TBB Disiplin Kurulu Kararı – E. 2023/342 K. 2023/426

Kaynak: Türkiye Barolar Birliği. Bu karar metni TBB tarafından yayımlanan kaynak metinden aktarılmıştır: barobirlik.org.tr/DisiplinKararlariDetay/1565

Güncel metin için TBB’deki kaynak sayfa esas alınmalıdır. Bu karar idari niteliktedir; yargı kararı değildir ve mahkemeler açısından bağlayıcı içtihat oluşturmaz.

İlgili AVK maddeleri: AVK Madde 5, AVK Madde 34
[ÖZET] * Şikâyetli Avukatın takip ile yükümlü olduğu davaları mazereti olmaksızın takipsiz bırakması ve bir dava dosyasında müvekkili davacının bilgisi dışında davalılardan biri yönünden davadan feragat etmesi ve haricen tahsil ettiği paraları müvekkili şirkete vermeyerek uhdesinde tutması şeklinde vücut bulan eylemlerinin disiplin suçu oluşturduğu tartışmasızdır.
(Av. Yas. m. 5, 34, TBB Mes. Kur. m. 3,4 )

[KARAR METNİ] Şikâyetli Avukat hakkında; “1-Davacı müşteki şirket vekili sıfatıyla yürüttüğü … 12. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2010/131 esasına kayden görülen tazminat davasında 11.09.2012 tarih ve 2012/555 sayılı davanın kabulüne dair karara istinaden davalı … A.Ş.’den 08.12.2014 tarihli banka dekontu ile 2.700 Türk lirasını tahsil ettiği halde müvekkili şirkete vermeyerek uhdesinde tuttuğu gibi yapmış olduğu tahsilat ile ilgili müvekkili şirketi bilgilendirmediği,
2-Davacı müvekkili şirket vekili sıfatıyla takip ettiği, … Asliye 2. Ticaret Mahkemesinin 2014/732 esasına kayden görülen tazminat davasının 28.06.2013 ve 23.10.2013 tarihli celselerine mazeretsiz katılmayarak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 150/1. maddesi gereğince davanın yenileninceye kadar dosyanın işlemden kaldırılmasına ve yenilenen davanın 03.10.2014 tarihli celsesine de mazeretsiz olarak katılmayarak, aynı Kanunun 150/6. maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına dair 03.10.2014 tarih ve 2014/301 sayılı kararın verilmesine neden olduğu,
3-Davacı müvekkili şirket vekili sıfatıyla takip ettiği, … Asliye 20. Ticaret Mahkemesinin 2013/39 esasına kayden görülen tazminat davasının 02.04.2014 tarihli celsesine mazeretsiz katılmayarak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 150/1. maddesi gereğince davanın yenileninceye kadar dosyanın işlemden kaldırılmasına ve yasal süresi içerisinde yenilenmeyen davanın aynı Kanunun 150/6. maddesi uyarınca davanın açılmamış sayılmasına dair 19.07.2014 tarih ve 2014/202 sayılı kararın verilmesine sebebiyet verdiği,
4-Davacı şikâyetçi şirket vekili sıfatıyla, davalı … Ltd. Şti. aleyhinde, …  Asliye 3. Ticaret Mahkemesinin 2011/988 esasına kayden takip ettiği alacak davasının 08.04.2014 tarihli duruşmasına mazeretsiz katılmaması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 150/1. maddesi uyarınca dava yenileninceye kadar dosyanın işlemden kaldırılmasına ve üç aylık yasal süre içinde de yenilemeyerek aynı Kanunun 150/5. maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına dair 18.07.2014 tarih ve 2014/248 sayılı aleyhe kararın verilmesine sebebiyet verdiği,
5-Davacı şikâyetçi şirket vekili sıfatıyla, davalılar … Tic. Ltd. Şirketleri aleyhinde, …  Asliye 5. Ticaret Mahkemesinin 2014/1745 esasına kayden takip ettiği alacak davasının 10.12.2013 ve 08.04.2014 tarihli duruşmalarına mazeretsiz katılmaması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 150/1. maddesi uyarınca dava yenileninceye kadar dosyanın işlemden kaldırılmasına ve üç aylık yasal süre içinde de yenilemeyerek aynı Kanunun 150/5. maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına dair 17.03.2015 tarih ve 2015/187 sayılı aleyhe kararın verilmesine sebebiyet verdiği,
