HMK Madde 114 Dava şartları

Özet 2 fıkra · ~6 dk okuma

HMK 114, bir davanın esastan görülebilmesi için yargı hakkı, yargı yolunun caizliği, görev, kesin yetki, taraf ve dava ehliyeti, dava takip yetkisi, vekaletname, gider avansı, hukuki yarar ve aynı davanın derdest ya da kesin hükme bağlanmamış olması gibi şartlar aranır.

Resmi Metin

Dava şartları

Madde 114- (1) Dava şartları şunlardır:

  1. a) Türk mahkemelerinin yargı hakkının bulunması.
  2. b) Yargı yolunun caiz olması.
  3. c) Mahkemenin görevli olması.
  4. ç) Yetkinin kesin olduğu hâllerde, mahkemenin yetkili bulunması.
  5. d) Tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları; kanuni temsilin söz konusu olduğu hâllerde, temsilcinin gerekli niteliğe sahip bulunması.
  6. e) Dava takip yetkisine sahip olunması.
  7. f) Vekil aracılığıyla takip edilen davalarda, vekilin davaya vekâlet ehliyetine sahip olması ve usulüne uygun düzenlenmiş bir vekâletnamesinin bulunması.
  8. g) Davacının yatırması gereken gider avansının yatırılmış olması.
  9. ğ) Teminat gösterilmesine ilişkin kararın gereğinin yerine getirilmesi.
  10. h) Davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması.
  11. ı) Aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması.
  12. i) Aynı davanın, daha önceden kesin hükme bağlanmamış olması.

(2) Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır.

↪ Bu kanunda başka maddeye git

Avukat Yorumu

Bu madde, bir davanın mahkemece esastan incelenip karara bağlanabilmesi için bulunması gereken dava şartlarını tek bir hükümde toplar. Birinci fıkra bu şartları sıralar: Türk mahkemelerinin yargı hakkının bulunması, yargı yolunun caiz olması, mahkemenin görevli ve kesin yetki hâllerinde yetkili olması; tarafların taraf ve dava ehliyetine, kanuni temsilcinin gerekli niteliğe ve davayı takip yetkisine sahip olması; vekille takipte vekilin vekâlet ehliyeti ile usulüne uygun vekâletnamesinin bulunması; gider avansının yatırılmış ve teminat kararının yerine getirilmiş olması; davacının hukuki yararının varlığı ile aynı davanın daha önce açılıp görülmekte veya kesin hükme bağlanmamış olması. İkinci fıkra, diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümlerin saklı tutulduğunu belirtir.

Madde, hem yargı erkine ve mahkemeye ilişkin şartları hem de taraflara ve uyuşmazlığa ilişkin şartları aynı düzlemde düzenleyerek esasa girişin ön koşullarını ortaya koyar. İkinci fıkra uyarınca buradaki sayım sınırlayıcı değildir; özel kanunlardaki dava şartları da geçerliliğini korur. Şartların gerçekleşip gerçekleşmediği bu madde kapsamında ayrı bir karar mekanizmasına bağlanmamış olup, dava şartlarının incelenmesine ve eksikliğin sonuçlarına ilişkin usul, ilgili diğer hükümler çerçevesinde değerlendirilir.

Gerekçe

Bu düzenleme, büyük ölçüde İsviçre Federal Medeni Usul Kanunu Tasarısının 57. maddesinde yer alan kuraldan esinlenmek suretiyle oluşturulmuştur.

Maddenin birinci fıkrasında, tüm davalar bakımından geçerlilik taşıyan dava şartlarının neler olduğu hususu açıkça hükme bağlanmıştır. Bu düzenleme ile 1086 sayılı Kanunun 188. maddesinin ikinci cümlesinde sözü edilen hakim tarafından re’sen gözetilmesi gereken hususların neler olduğuna açıkça işaret edilmiştir. Burada sözü edilen dava şartlarından maksat, davanın esastan görülüp karara bağlanabilmesi için, varlığı ya da yokluğu hakim tarafından davanın her aşamasında kendiliğinden gözetilen ve taraflarca da noksanlığı davanın her aşamasında ileri sürülebilen hallerdir. Ayrıca maddede, davanın taraflarına ve davanın konusuna ilişkin dava şartlarının tek tek sayılması yoluna gidilmiştir. Bu bağlamda, Türk mahkemelerinin yargı hakkının bulunması; yargı yolunun caiz olması; mahkemenin görevli olması; kesin yetki hallerinde, mahkemenin yetkili bulunması; tarafların davada taraf ve dava ehliyetlerinin bulunması; yasal temsilin işlerlik kazandığı hallerde, yasal temsilcinin, temsil için gerekli nitelikleri taşıyor olması; davayı takip yetkisine sahip olunması; vekilin, davaya vekalet ehliyetine sahip olması ve usulüne uygun düzenlenmiş bir vekaletnamenin bulunması; davacının yatırması gereken gider avansının yatırılmış olması; davacının dava açmakta hukuki yararının bulunması; aynı davanın daha önceden de açılmış ve halen görülmekte olmaması ile aynı davanın daha önceden kesin hükme bağlanmamış bulunması, genel dava şartları olarak belirlenmiştir.

