ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ HAKİMLİĞİNE
DOSYA NO:
DAVACI: QNB FİNANSBANK A.Ş.
VEKİLİ:
DAVALILAR:
KONU: Davalının 01.03.2021 tarihli cevap dilekçesine karşı cevaplarımızın sunulması hk.
[ihc-hide-content ihc_mb_type=”show” ihc_mb_who=”reg” ihc_mb_template=”1″ ]AÇIKLAMALAR :
Davalı ın 04.02.2021 tarihli cevap dilekçesinde ileri sürdüğü iddialar haksız ve gerçeğe aykırı olup işbu cevap dilekçesinin reddi gerekmektedir. İzah edilecek olursa;
TARAFIMIZCA AÇILAN İŞBU TASARRUFUN İPTALİ DAVASI; YASAL SÜRESİ İÇERİSİNDE, GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEMEDE AÇILMIŞTIR VE DAVALININ AKSİ YÖNDEKİ İDDİALARI HUKUKA AYKIRIDIR.
1- Davalı cevap dilekçesinde davanın süresinde açılmadığını, hak düşürücü sürenin geçtiğini, zamanaşımı itirazı olduğunu iddia etmiş, görev ve yetki itirazında bulunmuştur. Ancak tarafımızca açılan işbu dava; İİK 277 vd. hükümleri uyarınca açılmış olan tasarrufun iptali davasıdır ve bu davanın açılması için düzenlenen yasal süre İİK 278/2 uyarınca haciz veya aciz yahut iflas tarihinden itibaren iki yıldır.
Şöyle ki; dosya itibari ile kesin veya geçici aciz vesikasının bulunması iptal davası için bir ön koşul ise de bunun davanın açılmasından önce alınması zorunlu değildir ve davanın açılmasından sonra alınabileceği gibi temyiz aşamasında hatta bozmadan sonra karar düzeltme aşamasında dahi alınıp ibraz edilmesi yeterlidir. (Bkz; T.C. Yargıtay 17. H.D E:2016/13305 K:2019/8042)
Somut olayımızda da borçlunun adresine hacze çıkılacak olup, geçici aciz vesikası niteliğindeki haciz tutanağı tarafımızca bilahare dosyaya sunulacaktır. Buradan hareketle; İİK 278/2 uyarınca gerekli somut olgular gerçekleşmedikçe hak düşürücü süre de başlamayacağından, ilgili dayanaksız iddiaların tartışma konusu dahi yapılmaksızın reddi gerekmektedir.
2- Öte yandan işbu dava; davalı borçlunun yerleşim yeri olan yetkili Mersin mahkemelerinde ve görevli asliye hukuk mahkemesinde açılmıştır. Bu nedenle davalının usule ilişkin iddialarının tamamı hukuka aykırı ve yersiz olduğundan reddini talep ediyoruz.
Bkz; 15.HD., 6.10.1983 T., 1382/2284 “….Tasarrufun iptali davalarında genel yetki hükümleri geçerlidir. İptal davası borçlu ya da üçüncü kişinin ikametgâhının bulunduğu yerde açılabilir (HMK m.7/I) Kesin yetkiye dair Taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi tek başına yetki oluşturmaz.Ayrıca iptali istenen tasarrufun alacaklıları zarara sokmak kastıyla yapılması sebebiyle dava açılıyorsa bu durum “haksız fiil” teşkil ettiğinden satışın yapıldığı yer mahkemesi de yetkilidir.”
- HD. 13.01.2015 T. E: 2013/14017., K: 221;
“…6100 sayılı HMK’nin ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun yürürlüğe girmesi ile tasarrufun iptali davaları şahsi nitelikte ve borçlunun tasarruflarına yönelik bulunmasından dolayı ASLİYE HUKUK MAHKEMELERİNİN GÖREVİNE GİRMEKTEDİR. Öte yandan 01/07/2012 tarihinden itibaren açılan davalarda artık asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi arasındaki ilişki işbölümü değil görev ilişkisi olup somut olayda da dava 09.07.2014 tarihinde İİK’nın 277 ve devamı maddelerine dayanılarak açılmış olduğundan görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir.
DAVALI TARAFIN CEVAP DİLEKÇESİNDEKİ BEYANLARI BİRBİRİ İLE ÇELİŞKİ ARZ ETMEKTEDİR VE YALNIZCA BU DURUM DAHİ DAVALININ GERÇEĞE AYKIRI BEYANDA BULUNDUĞUNU KANITLAR NİTELİKTEDİR.
3- Davalı cevap dilekçesinin 6. paragrafında; “AMCASI davalı borçlu ile yıllardır arasının iyi olmadığını, husumetli olduğunu ve bu hususta derdest olan ceza dosyası bulunduğunu” iddia etmiştir. Ancak davalı yan yine cevap dilekçesinin 2. ve 3. paragrafında; davalı borçlunun kredi kartı bilgilerinden, kredi çektiği tarihe kadar tüm bilgilere yer vermiş ve iddia ettiği üzere “davalık olduğu” amcası olan davalı ile alım-satım ilişkisi içerisinde yer almakta herhangi bir sakınca görmemiştir.
4- Kaldı ki aleyhe kabul anlamına gelmemek kaydı ile; salt dava konusu taşınmazın satış bedeli ile satış tarihindeki rayiç değeri arasındaki MİSLİ fark (Bu durum Sayın Mahkemece bilirkişi marifetiyle dava konusu taşınmazın rayiç değeri tespit edildiğinde de açıkça görülecektir.) ve yakın akrabalık ilişkisi dahi (AMCA-YEĞEN) davalıların TMK m:1023 anlamında iyiniyetli olmadıklarını kolaylıkla gözler önüne sermektedir.
T.C. YARGITAY 17. H.D Esas : 2012/11805 Karar : 2013/15084 (Ek-1)
“…Tasarrufa konu taşınmazın tapudaki satış bedeli ile tasarruf tarihindeki gerçek değeri arasında bir mislini aşan fark bulunmasına, İİK’nun 278/2. fıkrasında aktin yapıldığı sırada kendi verdiği şeyin değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği akitlerin bağışlama hükmünde sayılacağının ve iptale tabi olduğunun öngörülmesine devamlılık arz eden yargısal uygulamalara göre; taşınmazın tapudaki satış değeri ile gerçek değeri arasında bir misli ve daha fazla farkın fahiş olarak kabulü gerekmesine söz konusu maddenin uygulandığı hallerde 3.kişinin iyi niyetli yada borçlunun alacaklısından mal kaçırmak kastıyla hareket ettiği konusunu bilip bilmemesinin ÖNEM ARZETMEMESİNE, kaldı ki davalılar arasında akrabalık olduğunun ve davalı Berat’ın borçlu Hayrettin’in mali durumu ile alacaklıları ızrar kastını bilen veya bilebilecek kişilerden olduğunun tüm dosya içeriğinden anlaşılmasıyla…”
Bu nedenle davalı tarafın satış işleminde muvazaa olmadığı yönündeki iddialarının kabulü mümkün değildir.
MUVAZAALI DEVİR; DAVALI BORÇLUNUN BORCU DOĞDUKTAN SONRA VE ÖDEME YAPMAYI KESTİĞİ DÖNEM İÇERİSİNDE GERÇEKLEŞMİŞTİR.
5- Davalı yan cevap dilekçesi uyarınca “Tasarruf işleminin icra takibinden önce gerçekleştiğini” iddia etmektedir ancak dava dilekçemizde de ayrıntılı olarak yerleşik içtihatlarla ifade ettiğimiz gibi; müvekkil banka alacağının doğum tarihi (ihtar, muacceliyet ya da takip tarihi değil) sözleşmenin imzalandığı tarihtir. (Yargıtay 17. HD. 2008/3224 E. 2009/10 K. 09.02.2009 Tarih.)
Olayımızda da; davalı-borçlunun müvekkil bankaya olan borcu 28/10/2010 tarihinde doğmuş ve bahse konu muvazaalı devir işlemi de 22/08/2017 tarihinde gerçekleşmiştir.
6- Son olarak davalı taraf her ne kadar cevap dilekçesinde ihtiyati haciz talebinin reddine karar verilmesi gerektiğine değinmişse de; öncelikle kanun, tasarrufun iptali davalarında istenecek geçici hukuki koruma türü olarak, alacağın şahsi bir para alacağı olması ve hak kaybı yaşanmaması sebebi ile ihtiyati haczi düzenlemiştir. Zira mal kimin elinde ise ihtiyaten haciz uygulanır, sonradan kişi malı başkasına devretmiş olsa bile zaten hacizli olarak devredeceği için bir hak kaybı yaşanmayacağı düşünülür.
Ayrıca Mahkemenin 07.01.2021 tarihli 1 nolu ara kararı uyarınca ihtiyati haciz talebimiz kabul edilmiş olup, 08.01.2021 tarihli 2021/3 referans numaralı kesin ve süresiz banka teminat mektubu ile teminat şartı yerine getirilmiştir.
Bu bağlamda davalı tarafın cevap dilekçesinde ihtiyati haciz talebinin reddini istemesi yerinde değildir. Bir an için davalı tarafın cevap dilekçesinde karara itiraz ettiğini düşünsek bile İİK 265 hükmü uyarınca; ihtiyati haciz kararına itiraz süresi yedi gündür. Bu süre, borçlunun kendisi önünde yapılan ihtiyatî hacizlerde, haczin uygulanmasından; yokluğunda yapılan hacizlerde, haciz tutanağının kendisine bildirimi gününden itibaren başlar. Süre geçirildikten sonra itirazda bulunulamaz. Bundan hareketle her anlamda davalı tarafın cevap dilekçesinde bahsedilen bu husus da haksız ve hukuki dayanaktan yoksundur.
Tüm bu nedenlerle davalı tarafın 04.02.2021 tarihli cevap dilekçesinin tümden reddi ile haklı davamızın kabulüne karar verilmesini talep ediyoruz.
SONUÇ VE İSTEM : Yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle;
Davalı Yıldırım Yalçın’ın 04.02.2021 tarihli cevap dilekçesinin REDDİNE,
Haklı DAVAMIZIN KABULÜNE,
Yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalılar üzerine bırakılmasına karar verilmesini saygıyla arz ve talep ederiz. 26.02.2021
DAVACI VEKİLİ
[/ihc-hide-content]