Resmi Metin
Adi tasfiye ve iflasın açılmasının ilanı
Madde 219- (1) Tasfiye adi şekilde yapılacak ise, iflas dairesi 208 inci maddeye göre vereceği karar tarihinden itibaren en geç on gün içerisinde keyfiyeti 166 ncı maddenin ikinci fıkrasındaki usulle ilan eder. Bu maddedeki sürelerin hesabında son ilan tarihi esas alınır.
(2) İlanda:
1 – Müflisin hüviyeti, yerleşim yeri ve iflasın açıldığı tarih;
2 – Alacaklılara ve istihkak iddiasında bulunanlara alacaklarını ve istihkaklarını ilandan bir ay içinde kaydettirmeleri ve delillerinin (senetler ve defterler hulasaları v.s.) asıl veya musaddak suretlerini tevdi eylemeleri, (pek uzak yerlerde veya yabancı memleketlerde ikamet eden alacaklılar için müddet uzatılabilir.)
3 – Hilafına haraket cezai mes’uliyeti müstelzim olmak üzere müflisin borçlularının aynı müddet içinde kendilerini ve borçlarını bildirmeleri;
4 – Müflisin mallarını her ne sıfatla olursa olsun ellerinde bulunduranların o mallar üzerindeki hakları mahfuz kalmak şartiyle bunları aynı müddet içinde daire emrine tevdi etmeleri ve etmezlerse makbul mazeretleri bulunmadıkça cezai mes’uliyete uğrayacakları ve rüçhan haklarından mahrum kalacakları;
5 – İlandan nihayet on gün içinde toplanmak üzere alacaklıların ilk içtimaa gelmeleri ve müflis ile müşterek borçlu olanlar ve kefillerinin ve borcu tekeffül eden sair kimselerin toplanmada bulunmağa hakları olduğu yazılır.
↪ Bu kanunda başka maddeye git
Değişiklik Bilgisi
Bu maddede mevcut doğrulanmış değişiklik aşağıda gösterilmektedir. Madde yürürlüktedir; güncel ve yürürlükteki tam metin yukarıdadır. Önceki sürüm yürürlükte olmadığından bu sayfada ayrıca verilmemiştir.
- Değişiklik 1. fıkra 3494 s.K. m.44
Eski metnin tam karşılaştırması için mevzuat.gov.tr ve Resmî Gazete arşivini inceleyebilirsiniz.
Avukat Yorumu
Adi tasfiyede yapılan ilan yalnız alacaklılara değil, müflisin mallarını her ne sıfatla olursa olsun elinde bulunduran herkese seslenir. Bu kişiler malları ilandan itibaren bir ay içinde daire emrine tevdi ederse o mallar üzerindeki hakları mahfuz kalır; tevdi etmezlerse, makbul mazeretleri bulunmadıkça hem cezai mesuliyet hem de o mallar üzerindeki rüçhan haklarından mahrum kalma sonucuyla karşılaşırlar. Elinde öncelikli bir hak bulunduran zilyet için susmak, malı korumak değil önceliği yitirmek anlamına gelir.