6-Davacı müşteki şirket vekili sıfatıyla, davalı … Ltd. Şti. aleyhinde, …  Asliye 12. Ticaret Mahkemesinin 2013/259 esasına kayden takip ettiği alacak davasında, davalı şirketten, 10.11.2014 ilâ 03.02.2015 tarihleri arasındaki banka dekontları ile haricen toplam 8.000 Türk lirası tahsil ettiği hâlde, müvekkili şirkete vermeyerek uhdesinde tuttuğu,
7-davacı müşteki şirket vekili sıfatıyla, davalılar … aleyhinde, … 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1401 (Yenilenmeden önce 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/343) esasına kayden takip ettiği tazminat davasında vekillik görevini gereği gibi yerine getirmediği,
a-Bahse konu davanın 23.01.2013 ve 09.10.2013 tarihli duruşmalarına mazeretsiz katılmaması üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 150/1. maddesi uyarınca dava yenileninceye kadar dosyanın işlemden kaldırılmasına ve üç aylık yasal süre içinde de yenilenemeyerek aynı Kanunun 150/5. maddesi gereğince de bir kısım davalılar yönünden davanın açılmamış sayılmasına dair 15.04.2015 tarih ve 2015/469 sayılı aleyhe kararın verilmesine neden olduğu,
b-Bahsi geçen davanın, 14.03.2014 tarihli celsesinde müvekkili şirketin bilgisi ve talimatı dışında, davalı B.Y. yönünden davadan feragat etmek suretiyle, bu davalı yönünden davanın reddine dair 15.04.2015 tarih ve 2015/469 sayılı kararın verilmesine neden olduğu, bu şekilde sanığın davanın açılmamış sayılmasına sebebiyet verdiği,
8-Sanığın davacı müşteki şirket vekili sıfatıyla takip ettiği … Asliye 2. Hukuk Mahkemesinin 2011/559 esasına kayden görülen alacak davasının 17.05.2012 ve 03.01.2014 tarihli duruşmalarına mazeret bildirmeksizin katılmayarak, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 150/1-2. maddesi gereğince dava yenileninceye kadar dosyanın işlemden kaldırılmasına, 14.05.2014 tarihli duruşmasına da mazeret bildirmeksizin katılmayarak aynı Kanunun 150/6. maddesi uyarınca, ilk yenilemeden sonra bir defadan fazla takipsiz bırakılan davanın, 09.06.2014 tarih ve 2014/331 sayı ile açılmamış sayılmasına dair kararın verilmesine sebebiyet verdiği,
9-Davacı müşteki şirket vekili sıfatıyla takip ettiği … Asliye 2. Hukuk Mahkemesinin 2011/559 esasına kayden görülen alacak davasının 17.05.2012 ve 03.01.2014 tarihli duruşmalarına mazeret bildirmeksizin katılmayarak, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 150/1-2. maddesi gereğince dava yenileninceye kadar dosyanın işlemden kaldırılmasına, 14.05.2014 tarihli duruşmasına da mazeret bildirmeksizin katılmayarak aynı Kanunun 150/6. maddesi uyarınca, ilk yenilemeden sonra bir defadan fazla takipsiz bırakılan davanın, 09.06.2014 tarih ve 2014/331 sayı ile açılmamış sayılmasına dair kararın verilmesine sebebiyet verdiği,
10-Müşteki şirket vekili olarak davacı vekili sıfatı ile temsil ettiği … Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/184 esas sayılı dosyasında davalı ile feragat anlaşması yaparak davalıdan tahsil ettiği parayı müştekiye vermediği, 12.02.2015 ile 30.04.2015 tarihleri arasında banka dekontları ile toplam 15.750 TL tahsil ettiğinin anlaşıldığı” iddiaları ile kamu davası açılması ve şikâyetçi şirket vekilinin 06.08.2015 kayıt tarihli dilekçesi üzerine başlatılan disiplin davasında, eylem sabit görülerek, şikâyetlinin 2 yıl işten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ve Avukatlık Kanunu’nun 153.maddesi gereğince tedbiren işten yasaklanmasına karar verilmiştir.
Şikâyetli soruşturma ve kovuşturma aşamasında savunma vermemiştir. Disiplin davasına konu eylemleri nedeniyle yargılandığı mahkemedeki savunmasında; “Bipolar bozukluk tedavisi görmekteyim, çeşitli hastanelerden gelen kayıtlar dosyanıza girmiştir, ağır atak döneminde kendi işlerimi göremeyecek durumda olduğumdan dolayı giremediğimi kabul ediyorum, …’da mahkemedeki duruşmalara giremedim, çünkü rahatsızlığımdan kaynaklanmıştır, buna dair raporlar dosyaya girmiştir, ağır ataklar halinde geçirilen bir hastalık söz konusudur, iyi olduğum zamanlarda dosyalarımı takip ettim, müşteki şirketin dosyalarını hep takip ettim, atılı suçu kabul etmiyorum, suçsuzum beraatimi istiyorum, ben iddia edildiği gibi görevi kötüye kullanma suçunu işlemedim. Rahatsızlığımdan dolayı ben duruşmalara giremedim, ancak duruşmalara girmemekte olduğumu şirkete bildirip bildirmediğimi hatırlamıyorum, halen rahatsızlığım devam etmektedir, şahsı araştırdım bulamadım, dosyada bilgisi yoktu, bize feragat hakkı tanındığı için B.Y. yönünden feragat ettim, bunu şu anda hatırlıyorum, vekalette feragat yetkim vardı diye hatırlıyorum, o işlemi yaptım, suçsuzum beraatimi istiyorum.”; Yukarıda söylediklerim aynen geçerlidir, davanın açılmamış sayılması ile ilgili de hastalığımdan dolayı giremediğimdendir, duruşmalara giremeyeceğimi ya da girdiğimi müştekilere bildirip bildirmediğimi hatırlamıyorum, … 2.Asliye Ticaret ve … 20.Asliye Ticaret dosyalarında hasta olduğum için duruşmalarına giremedim, suçsuzum, hastaydım, duruşmalara hastalığımdan dolayı giremedim. Duruşmalara giremedim doğrudur, yukarıdaki beyanlarım bu dosya ile ilgili de geçerlidir, rahatsızlığımdan dolayı duruşmalara giremedim, duruşmalara giremediğimi şirket yetkililerine bildirdim mi hatırlamıyorum, hesap kitap işlemlerini yapamayacak duruma kadar hastalığım ulaştı, bu 8.000 TL ile ilgili bir eksiğim olmuş ise bu da hastalığımdan kaynaklanmıştır, ayrıca ben bütün dosyalarım ile ilgili zarar giderimi noktasında şirket yetkililerine bu zararını gidereceğimi söyleyeceğim, ablam zaten avukattır, şirket ile görüşüyor, zararı gidereceğim.” şeklinde beyanda bulunmuştur.
İncelenen dosya kapsamından; Baro Yönetim Kurulu’nun 04.08.2016 günlü toplantısında şikâyetli avukat hakkında disiplin kovuşturması açılmasına karar verildiği,
Şikâyetli avukatın disiplin davasına konu eylemi nedeniyle, “Görevi Kötüye Kullanma”, “Güveni Kötüye Kullanma” ve “Zimmet” suçlarından cezalandırılması istemiyle … 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/238 esasına kayden açılan kamu davasında Mahkemenin 28.06.2021 gün ve 2021/347 sayılı ilamı ile sanık şikâyetli avukatın;
1-Eylemlerinin bir bütün halinde “Zincirleme Olarak Güveni Kötüye Kullanma” suçunu oluşturduğu değerlendirilerek eylemine uyan TCK’nın 155/2, 43, 168/2, 32/2, 62 ve 52.maddesi gereğince neticeten 11 Ay 3 Gün Hapis ve 9.240,00 TL Adli Para Cezası ile Cezalandırılmasına, 2 Yıl Süre ile Avukatlık Hizmetlerini Yapmaktan Yasaklanmasına, CMK’nın 231/5.maddesi uyarınca Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasına,
2- Açığa çıkan kastının “Görevi Kötüye Kullanma” suçunu oluşturduğu değerlendirilerek eylemine uyan TCK’nın 37/1.maddesi delaletiyle TCK’nın 257/1, 43, 32/2 ve 62.maddesi gereğince neticeten 11 Ay 3 Gün Hapis Cezası ile Cezalandırılmasına karar verildiği, kararın itirazın reddi ile 27.09.2021 günü kesinleştiği,
Mahkemenin, “…Sanığın takip ile yükümlü olduğu davaları mazereti olmaksızın takipsiz bırakması ve bir dava dosyasında müvekkili davacının bilgisi dışında davalılardan biri yönünden davadan feragat etmesi şeklinde gerçekleşen eylemlerinin TCK’nın 257/1. maddesi kapsamında görevi kötüye kullandırma suçunu oluşturduğu;
Her ne kadar sanık bu kapsamdaki eylemlerinin bir bölümünü ihmâl suretiyle gerçekleştirmiş ise de, feragat eyleminin icraî hareketle işlenmiş olması, ihmâl suretiyle gerçekleştirdiği davranışların çokluğu ve sıklığı göz önüne alındığında, sanığın açığa çıkan kastının görevi kötüye kullanma olduğu;
Her ne kadar sanığın bu eylemlerinin bir bölümü nedeniyle müstakil suç iddiası ile kamu davası açılmış ise de, sanık ile katılan şirket arasındaki vekâlet ilişkisinin kesintisiz sürdüğü, sanığın eylemlerine aynı mağdura karşı aynı bir suç işleme kararı altında birden çok kez gerçekleştirdiği, eylemlerinin bütün hâlinde TCK’nın 43/1. maddesi kapsamında zincirleme suç niteliğini taşıdığı;
Her ne kadar sanık aleyhinde … Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/184 esas sayılı dava dosyası ile … 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1401 esas sayılı dava dosyasında hesabına yatırılan paralar nedeniyle zimmet suçundan kamu davası açılmış ise de, bu paraların sanığın hesabına haricen yatırıldığı, bu paraların vekâlet ilişkisi kullanılarak tahsil edilmediği, güven esasına göre tahsil edildiği kabul edilmekle sanığın, bu meblağların yanı sıra … 12. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2010/131 esas sayılı dava dosyasında haricen tahsil etmiş olduğu meblağ yönünden sübut bulan eyleminin TCK’nın 155/2. maddesinde tanımlanan güveni kötüye kullanma suçunu oluşturduğu;
Her ne kadar sanığın bu eylemlerinin müstakil suç oluşturduğu iddiası ile 3 ayrı kamu davası açılmış ise de, sanık ile katılan şirket arasındaki vekâlet ilişkisinin kesintisiz sürdüğü, sanığın eylemlerine aynı mağdura karşı aynı bir suç işleme kararı altında birden çok kez gerçekleştirdiği, eylemlerinin bütün hâlinde TCK’nın 43/1. maddesi kapsamında zincirleme suç niteliğini taşıdığı…” gerekçesiyle karar verildiği,
Şikâyetli Avukatın … Sulh Hukuk Mahkemesinin 08.06.2020 gün, 2019/11 esas, 2020/174 karar sayılı ilamı ile şikâyetli Avukatın TMK’nın 405.maddesi gereğince kısıtlanmasına karar verildiği, kararın istinaf edilmeden 10.07.2020 tarihinde kesinleştiği,
Baro Disiplin Kurulu’nca incelemenin duruşmalı yapıldığı “Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulu yerleşik kararlarında bu durumlarda bir alt cezanın verilmesi benimsendiğinden, şikâyetli Avukatın eylemine uyan 1136 sayılı Avukatlık Kanunu 135/4. maddesi gereğince ve takdirden sicil durumu ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu 5/e maddesi de ‘mahkeme kararı ile kısıtlanmış olmak’ durumu da gözetilerek, ‘2 (İki) Yıl Süre İle İşten Çıkarma Cezasıyla Cezalandırılmasına’, ayrıca şikâyetli Avukatın 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 153. maddesi gereğince Tedbiren İşten Yasaklanmasına” karar verildiği,
Şikâyetlinin disiplin sicil özetinde ceza olmadığı,
Şikâyetçi şirket vekilinin 22.02.2023 tarihli itiraz dilekçesinde özetle, iddialarını tekrarla, mezkûr kararın kaldırılmasını, şikâyetli Avukatın Avukatlık Kanunu’nun 5/1-a ve 5/1-e maddeleri gereğince ayrı ayrı meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasını, aksi halde işten çıkarma cezasının üst sınırdan uygulanmasını talep ettiği,
Usulüne uygun tebligata rağmen itiraza cevap verilmediği görülmüştür.
