TBB Disiplin Kurulu Kararı – E. 2025/893 K. 2026/53

Kaynak: Türkiye Barolar Birliği. Bu karar metni TBB tarafından yayımlanan kaynak metinden aktarılmıştır: barobirlik.org.tr/DisiplinKararlariDetay/2046

Güncel metin için TBB’deki kaynak sayfa esas alınmalıdır. Bu karar idari niteliktedir; yargı kararı değildir ve mahkemeler açısından bağlayıcı içtihat oluşturmaz.

İlgili AVK madde: AVK Madde 135
[ÖZET] 25.12.2025 tarih ve 33118 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7571 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 631 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile yapılan düzenlemede, Avukatlık Kanunu’nun 135/2-c fıkrası ile “Kendisinin ve mesleğin itibarını veya toplumun mesleğe güvenini zedeleyecek tutum ve davranışlarda bulunmak” ve 135/2-r fıkrası ile “Üstlendiği işle ilgili masraf aldığı halde dava açmamak veya icra takibi başlatmamak ya da dava açmadığı veya icra takibi başlatmadığı halde aldığı masrafı iade etmemek” şeklindeki eylemlerin karşılığı “kınama” cezası olarak düzenlenmiştir. Şikâyetlinin eyleminin; eylem tarihi itibariyle uygulanan Avukatlık Kanunu’nda ve Kurulumuzun yerleşik içtihatlarında da Avukatlık Kanunu’nun altıncı kısmına giren eylemlerden olması ve münhasıran özen yükümlülüğüne aykırılık teşkil etmesi nedeniyle kınama cezasını gerektirdiği anlaşılmıştır. Bu durumda, her iki Kanun döneminde de eylemin karşılığı olan cezanın kınama cezası olacağı değerlendirilmiştir.
(Av. Yas. m. 135/2-c, 135/2-r )

[KARAR METNİ] Şikâyetli avukat hakkında; Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün 27.07.2021 tarihli “Olur”u ile; “Müştekinin … Firmalarında bulunan ortaklık payına Tasarruf Mevduat Sigorta Fonunun el koyması nedeniyle haksız olarak satılan varlıklarının tazmini amacıyla sorumlu idare aleyhine tam yargı davası açmak amacıyla, … 4. Noterliğince düzenlenen 07.04.2015 tarihli ve 2710 yevmiye sayılı vekâletname ile şikâyetçinin vekilliğini üstlenip, 14.05.2015 tarihinde düzenlenen avukatlık ücret sözleşmesi ile söz konusu davanın sonuçlanması hâlinde 30.000.000 Amerikan doları vekâlet ücreti ödeneceği hususunda müşteki ile anlaştıkları hâlde, bir kısım usulsüzlükler yaptığı” iddiası bakımından soruşturma izni verilmesi üzerine başlatılan disiplin davasında, eylem sabit görülerek ceza tayin edilmiştir.
Şikâyetli avukat savunmalarında özetle; Şikâyetçinin … 4. Noterliğinin 07.04.2015 tarihli vekaletname ile TMSF nezdinde bulunan alacaklarının tahsili için gerekli işlemlerin yapılması amacıyla kendisini vekil tayin ettiğini, 14.05.2015 tarihinde TMSF’ye dilekçe verdiğini, şikâyetçinin ortağı olduğu şirketlere ait olup satılmış olan malların TMSF tarafından kendisine bildirildiğini, akabinde ismini hatırlamadığı bir şahsın arayarak kendisine “mahkeme ile bu işler olmaz, güçlü bir tanıdık bularak işinizi onunla halledin” dediğini, bunun üzerine M.A. ile görüştüklerini, şahsın 45 gün sonra şikâyetçi ile kendisini görüşmeye çağırdığını, …’de bir köşkte R.G. ile görüştüklerini. R.G.’nin “TMSF başkanı ile görüştük, bu parayı 4 ay gibi kısa bir sürede alırız ancak paranın yarısını bize verirsen” şeklinde bir teklifte bulunduğunu, şikâyetçinin teklifi kabul ettiğini, buna ilişkin düzenlenen danışmanlık sözleşmesinin bir aslının da kendisinde olduğunu ve bunu daha önce de ibraz ettiğini, şikâyetçinin … 10. Noterliğinden M.A.’ya 01.07.2015 tarihli iş takip vekaletini verdiğini, M.A.’nın da bu vekalete dayanarak Avukat C.Ş.’ya vekalet verdiğini, bahsi geçen davayı C.Ş.’nın açmış bulunduğunu, bu avukatla gerekli görüşmeleri M.A.’nın yaptığını, kendisinin ve E.Ç.’nin bu avukatla bir kez görüştüğünü, iddia edildiği gibi sahte bir karar olmadığını, var ise de bundan diğer avukatlar C.Ş. ve Kurtuluş isimli avukatın sorumlu olduğunu, sahte kararla devlet ödemesi olmayacağını, E.Ç.’nin kendisine hiçbir ödeme yapmadığını, davaların esas seyrini değiştiren hususun, şikâyetçinin, … 7. Ağır Ceza Mahkemesi 2015/123 esas sayılı dosyasının 6. Celsesinde “şirket hisselerini devralıp devrederken herhangi bir para ödemedim” şeklindeki ifadesiyle muvazaalı satışı kabul etmesi olduğunu, böylece aslında kendisine ait olmayan ve muvazaalı bir şekilde kendisinde bulunan hisselerin karşılığını devletten tahsil etmeye çalıştığı sonucunun doğduğunu, kendisinin avukatlık sözleşmesi yaptığını ve bu sözleşmeye göre muhtemel alacağının temliki için farklı kişilerle sözleşme yaptığını, temliknameler üzerinde yazan mahkeme kararlarının doğru olduğunu, temlik verdiği kimseden para almadığını, şikâyetçinin kendisinin de temliknameler verdiğini, şikâyetçinin başka davaları ile de ilgilendiğini ve 48.000 TL gönderdiği konu ile ilgili yargılamanın yenilenmesi dilekçesinin yazdığını ancak şikâyetçinin kendi isteğiyle bu işlemi durdurduğunu, gönderilen parayı da masraf ve ücretlere mahsup ettiğini beyan etmiştir.
İncelenen dosya kapsamından, Baro Yönetim Kurulu’nun 02.11.2022 tarihli toplantısında şikâyetli hakkında disiplin kovuşturması açılmasına karar verildiği,
Şikâyetli avukatın disiplin kovuşturmasına konu eylemi nedeniyle, “Görevi Kötüye Kullanma” ve “Resmi Belgede Sahtecilik” suçundan cezalandırılması istemiyle … 20. Ağır Ceza Mahkemesinin 2022/202 esasına kayden açılan kamu davasında, Mahkemenin 08.05.2024 tarih ve 2024/153 karar sayılı ilamı ile sanık şikâyetli avukatın,
1-“Görevi Kötüye Kullanma” suçu bakımından CMK’nın 223/2-a maddesi gereğince beraatine,
2-“Resmi Belgede Sahtecilik” suçu bakımından CMK’nın 223/2-e maddesi gereğince beraatine,
Karar verildiği, kararın her iki suç bakımından istinaf edilmeden 10.09.2024 tarihinde kesinleştiği,
Mahkemenin; “Sanık hakkında her ne kadar resmi belgede sahtecilik suçunu işlediği iddiasıyla cezalandırılması istemiyle Mahkememize kamu davası açılmış ise de resmi belgede sahtecilik suçunun oluşabilmesi için Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 14.10.2003 gün ve 232-250 sayılı, 09.10.2012 gün ve 2011/8-335 Esas 2012/1804 sayılı kararlarında da açıklandığı üzere, belgenin nesnel olarak aldatıcılık yeteneğinin bulunması ve aldatma keyfiyetinin belgeden objektif olarak anlaşılması gerektiği, muhatabın hatasından, dikkatsizlik veya özensizliğinden kaynaklanan fiili iğfalin, aldatma yeteneğinin varlığını göstermeyeceği, belgelerde sahtecilik suçlarında aldatma yeteneğinin bulunup bulunmadığının takdiri hakime ait olduğu, suça konu belgenin fotokopi olması durumunda hukuki sonuç doğurmaya elverişli nitelikte olmadığı, aslı bulunamayan belgenin de aldatma mahiyetinin