T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
DAVACI : K1
VEKİLİ : Av. K2
DAVALI : AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANLIĞI*
VEKİLLERİ : Av. K3
Av. K4
DAVANIN KONUSU : Şikayet (İcra Memur Muamelesi)
Adana 2. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 10/05/2018 tarih ve 2017/957 Esas 2018/473 Karar sayılı mahkeme kararının süresi içinde istinaf yolu ile tetkiki davalı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Vekili tarafından istenmesi üzerine dosya dairemize gönderilmekle dava dosyası için düzenlenen inceleme raporu dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
DAVA:Davacı (borçlu)
K1 V
ekili dava dilekçesinde özetle;
müvekkkilininAdana 9. İcra Müdürlüğünün 2017/8681 esas sayılı dosyasından 06/11/2017 tarihinde müvekkilinin oturduğu adrese menkul haczine gidilmesi üzerine haberdar olduğunu, haberdar olunduktan sonra yapılan incelemede tebligatın usulsüz yapıldığının tespit edildiğini, takip talebinde belirtilen adrese çıkartılan tebligatın iade dönmesi üzerine alacaklı vekilince iade dönen adresin mernis adresi olduğundan bahisle TK.nun 21/2. maddesine göre tebligat gönderilmesini talep ettiğini, ancak müvekkilinin mernis adresinin uyaptan çıkarılmadığı gibi alacaklı veklinin dilekçesinde belirttiği adresten farklı bir adres olan A1 adresine tebligat çıkartıldığını, posta memurunun da bu adresin üzerine çizerek neden bu adrese tebliğ çıkartıldığını dahi belirtmeden A2 yanı F2 Müdürlüğü adresine tebligatı gönderdiğini, tebligatın kurum müdür vekili tarafından 02/08/2017 tarihinde tebliğ alınmasına rağmen müvekkiline hiçbir zaman bildirilmediğini, tebligatın müvekkili ile kurum arasında yaşanan bazı durumlar karşısında organize bir şekilde usulsüz olarak tebliğ edilerek müvekkilinin itiraz hakkınının engellendiğini beyan ederek, Adana 9. İcra Müdürlüğünün 2017/8681 esas sayılı dosyasında 02/08/2017 tarihinde yapılan tebliğin geçersizliğine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;
hukuki dayanaktan yoksun davanın reddi gerektiğini, mernis adresine tebligat çıkartılması talep edildiği halde İcra müdürlüğünün iş yoğunluğu nedeniyle veya sehven talepte belirtilen adrese değil de bir önceki adrese tebligat çıkartıldığını, F1 memuru tarafından borçlunun bu adresten ayrıldığının öğrenilmesi üzerine yeni görev yaptığı kurumun tespiti yapıldıktan sonra borçlunun en son görev yaptığı yer olan A2 yanındaki bağlı kuruluşlardan F2 Rehabilitasyon Merkezi Müdürlüğüne tebligatın yapıldığını, borçlunun bilinçli olarak tebligatı almadığını, bu konuda tebligatı alan müdür vekili K5’ın dinlenmesini talep ettiklerini beyan ederek, hukuki dayanaktan yoksun ve mesnetsiz davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI;
Mahkemece, somut olayda davacı adına çıkartılan ödeme emrinin alacaklı vekilinin dilekçesinde belirttiği adresten farklı bir adres olan A1 adresine tebliğe çıkartıldığı, posta memurunca bu adresin üzeri çizilerek A2 yanı F2 Müdürlüğü adresine tebligatın götürüldüğü, tebligatın kurum müdür vekili tarafından muhattap kısa süreli izinde şerhiyle 02/08/2017 tarihinde tebliğ alındığı, ilgili kurumla yapılan yazışmada ise tebliğ tarihinde davacının resmi olarak izinli ya da raporlu olmadığının bildirildiği belirtilerek, şikayetin kabulü ile davacı aleyhine Adana 9 icra müd 2017/8681 sayılı dosyasında, yapılan ödeme emri tebliğine ilişkin tebliğ işleminin öğrenme tarihi olan 06/11/2017 olarak düzeltilmesine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı (alacaklı) Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Vekili dilekçesinde özetle;
davacının bakanlık personeli olarak görev yaptığını ve 17.08.2017 tarihi itibariyle emekli olduğunu, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Denetim Hizmetleri Başdenetçilerinden K6 tarafından hazırlanan 13.03.2017 tarih ve 5/3 rapor nolu disiplin soruşturması raporu ile davacı K1’nın Bakanlığı 305.634,00 TL zarara uğrattığının tespit edildiğini, bunun üzerine zararın takip ve tahsili için Müdürlükçe davacıya 17.05.2017 tarih ve 8646 sayılı yazı ile bildirim yapıldığını ve kendisine 30 günlük süre verildiğini, anılan yazının davacı K1’ya 30.05.2017 tarihinde bizzat elden tebliğ edildiğini, davacı vekilince borca itiraz edildiğini, ancak itiraz dilekçesinin yerinde görülmeyerek reddedildiğini ve davacı vekiline tebliğ edildiğini, verilen 30 günlük süre sonunda borçlu tarafından borcun ödenmemesi üzerine ilamsız icra takibine geçildiğini, ödeme emrinin borçlunun mernis adresine tebliğe çıkartıldığını F1 memuru tarafından borçlunun bu adresten ayrıldığının ve yeni görev yaptığı kurumun tespit edilerek tebligatın oraya götürüldüğünü ve orada “
muhatabın kısa süreli izinde olması sebebiyle işyerinde Kuruluş Müdür vekili
K5
imzasına tebliğ edilmiştir”
şeklinde şerh düşüldüğünü, borçlu ile ilgili personel bilgi sisteminde borçlunun tebligat yapılan tarihte herhangi bir izinde olmadığı aktif görevde olduğunun görüldüğünü, kuruluş müdürü tarafından alınan tebligatın da aynı gün borçlunun kendisine teslim edildiğini, yapılan tebligat işleminin tamamen hukuka uygun olduğunu, davacı vekilinin dilekçesinde belirttiği gibi organize bir şekilde yapılan bir usulsüz tebligat işleminin söz konusu olmadığını, davacının en son görev yaptığı rehabilitasyon merkezi müdürlüğünde, kuruluş müdürüne yapılan tebligatın Tebligat Kanunu’nun 18. Maddesine göre usulüne uygun olduğunu, tüm dosya kapsamında borçlunun yapmış olduğu muvazalı tasarrufların hukuki geçerliliğini korumak amacıyla başından sonuna kadar kendi aleyhinde açılmış bulunan icra takibinden haberdar olduğu halde tebligatı kurum müdüründen almadığını, icra takibini ve akabinde aleyhine açılmış bulunan Adana 7. Asliye Hukuk Mahkemesindeki tasarrufun iptali davasını da sonuçsuz bırakmak istemekte olduğunu, bu durumun TMK nun 2. Maddesinde yer bulan “
Herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.”
amir hükmüne açıkça aykırılık teşkil etmekte olduğunu beyan ederek, yerel mahkemenin kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı K1 Vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle
; yerel mahkemece verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğunu, dava konusu tebligatın bir çok yönden usul ve hukuka aykırı olduğunu, davacı adına çıkartılan ödeme emri tebligatının alacaklı vekilinin dilekçesinde belirttiği adresten farklı bir adres olan A1 adresine çıkartıldığını, posta memurunca bu adresin üzeri çizilerek A2 yanı F2 Müdürlüğü adresine tebligatın götürüldüğünü, tebligatın kurum müdür vekili tarafından muhatap kısa süreli izinde şerhiyle 02/08/2017 tarihinde tebliğ alınmasına rağmen, ilgili kurumla yapılan yazışmada tebliğ tarihinde davacının resmi olarak izinli ya da raporlu olmadığının belirtildiğini, 3 farklı nedenle tebligatın iptal edildiğini, davalının istinaf gerekçesini kabul etmediklerini, bu iddiaların gerçeğe uygun olmadığını, yerel mahkemenin tebligatı iptal etmesinin diğer gerekçeleri hakkında davalı kurum hiçbir itirazda bulunmadığından davacının istinaf başvurusunun esastan red edilmesi gerektiğini, davacı adına çıkartılan ödeme emri tebligatının alacaklı vekilinin dilekçesinde belirttiği adresten farklı bir adrese çıkarılması işlemini, davalı kurum her ne kadar İcra Müdürlüğünce sehven yapılan bir işlem olarak nitelendirmiş olsa dahi, alacaklının talebi olmadan yapılan tebligat işleminin usul ve hukuka aykırı olduğunu, Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik’in 30/1 maddesinde, tebliğ memuruna ilgilinin neden adreste bulunmadığını “tahkik etme” görevini yüklendiğini, Tebligat Kanunu’nun 23/7. ve Tebligat Yönetmeliğinin 35/f. Bendinin de, tebliğ memuruna yaptığı tahkikatın sonucunu tebliğ evrakına yazma ve ilgilisine imzalatma görevi verildiğini, bu nedenle, bu işlemlerin hiçbiri yapılmadan nasıl tespit edildiği belli olmadan adresin üzerinin çizilerek başka bir adrese tebligatın götürülmüş olmasının usul ve hukuka aykırı olduğundan tebligatın iptalinin dosya kapsamına ve usule uygun olduğunu, davalı kurumun dilekçesinde belirtmiş olduğu Yargıtay kararlarında
“Muhatap adına çıkarılan tebligatın yapılabilmesini o yeri idare eden veya muhatabın bulunduğu kısmın amiri sağlayacaktır.”
denilmekte olduğunu, dava konusu uyuşmazlıkta tebligatı alan Kurum Müdür vekili K5’ın amir olup olmadığı hususunun tartışmalı bir durum olmadığını, tartışmalı olan hususlardan birincisinin, tebligat kuruma gelinceye kadar gerek İcra Memurluğu, gerek F1 Memuru tarafından yapılan işlemlerin usul ve hukuka uygun olup olmadığının, ikincisinin de kurumdan gelen yazı cevabında müvekkilinin tebliğ tarihinde yıllık ya da idari izinde değilse tebliğin neden müvekkiline değil de, kurum müdürüne yapıldığını, kurum müdürünün bir şekilde tebliği aldıysa da, bu tebliği neden müvekkiline vermediği olduğunu, Yargıtay kararlarında da kurum amirine
“tebligatın yapılabilmesini sağlama”
görevi verildiğini, kurum amirinin tebligatın müvekkiline yapılabilmesini sağlayamadığına göre ortada usule uygun bir tebligattan bahsedilebilmesinin de mümkün olmadığını, sonraki süreçte müvekkilinin emeklilik işlemleri tamamlanınca görevinin sona erdiğini, tebligatın bu şekilde organize bir şekilde usulsüz olarak tebliğ edilerek müvekkilinin itiraz hakkının engellendiğini beyan ederek, davalının istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE:
Borçlu vekilinin icra mahkemesine başvurusu genel haciz yoluyla takipte ödeme emrinin usulsüz tebliğ edildiğine dair şikayet niteliğindedir. İlk derece mahkemesince şikayetin kabulüne karar verilmesi üzerine alacaklı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
TK.nun 18. maddesine göre”Tebliğ yapılacak şahıs otel, hastane, tedavi veya istirahat evi, fabrika, mek-tep, talebe yurdu gibi içine serbestçe girilemiyen veya arananın kolayca bulunması mümkün olmıyan bir yerde bulunuyorsa, tebliğin yapılmasını o yeri idare eden veya muhatabın bulunduğu kısmın amiri temin eder. Bunlar tarafından muhatabın derhal buldurulması veya tebliğin temini mümkün olmazsa, tebliğ kendilerine yapılır.”
Tebligat Yönetmeliğinin Otel, hastane, fabrika ve okul gibi yerlerde tebligat usulünü düzenleyen 27. maddesine göre , “(1) Tebliğ yapılacak kişi; otel, pansiyon, hastane, tedavi veya istirahat evi, fabrika, okul, öğrenci yurdu, resmi veya özel daire veya kurum gibi içine serbestçe girilemeyen veya arananın kolayca bulunması mümkün olmayan bir yerde bulunuyorsa tebliğin yapılmasını, o yeri idare eden veya muhatabın bulunduğu kısmın amiri temin eder.(2) Muhatap bu kişiler tarafından derhal bulundurulamaz veya tebellüğden kaçınırsa yahut diğer bir sebeple tebliğin temini mümkün olmazsa tebliğ o yeri idare eden veya muhatabın bulunduğu kısmın amirine yapılır.”
Somut olayda; ***310 barkod nolu tebligatın A1 adresine gönderildiği, posta memuru tarafından “muhatap adresini değiştirmişse tebliğ memuru tarafından tespit edilen yeni adresi “ kısmına A2 yanı F2 . Müd. İbaresinin yazıldığı, daha sonra “Muhatabın kısa süreli izinde olması sebebiyle işyerinde kurum müdür vekili imzasına tebliğ edilmiştir. 07.08.2017 K5 Müdür V. “ şerhiyle tebliğin TK.nun 18. yönetmeliğin 27. maddesine uygun gerçekleştirildiği anlaşılmıştır.
İlk derece mahkemesince TK.nun 21. Maddesine atıfta bulunulmuş ve ilgili kurum tarafından davacının tebliğ tarihinde resmi olarak izinli veya raporlu olduğunun bildirilmediği gerekçe gösterilerek tebliğin usulsüz olduğu kabul edilmiş ise de, tebliğ adresinin F2 Merkezi olup içine serbestçe girilemeyen bir kurum olduğu, bu nedenle TK.nun 18. maddesinin uygulanması gerektiği, tebliğ tarihinde borçlunun anılan kurumda çalıştığı, bu nedenle tebliğ memurunun sevk adresini kimden nasıl öğrendiğinin önemi olmadığı, borçlunun tebliğ günü geçici (saatlik) izin aldığı anlaşıldığından yapılan tebliğ TK.nun 18. maddesine uygundur. Tebligatın yanlış adrese çıkartılması üzerine posta memurunun bilinen adrese sevk işlemi yapmasında bir sakınca yoktur. Muhataba saatlik olarak izin verildiği anılan kurum tarafından bildirildiğinden bu hususa ilişkin istinaf sebebi de yerinde değildir.
Bu nedenlerle , davalı alacaklı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne ,ilk derece mahkemesinin kararının HMK.nun 353-1-b-2 maddesi gereğince kaldırılmasına, şikayetin reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davalı (alacaklı) vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE,
2-Adana 2. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 2017/957 Esas 2018/473Karar sayılı kararının HMK.nun 353/1-b(2) maddesi gereğince KALDIRILMASINA,
a-Şikayetin REDDİNE,
İlk derece yargılaması açısından,
b-Alınması gereken 54,40 TL karar ve ilam harcından peşin alınan 31,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 23,00 TL harcın davacıdan alınarak hazineye İRAT KAYDINA,
c- Davacı tarafından ilk derece mahkemesindeki yargılama aşamasında yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde BIRAKILMASINA,
d- Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT’ne göre belirlenen 1.130,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE,
İstinaf yargılaması bakımından;
3- İstinaf başvurusu kabul edildiğinden istinaf karar harcı alınmasına YER OLMADIĞINA,
4- Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan 31,00 TL posta masrafından oluşan yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE,
5-HMK.nun 333. maddesi gereğince kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde talep halinde yatırana İADESİNE,
6-Kararın taraflara TEBLİĞİNE,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 6100 sayılı HMK ‘nun 361 maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren
iki hafta
içerisinde Yargıtay’a temyiz yolu açık olmak üzere 07/01/2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe