TBK Madde 596 Kefil ile borçlu ilişkisi: b. Kefilin rücu hakkı

Özet 6 fıkra · ~3 dk okuma

TBK 596, alacaklıya ifada bulunan kefil, yaptığı ödeme ölçüsünde alacaklının haklarına halef olur ve bu halefiyet hakkını asıl borç muaccel olunca kullanır; kefil, aksi kararlaştırılmadıkça rehin ve diğer güvencelerden yalnız kefalet anında var olan ya da asıl borçlunun bu alacak için sonradan verdiklerine halef olur, kısmen ödemede rehnin yalnız o kısmına halef olurken alacaklının kalan hakkı ön sırada gelir. Rücu hakkına ilişkin zamanaşımı ifa anında işlemeye başlar; dava hakkı vermeyen veya yanılma ya da ehliyetsizlik sebebiyle asıl borçluyu bağlamayan bir borcu ödeyen kefilin asıl borçluya rücu hakkı bulunmaz.

Resmi Metin

b. Kefilin rücu hakkı

Madde 596- (1) Kefil, alacaklıya ifada bulunduğu ölçüde, onun haklarına halef olur. Kefil, bu hakları asıl borç muaccel olunca kullanabilir.

(2) Kefil, aksi kararlaştırılmamışsa, rehin hakları ile aynı alacak için sağlanmış diğer güvencelerden sadece kefalet anında var olan veya bizzat asıl borçlu tarafından, sonradan özellikle bu alacak için verilmiş bulunanlara halef olur. Alacaklıya kısmen ifada bulunan kefil, rehin hakkının sadece bunu karşılayan kısmına halef olur. Alacaklının rehin konusu üzerinde geriye kalan alacak hakkı, kefilin rehin hakkından ön sırada gelir.

(3) Kefil ile asıl borçlu arasındaki hukuki ilişkiden doğan istem ve def’iler saklıdır.

(4) Bir alacağın güvencesini oluşturan rehin paraya çevrildiği veya borç rehin veren malik tarafından ödendiği takdirde malik, kefile karşı rücu hakkını, ancak kefil ile kendisi arasında böyle bir anlaşma varsa ya da rehin sonradan bir üçüncü kişi tarafından verilmişse kullanabilir.

(5) Kefilin rücu hakkına ilişkin zamanaşımı, kefilin alacaklıya ifada bulunduğu anda işlemeye başlar.

(6) Kefil, dava hakkı vermeyen veya yanılma ya da ehliyetsizlik sebebiyle asıl borçluyu bağlamayan bir borç için ödemede bulunduğu takdirde, asıl borçluya karşı rücu hakkına sahip değildir. Ancak, kefil zamanaşımına uğramış bir asıl borçtan sorumlu olmayı borçlunun vekili sıfatıyla üstlenmişse asıl borçlu, ona karşı vekâlet sözleşmesi hükümleri uyarınca sorumlu olur.

↪ Bu kanunda başka maddeye git

Avukat Yorumu

Borcu ödeyen kefil havada kalmaz; ödediği kadar alacaklının ayakkabısına girer. Yani alacaklı asıl borçludan ne isteyebiliyorduysa, kefil de ödediği tutar ölçüsünde aynı hakları kendiliğinden devralır; buna halefiyet denir ve ayrı bir devir sözleşmesine gerek yoktur. Bu hakkı, borç muaccel hâle gelince, yani vadesi gelip istenebilir olunca kullanabilir. Kefil teminatlara da körü körüne ortak olmaz: kural olarak kefalet anında zaten var olan ya da bizzat asıl borçlunun bu borç için sonradan verdiği rehinlere geçer. Kısmi ödemede rehnin yalnız o parçasına girer ve alacaklının kalan alacağı kefilin sırasından önce gelir. Önemli bir sınır: dava hakkı vermeyen (geçerli olmakla birlikte mahkeme yoluyla istenemeyen, sözgelimi kumar veya bahisten doğan) bir borcu, ya da yanılma veya ehliyetsizlik yüzünden asıl borçluyu bağlamayan bir borcu öderseniz, asıl borçluya rücu edemezsiniz. Kefil ile borçlu arasındaki iç ilişkiden doğan istem ve def’iler ise saklıdır. Rücu zamanaşımı, ödeme anında işlemeye başlar.

Gerekçe

Türk Borçlar Kanunu’nun 596. maddesinin gerekçesi şu şekildedir:

818 sayılı Borçlar Kanununun 496 ncı maddesini karşılamaktadır.

Tasarının altı fıkradan oluşan 596 ncı maddesinde, kefilin rücu hakkı düzenlenmektedir.

818 sayılı Borçlar Kanununun 496 ncı maddesinin kenar başlığında kullanılan “V. Kefilin Hakları / I. Asıl borçluya karşı / 1. Alacaklının haklarına halefiyet” şeklindeki ibare, Tasarıda “b. Kefilin rücu hakkı” şeklinde değiştirilmiştir.

Maddenin birinci fıkrasında, kefilin, alacaklıya ifada bulunduğu ölçüde, onun haklarına halef olacağı; ancak, bu haklarını asıl borç muaccel olunca kullanabileceği öngörülmüştür.

Maddenin ikinci fıkrasında, kefilin, aksi kararlaştırılmamışsa, rehin hakları ile aynı alacak için sağlanmış diğer güvencelerden sadece kefalet anında var olan veya bizzat asıl borçlu tarafından, sonradan özellikle bu alacak için verilmiş bulunanlara halef olacağı belirtilmiştir. Aynı fıkra uyarınca kefil, alacaklıya kısmen ifada bulunmuşsa, rehin hakkının sadece bunu karşılayan kısmına halef olur; ancak alacaklının kefilin gerçekleştirdiği bu ifadan sonra, rehin konusu üzerinde geriye kalan alacak hakkı, kefilin rehin hakkından ön sırada gelir.

Maddenin üçüncü fıkrasında, kefilin alacaklıya halef olmasının, kefil ile asıl borçlu arasındaki iç ilişkiyi etkilemeyeceği, “Kefil ile asıl borçlu arasındaki hukuki ilişkiden doğan istem ve def’iler saklıdır.” denilmek suretiyle belirtilmiştir.

Maddenin dördüncü fıkrasında, kefil olunan bir alacağa ilişkin rehnin paraya çevrilmesi veya borcun rehin veren malik tarafından ödenmesi durumunda, malikin, kefile karşı rücu hakkını ancak kefil ile kendisi arasında böyle bir anlaşma varsa ya da rehin sonradan bir üçüncü kişi tarafından verilmişse kullanabileceği öngörülmüştür.

Maddenin beşinci fıkrasına göre: “Kefilin rücu hakkına ilişkin zamanaşımı, kefilin alacaklıya ifada bulunduğu anda işlemeye başlar.”

Maddenin son fıkrasında ise, kefilin, dava hakkı vermeyen veya yanılma ya da ehliyetsizlik sebebiyle asıl borçluyu bağlamayan bir borç için ödemede bulunduğu takdirde, asıl borçluya karşı rücu hakkına sahip olmadığı belirtilmiştir. Aynı fıkrada, kefilin zamanaşımına uğramış bir asıl borçtan sorumlu olmayı borçlunun vekili sıfatıyla üstlenmesi durumunda, asıl borçlunun ona karşı vekalet sözleşmesi hükümleri uyarınca sorumlu olacağı öngörülmüştür.

Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 507 nci maddesi göz önünde tutulmuştur.

TBK Madde 596 - Kefil ile borçlu…

İndeks
Bize WhatsApp'tan ulaşın!