bulunup bulunmadığının tespit edilemeyeceği, fiilin iğfalin aldatma niteliğini göstermeyeceği göz önüne alındığında, suç konusu … 12. İdare Mahkemesine ait sahte mahkeme ilamlarının aslının dosyada mevcut olmadığı, bu nedenle iğfal kabiliyeti hususunda bir değerlendirme yapılamayacağı anlaşıldığından sanığın atılı suçu işlediği hususunda her türlü şüpheden uzak, kesin, somut nitelikte delil elde edilemediğinden, sanığın atılı resmi belgede sahtecilik suçundaki beraatine…Katılanın sanığa tam yargı davası açmak üzere vekaletname verdikten sonraki süreçte M.A. ile danışmanlık sözleşmesi imzaladığı, bu sözleşme kapsamında yapılacak işlemleri takip etmesi ve sözleşmenin gereği olarak kendisi adına avukat C.Ş.’ya vekalet vermesi hususunda M.A.’ya bir vekaletname düzenlediği, M.A.’nın da katliam temsilen avukat C.Ş.’ya vekalet verdiği, C.Ş.’nın tanık olarak alınan beyanında katılandan aldığı vekaletname uyarınca … şirketine ait TMFS tarafından el koyma işlemi neticesinde yapılan satış işleminden doğan payını TMSF’den talep ettiğini, bu kabul görmeyince idari yargıda vekaleten dava açtıklarını, yerel mahkeme kararı aleyhine sonuçlandığında kararın verildiği tarihten sonraki 1-2 gün süre içerisinde katılanın eşi ile birlikte ofisine geldiğini, dosya ile ilgili toplantı yaptıklarını ve kararı da göstererek davayı kaybettiğini söylediğini, dava açıldığı zaman E.Ç.’ye bizzat bilgi verdiklerini ve doğrudan katılanı arayarak tüm süreçten haberdar ettiğini belirttiği, tanık C.Ş.’nın anlatımlarının tanık M.A. tarafından da doğrulandığı … 12. İdare mahkemesinin 2015/1206 esas sayılı dosyasının da sanığın açmayarak katılanın mağduriyetine neden olduğu iddia edilen dava konusunu kapsadığı ve … 12. İdare mahkemesinin 2015/1206 esas 2017/440 karar sayılı karar ile davanın reddine karar verildiği, karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun … BİM 10. İdare dava dairesinin 2017/1476 esas 2017/1575 karar sayılı karan ile davacının istinaf başvurusunun reddine, davalının ise istinaf başvurusunun vekalet ücretine ilişkinmişim bakımından kabulüne karar verildiği, karara yönelik davacı vekilinin temyiz başvurusunun Danıştay 13. Dairesinin 2017/2855 esas 2022/1747 karar sayılı karar ile davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilerek kararın kesinleştiği, söz konusu davanın katılan E.Ç.’nin genel vekaletname ile yetkilendirdiği M.A. tarafından Üsküdar 10. Noterliğince 10.07.2015 tarihinde düzenlenen vekaletname ile tevkilen vekil kılınan Avukatlardan birisi olan Avukat C.Ş. tarafından açıldığı ve katılanın avukatının işlemlerinden haberdar olduğu anlaşılmakla katılanın sanığa soruşturma konusu davayı açması için verdiği vekaletnameden sonra tanık M.A. ile danışmanlık sözleşmesi yaparak bu sözleşme kapsamında hareket etmeye başladığı, bu süreçte başka bir avukata vekaletname vererek davanın açılmasını sağladığı, sanığın da katılanın verdiği vekaletnameden ve açılan davadan haberdar olduğu dolayısıyla sanığın davayı açmamasının katılanın bilgisi dahilinde bulunduğu, kanaatine varılarak sanığın görevinin gereklerini ferine getirmediği yönündeki katılan beyanlarına itibar edilmemiş yasal süresinde açılmış olması nedeniyle de katılanın mağduriyet yaşamadığı ayrıca katılanın