Adana BAM, 3. HD., E. 2018/255 K. 2018/375 T. 3.4.2018

İlgili madde: TMK Madde 185

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:

DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile eşi K1’in Tarsus A1 Mahallesi 22 cilt, 111 hanede nüfusa kayıtlı olup 20.05.1993 tarihinde evlendiklerini ve evliliklerinden çocukları bulunmadığını, davalı K2’nın müvekkilinin eşi K1’in işletmeciliğini yaptığı babası adına kayıtlı elektrik dükkanında işe başladığını, fakat müvekkilinin hiçbir zaman K2dan eşini kıskanmadığını, çünkü eşi ile birbirlerine bağlı kişiler olarak bilindiklerini, davalı K2’nin bir müddet çalıştıktan sonra hemşirelik okuluna gittiğini, okul bitimi hemşireliğe başladığını, Adana Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesinde hemşire olarak çalıştığını, müvekkili ile K1’in davalı ile arkadaşlıklarının, görüşmelerinin devam ettiğini, müvekkilinin aldatıldığını hiçbir zaman aklına getirmediğini ve şüphe duymadığını, fakat müvekkilinin davalı eşinin değiştiğini hissettiğini, bazı günler iş bahanesi ile eve gelmediği günler olmaya devam ettiğini, etraftan da duyumlar almaya başladığını, müvekkilinin eşini sevdiğinden bu söylentileri dedikodu olarak tanımladığını, fakat 2015 senesinin ilk haftası K1’in çocuğu olduğunu duyunca dünyasının yıkıldığını, müvekkilinin eşi K1 aleyhine Tarsus 2 Aile Mahkemesinin 2015/33 Esas sayılı boşanma davası açtığını, davanın karar aşamasında olduğunu, müvekkilinin şu anda psikolojik tedavi gördüğünü ve ilaçlarla bunalım duygularını yenmeye çalıştığını, müvekkilinin görüşüp konuştuğu, güven duymuş olduğu davalının müvekkilinin bedeni ve ruhi yapısında önlenemeyecek yaralar açtığını belirterek davalının manevi yönden müvekkiline önlenemeyecek mağduriyetine sebep olduğundan karşılığında 20.000,00 TL manevi tazminatın müvekkiline ödettirilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafından müvekkili aleyhine açılan manevi tazminat davasının yerinde olmayıp davacının davasının reddi gerektiğini, manevi tazminat davasının açılması için gerekli unsurları taşımadığını, davacının gerçekleri yansıtmayan dava dilekçesini kabul etmediklerini, davacının dava dilekçesinde belirtilen tüm hususların gerçeğe aykırı yazılmış, asılsız iddialar olduğunu, davacı tarafın açtığı davanın kişilik haklarının zedelenmesi nedeniyle manevi tazminat açılmasını gerektiren unsurları taşımadığını ve zaman aşımına uğradığını, ancak tarafların evlilik birliğinin yıkılmasında hiçbir şekilde müvekkilinin kusuru ve illiyet bağı bulunmadığını, müvekkili ile davacının eşi K1’in aile ve arkadaşlar arasında nisan 2014 yılında dini nikah ve düğün töreni yaptıklarını, tüm bu süreç içerisinde sadece müvekkilinin değil müvekkilinin akrabaları, arkadaşlarının bile K1’in evli olmadığını bilmediklerini, tarafların evlilik birliğinin sona ermesinde müvekkilinin hiçbir kusuru bulunmadığını, K1’in 2012 yılının başlarında davacı ile yaşadığı aile konutunu terk ettiğini ve tekrar bir araya gelmediğini, müvekkilinin ise K1 ile 2013 yılı sonlarında tanıştığını, davacının Tarsus 2 Aile Mahkemesinin 2015/33 Esas sayılı boşanma davasında nafaka ve maddi/manevi tazminat taleplerinden feragat etmesi ardından üçüncü şahsa manevi tazminat davası açmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davanın zaman aşımından dolayı reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek öncelikle davacının manevi tazminat taleplerinin zaman aşımına uğraması nedeniyle reddine, manevi tazminat davasının unsurlarının oluşmaması , kişilik haklarına saldırı oluşturacak nitelikte bir eylem olmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: Mahkemece, olayın oluş şekli,davacının olayın içindeki yeri ve etkisi, davalının kusurlu hareketleri, davalının davacının eşi ile evli olduğunu bilerek duygusal ve cinsel ilişkiye girmesi, bu birliktelikten çocuk sahibi olması, tarafların sosyo-ekonomik durumları, davacının kişilik haklarının uğradığı saldırının yoğunluğu ve ağırlığı dikkate alınarak tarafların sebepsiz zenginleşmesine neden olmayacak ve manevi tazminatı arzu edilir seviyeye çıkarmayacak, 22/06/1966 tarih ve 1966/7-7 E-K sayılı içtihadı birleştirme kararının içeriği ve öngördüğü koşulların somut olayda gerçekleşme biçimine göre bir miktar manevi tazminata hükmetmek gerekmiş olup, paranın alım gücü, tarafların sosyo ekonomik durumu nazara alındığında bunun da miktarının 20.000,00 TL olmasının hakkaniyete uygun olduğu şeklinde karar verilerek davanın kabulü ile; 20.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.

İSTİNAF NEDENLERİ: Karara karşı davalı vekili; davacı tanığı K3’ın 22.02.2017 tarihli duruşmada “K4 aldatıldığını 4 yıl önce öğrendi, yaklaşık 10-12 yıl önce davalının kredi kartını K1’in cebinde bulduğundan o zamandan beri de aldatıldığından şüphelendiğini” beyan ettiğini, 4 yıl geriye gidildiğinde davacı K4’in 22.02.2013 tarihinde aldatılma olayını bildiğinin açık olduğunu, davacının bu davayı en son 21.02.2015 tarihinde açması gerektiğini, dava tarihinin ise 31.12.2015 tarihi olduğunu, bu durumda manevi tazminat davası açmak için davanın 2 yıllık zamanaşımına uğradığının sabit olduğunu, evlilik birliğinin eşinin sadakat yükümlülüğüne aykırı davranması nedeniyle sona eren ve psikolojisinin bozulduğunu iddia eden bir kadının kendisini aldattığını iddia ettiği eşini daha fazla yıpratmamak gerekçesiyle nafaka ve maddi manevi tazminat taleplerinden feragat etmesinin, ardından davalı müvekkil K2’ya manevi tazminat davası açmasının hayatın olağan akışına aykırı ve kötü niyetli olduğunu, davacının boşandığı eşinin çocuğu olduğunu öğrendikten 7-8 ay sonra boşanma davası açmış olmasının aldatılmasını umursamadığını, çocuğu olmadığı için intikam duygusuyla hareket etmiş olması göz önüne alınarak kişilik haklarının saldırıya uğradığının söylenemeyeceğini belirterek davacının davasının reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İSTİNAFA CEVAP: Davacı vekili cevap dilekçesinde; davanın zaman aşımına uğramadığını, çocuğun nüfusa kayıtlı olduğunu öğrendikten sonra aldatıldığını öğrenip boşanma davası açmış olduğunu, müvekkilinin bunalıma girdiğini ve bu duruma girmesinde davalı K2’nın sebep olduğunu belirterek istinaf dilekçesinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.

UYUŞMAZLIK KONUSU HUSUSLAR: Taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan hususların davalının, davacının eski eşi ile evli olduğu dönemde fiziksel ve duygusal birlikteliğinin haksız fiil olup olmadığı, davanın zamanaşımına uğrayıp uğramadığı hususlarında olduğu anlaşılmıştır.

DELİLLER: Tarsus 2. Aile Mahkemesinin 2015/33 Esas sayılı dosyası, tanık beyanları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:

Dava, haksız eylem nedeniyle kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan manevi tazminat istemine ilişkindir.

Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm; davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.

Davacı, davalının evli olduğunu bilerek eşi ile ilişki yaşadığını, boşanmalarına ve psikolojisinin bozulmasına neden olduğunu belirterek manevi tazminat işteminde bulunmuştur.

