T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
DAVACI :
F1 ÖZ. EĞİT. TURİZM. TAŞ. YEMEKÇİLİK GIDA İNŞAAT SAN. TİC. LTD. ŞTİ – A1
VEKİLİ:
Av. K1
DAVALI :
K2
VEKİLİ:
Av. K3
DAVA :
Tazminat (İş Sözleşmesinden Kaynaklanan Tazminat İstemli)
İlk derece mahkemesince verilen karara karşı istinaf başvurusu üzerine dosya dairemize gönderilmekle incelenmiştir.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
İDDİANIN ÖZETİ :
Davacı vekili; davalının müvekkili davalı işyerinde çocuk gelişimi ve grup sorumlusu olarak 01.08.2017 – 12.09.2017 tarihlerini kapsayan belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışmaya başladığını 11.09.201 – 12.09.2017 ve 13.09.2017 tarihlerinde devamsızlık yaptığını bu nedenle kendisine ihtar çekildiğini, davalının cevabi ihtarname ile iş sözleşmesini tek taraflı olarak 11.09.2017 tarihinde fesih ettiğini bildirdiğini ancak iş sözleşmesinin özel şartlar kısmında görev süresi dolmadan iş sözleşmesinin feshi halinde tazminat ödeyeceğinin yer aldığını ileri sürerek imzalanan sözleşme kapsamında cezai şartın ödenmesini davalıdan talep etmiştir.
SAVUNMANIN ÖZETİ:
Davalı vekili; davacı işyerinin iş şartlarını sürekli ağırlaştırdığını, bakmalkla yükümlü hasta annesinin olduğunu bu nedenle annesiyle ilgilenemez hale geldiğini ileri sürerek iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini ve davanın reddini savunmuştur.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
Davanın reddine,karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; yerel mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, yerel mahkeme gerekçesinde önce işverence işçiye verilen eğitim giderlerinden bahsetmek suretiyle sonuç kısmında ise sözleşmede miktar olarak karşılıklılık bulunduğu açıkça kabul edilmesine rağmen işçi aleyhine bir düzenleme bulunduğu kabul edilerek davanın reddine karar verildiğini, davalı ile imzalanan iş sözleşmesi incelendiğinde sözleşmede ne işverence verilerek eğitimden ne de eğitim giderlerinin iş akdinin feshi halinde işverence talep edileceğine dair bir hüküm bulunmadığını, sözleşmede eğitim giderlerinin talep edileceğine dair bir hüküm bulunmadığı gibi açılan davada böyle bir talepte de bulunmadığını, mahkemenin olmayan bir maddeden bahsederek gerekçe kurulmasının anlaşılmadığını, yerel mahkemece sözleşmede miktar olarak karşılıklılık bulunduğu açıkca kabul edilmesine rağmen davanın kabul yerine reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, bu nedenlerle ilk derece mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasını talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dairemizce istinaf incelemesi HMK 355. maddesi gereğince istinaf sebepleri ile bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususları da gözetilerek yapılmıştır.
Taraflar arasında 04.03.2017 tarihli sözleşmedeki cezai şartın geçerli olup olmadığı uyuşmazlık konusudur.
818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı BK) 158 ilâ 161’inci maddelerinde cezai şarta ilişkin düzenlemelere yer verilmekle birlikte, cezai şartın tanımı yapılmamıştır. Anılan maddelerde cezai şartın hukuki sonuçları düzenlenmiştir.
Doktrinde yapılan bir tanıma göre cezai şart, “Mevcut borcun ifa edilmemesi veya eksik ifası halinde ödenmesi gereken mali değeri haiz ayrı bir edimdir.” (Tunçomağ, K.: Türk Hukukunda Cezai Şart, İstanbul 1963, s. 6). 818 sayılı BK’nın 158-161’inci maddelerine dayanılarak yapılan bir başka tanımda ise, “Cezai şart, borçlunun borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi halinde önceden kararlaştırılmış bir edada bulunmayı alacaklıya karşı taahhüt etmesi” olarak ifade edilmiştir (Günay, Cevdet İ.:Cezai Şart, Ankara 2002, s. 5).
01 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda (TBK) ise “cezai şart” yerine “ceza koşulu” kavramı tercih edilmiş olup, ceza koşuluna ilişkin düzenlemeler TBK’nın 179 ilâ 182’nci maddelerinde yer almaktadır.
Cezai şart, asıl borç karşısında ferî borç niteliğindedir. Cezai şartın ferî nitelikte olması, geçerliliğinin asıl borcun geçerliliğine bağlı olmasını ifade eder. Bu bağlamda asıl borç herhangi bir sebeple geçersiz olur veya borçlunun sorumlu tutulamayacağı şekilde imkânsız hâle gelirse cezai şart da geçersiz hâle gelecek ve talep edilemeyecektir (TBK m. 182). Zira cezai şart ancak asıl borç varlığını sürdürdüğü müddetçe talep edilebilir. Bununla birlikte cezai şart, daha etkin hâle getirdiği asıl borçtan ayrı ve bağımsız bir ekonomik değer taşır. Cezai şart, asıl borcun konusunu oluşturan edimden farklı bir edimdir. Bu bağımsız edim, genellikle para borcu olarak kararlaştırılmakla birlikte para olarak ödenmesi zorunlu değildir. Önemli olan cezai şart olarak kararlaştırılan edimin ekonomik bir değere sahip olmasıdır (Canbolat, T./Erener, E.: Asgari Süreli İş Sözleşmelerinde Cezai Şart, İş ve Hayat Dergisi, Sayı:5, 2017, s. 231).
Cezai şart, bağımsız bir edim olmasının yanı sıra bu edimi doğuran hukuki işlemi de ifade etmektedir. Bu yönüyle cezai şart aynı zamanda bir sözleşme olduğundan, borçlar hukukunda sözleşmelerin tabi olduğu temel kurallara tabidir. Bu anlamda olmak üzere, emredici hükümlere, ahlâka ve kişilik haklarına aykırı; baştaki objektif imkânsızlık, şekle aykırılık, muvazaa veya ehliyetsizlik sebebiyle geçersiz bir sözleşmeye dayanan bir borç için kararlaştırılan ceza koşulları da geçersizdir. Asıl borcun yer aldığı sözleşme irade bozuklukları veya aşırı yararlanma sebebiyle iptal edilince, buna ilişkin cezai şart da hüküm ifade etmeyecektir.
Diğer taraftan, asıl borcun kaynaklandığı sözleşme bir geçerlilik şekline tabi olup, gerekli şekil şartına uyularak yapılmış olsa da, cezai şart da aynı şekle uyularak kararlaştırılmadıkça geçerli olmaz. Asıl borca ilişkin sözleşme şekle tabi değilse, ceza koşulu da şekle tabi olmadan kararlaştırılabilir (Oğuzman, M. Kemal/Öz, M. Turgut: Borçlar Hukuku Genel Hükümler Cilt-2, 14. Bası, İstanbul 2018, s. 541, 542).
Borçlu, cezai şart ödemeyi taahhüt etmişse, artık alacaklı herhangi bir zarara uğradığını iddia etmek veya zararının kapsamını ispat etmek zorunda kalmadan, tazminat elde etmek imkânını bulacaktır. Zira cezai şart borcun ihlali hâlinde verilmesi gereken, önceden kararlaştırılmış kesin miktarlı (maktu) bir tazminattır. Cezai şartın kararlaştırılabilmesi için asıl borcun mahiyeti önemli değildir; bir verme borcu kadar, yapma veya yapmama borçlarında da cezai şart kararlaştırılabilir (Eren, F.; Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 21. Baskı, Ankara 2017, s. 1210).
Cezai şartın esas itibariyle iki temel amacı bulunmaktadır. Bunlardan birincisi, borçluyu ifaya zorlamak ve böylece asıl borcun ifasını teminat altına almaktır. Diğeri ise, borcun ifa edilmemesinden doğacak zararı önceden ve götürü şekilde tespit etmektir. Bu iki temel amaç dışında, ifayı engelleyen cezai şartta (dönme cezasında), borçlunun cezai şartı ödemek suretiyle sözleşmeden kolayca dönmesini sağlamak amacı bulunduğu da ifade edilebilir (Kocaağa, K.; Türk Özel Hukukunda Cezai Şart, Ankara 2003, s. 40).
Cezai şartın unsurlarını ise, asıl borcun varlığı, asıl borcun yanında bağımsız bir edimin bulunması, bu bağımsız edimin asıl borca bağlı olması ve sağlar arası işlemle kararlaştırılmış olması oluşturmaktadır. Zira yukarıda da açıklandığı üzere, cezai şartın varlığından söz edebilmek için, bir asıl borcun bulunması gerekir. Söz konusu asıl borç haksız fiilden, sözleşmeden veya kanundan doğabilir.
Son olarak belirtmek gerekir ki, TBK’nın 182’nci maddesinde belirtildiği üzere, taraflar cezanın miktarını serbestçe belirleyebilirler. Ancak, hâkim aşırı gördüğü ceza koşulunu kendiliğinden indirir.
Cezai şartın en yaygın kullanıldığı alanlardan biri iş hukukudur. Gerek 1475 sayılı İş Kanunu’nda gerekse 4857 sayılı İş Kanunu’nda cezai şarta ilişkin bir hüküm yer almamaktadır. Bununla birlikte, 6098 sayılı TBK genel kanun niteliğinde olduğundan, İş Kanunlarında hüküm bulunmayan hâllerde niteliğine uygun düştüğü ölçüde Türk Borçlar Kanunu hükümleri uygulanacağından, 6098 sayılı TBK’nın açıklanan düzenlemeleri kural olarak iş hukukunda da geçerlidir.
Bu noktada ifade etmek gerekir ki, Yargıtay tarafından yerleşik içtihatlar ile bazı yönlerden iş hukukuna özgü çözümler üretilmiştir. İş hukukunda “İşçi Yararına Yorum İlkesi”nin bir sonucu olarak sadece işçi aleyhine yükümlülük öngören cezai şart hükümleri geçersiz sayılmış ve bu yönde yerleşmiş içtihatlar öğretide de benimsenmiştir. Hizmet sözleşmeleri açısından cezai şartla ilgili olarak 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda açık bir hüküm bulunmaz iken, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 420’nci maddesi “Hizmet sözleşmelerine sadece işçi aleyhine konulan ceza koşulu geçersizdir.” düzenlemesini getirmiştir. Bu itibarla hizmet sözleşmelerine sadece işçi aleyhine konulan cezai şartlar geçersiz, işçi lehine konulan cezai şartlar ise geçerli kabul edilmelidir.
Cezai şartın işçi ve işveren hakkında ve iki taraflı olarak düzenlenmesi gereği, işçi aleyhine kararlaştırılan cezai şartın işveren aleyhine kararlaştırılandan daha fazla olmaması sonucunu da ortaya koymaktadır. Başka bir anlatımla, işçi aleyhine olarak belirlenen cezai şartın, koşulları ve ceza miktarı bakımından işverenin sorumluluğunu aşması düşünülemez. İki taraflı cezai şartta işçi aleyhine bir eşitsizlik durumunda, cezai şart hükmü tümden geçersiz olmamakla birlikte işçinin yükümlülüğü işverenin sorumlu olduğu miktarı ve hâlleri aşamaz.
İş Hukukunda kararlaştırılan cezai şartın genellikle iş sözleşmesinin belirli süreli boyunca haklı neden olmaksızın feshini önlemek, eğitim verilen işçinin asgari çalışma şartına uyulmaması hâlinde eğitim giderlerini geri talep edebilmek veya rekabet yasağı sözleşmesine uygun davranılmasını sağlamak amacıyla getirildiği görülmektedir. Tüm bu hâllerde taraflar sözleşmeden doğan bir yükümlülük yüklenmekte ve cezai şart ile söz konusu taahhütlerin etkinliği sağlanmaktadır (Canbolat/Erener, s. 230). (Yargıtay 22. H.D. 2020/188 Esas 20204019 Karar 03.03.2020 tarihli kararı)
Somut olayda; Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere,taraflar arasında 04.03.2017 tarihli sözleşme uyarınca sadece işçi aleyhine, sözleşmenin (J) bendinde; görev alan öğretmen kurumun yazılı uygun görüşünü almaksızın görevini bırakırsa, kuruma aylık bürüt ücretin on aylık tutarını tazminat olarak nakden ve defaten ödemeyi kabul eder. (K) bendinde ise; kurum haklı bir nedene dayanmaksızın sözleşme süresi içinde öğretmenin görevine son verirse 6. Maddenin (j) fıkrasında belirtilen tazminatı öğretmene ödemeyi kabul eder düzenlemesinin olduğu, davacının annesinin bakıma muhtaç olduğu (refakatçi ihtiyacı olduğu) hastane raporu ile sabit olduğu, Whatsapp yazışmalarından hafta sonu çalıştıkları davacının annesinin durumundan dolayı hafta sonları çalışamayacağını belirttiği ve devacının iş akdini bu nedenle fesih ettiği anlaşılmakla davacı aleyhine öngörülen kurumun yazılı uygun görüşünü alma şartının işçinin aleyhine olduğu, işverenin haklı sebepte olsa uygun görüş vermemesi halinde her halükarda işçinin cezai şart ödemesi gerekeceği anlaşılmakla işçi aleyhine cezai şartın geçersizliği ile davanın reddi kararı yerindedir.
Bu açıklamalar altında davalının bu yönleri hedefleyen istinaf talepleri isabetsiz olup tarafların iddia ve savunmalarına, dosya kapsamına, hükmün dayandığı deliller ve kanuni gerektirici sebeplere, delillerin taktirinde isabetsizlik görülmemesine göre davalı tarafından yapılan istinaf taleplerinin Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM:
Açıklanan nedenlerle;
1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK’nin 353/1-b.1 maddesi gereğince
ESASTAN REDDİNE,
2- Alınması gereken 54,40 TL istinaf harcından peşin alınan 35,90 TL’nin mahsubu ile bakiye 18,50TL istinaf harcının davalıdan alınarak hazine gelir kaydına,
3-Davalı tarafça yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından, taraflar yararına istinaf vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
5-İstinaf gider avansından arta kalanın karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatırana iadesine,
6-Kararın tebliği ve harç tahsil müzekkeresi yazılması işlemlerinin İlk Derece Mahkemesi tarafından yapılmasına,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda KESİN olarak oybirliği ile 11.06.2020 tarihinde karar verildi.
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe