HMK Madde 390 İhtiyati tedbir talebi

Özet 3 fıkra · ~6 dk okuma

HMK 390, ihtiyati tedbirin dava açılmadan önce görevli ve yetkili mahkemeden, dava açıldıktan sonra ise asıl davanın görüldüğü mahkemeden isteneceğini; talep edenin tedbir sebebini açıkça belirtip haklılığını yaklaşık olarak ispat etmesi gerektiğini gösterir.

Resmi Metin

İhtiyati tedbir talebi

Madde 390- (1) İhtiyati tedbir, dava açılmadan önce, esas hakkında görevli ve yetkili olan mahkemeden; dava açıldıktan sonra ise ancak asıl davanın görüldüğü mahkemeden talep edilir.

(2) Talep edenin haklarının derhâl korunmasında zorunluluk bulunan hâllerde, hâkim karşı tarafı dinlemeden de tedbire karar verebilir.

(3) Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır.

↪ Bu kanunda başka maddeye git

Avukat Yorumu

Hüküm, ihtiyati tedbir talebinin hangi mahkemeden isteneceğini ve talep edenin bu talebi nasıl temellendirmesi gerektiğini düzenler. Birinci fıkra, talebin yöneltileceği mahkemeyi davanın açılıp açılmadığına göre ayırır: dava açılmadan önce esas hakkında görevli ve yetkili olan mahkemeden, dava açıldıktan sonra ise ancak asıl davanın görüldüğü mahkemeden talepte bulunulabilir. İkinci fıkra, kural olan karşılıklı dinlenme ilkesine bir istisna getirerek, talep edenin haklarının derhâl korunmasında zorunluluk bulunan hâllerde hâkimin karşı tarafı dinlemeden de tedbire karar verebileceğini öngörür. Üçüncü fıkra ise talep edene, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtme ve davanın esası yönünden kendi haklılığını yaklaşık olarak ispat etme yükümlülüğü yükler.

Maddenin usul mekaniği bakımından, görevli ve yetkili mahkemenin belirlenmesi tedbir aşamasının başvuru yolunu doğrudan etkiler; dava açılmamışsa esasa ilişkin görev ve yetki kuralları tedbir talebi için de ölçü alınırken, dava açıldıktan sonra yetki asıl davayı gören mahkemede toplanır. Karşı tarafın dinlenmeden tedbire karar verilebilmesi, fıkrada belirtildiği üzere derhâl korunmada zorunluluk koşuluna bağlanmış olup bu durum tedbir kararının niteliğine ilişkin bir istisnayı işaret eder. Üçüncü fıkradaki ispat ölçüsünün tam ispat değil yaklaşık ispat olarak belirlenmesi, ihtiyati tedbirin geçici hukuki koruma niteliğiyle uyumlu olup talebin kabulü için aranan eşiği esas yargılamadakinden ayırır; sebebin ve türün açıkça gösterilmesi koşulu ise talebin kapsamının baştan belirlenmesini sağlayan şeklî bir gerekliliktir.

Gerekçe

Maddenin birinci fıkrasında, hiç ilgisi olmayan mahkemelerden ihtiyati tedbir istenmesinin önüne geçmek için ve geçici hukuki korumaların da niteliğine uygun olarak, ihtiyati tedbirin dava açılmadan önce esas hakkında görevli ve yetkili mahkemeden, dava açıldıktan sonra ise asıl davanın görüldüğü mahkemeden istenebileceği hususu düzenlenmiştir. Böylece, ihtiyati tedbirde yetki ve görevle ilgili belirsiz ve kötüye kullanıma açık olan durum, belirli ve tereddüdü ortadan kaldıracak hale getirilmiştir. İstinaf aşamasında da ilk derece mahkemesindeki yargılama usulüne atıf yapıldığından istinaf yargılaması sırasında şartlar oluşmuşsa ilgili bölge adliye mahkemesinden tedbir talebinde bulunulabilir.

