İ S T İ N A F K A R A R I
DAVANIN KONUSU : Tapu İptali Ve Tescil (Önalım Hakkından Kaynaklanan)
Karaisalı Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2018/72 Esas, 2020/39 Karar 13.02.2020 tarihli kararına karşı davacı tarafından yapılan istinaf başvurusu üzerine dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Tarafların İddia ve Savunmalarının Özeti:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;
Davacının Adana ili Karaisalı ilçesi A1 Köyü 324 parsel sayılı taşınmazın 13/80 payında malik olduğunu, davalı K4’nin aynı parselde hissedar olan K1’a ait 56/840 hisseyi 25/06/2018 tarihinde davacının bilgi ve rızası hilafına satın aldığını, taşınmazın tarla vasfında olduğunu, normal şartlarda bu özellikte bir mülkün gerçek değerinin en fazla 20.000,00 TL olacağı yerde davalı tarafın davacının ön alım hakkını kullanmasına engel olmak için bunun kat kat üzerinde bir satış bedeli gösterdiğini, dava konusu taşınmazda 2016 yılı mart ayında hissedarlardan K2’ın K3’na 1600 m² üzerinde bir alana tekabül eden hissesini 40.000,00 TL bedelle sattığını, bu satışın gerçek bedellerle yapıldığını, davalı tarafın bunun üçte birinden az bir alana sahip payı ise 100.000,00 TL bedel göstererek satın aldığını beyanla dava konusu taşınmazın bedelindeki muvazaa nedeniyle taşınmazın gerçek değeri ve bu değere tekabül eden yarı orandaki tapu harcının hesaplanarak depo kararı verilmesini ve akabinde davalı adına kayıtlı 56/840 payın davacı adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle ; davalının dava konusu taşınmazdaki dava dışı K1’a ait 1/15 hisseyi 25/06/2018 tarihinde 100.000,00 TL bedel karşılığında satın aldığını, davalının dava konusu taşınmazı davacının tahliye baskıları nedeniyle satın almaya mecbur edildiğini, davalının 10 yıldan uzun bir zamandan bu yana emek sarfedip gelir getirmeye başladığı an itibariyle davacı tarafından tahliye baskısıyla davaya konu taşınmazı talep edilen fiyattan satın almaktan başka çaresinin kalmadığını, davalının kendisine satış yapan diğer hissedarlardan ayırarak fiilen taksim ederek yıllardır kullanageldikleri taşınmazdaki payını davalıya bizzat göstererek satttığını ve bedelini de teslim aldığını, davalının taraflar arasında rızai taksimle fiilen ayrılan ve yıllardır bu şekliyle kullanılageldiği için dava dışı hissedarın hissesini satın aldığını ve yıllardır kullandığı işyerini kullanmaya devam ettiğini beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti:
”davalının davacının da paydaş olduğu Adana ili Karaisalı ilçesi A1 Köyü 324 parsel sayılı taşınmazdan hisse satın aldığı, satış işleminin 26/06/2018 tarihinde yapıldığı, davacılara noter aracılığıyla bir bildirim yapılmadığı, davanın 24/07/2018 tarihinde ve Türk Medeni Kanunu’nun 733/3 maddesinde düzenlenen iki yıllık hak düşürücü süre içerisinde açıldığı, ancak hissedarlar arasında önalım hakkının kullanılmasını engelleyecek nitelikte geçerli bir fiili taksim sözleşmesinin bulunduğu” gerekçesi ile davanın esastan reddine karar verildiği görülmüştür.
Kararı davacı vekili istinaf etmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;
–
Karaisalı Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/176 Esas – 2016/4 Karar sayılı dosyasında, davalının öncesinde kiracı olduğu, sonrasında ise dava konusu hisseyi satın alarak mülkiyet iddia ettiği dükkan alanının tahliyesiyle müvekkiline teslimine karar verilmiş olduğu, söz konusu dükkan yeri nedeniyle davalının eşi K5 aleyhinde dava ikame edilmiş olup müvekkilinin ancak söz konusu kararın icra dairesince infazı sırasında vergi levhasının davalı K4 adına düzenlenmiş olduğunu öğrendiğini, ne var ki İİK.m.276/son fıkra düzenlemesi tahliyeye imkan verdiğinden bu kez dava konusu hisseyi muvazaalı bedel göstererek satın almış ve Karaisalı Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/176 Esas sayılı dosyasından müvekkiline teslimine karar verilen taşınmaz alanının tahliyesine bu kez malik sıfatını kazandığı iddiasıyla engel olmayı amaçlamış olduğunu, yerel mahkemenin, kullanım alanıyla ilgili özellikle davalı ile müvekkili arasında bu denli ihtilaf bulunan taşınmazda herkes fiilen kendi yerini kullanıyor olarak yorumlamış olmasının hatalı olduğunu, mahkeme erekçe kısmında ” … pay satışından önce davacıların bu taksime itiraz etmemiş olduğu…” şeklindeki açıklamanın Karaisalı Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/176 Esas sayılı dosyasıyla örtüşmediğini, söz konusu kararın esas yılından da anlaşılacağı üzere taşınmazın kullanım şeklinin 2010 yılından bu yana dava konusu olduğunu ve söz konusu ihtilafın 2000 öncesine dayanmasına rağmen halen de giderilememiş olduğunu, davalının ise öncesinde kiracı olarak bulunduğu dava konusu parselde ki dükkanda, dava-dışı K1’tan davaya konu hisseyi almak suretiyle hissedar olmuş olduğunu ve bu yerde mülkiyet hakkı iddia ederek, müvekkiline Karaisalı Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/176 Esas sayılı dosyasından teslimine karar verilen alanı kullanmasına halen engel olmakta olduğunu, hal böyleyken taşınmazın kullanımında fiili taksim olduğu neticesine varmak mümkün olmadığını, kaldı ki fiili taksim olgusu da ön alım hakkına konu olan devirden önce devreden malikin kullanım şartına göre belirlenebilecek bir olgu olduğunu, aksi halde devralan davalının kullanım şartına göre fiili taksim olgusu(eskiden de aynı yerde zaten kiracıydı gerekçesiyle) belirlenemeyeceğini,
-Diğer taraftan müvekkilinin fiilen işlettiği bir dükkan bulunmamakla beraber yine davalının bulunduğu dükkanla birlikte bitişiğinde ki dükkanın da Karaisalı Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/176 Esas sayılı dosyasından verilen hükümle müvekkiline teslimine karar verilmiş olduğundan, söz konusu dükkanın tahliyesi gerçekleştirilmiş olup ve müvekkiline yaklaşık 2 yıl önce teslim edilduğunu, aynı dava dosyasında davalının da dükkanı bulunmakta ve müvekkiline teslimine karar verilmişken; davalı dava konusu hisseyi satın alarak müvekkilinin taşınmazda ki mülkiyetten doğan kullanım hakkını kullanmasına engel olduğunu, dava konusu taşınmazın 7.700 m2 alanı olduğunu, müvekkilinin bu taşınmazda 13/80 (1.001 m2) paylı hissedar olduğunu, gerekçeli kararda ise 172,998 m2’sinin bakkal ve lokanta olarak davalı K4 ve müvekkilim Hüsne Özkan tarafından kullanıldığı belirtilmekte olduğunu, oysa ki Karaisalı Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/176 Esas sayılı dosyasında verilen hüküm gereğince müvekkiline düşen hisse içinde davalının da mülkiyet iddia ettiği alan bulunmakta olduğunu,
-Tanık Ali Öz’ün 13.02.2020 tarihli duruşmada dahi dava konusu satışta, müvekkilinin ön alım hakkını kullanmasına mani olmak maksadıyla bedelin yüksek gösterildiğinin davalının eşi tarafından kendisine ifade edildiğini belirtmiş olduğunu, nitekim taşınmazın fiili kullanımı hususunda taraflar arasında ihtilaf bulunduğundan gerçek değerin 5 misli kadar yüksek bir tapu devir bedeli gösterildiğini,
-Ayrıca dava dilekçelerindeki 2 nolu talep kısmı hakkında gerekçeli kararda herhangi bir değerlendirme yapılmamış olup olumlu yada olumsuz bir karar da verilmediğini,
Bu nedenlerle yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
Davalıvekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; somut olayda ihtilaflı taşınmaz üzerinde paydaşların zilyet ve tasarruf ederlerken davaya konu yeri aralarında yaptıkları harici ve rızai ifraz ve taksim neticesinde fiili olarak bölmüş oldukları sabit olup her paydaşın özellikle davacının davacının dava dosyasına sunulan fen bilirkişisi tarafından tanzim edilen krokiden anlaşılacağı üzere konumunun belli olduğunu, dava dosyası kapsamında dinlenilen mahalli bilirkişi ve tanık beyanları ile fen bilirkişisinin krokili raporu ve tüm dosya kapsamı incelendiğinde görülecektir ki; taşınmazın pay sahipleri tarafından paylaşıldığına dair beyanlar ile birlikte, taşınmazın üzerinde farklı kullanım özellikleri taşıyan alanlar bulunduğu; fiziki olarak bir bütün halinde olmadığı; ev, bahçe, tarla, dükkan, değirmen gibi farklı özellikte kullanım alanlarının söz konusu olduğu; davacı ile davalı vekil edenin de taşınmaz üzerinde işlettikleri dükkanların bulunduğu sübuta ermiş olduğunu, kaldı ki davacı tarafından tanzim edilen istinaf başvuru dilekçesinde her ne kadar Karaisalı Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/176 E. – 2016/4 K. sayılı dosyasına işaret edilmiş olsa da mevzubahis dosya kapsamı incelendiğinde dahi işbu dava dosyası kapsamında iddia etmiş oldukları fiili taksim iddialarının haklılığının açığa kavuşmakta olduğunu, Şöyle ki; Karaisalı Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/176 E. – 2016/4 K. sayılı dosyasında dinlenen mahalli bilirkişi ve tanıkların keşif esnasında alınan beyanlarında hükmedilen gerekçeli kararda yer aldığı şekli ile özetle, “…Dava konusu taşınmazın K10’na ait iken ölümü ile çocukları arasında paylaşıldığını, aralarında yaptıkları taksim sonucu değirmen ve bu değirmenin doğusunun K6na; değirmenin batı kısmının K9’na; K6’in verdiği yerin ise Değirmenin olduğu yer olduğu, K8’nın dükkanlarının bulunduğu yerin öncesinde K11 tarafından K9’ndan satın alındığını, K11’tan da 2000-2004 yılları arasında K8’nın satın aldığını ve üzerine bu binaları yaptırdığını, K12’ın, K9’ndan satın aldığı yerin ise A2 yolunun altında kalan az bir yer olduğunu …beyan ettikleri anlaşılmıştır.” denilerek işbu beyanda sayıldığı şekilde paydaşların taşınmaz üzerinde fiili olarak kullanım alanların ayrı ayrı yer bulduğu anlaşılmakta olduğunu, aynı şekilde Karaisalı Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/176 E. – 2016/4 K. sayılı dosyasında hükmedilen kararda, “davalı K7’nun yargılama devam ederken taşınmazda pay satın almak suretiyle paydaş olduğu, bir paydaşın diğer paydaş aleyhine müdahalenin men-ini talep edebilmesi için ancak o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısmın bulunmaması gerektiği, davalı K7’nın kullandığı D ile gösterilen alanın m2 itibari ile davacıların (iş bu davanın davacısı dahil olmak üzere) payına karşılık kullandıkları kısma göre oldukça küçük olduğu, bu itibarla davalı K7 aleyhine açılan davada karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.” denilmiş olup davacı yanın istinaf başvuru dilekçesinde, iddiasını kuvvetlendirmek adına işaret etmiş olduğu Karaisalı Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/176 E. – 2016/4 K. sayılı dosyasında dahi gerek mahalli bilirkişi ve tanık beyanlarında gerek mahkeme tarafından hükmedilen kararda davacıların (istinaf başvurusuna cevap verdiğimiz hüsne özkan’da dahil olmak üzere) payına karşılık kullandıkları kısma göre denilmek suretiyle dava konusu taşınmaz üzerinde davacının payına karşılık fiili olarak kullanmış olduğu bir alanın mevcudiyetini ortaya koyarak işbu neticede fiili taksimin varlığının, işaret