TBK Madde 591 Kefilin sorumluluğu: c. Def’iler

Özet 4 fıkra · ~3 dk okuma

TBK 591, kefil, asıl borçluya veya mirasçılarına ait olan ve asıl borçlunun ödeme güçsüzlüğünden doğmayan bütün def'ileri alacaklıya karşı ileri sürme hakkına sahip olduğu gibi bunları ileri sürmekle de yükümlüdür; asıl borçlu bir def'iden vazgeçmiş olsa bile kefil onu alacaklıya karşı ileri sürebilir, def'ileri bilmeksizin ödeme yapan kefil rücu hakkını korur, kumar veya bahisten doğan borca kefalette ise kefil, borcun bu niteliğini bilse dahi borçlunun def'ilerini ileri sürebilir.

Resmi Metin

c. Def’iler

Madde 591- (1) Kefil, asıl borçluya veya mirasçılarına ait olan ve asıl borçlunun ödeme güçsüzlüğünden doğmayan bütün def’ileri alacaklıya karşı ileri sürme hakkına sahip olduğu gibi, bunları ileri sürmek zorundadır. Yanılma veya sözleşme yapma ehliyetsizliği ya da zamanaşımına uğramış bir borç sebebiyle borçlunun yükümlü olmadığı bir borca bilerek kefalet hâli bu hükmün dışındadır.

(2) Asıl borçlu kendisine ait olan bir def’iden vazgeçmiş olsa bile kefil, yine de bu def’iî alacaklıya karşı ileri sürebilir.

(3) Kefil, asıl borçluya ait def’ilerin varlığını bilmeksizin ödemede bulunursa, rücu hakkına sahip olur. Buna karşılık asıl borçlu, kefilin bu def’ileri bildiğini veya bilmesi gerektiğini ispat ederse kefil, bunlar ileri sürülmüş olsaydı ödemeden kurtulacağı ölçüde rücu hakkını kaybeder.

(4) Kumar veya bahisten doğan bir borca kefalette kefil, borcun bu niteliğini bilmiş olsa bile, asıl borçlunun sahip olduğu def’ileri ileri sürebilir.

↪ Bu kanunda başka maddeye git

Avukat Yorumu

Kefil, borca girdiğinde sadece sessiz bir ödeme garantörü olmaz; asıl borçlunun (ve onun yerine geçen mirasçılarının) elindeki hukuki itiraz silahlarını da devralır. Borçlunun, alacaklıya karşı öne sürebileceği, ödeme zorluğuyla ilgisi olmayan tüm savunmaları kefil de kullanabilir; üstelik bunu yalnızca yapabilmez, yapmak da zorundadır. Çünkü kullanılabilecek bir savunmayı atlayıp ödeme yaparsa, sonradan borçluya yönelttiği geri alma (rücu) talebinde bu ihmali kendi aleyhine işler. Borçlu bir savunmadan kendi iradesiyle feragat etse bile, kefil o savunmaya yine başvurabilir. Bir def’inin varlığından habersiz ödeme yapan kefilin geri isteme hakkı korunur; bildiği ispatlanırsa bu hak o oranda zayıflar. Kumar veya bahis gibi geçersiz sayılan borçlara kefil olunduğunda da, kefil bu durumu bilse dahi borçlunun savunmalarını ileri sürebilir. İstisna: yanılma, ehliyetsizlik ya da zamanaşımına uğramış bir borca bilerek kefil olan kişi (TBK m.582) bu korumadan yararlanamaz.

Gerekçe

Türk Borçlar Kanunu’nun 591. maddesinin gerekçesi şu şekildedir:

818 sayılı Borçlar Kanununun 497 nci maddesini karşılamaktadır.

Tasarının dört fıkradan oluşan 591 inci maddesinde, kefilin alacaklıya karşı ileri sürebileceği def’iler düzenlenmektedir.

818 sayılı Borçlar Kanununun 497 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan “2. Kefilin defileri” şeklindeki ibare, Tasarıda, “c. Def’iler” şeklinde değiştirilmiştir.

Maddenin birinci fıkrasında, kefilin asıl borçluya ait def’ileri ileri sürme hakkı ve ödevi düzenlenmiştir. Buna karşılık, yanılma veya ehliyetsizlik nedeniyle geçersiz veya zamanaşımına uğramış bir borca bu durumları bilerek kefil olunması halinde, kefilin alacaklıya karşı bunları def’i olarak ileri sürme hakkına sahip olmadığı açıkça hükme bağlanmıştır.

Maddenin ikinci fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Buna göre, asıl borçlu kendisine ait olan bir def’iden vazgeçmiş olsa bile kefil, yine de bu def’i alacaklıya karşı ileri sürebilecektir.

Maddenin üçüncü fıkrasında, 818 sayılı Borçlar Kanununun 497 nci maddesinin ikinci fıkrasından farklı olarak kefilin, asıl borçluya ait def’ilerin varlığını bilmeksizin ödemede bulunursa, kural olarak rücu hakkına sahip olduğu belirtilmektedir. Buna karşılık, asıl borçlunun, kefilin bu def’ileri bildiğini veya bilmesi gerektiğini ispat etmesi halinde kefil, bunlar ileri sürülmüş olsaydı borcun ödenmesinden kurtulacağı ölçüde rücu hakkını kaybedecektir.

Maddenin son fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Bu fıkrada, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 502 nci maddesinin son fıkrasında olduğu gibi, kumar veya bahisten doğan bir borca kefalet halinde, kefilin, borcun bu niteliğini bilmiş olsa bile, asıl borçlunun sahip olduğu def’ileri ileri sürebileceği öngörülmüştür.

Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 502 nci maddesi göz önünde tutulmuştur.

İlgili Yargıtay Kararları - TBK m.591 uygulaması

Aşağıdaki ilkeler, ilgili kararlardan derlenmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2017/355 K. 2021/1146 Direnme Bozuldu

Kefalet sözleşmesinin fer'îliği, kefilin alacaklıya karşı asıl borçludan daha ağır şartlarda sorumlu tutulmamasını gerektirir; kefil, asıl borçlunun ifadan kaçınmasını sağlayan savunma araçlarından kural olarak yararlanır ve hesap özetinin dayanağı olan belgelerdeki imzaların asıl borçluya ait olmadığını ileri sürerek kefalet sorumluluğunun o miktar bakımından geçerli olmadığını savunabilir.

Detaylı özeti gör

Alacaklı varlık yönetim şirketi, bir bankanın 15.12.2006 tarihli ticari nitelikli taşıt kredi sözleşmesinden doğan alacağını 24.12.2012 tarihli temliknameyle devraldığını, banka tarafından keşide edilen 27.10.2010 tarihli noter hesap kat ihtarnamesinin kredi sözleşmesinin müteselsil kefiline 01.11.2010 tarihinde tebliğ edildiğini ve bir ay içinde itiraz edilmediğini belirterek kefil hakkında başlattığı takibe yapılan itirazın kaldırılmasını istedi. İcra hukuk mahkemesi, kat ihtarının sözleşmedeki ticaret unvanı yerine bizzat borçlu adına çıkarıldığı ve ihtarnamede bir aylık itiraz süresinin gösterilmediği gerekçesiyle belgenin İİK m.68/1 kapsamında sayılamayacağını belirterek istemi reddetti; Özel Daire kararı bozdu, mahkeme dürüstlük kuralına dayanarak direndi. Hukuk Genel Kurulu, itiraz süresinin ihtarnamede gösterilmesinin zorunlu olmadığını ve kefil ile krediyi kullanan tarafın takip hukukunda aynı statüde bulunduğunu belirterek direnme kararını oy çokluğuyla bozdu.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi E. 2017/5723 K. 2019/2442 Bozma

Kefil, asıl borçluya veya mirasçılarına ait olan ve asıl borçlunun ödeme güçsüzlüğünden doğmayan bütün def'ileri alacaklıya karşı ileri sürebilir; kira sözleşmesine kefil olan kişi de kiracının kiraya verene ödediği depozitoya dayanarak takas ve mahsup def'inde bulunabilir, bu def'i kefil sıfatıyla ileri sürülemez denilerek reddedilemez.

Detaylı özeti gör

Davacılar, maliki oldukları villayı 01.08.2006 başlangıç tarihli, bir yıl süreli ve aylığı 4.500 ABD Doları olan sözleşmeyle kiraya verdiklerini, davalı şirketin kefil olduğunu, 2007 yılının Nisan, Mayıs, Haziran ve Temmuz aylarına ait kira bedelleri ödenmeyince noter ihtarnamesi gönderilip ilamsız icra takibi başlatıldığını ve kefilin takibe itiraz ettiğini belirterek itirazın iptalini ve icra inkar tazminatını istemişlerdir. Davalı kefil, taşınmazın ikamet edilemeyecek hale geldiğini, kiracının sözleşmeyi haklı nedenle feshederek 27.04.2007 tarihinde tahliye ettiğini savunmuş, kabul halinde iade edilmeyen 9.000 ABD Doları depozitonun mahsubunu istemiştir. Yerel mahkeme, depozitonun kiracı ile kiralayan arasındaki ilişkide değerlendirileceğini ve kefilin takas talep edemeyeceğini belirterek davayı 22.608 TL asıl alacak üzerinden kabul etmiştir. Daire ise kefilin depozitoya dayalı takas mahsup definde bulunabileceğini belirterek kararı davalı yararına bozmuştur.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi E. 2017/4264 K. 2018/11140 Bozma

Kefil, borçluya ait def'ileri alacaklıya karşı ileri sürme hakkına sahiptir; bu nedenle kira sözleşmesine kefil olan kişi, kendi kefaletinin şekil eksikliği sebebiyle geçersizliği yanında, sözleşmede kararlaştırılan cezai şart koşulunun kiracıyı koruyan emredici hükümler karşısında geçersiz olduğu savunmasını da yapabilir.

Detaylı özeti gör

Davacı, maliki olduğu taşınmaz için düzenlenen 15.09.2012 başlangıç tarihli iki yıl süreli kira sözleşmesinde davalı şirketin kiracı, diğer davalının müteselsil kefil olduğunu, kiralananın süre sonu olan 15.09.2014 yerine 11.12.2014 tarihinde teslim edildiğini ileri sürerek, sözleşmede gecikilen her gün için kararlaştırılan 300 USD cezai şart nedeniyle başlattığı icra takibine yapılan itirazın iptalini istemiştir. Davalılar, mecurun süresinde teslim edildiğini savunmuştur. Mahkeme, cezai şartı fahiş görüp indirim yaparak 25.928,22 TL üzerinden itirazın iptaline karar vermiştir. Daire, kiracı şirket tacir olsa da kiralananın sözleşmede mesken olarak kullanılacağının yazılı olması karşısında tacirlere tanınan istisnanın uygulanamayacağını, TBK'nın 346. maddesi uyarınca cezai şartın geçersiz olduğunu; kefilin el yazısı koşulu bulunmadığından kefaletin de geçersiz olduğunu ve kefilin borçluya ait defileri ileri sürebileceğini belirterek hükmü bozmuştur.

İlkeler ilgili kararlardan derlenmiştir; tam karar metni esas alınmalıdır. Yargıtay içtihadı zamanla değişebilir.

Bize WhatsApp'tan ulaşın!