Geçici hukuki korumaları davadan ayıran temel özelliklerden biri, hukuki dinlenilme hakkının gösterdiği özelliktir. Hukuki dinlenilme hakkı vazgeçilmesi mümkün olmayan temel bir yargısal haktır. Bununla birlikte, geçici hukuki korumaların ivedilikle verilmesi ihtiyacı ile bazen karşı tarafa haber verildiğinde etkisini bertaraf edecek bir sonucun doğması sebebiyle, karşı taraf dinlenmeden de ihtiyati tedbire karar verilebilmesi kabul edilmiştir. Karşı taraf dinlenmeden ihtiyati tedbire karar verilebilmesi, hukuki dinlenilme hakkından tamamen vazgeçildiği anlamına gelmez. Bir davada, önce her iki taraf dinlenir, daha sonra bir karar verilir. Oysa geçici hukuki korumalarda ve bu çerçevede ihtiyati tedbirde, gerekli durumlarda, karşı taraf dinlenmeden de karar verilebilir. Ancak daha sonra karşı tarafa tanınan itiraz imkanı ile hukuki dinlenilme hakkı gerçekleştirilir. Yani, bu durumda hukuki dinlenilme hakkından vazgeçilmemekte sadece zaman olarak itiraza bağlanmakta ve geçici hukuki koruma kararından sonraya bırakılmaktadır. Uygulamada çoğunlukla karşı taraf dinlenmeden geçici hukuki koruma kararı verilmektedir. Ancak, karşı tarafı dinleyip dinlememeyi hakim durumun özelliğine göre takdir etmelidir. Karşı taraf dinlenmeden karar verilmesi daha büyük sakınca yaratacaksa ya da karşı tarafın dinlenmesi ihtiyati tedbirin amacını tehlikeye düşürmeyecekse

o zaman karşı tarafı dinlememek onun hukuki dinlenilme hakkını gereği gibi sağlamamak anlamına gelir. Hakim bu maddenin ikinci fıkrasında tanınan imkanı kullanırken oldukça titiz davranmalı, taraflar arasındaki menfaat dengesini ve olayın özelliğini iyi incelemelidir. Geçici hukuki korumalar amacı dışında kötüye kullanılabildiği gibi, somut olarak sebebi ortaya konulmayan bir geçici hukuki koruma talebi hakkında mahkemenin sağlıklı ve doğru bir karar vermesi de mümkün olamamaktadır. Bazen genel ifadelerle talep edilen bir tedbire, yargı organları yine genel bir şekilde karar vermekte, tedbirin muhatabı aslında haklı olduğu halde, o sırada daha büyük bir zarara engel olmak için karşı tarafla anlaşma yolunu tercih etmek zorunda kalmaktadır. Bu durum ise yargı organları kullanılarak, karşı tarafın haksız şekilde baskı altına alınması sonucunu doğurmaktadır. Üçüncü fıkrada, tedbir talep eden tarafın, dilekçesinde korunması gereken hakkın veya malın varlığını ve bulunduğu yeri, ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmesi aranmıştır. Bu aynı zamanda, talep edenin talepten önce, talebinin konusu, dayanakları, tedbirin türü üzerinde düşünmesini ve talebini somutlaştırmasını sağlayacaktır. Yargı organı da özellikle karşı taraf dinlenmeden verilen, ihtiyati tedbirin, ortaya çıkaracağı sakıncaları en aza indirerek karar verecektir.

Geçici hukuki koruma yargılamasını, asıl hukuki korumadan ayıran diğer bir özellik ispat ölçüsü bakımındadır. Kanunda açıkça öngörülmemişse ya da işin niteliği gerekli kılmıyorsa, bir davada (normal bir yargılamada) yaklaşık ispat değil, tam ispat aranır. Çünkü, hakim, mevcut ispat ve delil kuralları çerçevesinde, tarafların iddia ettiği bir vakıa konusunda tam bir kanaate varmadan o vakıayı doğru kabul edemez. Örneğin, bir alacak davasında taraflardan biri bir sözleşmenin varlığına dayanıyorsa, hakim bu sözleşmenin varlığı konusunda (mevcut ispat yükü ve delil kuralları çerçevesinde) tam bir kanaate sahip olmalıdır. Yani, zayıf veya kuvvetli bir ihtimal, karar vermek için yeterli değildir. Sözleşmenin varlığı konusunda tam kanaat uyanmazsa, o zaman, ispat yükü kendine düşen tarafın aleyhine bir karar verilmesi gerekir. Ancak, kanun koyucu, bazen ya doğrudan kendisi düzenleme yaparak ya da işin niteliği ve olayın özelliği gereği hakime, bu durumu belirterek, ispat ölçüsünü düşürme imkanı vermiştir. Bu düşürülmüş ispat ölçüsü çerçevesinde, tam kanaat değil, kuvvetle muhtemel, yaklaşık bir kanaat yeterli görülmektedir. Doktrinde bu yön, karar verilmesi için tam ispat ölçüsü yerine yaklaşık ispat ölçüsü olarak ifade edilmektedir. Ancak, yaklaşık ispatla yetinilmiş olması, ispatın aranmayacağı ya da ispat kurallarının tamamen dışına çıkılacağı anlamına gelmez. Bir taraf iddiasını mahkeme önüne ne kadar inandırıcı şekilde getirirse getirsin, bu sadece bir iddiadan ibarettir. İddia edilen vakıanın sabit yani doğru kabul edilebilmesi için, ispat yükü üzerine düşen tarafın, bunu kanundaki delil sistemi içinde yine kanunun aradığı ispat ölçüsü çerçevesinde ispat etmesi gerekir. Tam ispatın arandığı durumlarda, bu ölçü tereddütsüz ortaya konmalıdır. Yaklaşık ispat durumunda ise hakim o iddianın ağırlıklı ihtimal olarak doğru olduğunu kabul etmekle birlikte, zayıf bir ihtimal de olsa, aksinin mümkün olduğu ihtimalini göz ardı etmez. Bu sebepledir ki, genelde geçici hukuki korumalara, özelde ihtiyati tedbire ve ihtiyati hacze karar verilirken, haksız olma ihtimali de dikkate alınarak talepte bulunandan teminat alınması öngörülmüştür. Geçici hukuki korumalarda, bazen karşı tarafın dinlenmemesi, tüm delillerin ayrıntılı bir biçimde incelenmesine yeterli zamanın olmaması gibi sebeplerle, yaklaşık ispat yeterli görülmüştür. Bu çerçevede, aslında ispat ölçüsü bakımından bir yenilik getirilmemekle birlikte, “yaklaşık ispat” kavramı kullanılarak, doktrinde kabul gören ifade Tasarıya alınmış, ayrıca burada hem tam ispatın aranmadığı belirtilmiş hem de basit bir iddianın yeterli olmadığı vurgulanmak istenmiştir.

ADALET KOMİSYONU RAPORU

Tasarının 392, 393 ve 394 üncü maddeleri teselsül nedeniyle 394, 395 ve 396 ncı maddeler olarak aynen kabul edilmiştir.

TBMM GENEL KURULU

TBMM Genel Kurulunda 5., 6., 7., 8., 9. ve 10. maddeler tasarı metninden çıkartılmış ve diğer maddeler buna göre teselsül ettirilmiştir.

İlgili Bölge Adliye Mahkemesi (İstinaf) Kararları - HMK m.390 uygulaması

Adana Bölge Adliye Mahkemesi içtihatları. Aşağıdaki ilkeler ilgili kararlardan derlenmiştir.

Adana BAM · İstinaf · 9. Hukuk Dairesi E. 2024/2382 K. 2025/39 İstinaf Başvurusunun Esastan Reddi

İhtiyati tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorunda olup, bu koşulu sağlayamayan tedbir talebinin reddi usul ve yasaya uygundur (HMK m.390).

Detaylı özeti gör

İhtiyati tedbir talep eden tarafın, HMK'nın 390/3. maddesi uyarınca dilekçesinde dayandığı tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmesi ile davanın esası yönünden kendi haklılığını yaklaşık olarak ispat etmesi zorunludur; bu koşul sağlanmadıkça tedbir talebinin reddi gerekir. Somut olayda dava, limited şirketin feshi ve tasfiyesi, bunun uygun görülmemesi halinde ortaklıktan ayrılmaya izin ve ortaklık payının gerçek değerinin ödenmesi istemine ilişkin olup, istinafa konu uyuşmazlık davacının davalı şirkete denetim kayyımı atanmasına yönelik ihtiyati tedbir talebinin reddine ilişkin ara karardır. İlk derece mahkemesi sıfatıyla Asliye Ticaret Mahkemesi bu talebi reddetmiş, davacı vekili istinafa başvurmuştur. Adana BAM 9. Hukuk Dairesi, davalı şirkette organ boşluğu bulunmadığını, müdürün temsil yetkisinin tedbiren kaldırılması için TTK'nın 630/2. maddesi anlamında haklı nedenlerin varlığına dair yeterli delil olmadığını ve böylece HMK'nın 390/3. maddesi kapsamında haklılığın yaklaşık olarak ispat edilemediğini belirlemiş, ilk derece kararını usul ve yasaya uygun bularak davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir.

Adana BAM · İstinaf · 9. Hukuk Dairesi E. 2024/2340 K. 2025/40 İstinaf Başvurusunun Esastan Reddi

İhtiyati tedbir talep eden taraf, davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorunda olup, soyut iddialar dışında bu yaklaşık ispat şartını gerçekleştiremediği hâllerde tedbir talebinin reddi usul ve yasaya uygundur (HMK m.390).

Detaylı özeti gör

Somut olayda davacı, Adana 3. Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde açtığı şirket yöneticisinin azli ve şirkete kayyım atanması davasında, davalı şirkete tedbiren kayyum atanması ile şirketin taşınmazları, banka hesapları, araçları ve menkul mallarına ihtiyati tedbir konulmasını talep etmiş; ilk derece mahkemesi 14/10/2024 tarihli ara kararıyla ihtiyati tedbir isteminin reddine karar vermiştir. Davacı vekilinin istinaf başvurusunu HMK m.355 kapsamında inceleyen Adana BAM 9. Hukuk Dairesi, dava konusu şirkette organ boşluğu bulunmadığını ve mevcut delil durumu dikkate alındığında HMK m.389 anlamında kayyum atanmasını gerektirir bir durumun ya da malvarlığının devir ve temliklerinin önlenmesini haklı kılan bir hâlin, davacının soyut iddiaları dışında HMK m.390/3 uyarınca yaklaşık olarak ispat edilemediğini belirtmiştir. Daire, yaklaşık ispat şartı gerçekleşmediğinden tedbir taleplerinin reddinde usul ve yasaya aykırılık görmemiş ve istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olarak karar vermiştir.

Adana BAM · İstinaf · 9. Hukuk Dairesi E. 2024/2304 K. 2025/22 İstinaf Başvurusunun Esastan Reddi

İhtiyati tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır (HMK m.390). Bu haklılık yaklaşık olarak ispat edilemediği takdirde ihtiyati tedbir talebinin reddi gerekir.

Detaylı özeti gör

Kararda HMK m.390 yönünden vurgulanan usul noktası, tedbir talep eden tarafın davanın esası yönünden haklılığını yaklaşık olarak ispat etme yükümlülüğüdür (m.390/3). İstinaf incelemesinde, davalı şirket müdürünün yönetim haklarının ve temsil yetkisinin tedbiren kaldırılması ya da sınırlandırılmasını gerektirir bir durumun varlığının, HMK m.390/3 kapsamında yaklaşık olarak ispat edilemediği değerlendirilmiştir. Bu nedenle ihtiyati tedbir talebinin reddine dair ilk derece ara kararı usul ve yasaya uygun bulunarak istinaf başvurusu esastan reddedilmiştir. Karar, yaklaşık ispat eşiğinin karşılanmamasının tedbir talebinin reddi sonucunu doğurduğunu göstermektedir.

Bölge Adliye Mahkemesi (istinaf) kararları bölgesel niteliktedir; bağlayıcı içtihat değildir, Yargıtay denetiminde değişebilir. İlkeler ilgili kararlardan derlenmiştir; tam karar metni esas alınmalıdır.

İndeks
Bize WhatsApp'tan ulaşın!