edilen davanın ikame edilmiş olduğu 2010 yılından beri geçerli olduğu sübuta erdirilmekte olduğunu, bu sebeple Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin 2014/8491 E. 2014/9115 K. sayılı kararının sonunda geçen “Somut olayda, dava konusu taşınmazda davacının kullandığı pay bulunmadığından fiili taksimden söz edilemez.” cümlesinin de iş bu davada dikkate alınmasının mümkün olmadığını, yine dava dosyasına sunulan fen bilirkişisinin raporunda açıkça belirttiği üzere taşınmaz mirasçılar arasında fiili olarak bölünmüş olup her paydaşın özellikle davacının krokiden anlaşılacağı üzere konumu belli olduğunu, kaldı ki ihtilaflı taşınmaz üzerinde paydaşların aralarında yaptıkları harici ve rızai ifraz ve taksim neticesinde fiili olarak bölmüş oldukları alanlar üzerinde zilyet ve tasarruf ederlerken, fiili kullandıkları alanlar üzerinde kiraya vermek veyahut iş yeri açmak gibi hakimiyet kurmuş olup işbu hal Yargıtay içtihatlarında dendiği üzere fiili taksimin kabulünü gerektirmekte olduğunu, bunların yanı sıra davalı müvekkilininde taraflar arasında rızai taksimle fiilen ayrılan ve yıllardır bu şekliyle kullanıla geldiği için dava dışı hissedarın hissesini satın almış ve yıllardır kiracı sıfatıyla kullandığı işyerini kullanmaya devam etmiş olduğunu, şufalı payın ilişkin bulunduğu taşınmazın paydaşlar arasında rızai olarak taksim edildiği ve uzun zamandan beri taksim biçimine uygun şekilde kullanıldığı bu durumda bu kullanma şekline ses çıkarmayan belli ve muayyen bir yeri kullanan tarafın davalıya satışı yapılan yine belli ve muayyen bir pay için şufa hakkını kullanmasının Medeni Kanunun 2. maddesinde sözü geçen iyi niyet kuralıyla bağdaşamayacağından işbu halde davanın reddine karar verilmesinin gerektiği izah edilmiş olduğundan ve sunulan istinaf sebepleri soyut ve mesnetsiz ifadelere dayanmakta olup Yerel Mahkeme tarafından yeterli inceleme ve araştırma ile hüküm kurulan mevzubahis kararın hukuka ve usule uygun olduğundan bahisle davacı yan tarafından ikame edilen istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE:
Dava Önalım Hakkından Kaynaklı Tapu İptali ve Tescil talebine ilişkindir.
Dairemizce HMK’nın 355. maddesi kapsamında istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hükümlerle sınırlı olmak üzere yapılan inceleme neticesinde;
Bilindiği üzere paylı mülkiyette paydaşlar arasında ortak idare ve kullanma durumu söz konusu olduğundan paydaşların birbirlerini bilmeleri ve tanımaları önem taşımaktadır. Bu ihtiyacın gereği olarak paydaşlar arasına yabancı bir kişinin girişini engellemek, taşınmazın daha küçük parçalara ayrılmasını önleyebilmek, hisselerin mümkün olduğu kadar hissedar elinde toplanmasını temin etmek amacıyla paylı taşınmazlarda hissedarın temlik hakkı sınırlandırılarak kanuni önalım hakkı tanınmıştır.
Önalım hakkı taşınmaz mal mülkiyetinin kanundan doğan takyitlerinden olup 26.12.1951 gün ve 1/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında yenilik doğuran bir hak olduğu belirtilmiştir.
Öte yandan 20.06.1951 gün 5/13 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında ise ön alım hakkının hukuki niteliği, “Şufa hakkı, mefşu hissenin üçüncü şahsa satılması ve satışa ıttıladan itibaren bir ay içinde kullanılmış olması gibi muayyen şartlar altında kullanılacak yenilik doğurucu bir haktır ki, şefinin bu hakkı kullandığı yolundaki tek taraflı irade beyanının müşteriye vasıl olmasıyla yeni bir hukuki vaziyet meydana getirilmesine yarar. Bu hakkın kullanılmasıyla şefi yeni bir akit yapmaya hacet kalmaksızın müşteriye halef olur” şeklinde açıklanmaktadır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “Yasal Önalım Hakkı-Önalım Hakkı Sahibi” başlıklı 732. maddesinde “paylı mülkiyette bir paydaşın taşınmaz üzerindeki payını tamamen veya kısmen üçüncü kişiye satması halinde, diğer paydaşlar önalım hakkını kullanabilirler” hükmü öngörülmüştür.
Anılan düzenlemede önalım hakkının açık bir tarifi yapılmamakla birlikte temel prensibin mülkiyet serbestisi ve tasarruf yetkisi olduğu gözetilerek paydaşın temlik hakkı sınırlandırılırken bu sınırlandırma sınırlı tutularak sadece satım akitleri için önalım hakkı öngörülmüştür.
Bu husus yukarıda içeriği açıklanan 20.06.1951 gün ve 5/13 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da benimsenmiş; kararın gerekçesinde, taşınmaz mülkiyetinin takyitlerinden olan kanuni önalım hakkının taşınmazda hisse sahibi bulunan şahsa, diğer bir kimsenin payının üçüncü kişiye satılması halinde o hisse müşteriye neye mal olmuş ise o miktar ile ve belli bir süre içinde satın almak yetkisini veren ayni bir hak olduğu ifade edilmiştir.
Açıkça görüldüğü üzere kanuni önalım hakkından söz edebilmek için paylı mülkiyet hükümlerine tabi bir taşınmazdaki payın üçüncü şahsa satılması gerekmektedir; önalım hakkının konusu pay satışıdır.
Öte yandan önalım davasına konu payın ilişkin bulunduğu taşınmaz paydaşlarca özel olarak kendi aralarında taksim edilip her bir paydaş belirli bir kısmı kullanırken bunlardan biri kendisinin kullandığı yeri ve bu yere tekabül eden payı bir üçüncü şahsa satarsa, satıcı zamanında bu yerde hak iddia etmeyen davacının tapuda yapılan satış nedeniyle önalım hakkını kullanması TMK’nın 2. maddesinde yer alan dürüst davranma kuralı ile bağdaşmaz. Kötüniyet iddiası 14.02.1951 tarihli ve 17/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca davanın her aşamasında ileri sürülebileceği gibi mahkemece de kendiliğinden nazara alınması gerekir. Bu gibi halde savunmanın genişletilmesi söz konusu değildir. Eylemli paylaşmanın varlığı halinde davanın reddi gerekir.
Somut olayda davacı Adana ili Karaisalı ilçesi A1 Köyü 324 parsel sayılı taşınmazın 13/80 payında malik olduğunu, davalı K4’nin aynı parselde hissedar olan K1’a ait 56/840 hisseyi 25/06/2018 tarihinde davacının bilgi ve rızası hilafına satın aldığını, taşınmazın tarla vasfında olduğunu, normal şartlarda bu özellikte bir mülkün gerçek değerinin en fazla 20.000,00 TL olacağı yerde davalı tarafın davacının ön alım hakkını kullanmasına engel olmak için bunun kat kat üzerinde bir bedel olan 100.000,00 TL bedel göstererek satın aldığını beyanla dava konusu taşınmazın bedelindeki muvazaa nedeniyle taşınmazın gerçek değeri ve bu değere tekabül eden yarı orandaki tapu harcının hesaplanarak depo kararı verilmesini ve akabinde davalı adına kayıtlı 56/840 payın davacı adına tesciline karar verilmesini talep etmiş, mahkeme mahallinde keşif icrası sonucu alınan rapor ve dinlenen tanık beyanlarına göre paydaşlar arası fiili taksim olduğundan bahisle davanın reddine karar vermiştir.