Davalı vekilinin zamanaşımı süresinin dolduğu yönündeki istinaf sebebi yönünden yapılan incelemede;

Davalı, davacının tarafların birlikteliğini öğreneli en az 4 yılı olduğunu, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece, TBK 72. Maddesi gereğince zamanaşımı süresi dolmadığından zamanaşımı definin reddine karar verilmiştir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 72/1. maddesinde öngörülen iki yıllık zamanaşımı süresi, zarara uğrayanın, zararın varlığını ve zarar vereni öğrendiği günden itibaren işlemeye başlar ise de; zarara neden olan haksız eylem devam ettiği sürece zamanaşımı süresinin başladığından söz edilemez. (Benzer yönde Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 2016/2490 E- 2016/6837 K, 2015/16682 E- 2016/1934 K, 2013/8726 E- 2014/4521 K sayılı kararları)

Somut olaya gelince; davacının kişilik haklarına saldırı oluşturan eylem, davalının davacının eşi ile birlikte yaşaması olup davacı tarafından halen birlikte yaşadıkları iddia edilmiştir. Bu husus tanık beyanları ile doğrulandığı gibi davalı 2014 yılında tarafların düğün yaparak evlendiklerini beyan etmiş, davadan sonra davalı ile davacının eski eşinin 30/12/2016 tarihinde resmi nikahla evlenmiş olması da bu hususu doğrulamaktadır.

Şu durumda davalı ile davacının eski eşinin birlikte yaşadığı, dava tarihinde eylemin devam ettiği anlaşıldığından davalı vekilinin zamanaşımı süresinin dolduğu yönündeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.

Davalı vekilinin esas yönünden davanın reddi gerektiğine yönelik istinaf sebebi yönünden yapılan incelemede;

Her ne kadar mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş ise de; TMK’nın 185. Maddesinde eşlerin birbirlerine sadakat yükümlülüğünün bulunduğu düzenlenmiş Aynı Kanun’un 174. Maddesinde ise boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan tarafın, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat talep edebileceği kabul edilmiştir. Bu düzenlemelere göre evlenmeyle eşler arasında kurulan aile birliğinin taraflara yüklediği ödevlerin ihlali veya yerine getirilmemesi durumunda bu yükümlülüğü yerine getirmeyen eş yönünden Türk Medeni Kanunu’ndaki sonuçları, boşanma ve boşanma sebebi olması durumunda, bu olaylar yüzünden kişilik haklarının saldırıya uğraması halinde manevi tazminat talep edilebileceğidir.

TBK’nun 49 maddesine göre, kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Yine TBK’nun 58. maddesinde “Şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat namıyla bir miktar para ödenmesini dava edebilir.” Haksız fiile dayalı bir borcun doğabilmesi için, hukuka aykırı bir fiil bulunmalı, fiili işleyenin kusuru olmalı, sonuçta bir zarar doğmalı, zarar ile işlenen fiil arasında da uygun nedensellik bağı bulunması gerekir.

Somut olaya gelince, davalının ve dava dışı eşin davacıya yönelik ve bütün olarak aldatma mahiyetindeki davranışlarının manevi tazminatı gerektirip gerektirmeyeceğinin tartışılması gereklidir.

Yukarıda incelenen yasa maddeleri uyarınca, davacının dava dışı eşinin TMK’nın evlenmeyle eşe yüklediği ödevler arasında bulunan sadakat yükümlülüğünü ihlali nedeniyle, Kanunu’nun 185. ve 174. maddeleri uyarınca boşanma sebebi ve istek halinde manevi tazminatı gerektirir nitelikte olduğu kuşkusuzdur. TMK’daki düzenleme, dava dışı eşin evlenme ile kurulan aile birliğinin tarafı olması sıfatından kaynaklanmaktadır. Zira dava dışı eş kendi iradesi ile bu birliğin tarafı olmayı kabul etmiş ve yasanın kendisine tanıdığı hak ve yükümlülükler altına girmiştir.

Davalının eyleminin manevi tazminatı gerektirip gerektirmeyeceğine gelince, davalının doğrudan davacının bedensel veya ruhsal bütünlüğüne yönelik hukuka aykırı bir fiilde bulunduğundan söz edilemez. Söz konusu Kanun’da yükümlülüğünü ihlal eden eşin eylemini birlikte gerçekleştirdiği kişiler yönünden herhangi bir düzenleme getirilmemiştir.

Türk Medeni Kanununun 185. maddesinde düzenlenen sadakat yükümlülüğü eşler arasında olan bir yükümlülüktür. Bu yükümlülüğün ihlali boşanma sebebi olup eşler birbirinden bu nedenle manevi tazminat talep edebileceği, kanunda düzenlenmiştir. Davacının sadakat hakkı yani eşinin kendisine evlilik birliği içinde sadakat göstermesi yükümlülüğü mutlak değil nispi bir haktır bu nedenle bu hak herkese karşı ileri sürülemez, diğer bir anlatımla davalının davacıya karşı sadakat yükümlülüğü bulunduğundan söz etmek mümkün değildir. Öte yandan davalının söz konusu eylemi açık ve emredici bir kanun hükmüne aykırı değildir. Davalının evli bir erkekle birliktelik yaşamasına ilişkin eylemini engelleyen yada bu eyleme bir yaptırım düzenleyen kanunlarımızda herhangi bir düzenlenme yoktur. Hatta tam tersine 765 Sayılı Türk Ceza Kanununda evli kişilerle ilişki uzun süre suç sayılmış ancak sonradan bu tür eylemler yasal düzenlemeler sırasında suç olmaktan çıkarılmıştır. Bunun haricinde davalının davacıya yönelik olarak doğrudan doğruya davacının bedensel veya ruhsal bütünlüğüne yönelik hukuka aykırı bir fiili de bulunmamaktadır.

Davalının sadece davacıya zarar verme kastı ile hareket etmiş olduğunu kabul etmekte olanaksızıdır. Tüm bu açıklamalara göre davalının eyleminin davacının kişilik değerlerine saldırı oluşturacak nitelikte bulunmadığı, bu nedenle Borçlar Kanunu hükümlerine göre tazminatla sorumlu tutulamayacağı, Yasada olmayan bir sorumluluğun ihdas edilmesinin doğru olmadığı, anlaşılmakla davacı tarafından davalı aleyhine açılan kişilik haklarına saldırı nedenine dayalı manevi tazminat davasının reddine kara verilmesi gerektiği halde yanılgılı değerlendirme ile davanın kabulüne karar verilmesi hatalı olmuştur.

Öte yandan bir an için davacının manevi tazminat isteme hakkı olduğu düşünülse dahi; davacı kendisini aldattığını ileri sürdüğü sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiğini iddia ettiği dava dışı eşi ile aralarında görülen Tarsusu 2. Aile Mahkemesinin 2015/33 esas sayılı dosyasındaki boşanma davasında TMK 185 maddesi gereğince talep etmiş olduğu manevi tazminat davasından feragat etmiştir. Davacının olayın asıl sorumlusu olan yukarıda açıklandığı gibi asıl tazminat yükümlüsü olan eşinden manevi tazminat isteminden feragat etmiş olmasına rağmen bu eylemden dolayı herhangi bir sorumluluğu bulunmayan davalıdan manevi tazminat istemesi de hakkın kötüye kullanılması niteliğindedir, TMK 2/2 maddesi gereğince bir hakkın sırf kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Bu nedenle de davacının davasının reddine karar verilmesi gerektiği halde alde yanılgılı değerlendirme ile davanın kabulüne karar verilmesi hatalı olmuştur. Açıklanan nedenle ile davalı vekilinin istinaf talebinin duruşma yapılmadan bu yönüyle kabulü ile 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1-6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-b-2. maddesi hükmü uyarınca davalı vekilinin istinaf kanun yoluna başvuru talebinin KABULÜNE,

2- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b/2. maddesi hükmü uyarınca DÜZELTEREK YENİDEN ESAS HAKKINDA KARAR verilmek üzere Tarsus 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/931 Esas 2017/361 Karar sayılı kararına sayılı KARARININ KALDIRILMASINA,

3-Davanın REDDİNE,

4-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 35,90-TL karar harcının peşin yatırılan 341,55 TL peşin harçtan mahsubu ile fazla yatan 305,65 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine,

5- Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 2,180,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

6- Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,

7- HMK’nın 333. Maddesi uyarınca hükmün kesinleşmesinden sonra taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avanslarının ilgililerine iadesine,

8-Davalı tarafça yapılan 42,00 TL istinaf yargılama giderlerinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

9-İstinaf aşamasında duruşma yapılmadığı için istinaf incelemesi için vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,

10-Davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davalıya geri verilmesine,
Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362.maddesi gereğince; miktar veya değeri kırk yedi bin beş yüz otuz (47.530) Türk Lirasını geçmeyen davalara ilişkin kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağından miktar itibari ile KESİN olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda OY ÇOKLUĞU ile karar verildi.03/04/2018
MUHALEFET ŞERHİ
Davalı vekilinin esas yönünden davanın reddi gerektiğine yönelik istinaf sebebi yönünden yapılan incelemede;

Uyuşmazlık, davacıya karşı sadakat yükümlülüğünü ihlal eden dava dışı eşin haksız fiiline bilerek iştirak eden davalının, TBK’nın 61. maddesi gereğince dava dışı eş ile birlikte müteselsil olarak sorumlu olup olmadığı, davacı ile dava dışı eşi arasındaki boşanma davasında davacının davadan feragat etmesinin davalının sorumluluğunu ortadan kaldırıp kaldırmayacağı noktasında toplanmaktadır.

Haksız eylem nedeniyle sorumluluk hallerinden birisi ahlaka aykırı bir fiil ile bilerek başka bir kimsenin zarara uğramasına neden olmaktır.

Yine, müteselsil sorumluluğa ilişkin düzenlemeler ile haksız eylemi birlikte gerçekleştirenler birbirinden ayırt edilmeksizin, zarar görene karşı müteselsilen sorumlu olurlar. Öte yandan, evlilik birliğinde eşlerin zorunlulukları yasal düzenleme altına alınmış ve sadakat borcu da bunlar arasında sayılmıştır.

Toplumda çok önemli bir yere sahip aile kurumuna mensup erkekle, evli olduğunu bilerek kurulan duygusal ve cinsel ilişkinin aile kurumuna vereceği zarar kaçınılmazdır ve davalının bunu öngörmemiş olması düşünülemez.

Bu nedenledir ki, evli kişilerle ilişki uzun süre suç sayılmış ve aile kurumu bu yolla da koruma altına alınmak istenmiştir. Bu tür eylemlerin daha sonraki yasal düzenlemeler sırasında suç olmaktan çıkarılmış olması, bu eylemin ahlaka aykırılığını ve dolayısıyla haksızlığını da ortadan kaldırmayacaktır. Zira, bir eylemin ceza kanununa göre suç teşkil etmemesi ve müeyyidesinin düzenlenmemiş olması, borçlar hukuku hükümlerine göre ahlaka ya da hukuka aykırı olarak kabul edilmesine engel teşkil etmemektedir.

Davacının eşinin evli olmasına rağmen bir başkası ile cinsel ve duygusal ilişkiye girmesi, evlilik sözleşmesi ile bağlandığı, sadakat borcu altına girdiği eşine karşı haksız eylem niteliğindedir. Davalı kadın da, evli olduğunu bilerek davacının eşiyle gayrıresmi ilişkiye girmek ve ondan çocuk sahibi olmak suretiyle, gerek yasalarca gerek örf ve adet hukukunca korunmayan haksız bir davranış içine girmiştir. Bu davranış da açıkça haksız eylem niteliğindedir.

Eş söyleyişle, esasen dava dışı eşin, evlilik birliğinin gerektirdiği sadakat yükümlülüğü bulunmakla birlikte; onun evli olduğunu bilen ve buna rağmen onunla ilişkiye giren davalı kadının da dava dışı kocanın sadakatsizlik eylemine katıldığında ve her ikisinin de bu haksız eylemlerinden birlikte ve müteselsilen sorumlu olduklarında kuşku bulunmamaktadır.

O halde olayda, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 61. maddesinde düzenlenen birden çok kişinin birlikte bir zarara sebebiyet vermeleri, diğer bir deyimle teselsül hali mevcut olup, davalı doğan zarardan, davacının eşi ile birlikte müteselsilen sorumludur. Bu nedenle davalı vekilinin esastan istinaf sebebi yerinde değildir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/4-1482 E- 2017/556 K sayılı kararı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/4-1334 E- 2017/545 K sayılı kararı, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 2016/7014 E-2017/1999 K sayılı kararı )

Davacının eşine karşı açtığı davada tazminat davasından feragat etmesine gelince;
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 163. maddesinde (818 sayılı Borçlar Kanunu 142) ise “Alacaklı, borcun tamamının veya bir kısmının ifasını, dilerse borçluların hepsinden, dilerse yalnız birinden isteyebilir. Borçluların sorumluluğu, borcun tamamı ödeninceye kadar devam eder.” hükmü düzenlenmiştir. Şu halde; borç müteselsil olduğunda alacaklı, isterse boçluların hepsini birden takip ve dava edebileceği gibi bunların içinden dilediği birini veya birkaçını takip veya dava edebilir. Alacaklının seçimlik hakkı vardır ve alacaklının bu hakkı borç tamamen ödeninceye kadar devam eder.

Yine aynı kanunun 166/1. maddesinde (818 sayılı Borçlar Kanunu 145/1) “Borçlulardan biri, ifa veya takasla borcun tamamını veya bir kısmını sona erdirmişse, bu oranda diğer borçluları da borçtan kurtarmış olur.” hükmüne yer verilmiştir. Bu durumda borçlulardan biri tarafından yapılan ifa oranında diğer borçluların da borçları sona erecektir.

Somut olayda; Davacının dava dışı eşine karşı açmış olduğu boşanma davasında, Tarsus 2. Aile Mahkemesi’nin 2015/33 E., 2016/19 K. sayılı kararıyla davacının maddi ve manevi tazminat davası feragat nedeniyle karar verilmiş, karar 22/02/2016 tarihinde kesinleşmiştir.

Yukarıda belirtilen ilke ve kurallar uyarınca alacaklının müteselsil borçlulardan biri hakkındaki alacaktan feragati diğer borçluları borçtan kurtarmaz ise de, müteselsil borçlulardan birinin ifa veya takasla borcun tamamını veya bir kısmını sona erdirmiş ise bu oranda diğer borçlular da borçtan kurtulmuş olur. (Benzer yönde Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 2017/831 E- 2017/2298K sayılı kararı)

Somut olayda alacaklının lehine alacaktan feragat ettiği, müteselsil borçlu olan dava dışı eşin davacıya ödeme yapmadığı anlaşılmakla davacının davalıdan tazminat talep edebileceği anlaşılmıştır.

Hükmedilen tazminatın miktarı yönünden yapılan incelemede;

Manevi tazminat zenginleşme aracı olmamakla beraber, bu yöndeki talep hakkındaki hüküm kurulurken olay sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amaçlanmalı ve bu sebeple tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş şekli de göz önünde tutularak, hak ve nesafet kuralları çerçevesinde bir sonuca varılmalıdır. Zira, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 4. maddesinde, kanunun takdir hakkı verdiği hallerde hakimin hak ve nesafete göre hükmedeceği öngörülmüştür.

Yukarıda belirtilen hususlar kapsamında, tarafların ekonomik sosyal durumlarına, olaydaki kusur oranlarına, olay tarihindeki paranın satın alma gücüne ve Türk Medeni Kanunu’nun 4. Maddesi dikkate alınarak tazminatın bir miktar indirilmesi gerektiği kanaatine varılmakla davalı vekilinin istinaf talebinin duruşma yapılmadan bu yönüyle kısmen kabulü ile 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verilmesi kanaatindeyim.

  • İlk yayınlanma tarihi: 14 Haziran 2026
  • Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

    Av. Saim İncekaş portre fotoğrafı
    Av. Saim İncekaşAvukat, İncekaş Hukuk
    Adana Barosu Sicil No: 4293 · Seyhan / Adana

    Av. Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. Kurucusu olduğu İncekaş Hukuk'ta 15 yıldan bu yana danışmanlık ve dava takibi yürütmektedir. Yüksek lisans eğitimine sahip olup başlıca çalışma alanları; aile/boşanma, velayet ve çocuk hakları, ceza yargılaması, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul–tapu, miras ve iş hukukudur. Adana Barosu, Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi oluşumlarda aktif görev almış; güncel içtihat ve mevzuatla, anlaşılır ve güvenilir hukuki yönlendirme sunmayı ilke edinmiştir.

    Bize WhatsApp'tan ulaşın!