Adana BAM, 1. HD., E. 2020/637 K. 2020/1330 T. 15.12.2020

İlgili madde: TMK Madde 462

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ :

MERSİN 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

TARİHİ :

23/01/2020

NUMARASI :

2018/323 Esas, 2020/39Karar

DAVACI:

1-K1 -N1

KISITLI DAVACI :

2-K2 – TC. N2

VASİ :

K1 -N1

VEKİLİ:

Av. K3- A1

DAVALI:

F1 TASFİYEHANESİ ANONİM ŞİRKETİ

VEKİLLERİ:

Av. K4- A2
Av. K5- A3

DAVANIN KONUSU :

Komşuluk Hukukundan Kaynaklı Maddi Tazminat

DAVA TARİHİ :

09/04/2018

DAİRE KARAR TARİHİ :

15/12/2020

KARAR YAZIM TARİHİ :

15/12/2020
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, davalı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK’nın 352 ve devamı maddeleri uyarınca dosya incelendi.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:

Davacı vekili ilk derece mahkemesine verdiği dava dilekçesinde özetle; mülkiyetinin çoğunluğu vesayet altında bulunan müvekkili davacı K2’a ait tapuda Mersin, Karaduvar, A4 mevki, 9 pafta, 1912, 1915, 1909, 1913, 1910 ve 1907 parselde (3408 Sayılı Kanunun 22/A maddesi uyarınca yapılan uygulama sonucu daha sonra 130 Ada, 125, 126, 127, 123, 133, 134 sayısı alan parsellerde) kayıtlı yaklaşık 10 dönümlük tarlaya diğer davacı K1’ın babası ile birlikte ortaklaşa ektiği Ispanak, vs. sebzenin araziye doğudan komşusu bulanan davalıya ait gayrimenkule sınır boyunca dikilen projektörlerin gece boyunca yaydığı güçlü aydınlatma ve ışık yüzünden gece uyamadığını ve ürün vermeyip tohuma kaçtığını, Mersin 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2017/68 D. İş sayılı dosyası ile mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırıldığını, o dosyada alınan bilirkişi raporunda 10.061,67 TL zararı olduğunun saptandığını ileri sürerek 10.061,67 TL zararla 1.200,00 TL keşif masrafı olmak üzere toplamda 11.262,67 TL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili ilk derece mahkemesine verdiği cevap dilekçesinde özetle;

Mersin 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2017/68 D. İş sayılı dosyası ile yapılan tespitlerin hukuka uygun olmadığını, bu dosyada alınan bilirkişi raporunun bilimsel temellerden uzak, objektif bilim verilerinden uzak, bilirkişinin şahsi kanaatine göre tanzim edilmiş bir rapor olduğunu, bu rapora istinaden açılan davanın hukuki dayanağının bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:

İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda; dava konusu taşınmazlardaki ürünlere komşu parsellerdeki davacıya ait güvenlik nedeniyle konulan projektörlerin yaydığı güçlü aydınlatmanın yüksek seviyede dalga yayması nedeniyle ıspanak bitkilerinde kalite kaybına neden olduğunu, komşuluk hukukundan kaynaklanan zarar davalarında davalının kusurlu olmasının aranmayacağını, davalının eylemi ile davacının zararı arasında illiyet bağı bulunmasının yeterli olduğunu, tespit tarihi itibariyle 8.277,90 TL zarar olduğunu gerekçe olarak belirtip davanın kısmen kabulüne yönelik karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:

İstinaf yoluna başvuran davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkeme tarafından davanın kabulü yönünde verilen kararın gerekçesine dayanak alınan 01/01/2020 tarihli bilirkişi raporunun salt davacı iddialarına bağlı kalınarak tanzim edilen, bilimsel ve objektif özelliği bulunmayan bir rapor olduğunu, yerel mahkeme karar gerekçesinin HMK.nın amir hükümlerine aykırı şekilde, eksik ve yetersiz incelemeye dayalı olduğunu, müvekkili şirkete ait taşınmazlar üzerinde alınan güvenlik önlemlerinin mülkiyet hakkının taşkın kullanımı anlamına gelmediğini, müvekkili F1 Anonim Şirketi’nin 1958 yılında T.C. Hükümeti ile o yıllarda Türkiye’de petrol ürünleri pazarlaması yapan yabancı şirketler arasında yapılan özel bir anlaşma ile rafineri olarak kurulduğunu ve 30 Nisan 1962’de işletmeye açıldığını, şirketin Mersin – Karaduvar mevkindeki iş yerinde 6326 Petrol Kanunu gereğince Rafineri olarak faaliyet göstermekte iken, Rafineri Belgesinin 2004 Eylül ayı itibariyle Petrol İşleri Genel Müdürülüğü’ne terk ve iade edildiğini, bu işlemi takiben, işyerinin 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu gereğince bir “Akaryakıt Terminali” olarak faaliyet gösterebilmesi için Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’na müracaat edilerek, gerekli Depolama Lisansı alındığını, 01/09/2004 tarihinden bu yana şirketin akaryakıt depolama tesisi olarak çalışmasına devam ettiğini, Türk Medeni Kanunu’nun 683/1 maddesinde; ”

Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir…” hükmünün yer aldığını, müvekkili F1’ın maliki olduğu taşınmazların 1962 yılındaki kuruluştan bu yana yerel mahkeme gerekçesinin aksine, amir hükme ve yasalara uygun şekilde kullanıldığını ve bu tasarrufun kesinlikle mülkiyet hakkının taşkın kullanımını oluşturmamakta iken aynı zamanda depolama sahasında görülen işin niteliği gereği müvekkili şirketin çevre ve şehir güvenliği için bazı yasal zorunluluklara uymak ile yükümlü kılındığını, müvekkili şirketin arazi sınırındaki projektörlerin kullanımının Tesis, Şehir ve Çevre güveliği için yasal olarak zorunlu olduğunu, müvekkili şirkete ait sahada görülen işin niteliği ve hassasiyeti gereği güvenlik önlemi alınması gerektiğini, bu durumun iradi bir tercih değil, aksine yasal zorunluluk olduğunu, kuruluşundan bu yana faaliyet amacına uygun güvenlik tedbirleri almak zaruriyeti bulunan müvekkili şirketin bu şekilde hem kendi güvenliğini hemde davacı dahil tüm komşularının ve nihayet bulunduğu şehrin güvenliğini sağladığını, öte yandan parlayıcı ve patlayıcı madde olan akaryakıt depolama ve dağıtım işi yapan şirketin yaklaşık 1700 dönümlük çok geniş bir arazi üzerine kurulu olduğunu, ilgili mevzuatlar ve 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu gereğince güvenlik sebepleriyle tüm sınır çevresini güvenlik bariyerine almak zorunda olduğunu, bu zorunlu güvenlik kuralları gereğince tüm sınır hem tel ile çevrili hem de yüksek direklerde projektörler ile aydınlatma yapılmakta hem de harekete duyarlı sensör ve kameralar bulunduğunu, sahada yer alan projektörlerden yayılan ışığın, alanın güvenliğini sağlamak amacıyla belirli bir ışık düzeyinde olmasının şart olduğunu, sahada yer alan projektörlerden yayılan ışığın, alanın güvenliğini sağlamak amacıyla belirli bir ışık düzeyinde olması şartı bulunduğunu, alanda görülen işin niteliği ve hassasiyeti gereği müvekkili şirketin gerekli tüm dikkat ve özeni sağlamakla yükümlü olduğunu, dolayısıyla tüm güvenlik önlemlerinin usulüne uygun alınması şartı olduğunu, her an bir sabotaj ve kaza ihtimali olan bu geniş sahanın en yüksek seviyede korunması, her türlü tedbirin alınması, tesisin ve tüm şehrin güvenliği için zorunlu olduğunu, müvekkili şirketin kanuni yükümlülüğünü ifası, komşuluk hakkı ihlali anlamına gelmeyeceğini, dolayısıyla yerel mahkemenin bu yöndeki değerlendirmesinin hukuken isabetsiz olduğunu, F1 sahasında yürütülen faaliyet gereği belirli koşullarda alınan güvenlik önlemlerinin başkalarının mal varlığına zarar vermediğini, hak ihlaline sebep olmadığını, bilakis başta davacı olmak üzere tüm çevre ve hatta Mersin ilinin güvenliğinin sağlandığının şüphesiz olduğunu, davacı tarafın projektörlerin varlığını bilmesine rağmen ışık vuran alana ıspanak ekimi yaptığını, müvekkili şirkete ait taşınmazın tüm sınırını çevreleyen projektörlerin, şirketin kuruluşundan beri mevcut olduğunu, zarar gören ıspanak sebzesinin bahçeye komşu parselin hissedarı olan davacı tarafça projektörlerin kurulmasından sonra yapıldığını, davacı tarafın projektörlerden yayılan ışıklandırmanın varlığının farkında olarak bile isteyerek hareket ettiğini, yerel mahkemenin bu hususları göz ardı ettiğini, müvekkili şirket aleyhine haksız yere tazminata hükmedildiğini, yerel mahkemenin bu yöndeki savunmalarını değerlendirmeye dahi almadığını, somut olayda tarafların kusur ve sorumluluklarını belirlemede açıkça yanılgıya düştüğünü, salt davacının iddialarına dayalı tanzim edilen hukuksuz bilirkişi raporuna dayalı hüküm ile müvekkili şirketin mağdur edildiğini, mahallinde keşif dahi yapılmaksızın tanzim edilen raporun hükme dayanak edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, dosyaya sunulan 01/01/2020 tarihli raporun yerinde keşif icra edilmeden, davaya dayanak edilen Mersin 1. Asliye Hukuk Mahkemesi 2017/68 Değişik iş dosyasında alınan bilirkişi raporundaki tespitlere göre tanzim edilmesi sebebiyle uyuşmazlığı çözmekten uzak olduğunu, davacıya ait ıspanak bitkisinde oluşan zararın salt ışıklandırma aletlerinin sebep olduğuna yönelik mütalâanın nereden bakılırsa bakılsın eksik ve yetersiz olduğunu, davacının oluşan zararında müvekkili şirkete yüklenebilecek bir kusur ya da sorumluluğunun bulunmadığını, yerel mahkeme kararında”…davalının kusurlu olmasının aranmayacağı…” yönünde gerekçe belirtilmiş ise de somut olayın koşullarının kusursuz sorumluluk ilkeleri uygulanmasına elverişli olmadığını, müvekkilinin mülkiyet hakkını kullanımının yasal sınırları içerisinde olduğunu, esasen davacı tarafın hakkını yasaya aykırı ve kötü niyetli kullanması neticesinde, bahçesine ektiği ıspanakların zarar görmesinde yegâne sorumlu olan kişi olduğunu, davacının zararın oluşmaması için gerekli tedbirleri almadığını, zararın meydana gelmesine zemin hazırladığını, müvekkili şirketin kaynaklı bir haksız eylemin söz konusu olmadığını, davacının zararının kendi kusurlu eylemleri ile ortaya çıktığını ve dolayısıyla müvekkili şirketin eylemi ile zarar arasında nedensellik bağının da bulunmadığının şüphesiz olduğunu, müvekkili şirkete kusur atfedilemeyeceğinden tazminat taleplerinin reddi gerektiğini, dosya kapsamından davaya konu zarar ile davalının eylemi arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığını, davalıya atfedilecek herhangi bir kusur olup olmadığı hususlarında araştırma yapılmadan karar verildiğini, mahkemece davacının ürünlerinin zarar görmesine davalının fiilinin neden olup olmadığı ve davalının fiili neden olmuşsa kusurunun bulunup bulunmadığı hakkında gerekli araştırma yapılarak sonuca gidilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesis edildiğini, oluşan zarara ilişkin uygun illiyet bağının söz konusu olmadığını, F1’ın bir akaryakıt depolama alanı olduğunu ve güvenliğin müvekkili şirket için en önemli unsurlardan biri olduğunu, F1’ın bölgeyi güvenlik altına almasının hem kendisi için hem de tüm komşuları için zaruri olduğunu ve bu zaruretin gereği olarak sınırına diktiği projektörün varlığının sorgulanamayacağı gibi, projektörü bile bile dikim yapan ve kendisi için önlem almayan davacının bizzat sorumlu olduğunu, davacının müvekkilinin mülkiyet hakkı kullanımına uygun şekilde tedbir almadığını, bu nedenle bir zarardan söz edilemeyeceği gibi, bu zarar ile müvekkilinin mülkiyet hakkına dayanarak ve çok doğal bir hakkı olan güvenlik hakkı doğrultusundaki davranışı arasında illiyet bağı kurulamayacağını, müvekkili şirkete ait ışıklandırmaların çok uzun zamandan bu yana sınır boyunda iken, davacı tarafından bilinçli yapılan ıspanak ekimi neticesinde oluşan zarar ile müvekkili şirketin tasarrufu arasında olaya uygun illiyet bağı da kurulamayacağını, davacının kasten yapmış olduğu ıspanak ekimi neticesinde sırf tazminat alabilmek amacıyla hareket ettiğini, gerçeğe aykırı beyanları ile yargılamayı yanlış yönlendirdiğini, müvekkili şirketin kanuni mülkiyet hakkını iştigal alanının gereklerine ve yasaya uygun kullandığını, bu kullanımdan kaynaklanan bir takım zaruri işlemlerin hak ihlali anlamına gelmediğini, yerel mahkeme tarafından oluşan zarara ilişkin illiyet bağı ve diğer haksız fiil unsurları bulunmamasına rağmen tekniken yetersiz bilirkişi raporuna dayanılmak suretiyle müvekkili şirketin hak ve menfaatlerinin açıkça ihlal edildiğini ve aleyhe tazminata hükmedildiğini ileri sürerek yerel mahkeme kararının kaldırılıp müvekkili F1 aleyhine açılan davanın reddine yönelik karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER ve GEREKÇE:

Taraflar arasındaki dava, Komşuluk Hukukundan Kaynaklı Maddi Tazminatistemine ilişkindir.

Somut olayda
; davacılar tarafından davalı şirkete ait taşınmazlar içerisinde yer alan projektörlerin geceleyin verdiği ışık nedeniyle kendilerine ait parsellerdeki ürünlerin zarar görmesi nedeniyle komşuluk hukukundan kaynaklı tazminat talebinde bulunulduğu, mahkemece davanın kısmen kabul kısmen reddine yönelik kararın verildiği, davalı vekilinin kararı istinafa taşıdığı görülmektedir.

Türk Medeni Kanunun “İzin” başlıklı 462/8 maddesinde; “Acele hallerde vasinin geçici önlemler alma yetkisi saklı kalmak üzere, dava açma, sulh olma, tahkim ve konkordato yapılması,” hükmü düzenlenerek kısıtlı hakkında vasi tarafından açılacak davalarda vesayet makamından izin alınması gerektiği hususu düzenlenmiştir. Bu düzenlenmeye karşın yerel mahkemece davacı K2’ın kısıtlı olmasına karşın vesayet makamından izin alınmasına ilişkin vasiye herhangi bir süre verilmediği gibi vasi tarafından izin alınmış ise de bu iznin dosyaya sunulmadığı anlaşılmaktadır.

Yukarıda belirtildiği gibi TMK.nun 462. maddesinin 8. fıkrasına göre vasinin kısıtlı adına dava açmak için vesayet makamından izin alması gereklidir.
(Bknz.

Yargıtay
14.
Hukuk
Dairesi
‘nin
2012/1964
Esas,
2012/2831
Karar sayılı ilamı)

Somut olayda; Mersin 1. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından 2017/68 Değ.iş sayılı dosyasında yapılan delil tespiti sonucu verilen bilirkişi raporuna raporun davalı tarafa tebliğ sonucunda aleyhine tespit isteyen vekilinin 05/03/2018 tarihinde itiraz ettiği, bu itiraza rağmen mahkemecedavalının savunması gözetilerek tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda yeniden keşif yapıp konusunda uzman bilirkişilerden rapor almadan hüküm kurduğu görülmektedir.

O halde mahkemece yapılması gereken iş, kısıtlı K3 yönünden vasiden vesayet mahkemesinden izin kararının temin edilmesi, bu işlem tamamlandıktan sonra mahallinde konusunda uzman bilirkişiler marifetiyle davalı tarafın savunmaları da gözetilerek yeniden keşif yapılıp rapor alınması, kabul kararı verilmesi halinde dava konusu parsellerde davacıların hisselerinin olması nedeniyle hisse durumunun da dikkate alınarak esasa yönelik karar verilmesinden ibarettir.

Bu nedenlerle davalı vekilinin istinaf başvurusunun, 6100 Sayılı HMK. nın 353/1-a-4, 6 bentleri uyarınca, kabul edilip kararın kaldırılması gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

H Ü K Ü M :

Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1

Mersin 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 23/01/2020 tarih ve 2018/323 Esas, 2020/39 Karar sayılı kararına karşı davalı vekilinin istinaf başvurusunun, 6100 Sayılı HMK’nın 353/1-a-4, 6 bentleri uyarınca
KABULÜNE,

2-
İlk derece mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının
ORTADAN KALDIRILMASINA,

3-
Davanın yeniden görülmesi için
DOSYANIN MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE,

4-
Davalı vekili tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının talebi halinde iadesine,

5-
Davalı vekili tarafındanyapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda değerlendirilmesine,

6-
Dairemizce celse açılmadan gerekli inceleme yapıldığından taraflar leh ve aleyhine vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,

7-
Kararın yerel mahkemesince taraflara tebliğine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, 6100 Sayılı HMK’nın 353/1-a maddesi uyarınca,
KESİN olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.15/12/2020

  • İlk yayınlanma tarihi: 14 Haziran 2026
  • Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

    Av. Saim İncekaş portre fotoğrafı
    Av. Saim İncekaşAvukat, İncekaş Hukuk
    Adana Barosu Sicil No: 4293 · Seyhan / Adana

    Av. Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. Kurucusu olduğu İncekaş Hukuk'ta 15 yıldan bu yana danışmanlık ve dava takibi yürütmektedir. Yüksek lisans eğitimine sahip olup başlıca çalışma alanları; aile/boşanma, velayet ve çocuk hakları, ceza yargılaması, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul–tapu, miras ve iş hukukudur. Adana Barosu, Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi oluşumlarda aktif görev almış; güncel içtihat ve mevzuatla, anlaşılır ve güvenilir hukuki yönlendirme sunmayı ilke edinmiştir.

    Bize WhatsApp'tan ulaşın!