Maddenin (ı) ve (i) bentlerinde sayılan haller diğerlerinden farklı olarak olumlu değil; olumsuz dava şartı konumundadırlar. Maddenin (e) bendinde yer alan düzenleme ile ilk defa hukukumuzda dava takip yetkisi kurumuna yasal bir dayanak oluşturulmuştur. Burada sözü edilen davayı takip yetkisinden maksat, davada taraf olan kişinin o davayı kendi adına yürütebilme ve kendi adına esas hakkında hüküm alabilme yetkisidir. Sözü edilen kurum, şekli taraf kuramının kabulünün sonucu olarak ortaya çıkmış ve sözü edilen kuramı tamamlamak amacıyla geliştirilmiştir. Davayı takip yetkisi, maddi hukuktaki tasarruf yetkisinin usul hukukundaki karşılığını oluşturur. Ayrıca, bu kavram, davada taraf olmadığı halde kanun gereği taraf gibi davranmakla görevli kılınmış olanların hukuki konumlarının açıklanmasında başvurulan bir kavram konumundadır. Yine bu bağlamda, maddenin birinci fıkrasının (g) bendinde davanın sürüncemede kalmasını önlemek amacıyla davacının yatırması gereken gider avansını yatırmış bulunması da bir dava şartı haline getirilmiştir.

Maddenin birinci fıkrasının (ğ) bendinde yapılan düzenlemeyle, Türkiye’de mutad meskeni bulunmayan Türk vatandaşının Türkiye’de dava açması durumunda, göstermesi gereken teminatın gereğini yerine getirmemesi halinin dava şartı olarak öngörülmesi suretiyle, mahkemece her zaman gözetilmesi ve taraflarca da her zaman ileri sürülebilmesi olanağı yaratılmıştır. Böylelikle, 1086 sayılı Kanunun 187 nci maddesinin (1) numaralı bendinde yer alan ve Türkiye’de yerleşim yeri bulunmayan Türk vatandaşlarının Türkiye’de dava açması halinde bu hususun ilk itiraz olarak ileri sürülmesini öngören düzenlemenin varlığına da son verilmiştir.

Maddenin birinci fıkrasının (h) bendinde ise davacının dava açmakta hukuki yararının bulunmasının bir dava şartı olduğu hususu açıkça vurgulanmıştır. Burada sözü edilen hukuki yarardan maksat, davacının sübjektif hakkına hukuki korunma sağlanması hususunda mahkemeye başvurmasında hali hazırda hukuken korunmaya değer bir yararının bulunmasıdır. Bir başka ifadeyle, davacı hakkına kavuşmak için, hali hazırda mahkeme kararına muhtaç bir konumda değilse onun hukuki yararının bulunduğundan söz etmek mümkün değildir. Bu şekilde anlam ve içerik yüklenen hukuki yarar kavramına grup davası bağlamında yeni bir açılımın getirilmesi de sağlanmış; hali hazırda kollektif hukuki himaye ihtiyacı içerisinde bulunma da, bu kapsamda mütalaa edilmiştir.

Maddenin birinci fıkrasının (ı) bendinde ise aynı davanın daha önceden açılmış ve halen görülmekte olmaması hususu yani teknik bir ifadeyle derdestlik iddiası bir olumsuz dava şartı haline getirilmiş ve bu suretle derdestlik itirazı ilk itiraz olmaktan çıkartılıp; dava şartına ilişkin usuli bir itiraza dönüştürülmesi sağlanmıştır.

Açılmış ve görülmekte olan bir davanın davacısı, hukuki korunma sürecini başlatmıştır. Artık onun aynı davayı yeniden bir başka mahkeme önüne getirmesinde hukuken korunmaya değer güncel bir yararı kalmamıştır; bu bağlamda hukuken korunma ihtiyacı içerisinde bulunmamaktadır ve onun yapacağı tek iş, davanın sonucunu beklemekten ibarettir. Öte yandan, dava açmaktaki yarar hukuki olmalıdır; ideal veya ekonomik yarar tek başına yeterli değildir. Dolayısıyla daha önce açılmış ve halen görülmekte olan bir davanın, hangi saikle olursa olsun ikinci kez açılması halinde, davacının bu ikinci davayı açmaktaki kararı hukuki değildir. O halde derdestlik itirazının korunmasının temelinde, aynı davanın tekrar açılıp görülmesinin sağlanmasında davacının hiçbir hukuki yararının bulunmadığı düşüncesi yatmaktadır. Hukuki yararın ise dava şartı olduğu konusunda, bu düzenlemeden önce dahi doktrin ve yargı uygulaması bağlamında bir görüş birliği mevcuttur. Derdestlik itirazı da hukuki yarar eksikliğinin, somut ve özel planda bir düzenleniş biçimi olduğuna göre, onun da temelinde yatan bu düşünceye uygun bir işlev görmesinin sağlanabilmesi için ilk itiraz olmaktan çıkartılıp; dava şartına ilişkin usuli bir itiraza dönüştürülmesinde kaçınılmaz bir zorunluluk mevcuttur.

Maddenin birinci fıkrasının (i) bendinde ise aynı davanın daha önceden kesin hükme bağlanmamış olmasının bir dava şartı olduğu hususuna yasal çerçevede açıklık kazandırılmıştır. Derdestlik gibi kesin hüküm itirazı da, “ne bis idem” (aynı fiilden ötürü bir kişi ancak bir kez yargılanabilir) kuralını temel alır. Kesin hüküm itirazı, maddi anlamda kesin hükmün menfi etkisiyle ilişkili bir itiraz konumundadır. Burada sözü edilen maddi anlamda kesin hükmün menfi etkisinden maksat, karara konu kılınan uyuşmazlığın yeni bir davanın konusunu oluşturamaması; oluşturmuşsa böyle bir davanın dinlenmeyip usulden reddedilmesidir. Bir davanın konusunu oluşturan uyuşmazlığın, daha önce kesin bir hükümle çözümlenmiş olması nedeniyle, mahkemece yeniden inceleme konusu yapılamayacağını öngören bir usuli itiraz biçiminde tanımlanan kesin hüküm itirazı, maddi anlamda kesin hükmün müspet değil; menfi etkisiyle ilişkilidir. Zaten maddi anlamda kesin hüküm de, müspet değil menfi etkisi itibarıyla bir dava şartı konumundadır. Kesin hüküm itirazını da, menfi etkiyle ilişkili konumda bulunduğundan, dava şartına ilişkin bir itiraz olarak nitelemek gerekir. Bu suretle, maddi anlamda kesin hükmün, kesin hükümle mahkemenin ve davanın taraflarının bağlı olması, özellikle lehine karar verilen kişinin hakkının inkar edilememesi biçiminde tanımlanan müspet etkisi itibarıyla, dava şartı niteliği vurgulanmış olmaktadır.

Maddenin ikinci fıkrasında ise münferit davalar bakımından diğer kanunlarda yer alan ve özel dava şartları öngören düzenlemelerin uygulanma alanlarının saklı tutulduğuna açıkça işaret edilmiştir.

İlgili Yargıtay Kararları - HMK m.114 uygulaması

Aşağıdaki ilkeler, ilgili kararlardan derlenmiştir.

Yargıtay HGK E. 2025/120 K. 2025/353 Direnme Bozuldu

Taraf ehliyeti HMK m.114/1-d uyarınca dava şartı olduğundan, dava açıldığı sırada bu ehliyete sahip olan davacının yargılama sırasında ölümü hâlinde, mirasçıları davadan haberdar edilip taraf teşkili sağlanmaksızın esas hakkında karar verilemez (HMK m.114). Aksi hâlde verilen karar, taraf teşkili sağlanması için usulden bozulmalıdır (HMK m.114).

Detaylı özeti gör

Karar, taraf ehliyetinin HMK'nin 114. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi uyarınca dava şartı oluşturduğu, davanın açıldığı sırada bu ehliyete sahip olan davacının yargılama sırasında ölümü hâlinde taraf teşkili sağlanmadan esas hakkında hüküm kurulamayacağı noktasında usuli ilkeyi somutlaştırmaktadır. Somut olayda, önalım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil istemiyle açılan davada İlk Derece Mahkemesi davayı reddetmiş, Bölge Adliye Mahkemesi istinaf başvurusunu esastan reddetmiş, Özel Daire kararı bozmuş, mahkeme ise direnmiştir. Ancak Hukuk Genel Kurulunca yapılan incelemede, davacı ...'nın Özel Daire bozma kararı öncesi 21.08.2020 tarihinde vefat ettiği ve mahkemece taraf teşkili için herhangi bir usul işlemi yapılmadan direnme kararı verildiği belirlenmiştir. Dava konusunun miras yoluyla intikali mümkün bir malvarlığı hakkına ilişkin olması karşısında, davacının mirasçılarının HMK'nin 55. maddesi uyarınca davadan haberdar edilip taraf teşkili sağlanması gerektiği gözetilerek, direnme kararı değişik gerekçe ve nedenlerle usulden bozulmuştur.

Yargıtay HGK E. 2020/540 K. 2021/1223 Onama

Özel kanunlarda öngörülen dava şartlarına ilişkin hükümler HMK m.114/2 uyarınca saklı olup, bu kapsamda yer alan ve davanın açıldığı tarihte bulunması gereken bir dava şartının eksikliği hâlinde, mahkemenin işin esasına girmeksizin davayı usulden reddetmesi gerekir (HMK m.114).

Detaylı özeti gör

HGK, HMK m.114/1'de sayılan dava şartlarının davanın esasına girilebilmesi için aranan kamu düzeniyle ilgili zorunlu koşullar olduğunu; mahkemenin bunları hem davanın açıldığı tarihte hem de yargılamanın her aşamasında, tarafların istem ve beyanlarıyla bağlı olmaksızın re'sen araştıracağını vurgulamıştır. Karar, HMK m.114/2'deki "diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır" hükmüne dayanarak özel kanunda öngörülen dava şartlarının da bu rejime tabi olduğunu belirlemiş; somut olayda dayanak dava şartının (özel kanundaki ihtar koşulu) davanın açıldığı tarihte bulunması gereken, sonradan tamamlanamayan nitelikte olduğunu saptamıştır. Bu şartın dava tarihinde mevcut olmaması nedeniyle mahkemenin işin esasına girmeksizin davayı usulden reddetmesi yerinde görülmüştür. Açıklama bu kararın usul yönüne ilişkindir; somut maddi hukuk değerlendirmesi yalnızca bağlamdır.

Yargıtay HGK E. 2011/830 K. 2012/233

Bir davada, tarafların, taraf ehliyetine sahip olmaları dava şartlarındandır (HMK m.114); bu nedenle, davanın taraflarından birinin taraf ehliyetine sahip olmadığı mahkemece kendiliğinden (re'sen) gözetilir ve dava esasa girilmeden reddedilir. Taraflardan birinin ölmüş olabileceğine dair kuşku bulunması hâlinde, ölüm tarihi ile mirasçıları araştırılarak taraf teşkilindeki eksiklikler giderilmeden sağlıklı bir temyiz incelemesi yapılamayacağından, dosya bu eksikliklerin tamamlanması için geri çevrilir (HMK m.114).

Detaylı özeti gör

Karar, taraf ehliyetinin (HMK m.114, 1/d) bir dava şartı olması nedeniyle taraflardan birinin taraf ehliyetine sahip olmadığının mahkemece re'sen gözetilmesi gerektiği usul noktasını ele almaktadır. Somut olayda, davacının ihale yoluyla satın aldığı taşınmazı terk etmeyen davalıların haksız işgali nedeniyle açtığı maddi ve manevi tazminat davasında, Afşin 2. Asliye Hukuk Mahkemesi maddi tazminat talebini kısmen kabul etmiş; karar Özel Dairece bozulduktan sonra mahkeme kısmen direnmiştir. Hukuk Genel Kurulu, işin esasını incelemeden önce, bozma öncesi ve direnme kararı başlığında davalı Y.. T..'in ismi yanına "(Mirasçıları)" ibaresi yazıldığı, ancak bu davalının ölüp ölmediği, ölmüşse ölüm tarihi ve mirasçılarının kimler olduğu, dosyada vekaletnameleri bulunan D.. T.., F.. D.., E.. K.., V.. P.., A.. T.. T.. isimli kişilerin onun mirasçısı olup olmadığı konusunda hiçbir tespit yapılmadığını saptamıştır. Bu eksiklikler nedeniyle taraf teşkili ön sorun olarak nitelendirilmiş, sağlıklı bir temyiz incelemesi yapılamayacağı gözetilerek, nüfus kaydının celbi, ölüm tarihinin belirlenmesi ve mirasçıların tespiti gibi eksikler tamamlanmak üzere dosyanın Yerel Mahkemeye geri çevrilmesine karar verilmiştir.

İlkeler ilgili kararlardan derlenmiştir; tam karar metni esas alınmalıdır. Yargıtay içtihadı zamanla değişebilir.

İndeks
Bize WhatsApp'tan ulaşın!