Şikâyetli Avukat hakkında, “Zincirleme Olarak Güveni Kötüye Kullanma” ve “Görevi Kötüye Kullanma” suçları bakımından başlatılan ceza davasında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması erteleme, kısa süreli hapis cezası gibi seçenek yaptırımlar içeren, hükmün ve cezanın bireyselleştirilmesi kurumlarından biridir. Hâkim, sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurmakla beraber, hükmü açıklamamakta ve sanığı belirli bir süre denetim altında tutmaktadır. Sanık, denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlemediği ve Mahkemece öngörülen denetimli serbestlik tedbirine uygun davrandığı takdirde açıklanması geri bırakılan mahkûmiyet hükmü ortadan kaldırılmaktadır. (Enez ERSÖZ, § 35)
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı mahkumiyeti bulunmayan kişilerin toplumda suçlu olarak damgalanmaması ve yararlı bir birey olarak tekrar topluma kazandırılması amacıyla belli koşullara bağlı olarak tanınan bir imkandır. (AYM, E.2015/23, K.2015/56, 17.06.2015)
Masumiyet karinesi, Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse, suçlu sayılamaz.” Şeklinde düzenlenmiştir. Anayasa’nın 36.maddesinde ise herkesin iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmektedir. Anılan maddeye adil yargılanma ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dahil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Sözleşme’nin 6. Maddesinin (2) numaralı fıkrasında, kendisine bir suç isnat edilen herkesin suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılacağı düzenlenmiştir. Bu itibarla masumiyet karinesi, Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının bir unsuru olmakla beraber suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimsenin suçlu sayılamayacağına dair Anayasa’nın 38.maddesinin dördüncü fıkrasında ayrıca düzenlenmiştir. (Fameka İnş. Plastik San ve Tic Ltd. Şti. B. No:2014/3905, 19.04.2017, § 27)
Yukarıda açıklanan masumiyet karinesinin sağladığı iki güvenceden biri; aynı zamanda diğer tüm idari ve adli makamların da işlem ve kararlarında, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kişinin suçlu olduğu yönünde ima ya da açıklamalarda bulunmaması gerektiğidir. Dolayısıyla sadece suç isnadına konu ceza yargılaması kapsamında değil, ceza yargılaması ile eş zamanlı olarak yürütülen diğer hukuki süreç ve yargılamalarda da (idari, hukuk, disiplin gibi) masumiyet karinesinin ihlali söz konusu olabilir. (Galip Şahin, B. No:2015/6075, 11.06.2018 § 39)
Nitekim, yine Anayasa Mahkemesi, Başvurucu Enez Ersöz’e ilişkin kararında, “Bölge İdare Mahkemesinin gerekçesinde, Gölcük 1. Asliye Ceza Mahkemesi kararına atıfla ‘…her ne kadar, kasten yaralama suçu nedeniyle aldığı mahkûmiyet hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olsa da …işlediği fiillerin niteliği göz önüne alındığında…’ ifadesiyle mahkûmiyet olarak nitelenen HAGB kararına atıfla fiil nitelendirilmiştir. Mahkeme gerekçesinde; bir yandan kesin bir mahkûmiyet hükmü ile sonuçlanmayan ceza yargılamasında verilen karara dayanıldığı, bir yandan da kullanılan ifadelerde başvurucunun üzerine atılı suçu işlediği izleniminin oluşmasına sebebiyet verildiği görülmüştür. Bu durumda verilen düşme kararı anlamsız hale gelmiş ve başvurucunun masumiyetine gölge düşürülmüştür.” diyerek, Mahkemenin gerekçesinde HAGB kararını dikkate alarak hüküm tesis etmesini masumiyet karinesinin ihlali olarak saymıştır.
Ezcümle, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair bir karar ile etkin bir denetime sahip olan doğrudan hapis veya adli para cezasına mahkûmiyete dair bir kararın aynı nitelikte olması ve aynı hukuki sonuçları doğurması beklenemeyeceği gibi, HAGB kararını mahkûmiyet hükmüne eşitlemek Anayasal ilkelere açıkça aykırılık oluşturacaktır.
Somut olayda; Şikâyetli avukat hakkında, ceza yargılaması neticesinde HAGB kararı verilmiş olmakla, disiplin yargılamasının gerekçesine esas alınması mümkün olmayan bir mahkeme kararı mevcuttur. Aksi durumda, şikâyetli avukatın adil yargılanma hakkının zedelenmesi söz konusu olacaktır.
Fakat hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesi, mahkûm olma ya da olmama kararlarından farklı olduğu için, ceza mahkemesinin bu kararı disiplin soruşturması bakımından güçlü bir delil niteliği taşımaktadır. (Enes Yılmaz, Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararının Sanık Hakkında Sonuç Doğurmaması Üzerine Bir Değerlendirme, KHM, Cilt:1, Sayı:2, 2021, s- 269-292.)
Avukatlık Kanunu’nun 140/2.maddesine paralel olarak idari yargının yerleşik kararlarında, ceza mahkemesinde toplanan delillerin ve verilen kararların disiplin kovuşturmasında değerlendirilmesi gerektiği belirtilmektedir.
İncelemeye konu dosyada, ceza mahkemesi tarafından verilen HAGB kararından bağımsız olarak yapılan değerlendirmede;
Şikâyetli Avukatın takip ile yükümlü olduğu davaları mazereti olmaksızın takipsiz bırakması ve bir dava dosyasında müvekkili davacının bilgisi dışında davalılardan biri yönünden davadan feragat etmesi ve haricen tahsil ettiği paraları müvekkili şirkete vermeyerek uhdesinde tutması şeklinde vücut bulan eylemlerinin disiplin suçu oluşturduğu tartışmasızdır.
Bir haktan vazgeçmeyi gerektiren işlemlerde vekil edenin yazılı muvafakatinin alınması zorunlu olup, avukat, davayı takip etmemekte hukuksal yarar görmediği kanısında ise, görüşünü iş sahibine yazılı olarak bildirmek ve nedenlerini açıklamakla yükümlü olduğundan dosya içerisinde şikâyetli avukatın şikâyetçiye bu hususlarda hukuki yarar görmediğini bildirdiğine ve şikâyetçinin ise davanın takip edilmemesini istediğine dair yazılı hiçbir belge bulunmamaktadır.
Avukatlar özen ve doğruluk kurallarına göre hareket etmek, kolektif inanca ters düşecek ve bu inancı sarsacak davranışlardan kaçınmak zorundadır.
Avukatlık Kanunu’nun 34.maddesi, “Avukatlar, yüklendikleri görevleri bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık unvanının gerektirdiği saygı ve güvene uygun biçimde davranmak ve Türkiye Barolar Birliğince belirlenen meslek kurallarına uymakla yükümlüdürler.”
Avukatlık Kanunu’nun 134. maddesi “Avukatlık onuruna, düzen ve gelenekleri ile meslek kurallarına uymayan eylem ve davranışlarda bulunanlarla, mesleki çalışmada görevlerini yapmayan veya görevinin gerektirdiği dürüstlüğe uygun şekilde davranmayanlar hakkında bu kanunda yazılı disiplin cezaları uygulanır.”
Avukatlık Kanunu’nun 171/1.maddesi; “Avukat, üzerine aldığı işi kanun hükümlerine göre ve yazılı sözleşme olmasa bile sonuna kadar takip eder.”
Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları’nın 3. maddesi, “Avukat, mesleki çalışmasını kamunun inancını ve mesleğe güvenini sağlayacak biçimde ve işine tam bir sadakatle yürütür.”
Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları’nın 4. maddesi, “Avukat, mesleğin itibarını zedeleyecek her türlü tutum ve davranıştan kaçınmak zorundadır. Avukat, özel yaşantısında da buna özenmekle yükümlüdür.”
Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları’nın 43. maddesi, “Müvekkil adına alınan paralar ve başkaca değerler geciktirilmeksizin müvekkile duyurulur ve verilir. Müvekkille ilgili bir hesap varsa, uygun sürelerde durum yazıyla bildirilir” hükümlerini amirdir.
Öte yandan, disipline konu eylem ile yaptırım arasında adil bir dengenin gözetilmesi de hukuk devleti ilkesinin bir gereğidir. Nitekim Ankara 14. İdare Mahkemesinin 31.03.2022 gün ve 2021/1600 esas ve 2022/680 karar sayılı kararı da bu yöndedir.
Bu nedenlerle Avukatlık Kanunu’nun 158.maddesindeki ilkeler ile avukatlık mesleğinin önemi, eylemlerin ağırlığı ve yoğunluğu da dikkate alınarak; Şikâyetli Avukatın eylemleri Avukatlık Kanunu’nun 34, 134, 171, Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları’nın 3, 4 ve 43. maddelere aykırı olmakla Baro Disiplin Kurulu’nca yapılan hukuksal değerlendirme isabetli bulunmuş ancak Avukatlık Kanunu’nun 153.maddesindekş; “Hakkında meslekten çıkarma cezasını gerektirebilecek mahiyette bir işten dolayı kovuşturma yapılmakta olan avukat disiplin kurulu kararıyla, tedbir mahiyetinde işten yasaklanabilir.” düzenlemesi gereğince şikâyetli Avukat hakkında esasa ilişkin karar verildiği işten el çekildiği anlaşıldığından şikâyetli Avukat hakkında Avukatlık Kanunu’nun 153.maddesi uyarınca hükmolunan tedbiren işten yasaklama kararının kaldırılması suretiyle itirazın reddi ile usul ve yasaya uygun işten çıkarma cezasının onanması gerekmiştir.
Gereği düşünüldü:
1- Şikâyetli Avukatın itirazının reddine, … Barosu Disiplin Kurulu’nun Şikâyetlinin
“2 Yıl İşten Çıkarma Cezası ile Cezalandırılmasına”
ilişkin 23.01.2023 gün ve 2016/D.699 Esas, 2023/71 Karar sayılı kararının
ONANMASINA,
2-Avukatlık Kanunu’nun 153.maddesi gereğince Şikâyetli Avukat hakkında verilen
Tedbiren İşten Yasaklanma
kararının
KALDIRILMASINA,
gereği için kararın bir örneğinin Baro Başkanlığına gönderilmesine,
3-Kararın onay için Avukatlık Kanunu’nun 157/7.maddesi gereğince Adalet Bakanlığı’na gönderilmesine,
4-Kurulumuz kararının; Adalet Bakanlığı’nca onaylanması halinde işbu kararımızın tebliğinden itibaren 60 gün içerisinde Ankara İdare Mahkemesinde dava yolu açık olmak üzere; Adalet Bakanlığınca bir daha incelenmek üzere geri göndermesi halde; sonrasında Kurulumuzca verilecek kararın tebliğinden itibaren 60 gün içerisinde Ankara İdare Mahkemesinde dava yolu açık olmak üzere;
Oybirliği ile karar verildi.

  • İlk yayınlanma tarihi: 28 Nisan 2023
  • Yazar Hakkında: Avukat Saim İncekaş

    Av. Saim İncekaş portre fotoğrafı
    Av. Saim İncekaşAvukat, İncekaş Hukuk
    Adana Barosu Sicil No: 4293 · Seyhan / Adana

    Av. Saim İncekaş, Adana Barosu'na kayıtlı bir avukattır. Kurucusu olduğu İncekaş Hukuk'ta 15 yıldan bu yana danışmanlık ve dava takibi yürütmektedir. Yüksek lisans eğitimine sahip olup başlıca çalışma alanları; aile/boşanma, velayet ve çocuk hakları, ceza yargılaması, ticari uyuşmazlıklar, gayrimenkul–tapu, miras ve iş hukukudur. Adana Barosu, Avrupa Hukukçular Derneği, Türkiye Barolar Birliği ve Adil Yargılanma Hakkına Erişim gibi oluşumlarda aktif görev almış; güncel içtihat ve mevzuatla, anlaşılır ve güvenilir hukuki yönlendirme sunmayı ilke edinmiştir.

    Bize WhatsApp'tan ulaşın!