TBK m.598 uygulaması

Aşağıdaki ilkeler, ilgili kararlardan derlenmiştir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi E. 2025/4483 K. 2026/1834 Onama

Yurt dışı eğitim giderlerine ilişkin yüklenme senedine kefil olan gerçek kişilerin sorumluluğu da on yıllık süreye bağlıdır; kefaletin verildiği tarih ile davanın açıldığı tarih arasında bu süre dolmuşsa kefiller, asıl borçlu taahhüdünü ihlal etmiş olsa dahi eğitim giderlerinden sorumlu tutulamaz.

Detaylı özeti gör

Davacı Bakanlık, 1416 sayılı Kanun kapsamında resmi burslu statüde İngiltere'de yüksek lisans ve doktora eğitimi için gönderilen davalı bursiyerin yüklenme senedi imzaladığını, diğer davalıların kefalet senedi ve ek kefaletname ile sorumluluk üstlendiğini, bursiyerin doktora aşamasını tamamlayamayarak öğrencilikle ilişiğinin kesildiğini ileri sürerek 165.641,22 İngiliz Sterlini, 477 USD ve 7.969,19 TL'nin asıl borçlu ve kefillerden tahsilini istemiştir. İlk derece mahkemesi mükerrer ödemeyi düşüp davayı kısmen kabul etmiş, 152.852,22 İngiliz Sterlini ve diğer kalemlere hükmetmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi, kefaletnamelerin imza tarihleri ile 29.08.2023 olan dava tarihi arasında on yıllık sürenin dolduğu gerekçesiyle iki kefil hakkındaki davayı reddetmiştir. Daire, 6098 sayılı Kanun'un 598/3 maddesindeki on yıllık süre dolan kefillerin borçtan sorumlu olmadığını benimseyerek kararı onamıştır.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi E. 2025/3162 K. 2026/341 Onama

On yıllık süre kefaleti ancak dolduğunda kendiliğinden sona erdirir; kefaletin verildiği tarih ile dava tarihi arasında bu süre henüz dolmamışsa kefillerin sorumluluğu devam eder ve kefiller, kefaletin kanun gereği ortadan kalktığı savunmasına dayanarak borçtan kurtulamaz.

Detaylı özeti gör

Davacı Bakanlık, 1416 sayılı Kanun kapsamında resmi burslu statüde ABD'de doktora yapmak üzere yurt dışına gönderilen davalının 21.09.2012 tarihli yüklenme senedini, diğer davalıların ise 24.09.2012 tarihli kefaletnameyi imzaladığını, öğrenim süresinde tamamlanmadığından tazminat takibine geçildiğini belirterek 281.287,30 USD ile 33.267,00 TL'nin davalılardan tahsilini istemiştir. Davalılar, salgın nedeniyle ek süre istendiğini, kefiller yönünden ise on yıllık sürenin dolduğunu savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi, bursiyerin 07.12.2023 tarihinde öğretim görevlisi kadrosuna atanmasıyla borcun mecburi hizmet olarak ifa edilmeye başlandığı gerekçesiyle davayı reddetmiş; Bölge Adliye Mahkemesi, 23.09.2022 olan dava tarihi itibarıyla Bakanlığın dava açmakta haklı olduğunu, davanın sonradan konusuz kaldığını kabul ederek karar verilmesine yer olmadığına hükmetmiştir. Daire, kefalet tarihleri ile dava tarihi arasında on yıllık sürenin dolmadığını belirterek kararı onamıştır.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi E. 2025/1565 K. 2025/5074 Onama

Kefalet, sözleşmenin kurulmasından başlayarak on yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar; süresi dolmuş bir kefaletnameye dayanılarak hakkında takip başlatılan kişinin borçlu olmadığının tespitini istemekte hukuki yararı bulunur, zira takibe itiraz takibi yalnızca durdurur, ortadan kaldırmaz.

Detaylı özeti gör

Davacı, dava dışı asıl borçlunun yurt dışı eğitimi için davalı şirketten aldığı burs borcuna 13.12.2007 tarihinde müteselsil kefil olmuş; davalının 2022 yılında hakkında ilamsız icra takibi başlatması üzerine, kefaletin TBK 598 uyarınca on yılın geçmesiyle 13.12.2017 tarihinde kendiliğinden ortadan kalktığını ileri sürerek borçlu olmadığının tespitini ve kötü niyet tazminatını istemiştir. Davalı, asıl borçlunun mecburi hizmetini tamamlamadan istifa ettiğini, ödeme planı kapsamında taksitler ödendiğini, davacının takibe itiraz edip takibi durdurduğundan menfi tespit davası açmakta hukuki yararı bulunmadığını savunmuştur. İlk derece mahkemesi önce hukuki yarar yokluğundan davayı usulden reddetmiş, Bölge Adliye Mahkemesi bu kararı kaldırmıştır. Yeniden yapılan yargılamada davacının borçlu olmadığının tespitine, kötü niyet tazminatı isteminin reddine karar verilmiş; Daire, takibe itirazın takibi yalnızca durdurduğunu belirterek kararı onamıştır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E. 2021/2396 K. 2022/6884 Bozma

Gerçek kişi kefaletinde öngörülen on yıllık süre hak düşürücü niteliktedir; zamanaşımından farklı olarak kesilmesi veya durması söz konusu olmadığından, asıl borç bakımından zamanaşımını kesen takip işlemleri kefile karşı bu süreyi yeniden başlatmaz.

Detaylı özeti gör

Davacı banka ile bir kooperatif ortağı arasında 2006 tarihli taahhütname ve borçlanma sözleşmesi düzenlenmiş, sözleşmeyi ortak asıl borçlu, iki kişi de müşterek ve müteselsil kefil sıfatıyla imzalamıştı. Ödeme yapılmayınca 29.05.2009 tarihinde icra takibi başlatılmış, ödeme emri 09.06.2009 tarihinde tebliğ edilmiş, borçluların itirazı üzerine takip durmuş ve itirazın iptali davası açılmamıştı. Davacı 26.04.2019 tarihinde arabuluculuğa başvurmuş, anlaşma sağlanamayınca 10.06.2019 tarihinde 72.875,10 TL için dava açmıştı. Yerel mahkeme, takibin yalnızca zamanaşımını kesmek amacıyla yapıldığı gerekçesiyle davayı zamanaşımından reddetti. Bölge Adliye Mahkemesi ise asıl borçlu yönünden zamanaşımı, kefiller yönünden TBK 598/3 uyarınca on yıllık sorumluluk süresinin dolması sebebiyle red kararı verdi. Daire, kefiller bakımından bu değerlendirmeyi yerinde bulup temyizi reddetti; asıl borçlu bakımından ödeme emrinin tebliğiyle yeni bir on yıllık sürenin başladığını belirterek kararı bozdu.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi E. 2020/12376 K. 2021/12201 Bozma

Gerçek kişi tarafından verilen her türlü kefalet, kefalet sözleşmesinin kurulmasından başlayarak on yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar; bu süre borcun doğduğu veya taahhüdün ihlal edildiği tarihten değil, kefalet senedinin düzenlendiği tarihten işler ve süre dolduktan sonra kefil borçtan sorumlu değildir.

Detaylı özeti gör

Davacı üniversite, araştırma görevlisi olan davalının 2547 sayılı Kanunun 33 üncü maddesi uyarınca maaşlı izinli biçimde 18.02.2004 tarihinde yurt dışında doktora eğitimine başladığını, eğitimin verilen sürede bitirilmemesi üzerine 31.10.2016 tarihli rektörlük oluruyla kadro ilişiğinin kesildiğini ileri sürerek, 16.01.2004 tarihli yüklenme senedi ve müteselsil kefalet senedine dayanıp asıl borçlu ile kefillerden 27.860,56 TL, 101,66 USD ve 30.799,33 Euro'nun tahsilini istemiştir. Yerel mahkeme davayı kısmen kabul ederek döviz cinsinden masraflara hükmetmiş, bölge adliye mahkemesi kefiller yönünden zamanaşımının taahhüdün ihlali tarihinden başladığı gerekçesiyle istinaf başvurularını esastan reddetmiştir. Daire, kefalet senedi 818 sayılı Kanun döneminde düzenlense de sona ermesine 6098 sayılı Kanunun uygulanacağını, 16.01.2004 tarihli kefaletin 17.10.2017 olan dava tarihinde on yıllık süreyi doldurduğunu belirterek kararı kefiller yararına bozmuştur.

Diğer kararlar (3)
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E. 2020/6697 K. 2021/6545 Bozma

Kefalet fer'i nitelikte olduğundan kefilin sorumluluğu asıl borcun varlığını sürdürmesine bağlıdır; kefil olunan kredi sözleşmesi tasfiye edilmişse kefil borcundan kurtulur ve asıl borçlu ile alacaklı arasında daha sonra kurulan, kendisinin kefaletinin bulunmadığı bir sözleşmeden doğan borçlardan sorumlu tutulamaz.

Detaylı özeti gör

Davacılar, dava dışı bir limited şirket ile davalı banka arasında imzalanan 05.05.2004 tarihli genel kredi sözleşmesine 80.000 TL tutarındaki araç kredisi nedeniyle müşterek borçlu ve müteselsil kefil olmuşlardı. Krediye konu araç cebri icra yoluyla satılarak borcun bir bölümü tahsil edilmiş, kalanı asıl borçlu tarafından ödenmişti. Asıl borçlunun kullandığı başka krediler sebebiyle haklarında icra takibi başlatılınca davacılar, takibe konu 119.300,88 TL yönünden borçlu olmadıklarının tespitini ve kötüniyet tazminatı istediler. Banka, hesabın 12.09.2007 tarihinde kesildiğini ve 87.728,28 TL borç bakiyesi çıktığını savundu. Yerel mahkeme, sözleşmenin ticari kredi niteliğinde olduğunu ve kefillerin kefalet limitiyle sorumlu bulunduklarını belirterek davayı reddetti. Daire ise kefalet verilen 05.05.2004 tarihli sözleşmenin tasfiye edildiğini, takibin 11.04.2007 tarihli ayrı bir kredi sözleşmesine dayandığını ve davacıların bu sözleşmede kefaletinin bulunmadığını belirterek hükmü bozdu.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E. 2020/3098 K. 2021/4689 Bozma

Kefaletin on yılın geçmesiyle kendiliğinden sona ermesine ilişkin kural, alacak daha önce takip konusu yapılmamışsa işler; kefil hakkında kefalet süresi dolmadan icra takibine geçilmişse bu hüküm artık uygulanmaz ve uyuşmazlık, alacağın tabi olduğu zamanaşımı kurallarına göre çözülür.

Detaylı özeti gör

Davacı banka, dava dışı bir müşteriyle 28.01.1997 ve 14.08.1997 tarihlerinde genel kredi sözleşmelerini davalının müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığını, kredi borcu ödenmeyince 19.01.1998 tarihinde hesabın kat edildiğini, 1998 yılında başlatılan icra takip dosyalarının imha edilmesi üzerine 03.02.2015 tarihinde yeniden takibe geçtiğini ileri sürerek itirazın iptalini istemiş; davalı alacağın zamanaşımına uğradığını savunmuştur. Yerel mahkeme, TBK'nın 598 inci maddesindeki on yıllık sürenin ve 6101 sayılı Kanun'un tanıdığı bir yıllık ek sürenin dolduğu gerekçesiyle davayı hak düşürücü süreden reddetmiş, istinaf başvurusu esastan reddedilmiştir. Daire, kefil hakkında 1998 yılında takip başlatıldığı çekişmesiz kaldığından TBK'nın 598 inci maddesinin uygulanamayacağını, banka TMSF tarafından devralınmadığından ve 1998 ile 2015 arasında zamanaşımını kesen işlem ispatlanamadığından 818 sayılı BK'nın 125 inci maddesindeki on yıllık zamanaşımının dolduğunu belirterek kararı bozmuştur.

Yargıtay 3.HD E. 2017/6543 K. 2019/3083 Bozma

Kefalette kefilin sorumluluğu asıl borcun geçerli oluşuna ve devamına bağlıdır; teminat verenin sorumluluğu asıl borç ilişkisinden bağımsız tutulmuşsa ilişki kefalet değil garanti sözleşmesi sayılır, bu nedenle sözleşmenin nitelendirilmesinde fer'ilik ölçütü belirleyici kıstaslardan biridir.

İlkeler ilgili kararlardan derlenmiştir; tam karar metni esas alınmalıdır. Yargıtay içtihadı zamanla değişebilir.

İlgili Bölge Adliye Mahkemesi (İstinaf) Kararları - TBK m.598 uygulaması

Adana Bölge Adliye Mahkemesi içtihatları. Aşağıdaki ilkeler ilgili kararlardan derlenmiştir.

Adana BAM · İstinaf · 9. Hukuk Dairesi E. 2025/1906 K. 2025/1741 İstinaf Başvurusunun Esastan Reddi

Kefalet limitinin artırılmasına ilişkin sonraki sözleşme yeni bir kefalet olarak nitelendirilemeyeceğinden on yıllık sürenin hesabında dikkate alınamayacağı; bu sürenin hak düşürücü olup takip tarihinde dolduğu, kefil hakkındaki takibe dayanan davanın bu nedenle reddi gerektiği kabul edilmiştir.

Detaylı özeti gör

Karar özeti: Banka, genel kredi ve teminat sözleşmesinde müteselsil kefil olan kişi hakkında başlattığı takibe itiraz edilmesi üzerine itirazın iptalini istemiştir. İlk derece mahkemesi, kefaletten on yıl geçtikten sonra takip başlatıldığı gerekçesiyle davayı hak düşürücü süre yönünden usulden reddetmiştir. Daire, gerçek kişi kefaletinin sözleşmenin kurulmasından on yıl geçmekle kendiliğinden sona erdiğini, bu sürenin hak düşürücü olup re'sen gözetildiğini, kefalet limitinin artırılmasına ilişkin sözleşmenin yeni bir kefalet sayılmadığını ve asıl borçlu ile dava dışı diğer kefiller hakkındaki takibin bu süreye etkisinin bulunmadığını belirterek istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi (istinaf) kararları bölgesel niteliktedir; bağlayıcı içtihat değildir, Yargıtay denetiminde değişebilir. İlkeler ilgili kararlardan derlenmiştir; tam karar metni esas alınmalıdır.

Bize WhatsApp'tan ulaşın!