Türk Medeni Kanun (TMK) düzenlemesinde paydaşlar arasında fiili taksim hususu düzenlenmediği gibi önalım hakkının kullanımına olan etkisine dair bir düzenleme de bulunmamaktadır. Bu kavram uygulamamıza Yargıtay içtihatları ile girmiştir. Yargısal içtihatlarda yapılan tanıma göre paydaşlar arasında fiili taksim bulunduğu taktirde önalım hakkının kullanılmasının dürüstlük kurallarına aykırı olduğunun kabul edilebilmesi için, yasal önalım hakkına konu payın ilişkin bulunduğu bir taşınmazın varlığı, bu taşınmazın, paydaşlarca kendi aralarında taksim edilmesi ve davacı ve davalıya pay satan paydaş (paydaşların) taşınmazın belirli bir kısmını kullanması gerekli ve yeterlidir. Paydaşlar arasında fiili taksim bulunması hâlinde yasal önalım hakkının kullanılamayacağına dair bir yasa hükmü bulunmasa da, taşınmazda fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre de paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemli olarak bağımsız bu oluşumun korunması, TMK’nın 2’nci maddesinde tanımını bulan dürüstlük kuralının gereğidir. Zira TMK’nın 2’nci maddesinde herkesin haklarını kullanırken ve borçlarını ifa ederken dürüstlük kurallarına uyması zorunluluğu getirilmiş, uyulmamasının yaptırımı olarak da hakkın kötüye kullanılmasının hukuk düzeni tarafından korunmayacağı belirtilmiştir. Bilindiği üzere hakkın açıkça kötüye kullanıldığı tüm hâllerde dürüstlük kuralına da aykırılık söz konusudur. Fiili taksimin hukuki dayanağını da TMK’nın bu maddesi oluşturmaktadır (Tunaboylu, M.: Önalım (Şuf’a) Davaları, 4. b., Ankara 2008, s.440).
Önalım davasına konu payın ilişkin bulunduğu taşınmaz paydaşlarca özel olarak kendi aralarında taksim edilip her bir paydaş belirli bir kısmı kullanırken bunlardan biri kendisinin kullandığı yeri ve bu yere tekabül eden payı bir üçüncü şahsa satarsa, satıcı zamanında bu yerde hak iddia etmeyen davacının tapuda yapılan satış nedeniyle önalım hakkını kullanması TMK’nın 2. maddesinde yer alan dürüst davranma kuralı ile bağdaşmaz. Kötüniyet iddiası 14.2.1951 tarihli ve 17/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca davanın her aşamasında ileri sürülebileceği gibi mahkemece de kendiliğinden nazara alınması gerekir. Bu gibi halde savunmanın genişletilmesi söz konusu değildir. Eylemli paylaşmanın varlığı halinde davanın reddi gerekir.
Somut olaya gelince; öncelikle davalının payın devrine ilişkin resmi senetle yapılan satış akdinin tarafı olduğundan kendi muvazaasına dayanamayacağından gerçek satış bedelinin tapuda gösterilen bedelden daha fazla veya az olduğu yönündeki bedelde muvazaa savunması dinlenemez.
Öte yandan mahkemece yapılan keşif, keşifte dinlenen mahalli bilirkişi ve tanık beyanlarından davalı tarafın dava konusu taşınmazda fiilen kullandığı bir yerin olduğu anlaşılsa dahi devreden hissedarın fiilen kullandığı bir yer tespit edilememiş olup bu durumda fiili taksimin varlığından söz edilemez. Bu durumda davanın reddine dair yerel mahkeme kararı yerinde görülmemiş olup, yerel mahkeme tarafından davacı tarafından satış bedeli olan 100.000 TL ve satış masrafı olan 2.000 TL toplamı olan 102.000 TL önalım bedeli üzerinden harcın tamamlatılmasından sonra ön alım bedelini yatırması için süre verilerek sonucuna göre bir karar verilmek üzereHMK’ nın 353/1-a-6. bendine göre davacı tarafın istinaf talebinin kabulüyle kararın kaldırılarak dosyanın mahalline gönderilmesine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Gerekçesi Açıklandığı Üzere;
1-
Davacı tarafın gerekçe kısmında belirtilen sebeplere dayalı istinaf taleplerinin
KABULÜ ile , HMK’nın 353/1-a-6 maddesi gereğince Karaisalı Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2018/72 Esas, 2020/39 Karar sayılı 13.02.2020 tarihli kararının
KALDIRILMASINA,
2-
Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine iadesine,
3-
Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin yeniden yargılama yapacak ilk derece mahkemesince değerlendirilmesine,
4-
Davacı tarafından yatırılan 365,55 TL harcın talep halinde yatıran tarafa iadesine,
5-
İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
6-
HMK 359/3.madde gereği karar tebliği işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,
Dair; dosya üzerinden yapılan inceleme sonucu tarafların yokluğunda oy birliğiyle
KESİN olmak üzere karar verildi. 22/09/2020
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe