Boşanma Davasında Delil Tespiti Nasıl Yapılır?

Boşanma Davasında Delil Tespiti Nasıl Yapılır?

Delil tespiti, ileride açılacak veya açılmış bir davada kullanılacak delillerin kaybolmasını veya ispat kabiliyetlerini yitirmelerini engellemek amacıyla, bu delillerin önceden incelenmesini veya güvence altına alınmasını sağlamak için başvurulan usuli bir kurumdur .

Delil tespiti, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda geçici hukuki korumalarla birlikte m. 400 vd. hükümlerinde düzenlenmiştir. Doktrinde de delil tespitinin tanımı yapılırken, bunun bir geçici hukuki koruma müessesesi olduğu ifade edilmektedir . Dava açılmadan evvel veya yargılama esnasında tespiti istenen delilin henüz incelenme sırası gelmeden, söz konusu delilin daha sonra yok olacağı ya da kullanılmasının güçleşeceği ihtimali varsa, delil tespitine başvurmada hukuki yarar vardır .

Örneğin, ileride tanık olarak dinlenilecek kişi ağır bir şekilde hastaysa ve öleceğinden korkuluyorsa, delil tespiti yoluyla önceden dinlenilebilir . Belirtmek gerekir ki, delil tespitini talep eden kişi, bunun gerekçelerini mahkemeye vereceği dilekçeyle açıklamalı ve dolayısıyla bunu talep etmesindeki hukuki yararını ispatlamalıdır. Burada aranacak olan ispat ölçüsü, tam ispat olmayıp, ihtiyati tedbirlerde aranan yaklaşık ispattır .

Delil tespiti, dava açılmadan evvel esas hakkındaki davaya bakacak olan mahkemeden veya üzerinde keşif yahut bilirkişi incelemesi yapılacak olan şeyin bulunduğu veya tanık olarak dinlenilecek kişinin oturduğu yer sulh hukuk mahkemesinden istenir (HMK m. 401/f. 1). Dava açıldıktan sonra ise, delil tespiti konusunda yetkili ve görevli mahkeme, davaya bakan mahkemedir (HMK m. 401/f. 4).

Boşanma Davalarında Delil Tespiti

Delil tespiti, her türlü delil için istenebilir . Boşanma davalarında da taraflar henüz dava açılmadan veya dava açılıp da söz konusu delilin incelenme sırası gelmeden delil tespiti yoluna başvurabilirler.

Boşanma davalarında aile mahkemeleri görevli olduğundan (AMK m. 4), dava açıldıktan sonra, delil tespitinde davaya bakan aile mahkemesi görevli iken; dava açılmadan evvel delil tespiti, sulh hukuk veya aile mahkemesinden istenebilir (HMK m. 401/f. 1).

Boşanma davası açılmadan önce delil tespiti yoluyla delillerin davaya bakacak olan aile mahkemesi değil de, sulh hukuk mahkemesi tarafından incelenmesi ihtimali, doğrudanlık ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Bu sebeple söz konusu düzenleme, dava açılmadan önce delil tespiti yoluyla incelenecek delil davaya bakacak olan mahkemenin yargı çevresinde ise, esas davaya bakacak olan mahkemeden; yargı çevresi dışında ise, orada bulunan sulh hukuk mahkemesinden istenmesi yönünde değiştirilmelidir .

Bir başka deyişle dava açılmadan önce tespiti istenen delil davaya bakacak olan mahkemenin yargı çevresinde ise, bu durumda söz konusu delilin tespiti sadece davaya bakacak olan mahkemeden istenebilmelidir.

Uygulamada boşanma davalarında delil tespitinin yapıldığına çok fazla rastlanılmamaktadır. Çünkü evlilik zaten güven esasına dayalı bir birlikteliktir. Özellikle dava açılmadan evvel eşlerden birinin boşanma davası açabileceği düşüncesiyle bazı delilleri güvence altına almak amacıyla delil tespitine başvurması ve bunun diğer eş tarafından öğrenilmesi dahi, evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebi (TMK m. 166/f. 1-2) sayılabilir.

Fakat yine de boşanma davalarında delil tespiti yapılmasında herhangi bir hukuki engel bulunmamakta; hatta bazı Yargıtay kararlarından boşanma davalarında delil tespitinin yapılabileceği sonucuna varılabilmektedir. Söz konusu kararlarda, boşanma davasında tanıklardan birinin delil tespiti yoluyla dinlendiği ; kadının aldatıldığını ispatlamak ve buna ilişkin delilleri koruma altına almak amacıyla delil tespiti yoluna başvurduğu ; aynı şekilde ziynet eşyalarının tespiti için bu yola başvurulduğu görülmüştür .

Tanığın Delil Tespiti Yolu ile Dinlenmesi Yargıtay Kararı

Yargıtay 2. HD.’nin 10.04.2012 tarih, E. 2011/12429, K. 2012/9026 no’lu kararında, “Davacı tanıklarından tarafların müşterek çocuğu Beyza (1987)’ nın, mahkemece belirlenen duruşma günü haricinde (13.11.2009 günü) duruşma açılarak davalı ve vekilinin yokluğunda dinlendiği doğrudur. Bu şekildeki işlem delil tespiti niteliğindedir (HUMK.md.368)…” denilmiştir. Davacı tanığı 1987 doğumlu müşterek çocuk Beyza Sevim’in mahkemece duruşma günü harici 13.11.2009 günü duruşma açılarak beyanının saptanması yokluğunda yapıldığından savunma hakkını kısıtlayan önemli bir usul hatası olup hükmün bu yönden bozulması gerekmiştir.

Dava açıldıktan sonraki döneme ait olaylar kusur değerlendirmesine esas alınamaz.

Davacı tanıklarının davalının eşine şiddet uyguladığı ve sadakatsiz davranışta bulunduğuna yönelik beyanlarına esas olan olaylardan sonra tarafların barışarak evlilik birliğinin devam ettirdikleri anlaşıldığından; artık bu olaylara dayanılarak davalıya kusur yüklenmesi doğru değildir. Davacı tanığı Fevzi’nin anlatımında geçen dava açıldıktan sonraki döneme ait davalının hakaret içerikli sözleri de, bu davada kusur değerlendirmesine esas alınamaz. (Y2HD, 23.11.2010, E. 2009/15217, K. 2010/19192.)

Adana Avukat Saim İNCEKAŞ

bir yorum bırakın

tr Türkçe
X
error: Sağ tıklama özelliği kapalıdır.