T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
DAVACI :
DSİ
GENEL
MÜDÜRLÜĞÜ
VEKİLİ :
Av.
K1
[35316-16139-23580] UETS
KAYYIM ADAYI : K2- -N1
İlçe Mal Müdürlüğü Altınözü/ HATAY
VEKİLİ :
Av.
K3
Hükümet Binası Mal Müdürlüğü Hazine Avukatlığı Altınözü Altınözü/ HATAY
DAVANIN KONUSU : Kayyımlık (Kayyım Atanması)
Altınözü Sulh Hukuk Mahkemesinin 27/11/2019 tarih 2019/328 Esas 2019/328 karar sayılı kararına karşı davacı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusu üzerine dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Tarafların İddia ve Savunmalarının Özeti:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;
Davacı DSİ Genel Müdürlüğü vekilinin 19/09/2019 havale tarihli dilekçesi ile ; Altınözü Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/170 Esas sayılı dosyası ile Hatay ili Altınözü ilçesi A1 Mahallesi 609 parsel sayılı taşınmaz için kamulaştırma bedeli tespit ve tescil davası açıldığı , dava konusu taşınmazda tapu maliki ve mezkur davada davalı olan K4 ( Baba adı : K5 ) isimli şahsın açık kimlik bilgisi ve adresi tapu kaydında yer almamakta olduğunu , K4 için mahallin en büyük mal memurunun kayyım olarak atanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti:
İlk derece mahkemesi yapmış olduğu yargılama sonucu
”kayyım tayini istenilen
K4 isimli şahsın tek mirasçısının sağ olan kızı
K6
‘nun olması ve uyap sistemi üzerinden alınan nüfus kayıtlarında
K6 isimli şahsın baba adının
K7 olduğu ve K5 oğlu
K4
‘nun mirasçısı olarak
K6 isimli kişinin bulunmasınedeniyle kayyım atanması istenilen taşınmaz için mirasçı olarak görünen kişi bulunması nedeniyle TMK madde 427 uyarınca kayyım atanması için gerekli koşullar oluşmadığından davanın reddine” dair hüküm tesis etmiştir.
Kararı, davacı taraf vekili istinaf etmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;
Yerel mahkeme kararındakayyım tayini talep edilenin K5 oğlu K4 olduğu belirtilmiş ise de nüfus kayıtlarında rastlanmadığını, kayyım tayini talep edilenin mirasçılarından olduğu kabul edilen K6 ile kayyım tayini talep edilen arasında irtibatın olmadığını, bu nedenle ilgili nüfus müdürlüğünden K6’nun babasını da gösterir şekilde nüfus kayıtlarının getirtilerek, kayyım tayini istenilen kişi ile mirasçılık ilişkisinin olup olmadığının araştırılması gerektiğini belirterek usul ve yasaya aykırı yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı istinaf dilekçesi davalı tarafa tebliğ edilmiş cevap dilekçesi sunmadıkları anlaşılmıştır.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava kayyım tayini davasıdır.
Dairemizce HMK’nın 355. maddesi kapsamında istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hükümlerle sınırlı olmak üzere yapılan inceleme neticesinde;
Dava, Hatay ili, Altınözü ilçesi, A1 mah. 609 parsel sayılı taşınmazda K4 hissesine 3561 sayılı yasa gereğince kayyım atanması ilişkindir.
İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
4721 sayılı TMK’na göre Kayyımlık, temsil ve yönetim kayyımlığı olmak üzere iki çeşittir. Temsil Kayyımlığı, TMK’nın 426. maddesinde düzenlenen temsil kayyımı atanmasının gerektiren üç sebep gösterilmiş olup, bunların ilki; ergin bir kişinin hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri bir sebeple ivedi bir işinin kendisi görebilecek veya bir temsilci atayabilecek durumda değilse, ikincisi; bir işte yasal temsilcinin menfaati ile küçüğün veya kısıtlının menfaati çatışıyorsa, üçüncüsü ise; yasal temsilcinin görevini yerine getirmesine bir engel varsa vesayet makamınca adı geçen kişiyi temsil kayyımı atanacaktır.
Yönetim Kayyımlığı ise; 427. maddede düzenlenmiş olup amaç, gerekli olan yönetimden yoksun kalan ve yönetimi başkaca yollarla sağlanamayan mal varlığının yönetilmesidir. Bir kimse uzun süreden beri bulunamaz ve oturduğu yerde bilinemezse bu kişinin mallarının yönetimi için yönetim kayyımı atanır. Yönetim kayyımı atanmasını gerektiren diğer haller ise maddede dört bend halinde sayılmıştır, bu hallerden birinin mevcut olması halinde de yine vesayet makamı tarafından kişiye yönetim kayyımı atanacaktır.
3561 Sayılı Mal Memurlarının Kayyım tayin edilmesine dair kanunun 2/1.maddesinde ise, bir kimsenin uzun süreden beri bulunamaması veya oturduğu yerin bilinememesi veya ortada bulunmayan ve miras açıldığında sağ olup olmadığı ispatlanamayan mirasçıya ait payın resmen yönetilmesi amacıyla kayyım atanmasnın gerektiği hallerde,vesayet makamının bu kimselerin malları üzerinde hazinenin hak ve menfaati bulunup bulunmadığının, mahallin en büyük Mal Memurluğundan araştıracağı, hazinenin hak ve menfaatinin söz konusu olduğunun anlaşılması halinde, mahallin en büyük Mal Memurunu yönetim kayyımı tayin edeceği hükme bağlanmıştır.
Kayyım atanması talebi yukarıda açıklanan kanun hükümleri gözetilerek, kanununun amacıda dikkate alınarak değerlendirilip sonuçlandırılması gerekir.
Mal memurlarının kayyımlığı hakkında yönetmeliğin 4 (1) f bendinde mahallin en büyük mal memurunun illerin merkez ilçeleri ile büyükşehir belediyesi olan illerin büyükşehir belediyesi sınırları içindeki ilçe merkezlerinde (mal müdürlüğü bünyesinde milli emlak servisi bulunan ilçeler hariç) defterdarı, diğer ilçelerde mal müdürünüifade ettiği belirtilmiştir.
3561 sayılı Mal Memurlarının Kayyım Tayin Edilmesine Dair Kanun’un amacı, birinci maddesinde, bir kimsenin uzun süreden beridir bulunamaması veya oturduğu yerin bilinememesi nedeniyle mal varlıkları üzerinde Hazine menfaatinin korunmasını sağlamak üzere, mahallin en büyük mal memurunun kayyım olarak atanmasına ilişkin usul ve esasları düzenlemek olarak tarif edilmiştir. Aynı Kanunun 2/4 maddesinde ise; kayyımlıkla ilgili işlemler, her türlü vergi, resim, harç, katkı payı gibi mali yükümlülüklerden müstesnadır hükmü öngörülmüştür.
3561 sayılı kanunun 24.07.2008 tarih ve 5793 sayılı Kanunla değişiklikten önce bu hüküm “kayyım tayin edilen mal memurunun 492 sayılı Harçlar Kanununun 1 ve 3 sayılı tarifelerine göre bütün işlemleri hakkında aynı kanunun 13.maddesinin (j) bendi hükmü uygulanır ” hükmü düzenlenmiştir. Bu itibarla 5793 sayılı kanunla gerçekleşen 24.07.2008 tarihli değişikliğe kadar buradaki açık kanun hükmü gereğince 3561 sayılı Kanun gereğince kayyım atanması için Hazine tarafından açılan davalarda dava harcı (yargı harcı) alınmıyordu.
Oysa, 5793 sayılı Kanunla değişik 3561 sayılı Kanunun 2. maddesinde yargı harcından muafiyetle ilgili hükme yer verilmemiştir. Yerine kayyımlıkla ilgili işlemler, her türlü vergi, resim, harç, katkı payı gibi mali yükümlülüklerden müstesnadır düzenlemesiyle yetinilmiştir.
23.12.21976 tarih ve 1976/7-6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere harç, adli ve idari hizmetlerde ve bu hizmetlerin gerektirdiği masrafları karşılamak mülahazasıyla gerçek ve tüzel kişilerden Hazinece alınan bir paradır. Buna göre, bir hizmetin harç konusu olabilmesi için kişilerin bir kamu kurumundan yararlanmaları, kişilere kamu eliyle özel bir yarar sağlanması ve kamu idaresinin kişilerin özel bir işiyle uğraşması gerekmektedir.
Bir kamu hizmetinden dolayı harç alınabilmesi, bu hizmetin kanunla belirlenmesine ve bu hususla ilgili harç alınmasına ilişkin düzenlemelerin de kanunda yer almasına bağlıdır.
Nitekim TC Anayasanın 73. maddesinde “vergi, resim, harç vb. mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır” hükmü öngörülmüştür.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 12.04.2017 2017/1-1201 Esas ve 2017/716 karar sayılı içtihatında açıklandığı üzere; Yargı harcı devletin mahkemeler aracılığıyla yaptığı hizmete ondan yararlananların katkısıdır. Kanunla açıkça yargı harçlarından muaf olduğu ya da işleminin müstesna olduğuna ilişkin düzenleme yapılmamış olan herkes, bu harçları ödemekle yükümlüdür.
3561 sayılı Kanunun 2/4 maddesinde kayyımlıkla ilgili işlemler, her türlü vergi, resim, harç, katkı payı gibi mali yükümlülüklerden müstesnadır hükmüne yer verilmiş ise de burada yargı harçlarından bağışıklığa ilişkin özel bir düzenleme bulunmamaktadır. Hal böyle olunca Kanunda kayyımlıkla ilgili işlemlerin parasal yükümlülüklerden bağışık olduğu belirtilmiş ise de açıkça yer verilmeyen yargı harcının bu bağışıklık içerisinde olduğunun kabulüne imkan yoktur.
Dosya kapsamından, eldeki dava açılırken davacının başvurma harcı ile peşin maktu harcı yatırmadıkları, mahkemece bu harçların daha sonra ikmal edilmesine ilişkin bir ara kararı da bulunmadığı gibi, tahsile ilişkin bir bilgi ve belgenin olmadığı anlaşılmaktadır.
Az yukarıda açıklanan maddi ve hukuki vakıalar karşısında; 3561 sayılı Kanun uyarınca davacının ve Hazinenin mülkiyeti Hazineye ait olmayan dava konusu taşınmazda, Hazinenin hak ve menfaatlerinin korunması yanında nerede ve kim oldukları tespit edilemeyen gerçek kişi maliklerin hak ve menfaatlerinin de korunması sonucunu doğuracak şekilde yönetim kayyımı atanması için açtıkları davada yargı harçlarını ödeme yükümü altında oldukları anlaşıldığına göre, başvurma harcıyla maktu peşin harç ödenmedikçe, eldeki davaya devam etme imkanı bulunmamaktadır. Mahkemece, bu husus gözetilmeksizin, dava açılırken usulünce yargı harcı yatırılmadan yargılamaya devamla karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Ayrıca ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmişse de; ilk derece mahkemesince eksik araştırma ve inceleme yapılmıştır. Dosya kapsamındaki tapu kayıtlarının incelenmesinde kayyım tayini talep edilenin K5 oğlu K4 olduğu olduğu, tapudaki hissesini tapulama çalışması ile edindiği tapulama tutanağının incelenmesinde dayanak tapu kayıtlarının bulunduğu ilk derece mahkemesince söz konusu dayanak tapu kayıtlarının getirtilmediği, tapu kayıtlarının incelenmesinde Altınözü Asliye Hukuk Mahkemesinin 1996/31-E 1996/34-K sayılı ilamı ile tapuda isim tashihi yapıldığı, ilk derece mahkemesince kayyım tayini talep edilenin mirasçılarından olduğu kabul edilen K6 ile kayyım tayini talep edilen arasında irtibatın kurulamadığı, bu halde ilgili nüfus müdürlüğünden K6 nun babasını da gösterir şekilde nüfus kayıtlarının ve isim tashihi kararı verilen Altınözü Asliye Hukuk Mahkemesinin 1996/31-E 1996/34-K sayılı dosyasının mahkemesinden celp edilerek aralarında irtibatının bulunup bulunmadığının tespit edilmeye çalışılması gerekirse veraset ilamı ibrazı için davacı veya mirasçı olduğu düşünülen K6 na süre ve yetki verilmesi yine gerekirse taşınmazı ve geçmişini bilen mahalli bilirkişi isimleri tespit edilerek taşınmaz başında keşif yapılarak K4’nun mirasçılarının bulunup bulunmadığı kimler olduğunun tespit edilmeye çalışılması oluşacak sonucu göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve araştırma ile hüküm tesisi doğru olmamıştır.
Tüm bu anlatılanlar ışığında mahkemece yukarıda anlatılan şekilde işlem yapılmadan yargılama yapılarak hüküm kurulmuş olması nedeniyle, HMK’nun 353/1-a 6 maddeleri gereğince açıklanan nedenlere dayalı davacı tarafın istinaf talebinin kabulüyle kararın kaldırılarak dosyanın mahalline gönderilmesine gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM/: Gerekçesi yukarda açıklandığı üzere;
1-
Davacı tarafın istinaf başvurusunun
KABULÜ ile HMK’nın353/1-a-6 maddesi gereğince Altınözü Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 27.11.2019 tarih ve 2019/328 esas 2019/328 karar sayılı kararının
KALDIRILMASINA,
2-
Dosyanın davanın yeniden görülmesi için mahkemesine iadesine,
3-
Taraflarca yapılan yargılama giderinin yeniden yargılama yapacak ilk derece mahkemesince değerlendirilmesine,
4-
Davacı kurum harçtan muaf olduğundan bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
5-
İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
6-
HMK nın 359/3. maddesi gereğince tebliğ işlemlerinin yapılması için dosyanın mahkemesine iadesine,
Dair; dosya üzerinden tarafların yokluğunda oy birliğiyle
KESİN olmak üzere karar verildi. 05/11/2020
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe