TMK m.203 uyarınca eşler mal rejimi sözleşmesini kanuni sınırlar içinde serbestçe yapabilirse de, seçilen rejimin tasfiyesi kişisel alacak hakkı doğurur; sözleşme tek başına taşınmazda doğrudan aynî hak (tapu tescili) sağlamaz.
Detaylı özeti gör
Uyuşmazlık, eşlerin noterde düzenleme şeklinde akdettikleri mal ortaklığı sözleşmesine dayanarak, davacı kadının mal rejiminin tasfiyesi sonucunda ortaklık malı sayılan taşınmazın 1/2 payının doğrudan kendi adına tapuda tescilini (aynî talep) isteyip isteyemeyeceğine ilişkindir; davacı sözleşmenin 3. maddesi uyarınca payının mülkiyetinin kendisine verilmesini istemiş, davalı ise sözleşmenin geçersizliğini ve zamanaşımını savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi sözleşmeyi (4722 sayılı Kanun m.10 sınırının 01.01.2002 öncesi evliliklere ilişkin olması nedeniyle) geçerli kabul etmiş ve taşınmazın ortaklık malı olduğunu tespit etmiş; ancak eşler arasında mülkiyet aktarımına dair resmî bir sözleşme bulunmadığı ve mal rejiminin tasfiyesinden doğan hakkın kişisel nitelikte bir alacak hakkı olup aynî (mülkiyet) talep edilemeyeceği gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi de aynı gerekçeyle, tasfiye davasında kural olarak eşlerden birine ait malvarlığında diğer eşin ayni hak talep edemeyeceğini belirterek istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. TMK m.203 ile ilişkisi bakımından, taraflar kanunun çizdiği sınırlar içinde mal ortaklığı rejimini seçip sözleşmeyle kararlaştırmakta serbest olsa da, seçilen rejimin tasfiyesinin tanıdığı hak kişisel alacak hakkıyla sınırlı kaldığından, mal rejimi sözleşmesi tek başına eşe taşınmaz üzerinde doğrudan aynî hak (tapu tescili) sağlamaz; mülkiyet aktarımı için ayrıca resmî sözleşme gerekir.
Adana Avukat Saim İncekaş | Adana Boşanma Avukatı, Ceza Avukatı, Şirketler ve Miras Avukatı Adana Avukatlık Hizmetlerinde Güven ve Tecrübe