gönderdiğini beyan ettiği para ile ilgili olarak mevzu bahis gönderilen para miktarı ile ilgili tarafların arasında vekalet ücret sözleşmesinin bulunmadığı, mevcut vekalet ücreti sözleşmesinin konusunun farklı olmakla katılanın bilgisi dahilinde aktarılan şekilde tevkilen görevli avukat tarafından davanın açıldığı bu bağlamda bir mağduriyetin bulunmadığı, sanığın savunmasında belirtilen şekilde paranın kullanıldığını beyan ettiği dosyanın incelendiği ve yukarıda belirtilen hususların duruşma zaptına derç edildiği, bu yönden de sanığın aldığı para gereği işlem yapmadığı konusunda katılanın iddiasının soyut kaldığı, ayrıca yargılamanın yenilenmesi gereği işlem yapılmadığı konusundaki katılan beyanlarının da gerçeği yansıtmadığı kaldı ki bu konuda anlaşma yapıldığını gösteren vekalet sözleşmesinin olmadığı gibi katılanın bizzat müracaatı ile yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunduğu ancak talebin reddedildiği hususları göz önüne alındığında Mahkememizce sanığa isnat edilen görevi kötüye kullanma suçunun unsurlarının oluşmadığı kabul edilerek sanığın görevi kötüye kullanma suçundan beraatine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.” gerekçesiyle karar verildiği,
Baro Disiplin Kurulunca, “Kurulumuzca Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamı da birlikte değerlendirildiğinde; şikâyetli avukatın kurulumuza sunduğu savunma dilekçesinde ‘İsmini hatırlayamadığım bir kişi beni aradı ve Mahkeme ile bu işler olmaz, güçlü bir tanıdık bularak işinizi onunla halledin dedi, Bu durumu şikâyetçi E.Ç.’ye anlattım. Biz birlikte İstinye’de bulunan bir köşke gittik’ şeklinde beyanda bulunduğu, benzer beyanları ceza yargılamasında da tekrar ettiği görülmektedir. Şikâyetli avukatın şikâyetçi adına açacağı tam yargı davası öncesi usulsüz hukuk dışı yollara başvurmayı kabul ettiği, bu amaçla belirli görüşmelere katıldığı bu eylemlerinin avukatlık mesleğine yakışmayan davranışlardan olduğu tespit edilmiştir.
… 20. Ağır Ceza Mahkemesi’nin gerekçeli kararında şikâyetçi ve şikâyet edilen avukat arasında 07.04.2015 tarihinde açılacak tam yargı davası için 30.000.000 Amerikan doları vekalet ücreti ödeneceği hususunda vekalet ücreti sözleşmesi imzaladıkları, bu davanın açılması yetkisini şikâyetçinin 26.06.2015 tarihinde 3. kişilerle danışmanlık hizmet sözleşmesi imzalaması ve başka avukata vekalet vermesi ile şikâyetli avukattan alındığı görülmüştür. Tüm bu süreçlere şikâyetli avukatın bizzat kendisinin de katılması sebebiyle bundan sonra şikâyetçi adına tam yargı davası açmayacağını, bu işin bir başkasına devredildiğini bildiği tespit edilmiştir. Şikâyetli avukatın kendisinden dava açma yetkisi alınmış bir dava ile ilgili geçerliliği artık kalmamış sözleşmeye istinaden ‘Doğacak vekalet ücretine ilişkin finans sağlamak amacıyla temlikname hazırlandığına ilişkin’ gerek ceza mahkemesi gerekse kurulumuza sunmuş olduğu savunmalarda bu hususu kabul ettiği, şikâyetli avukatın açmayacağı davaya ilişkin var olmayan vekalet ücretine ilişkin temlikname vermesi eyleminin iyi niyetten uzak, meslek etik ve kurallarına yakışmayan davranış olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca hukukumuzda avukatlık ücretinin temlik edilip edilemeyeceği hususu da tartışmalıdır.
… 20. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yapılan yargılamada sadece 07.04.2015 tarihinde imzalanan ve tam yargı davası için 30.000.000 Amerikan dolar vekalet ücreti ödeneceğine ilişkin sözleşme ve açılacak tam yargı davası irdelenmiş ve tam yargı davasının başka bir avukat tarafından açılmış olması sebebiyle şikâyetçinin zararının olmadığı gerekçesiyle şikâyetli avukatın beraatine karar vermiştir. Ceza yargılamasının odağını tam yargı davasına ilişkin taraflar arasında imzalanan vekalet sözleşmesi ve sözleşmeye konu davanın açılıp- açılmadığı oluşturmuştur. Ancak şikâyetli avukatın ayrıca ikinci bir dava olan yargılamanın yenilenmesi davası açmak için aldığı ve kendi kabulünde olan 48.000TL bedel ile ilgili hiçbir yargılama yapılmamış ve gerekçe yazılmamıştır. Şikâyetli avukat kurulumuza sunmuş olduğu savunmasında ve ceza yargılamasında şikâyetçiden yargılamanın yenilenmesi için 48.000TL bedel aldığını kabul etmiştir. Kurulumuza verilen savunma dilekçesinde şikâyetçi adına açılması gereken davayı açmaktan vazgeçtiklerini, bu bedeli de ‘diğer davaları ve ücretlere mahsup ettiğini’ belirtmiştir. Ancak diğer davalar ve ücretlerin neler olduğu, hangi dava ve ücretlere ilişkin mahsup yapıldığı belirtilmemiştir. Ağır Ceza yargılamasında bu bedelin kullanımına ilişkin ayrıntı verilerek şikâyetçi E.Ç.’nin eşi adına kayıtlı bir şirket için Batman 3.Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davaya ilişkin 48.000TL’nin kullanıldığı belirtilmiştir. … 20. Ağır Ceza Mahkemesi’ne ait gerekçeli kararın 9. Sayfasında bahsi geçen Batman Asliye Hukuk Mahkemesi’nde açılan davanın davacısının ‘… olduğu, vekilinin ise şikâyetli avukat olduğu, davanın 04.10.2016 tarihinde açıldığı görülmüştür. Yani şikâyetli avukat şikâyetçi E.Ç. adına yargılamanın yenilenmesi davası açmak için almış olduğu 48.000,00TL’yi E. Ç. adına dava açılmaktan vazgeçilmesi üzerine iade etmemiş, herhangi bir yazılı talimat ve yetki olmaksızın şikâyetçinin eşinin ortağı olduğu … adına açmış olduğu davada bu bedeli kullandığını iddia etmiştir. Bu durumda şikâyetçiden alınan ve dava açılmaması nedeniyle iade edilmesi gereken 48.000TL halen şikâyetli avukat uhdesinde bulunmakta olup bu haliyle eylem avukatlı meslek ve etik kurallarına aykırıdır. Şikâyetli avukat hakkında sahte idare mahkemesi kararının aslına ulaşılamamış olması sebebiyle aldatma kabiliyetinin olup olmadığının tespit edilemeyeceği belirtilerek delil yetersizliğinden resmi belgede sahtecilik suçundan beraat kararı verilmiştir. Yani beraat kararının verilme sebebini delil yetersizliği oluşturduğu görülmüştür. Ayrıca tam yargı davasına ilişkin dava açılmaması, bir başka avukat tarafından davanın açılmış olması nedeniyle şikâyetçinin bir zararının oluşmadığı düşüncesiyle görevi kötüye kullanma suçundan beraat karan verilmiş ise de gerekçeli kararda şikâyetli avukatın eyleminin dolandırıcılık suçunu oluşturabileceği, soruşturma izninin bu suç yönünden verilmemesi nedeniyle bu suçtan hüküm tesis edilemediği belirtilmiştir. Yani ceza mahkemesi gerekçesinde tam yargı davasının açılmasından vazgeçilmesi sonrası taraflar arasında anlaşılan yargılamanın yenilenmesine davasının açılmasına ilişkin alınan ve şikâyetli avukatın kabulünde bulunan 48.000TL’ye ilişkin eylemden bahsedilmemiştir. Avukatlık Kanunu madde 34, 134, Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları madde 3, 4, 42 maddeleri gereği Avukatlar yüklendikleri görevleri bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek, avukatlık unvanının gerektirdiği saygı ve güvene uygun biçimde davranmak zorundadır. Avukat üstlendiği işle ilgili giderleri karşılamak üzere avans isteyebilir. İşin sonunda avanstan kalan paranın müvekkile geri verilmesine dikkat edilir hükümleri amirdir. Bu hususlar Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulu 2013/481 esas 2013/925 karar sayılı kararlarında da belirtilmiştir. Avukatlık Kanunu 158. Maddesindeki ‘Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulu ve Barolar Disiplin Kurulları gösterilen delilleri soruşturma ve duruşmadan edinecekleri kanıya göre serbestçe takdir ederler. Bu kurullar disiplin cezalarının verilmesinde avukatlık onurunu, düzen ve gelenekleri ile meslek kurallarını ve itibarını korumak mesleğin amaç ve gereklerine ve adalete uygun olarak yerine getirilmesini sağlamak ilkelerini göz önünde tutarlar’ hükmü gereği Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulunun ceza tayin ederken soruşturma ve kovuşturmada edineceği kanıya serbestçe ceza tayin hakkı bulunduğu ve bu doğrultuda cezayı tayin ederler. Hu hususlar Türkiye Barolar Birliği 2013/686 esas 2013/955 karar sayılı kararında da belirtilmiştir. Şikâyetli avukatın sicil dosyası incelenmiş olup en son kınama cezası olduğu görülmüştür. Şikâyetli avukatın ‘Mahkeme ile bu işler olmaz, güçlü bir tamdık bularak işinizi onunla halledin’ söyleminin ardından dava açmayarak bir takım görüşmelere katıldığı, avukatlık mesleğine aykırı eylemlerde bulunduğu, şikâyetçi hakkında açmadığı davaya ilişkin vekalet ücretini temlik ettiği, … 20.Ağır Ceza Mahkemesi tarafından sadece taraflar arasında vekalet sözleşmesi imzalanan tam yargı davasına ilişkin değerlendirme yapılmış ise de sözleşmesi olmayan ancak 48.000,00TL bedelin ödendiği her iki tarafın kabulünde olan yargılamanın yenilenmesi davasına ilişkin bedel iadesinin yapılmaması nedeniyle şikâyetli avukata disiplin cezası verilmesi uygun görülmüştür.” gerekçesiyle karar verildiği,
Şikâyetlinin disiplin sicil özetinde eylem tarihi itibariyle (11.06.2018), tekerrüre esas ceza olmadığı,
Şikâyetli vekilinin 24.03.2025 kayıt tarihli itiraz dilekçesinde özetle, müvekkili hakkında incelemeye konu eylem bakımından yapılan ceza yargılamasında beraat kararı verildiğini, bu nedenle verilen disiplin cezasının hukuka aykırı olduğunu, Baro Disiplin Kurulunca üçüncü bir kişinin söylemine dayanılarak ceza verildiğini bu durumun hakkaniyete ve yasaya açıkça aykırılık teşkil ettiğini belirterek kararın kaldırılmasını vekaleten talep ettiği,
Usulüne uygun tebligata rağmen itiraza cevap verilmediği görülmektedir.
Şikâyetli vekilinin itirazı ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde,
İncelenen dosyada, disiplin yargılaması devam ederken 25.12.2025 tarih ve 33118 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7571 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 631 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile yapılan düzenlemeyle Avukatlık Kanunu ile disiplin suç ve cezalarına ilişkin düzenlemeler değiştirilmiştir. Bu durumda cezaların zaman bakımından uygulanmasına ilişkin ilkeler uyarınca her iki kanun hükmünün birlikte değerlendirilmesi ve lehe olan düzenlemenin tespiti gerekmiştir.
Disiplin hukukunda kanunların zaman bakımından uygulanmasına ilişkin açık bir düzenleme bulunmamakla birlikte; disiplin yaptırımlarının avukatların, mesleki statüsü, itibarı ve geleceği üzerinde doğrudan etkili sonuçlar doğurması nedeniyle, ceza hukukuna özgü temel güvencelerin disiplin hukukunda da kıyasen uygulanması, öğretide ve yerleşik yargısal içtihatlarda kabul görmüş bir ilkedir.
Bu kapsamda, Anayasa’nın 38. maddesinde düzenlenen, “Kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez” hükmü ile,
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 7/1. maddesinde düzenlenen; “İşlendiği zaman yürürlükte bulunan kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. İşlendikten sonra yürürlüğe giren kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı da kimse cezalandırılamaz ve hakkında güvenlik tedbiri uygulanamaz. Böyle bir ceza veya güvenlik tedbiri hükmolunmuşsa infazı ve kanuni neticeleri kendiliğinden kalkar.” şeklindeki ilkenin, disiplin hukukunda da genel hukuk ilkesi olarak gözetilmesi zorunludur.
Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınan kanunilik, hukuki güvenlik ve belirlilik ilkeleri, yalnızca ceza yargılamalarına özgü olmayıp; idari yaptırım ve disiplin cezalarını da kapsayan şekilde uygulanması gereken anayasal güvencelerdir.
Bu itibarla, eylem tarihinde yürürlükte bulunan Kanun ile sonradan yürürlüğe giren Kanun arasında şikâyetli lehine sonuç doğuran bir farklılık bulunması hâlinde, lehe olan hükmün uygulanması zorunludur.
Bu açıklamalar ışığında somut olayda;
Şikâyetli avukat hakkında, şikâyetçi ile imzalanan vekâlet ilişkisi çerçevesinde üstlenilen işlerin yürütülmesi sırasında meslek onur ve kurallarına aykırı davranıldığı iddiasıyla disiplin kovuşturması açıldığı, Baro Disiplin Kurulu’nca yapılan inceleme sonucunda eylemin sabit görülerek disiplin cezası tayin edildiği anlaşılmıştır.
Şikâyetli avukat ile şikâyetçi arasında tam yargı davası açılmasına yönelik vekâlet ilişkisi kurulduğu, akabinde şikâyetçinin üçüncü kişilerle danışmanlık sözleşmesi yaparak başka bir avukata vekâlet verdiği, bu süreçte şikâyetlinin de söz konusu gelişmelerden haberdar olduğu sabittir. Ceza yargılamasında, resmi belgede sahtecilik ve görevi kötüye kullanma suçlarından beraat kararı verilmiş ise de “Görevi Kötüye Kullanma” suçu bakımından CMK’nın 223/2-a maddesi verilen beraat kararının, Avukatlık Kanunu’nun 140.maddesi gereğince, Kurulumuzu bağlayıcı etkisi bulunmamaktadır.
Şikâyetlinin savunmalarında, müşteki adına açılması planlanan dava sürecinde üçüncü kişilerle yapılan görüşmelere katıldığı, “mahkeme ile bu işler olmaz” şeklinde beyan edilen yaklaşımı benimsediği, dava açma yetkisi fiilen ortadan kalkmış bir dosya bakımından doğacak vekâlet ücretine ilişkin temlik işlemleri yaptığı, ayrıca yargılamanın yenilenmesi amacıyla alındığı kabul edilen 48.000 TL’nin iadesi hususunda açık ve yazılı bir mahsup belgesi ibraz edemediği anlaşılmaktadır.
Avukatlık Kanunu’nun 34. maddesi uyarınca avukatlar, yüklendikleri görevleri özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek, meslek unvanının gerektirdiği saygı ve güvene uygun davranmak zorundadır. Aynı Kanun’un 134. maddesi uyarınca avukatlık onuruna, meslek düzen ve geleneklerine aykırı eylem ve davranışlar disiplin cezasını gerektirir. Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları’nın 3 ve 4. maddeleri gereğince de avukat, mesleğin itibarını zedeleyici davranışlardan kaçınmakla yükümlüdür. Ayrıca, iş için alınan avansın işin sonunda mahsup edilerek kalanın iade edilmesi zorunluluğu mesleki sadakat ve hesap verme yükümlülüğünün doğal sonucudur.
Somut olayda, şikâyetlinin dava açılmayacağını bildiği bir dosyaya ilişkin temlik işlemi yapması ve alınan bedelin iadesi konusunda şeffaf ve yazılı bir hesap sunamaması, avukatlık mesleğinin gerektirdiği güven ve sadakat ilkesi ile bağdaşmamaktadır. Müvekkil ile kurulan güven ilişkisi, yalnızca hukuki sonuca değil, sürecin dürüstlük ve açıklık içinde yürütülmesine de bağlıdır. Şikâyetlinin eylemi, ceza hukuku bakımından mahkûmiyeti gerektirecek düzeyde görülmemiş ise de meslek etiği bakımından kusurlu ve disiplin yaptırımı gerektirir niteliktedir.
Eylemin karşılığı olan cezanın tespiti bakımından ise;
25.12.2025 tarih ve 33118 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7571 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 631 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile yapılan düzenlemede, Avukatlık Kanunu’nun 135/2-c fıkrası ile “Kendisinin ve mesleğin itibarını veya toplumun mesleğe güvenini zedeleyecek tutum ve davranışlarda bulunmak” ve 135/2-r fıkrası ile “Üstlendiği işle ilgili masraf aldığı halde dava açmamak veya icra takibi başlatmamak ya da dava açmadığı veya icra takibi başlatmadığı halde aldığı masrafı iade etmemek” şeklindeki eylemlerin karşılığı “kınama” cezası olarak düzenlenmiştir.
Şikâyetlinin eyleminin; eylem tarihi itibariyle uygulanan Avukatlık Kanunu’nda ve Kurulumuzun yerleşik içtihatlarında da Avukatlık Kanunu’nun altıncı kısmına giren eylemlerden olması ve münhasıran özen yükümlülüğüne aykırılık teşkil etmesi nedeniyle kınama cezasını gerektirdiği anlaşılmıştır. Bu durumda, her iki Kanun döneminde de eylemin karşılığı olan cezanın kınama cezası olacağı değerlendirilmiştir.
Öte yandan, şikâyetlinin disiplin sicil özetinde tekerrüre esas cezasının olmaması ve dosyadaki diğer delillerinin şikâyetlinin kınama cezasından daha ağır bir ceza ile cezalandırılmasını gerektirecek düzeyde olmadığı hususu birlikte değerlendirildiğinde, Baro Disiplin Kurulunca şikâyetlinin para cezası ile cezalandırılmasına dair kararında hukuki isabet görülmemiştir.
Bu itibarla, şikâyetlinin Avukatlık Kanunu’nun 135/2-c, r fıkralarına aykırı olan eyleminin dosya kapsamında sabit olduğu ve eylemin karşılığı olan cezanın kınama cezası olduğu anlaşılmakla, itirazın kısmen kabulü ile kararın düzeltilerek onanmasına, şikâyetli avukatın kınama cezası ile cezalandırılmasına karar vermek gerekmiştir.
Gereği düşünüldü:
1-Şikâyetli vekilinin itirazının kısmen kabulüne, … Barosu Disiplin Kurulu’nun Şikâyetlinin
“572,66 TL Para Cezası ile Cezalandırılmasına”
ilişkin 20.12.2024 gün ve 2022/28 Esas, 2024/37 Karar sayılı kararının kınama cezasına çevrilmek suretiyle
DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
şikâyetli avukatın
KINAMA CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
2-Kurulumuz kararının tebliğini izleyen günden itibaren 60 gün içinde Ankara İdare Mahkemesinde dava yolu açık olmak üzere,
Oybirliğiyle karar verildi.

  • İlk yayınlanma tarihi: 30 Ocak 2026
  • Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

    Av. Saim İncekaş portre fotoğrafı
    Av. Saim İncekaşAvukat, İncekaş Hukuk
    Adana Barosu Sicil No: 4293 · Seyhan / Adana

    Av. Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. Kurucusu olduğu İncekaş Hukuk'ta 15 yıldan bu yana danışmanlık ve dava takibi yürütmektedir. Yüksek lisans eğitimine sahip olup başlıca çalışma alanları; aile/boşanma, velayet ve çocuk hakları, ceza yargılaması, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul–tapu, miras ve iş hukukudur. Adana Barosu, Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi oluşumlarda aktif görev almış; güncel içtihat ve mevzuatla, anlaşılır ve güvenilir hukuki yönlendirme sunmayı ilke edinmiştir.

    Bize WhatsApp'tan ulaşın!