Boşanma Davasında Affetme

Boşanma sebebi olabilecek vakıayı diğer eşin affetmesi, bu eşin söz konusu vakıaya dayanarak dava açma hakkını düşürmektedir. Af sözlü yolla açıkça “seni affediyorum” şeklinde yapılabilir. Bunun yanında bazı kapalı ve dolaylı hareketlerin de af olarak sayılması mümkündür. Yani af açıkça yapılabileceği gibi affa karine teşkil eden bazı davranışlarla zımnen de yapılabilir.

Affın sözlük anlamı “yok etmek, silmek, süpürmek”tir. Hukuk ve ahlaktaki anlamı ise kusurlu bir davranışta bulunan kişiyi bağışlama, cezalandırmaktan vazgeçme, yaptığı davranışı kınamamaktır. Affetmek için kişinin öfkesini yok etmesi, duygularını kontrol etmesi gerekir. Öyle ki affetme kavramına kanaat getirmek için karşı tarafın kusuru sonucu oluşan acının azalmış olması gerekir. Affeden kişinin bu kusuru unutma süreci içerisine girmiş olması beklenir. Geçmişin sosyal ve psişik izlerini silmek, doğrudan olanları unutmak zaman isteyen bir evredir.

Affetme yetkisi mağdur olan kişiye aittir; onun iç dünyasında tezahür eden duygusal bir tepkidir. Mağdur ile kusur sahibi arasında affetmenin gerçekleşmesi için makul bir zaman geçmelidir. Aksi bir düşünce hayatın olağan akışına aykırıdır.

Affetmek kişinin geçmişten kopmasını ve geleceğe umut dolu bakmasını sağlar. Aynı zamanda içinde birçok terim barındırır: Acı, sorumluluk, yorgunluk, vicdan, sine, çek, unut, bir şey olmamış, sırıt, yola devam… Affetmek kavramı “boşvermek” gibi bir hal değildir. Kişi verdiği kararın ötesini berisini düşünür, efsunlu ve gergin bir düşünce dönemi geçirir. Tüm bu süreç zihinsel bir efor gerektirir. Müvekkilin içindeki kırıkları balkon yıkarken gidere tozlarla birlikte yollaması, kendisini dolaptaki eşyaları toplar gibi toplaması beklenemez.

Boşanma Davasında Affetme

Örneğin, evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle (TMK m. 166/f. 1, 2) boşanma davası açılmasına rağmen eşlerin birlikte yaşaması, kural olarak evlilik birliğinin temelinden sarsılmadığına fiili karine teşkil eder . Yine suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme sebebiyle boşanma davası açma hakkı doğan eşin, olaylardan sonra uzun süre dava açmaması affa karine olabilir ve sadece buna dayanılarak açılan bir boşanma davasının reddine karar verilmelidir.

Bu konuda ileri sürülen bir görüşe göre, eşinin zina yaptığını bilmesine rağmen onunla aynı evde yaşamayı sürdüren eşin, bu davranışı affın varlığına delil sayılabilir . Ancak evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle açılan bir boşanma davasında Yargıtay, aile birliğinin amacına uygun devam etmediğini ve tarafların ayrı odalarda kaldıklarını göz önünde tutarak, aynı evde yaşamaya devam etmelerini boşanma kararı verilmesine engel bir durum olarak kabul etmemiştir.

Kadının Erkeği Affettiği En Azından Hoşgörü ile Karşıladığı

Mahkemece davacı erkeğe yüklenen kusurlu davranışlardan hakaret eyleminin Tanık beyanına göre takriben 2013 yılında, fiziksel şiddet eyleminin ise 2009 yılında gerçekleştiği, bu eylemlerden sonra kadının erkeği affederek en azından hoşgörüyle karşılayarak evlilik birliğine devam ettiği, af olunan ya da hoşgörü ile karşılanan eylemlerin kusur olarak yüklenemeyeceği… ( 2016/13840 E.  ,  2017/14821 K. )

Şiddet Olayından Sonra Tarafların Birlikte Yaşamaya Devam Etmesi

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle ortak çocuk …’in 30.06.1998 doğumlu olup inceleme sırasında ergin olduğu ve davalı karşı davacı erkeğe kusur olarak yüklenen kadına tabure fırlatma vakıasından sonra tarafların bir arada yaşamaya devam ettikleri bu sebeple bu vakıanın erkeğe kusur olarak yüklenemeyeceği… (2016/8979 E.  ,  2017/14780 K. )

Mahkemece davalı erkeğe kusur olarak yüklenen fiziksel şiddet vakıasından sonra tarafların bir arada yaşamaya devam ettikleri, bu sebeple davacı kadının davalı erkeğin bu davranışını affetmiş veya en azından hoşgörü ile karşılamış olduğu anlaşılmaktadır.(2016/7205 E.  ,  2017/12581 K.)

Davalı erkeğin, davacı kadına şiddet uyguladığı ve eşine ” Sen de arkadaşların gibi o…pu oldun” diyerek hakaret ettiği gerekçesiyle tarafların boşanmalarına karar verilmiştir. Mahkemece davalı erkeğe kusur olarak yüklenen bu davranışlardan sonra tanık beyanlarına göre tarafların bir arada yaşamaya devam ettikleri anlaşılmaktadır. Davacı kadın, davalı erkekle bir arada yaşamaya devam etmekle erkekten kaynaklanan ve mahkemece erkeğe kusur olarak yüklenen önceki olayları affetmiş veya en azından hoşgörü ile karşılamıştır.(2016/7205 E.  ,  2017/12581 K.)

Diğer tanık beyanlarına göre tarafların bu vakıalardan sonra birarada yaşamaya devam ettikleri anlaşılmaktadır. Taraflar bir arada yaşamaya devam ettiklerine göre davacı kadın davalı erkeğin bu davranışlarını affetmiş enazından hoşgörüyle karşılamış sayılır. Affedilmiş veya hoşgörü ile karşılanmış bu olaylar artık davalı erkeğe kusur olarak yüklenemez.(2016/5395 E.  ,  2017/10706 K.)

Davacı kadın, davadan sonra davalı erkekle birlikte yaşamaya devam etmekle erkekten kaynaklanan ve mahkemece erkeğe kusur olarak yüklenen önceki olayları affetmiş veya en azından hoşgörü ile karşılamıştır. Affedilen veya hoşgörü ile karşılanan olaylar taraflara kusur olarak yüklenemez.(2017/3149 E.  ,  2017/9328 K.)

Affetmenin Gerçekleşmediği Kararı

Mahkemece yapılan soruşturma ve toplanan delillerden davalı erkeğin güven sarsıcı davranışının bulunduğu, erkeğin bu davranışının tanıkların beyanı ile de sabit olduğu üzere dava tarihine kadar süre geldiği, bu bağlamda davacı kadının, erkeğin bu kusurlu eylemini affetmiş en azından hoşgörü ile karşılamış sayılamayacağı anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı kadın dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre… (2016/8891 E., 2017/14405 K.)

Mahkemece; davalı-davacı kadının, dava dilekçesinde “Eşinin belki düzeleceği umuduyla ortak çocuk için evliliğin devamı konusunda elinden geleni yaptığını” belirtmesi ve Tanık İdris’in “Dava açıldıktan sonra tarafları bir araya getirmeye çalıştım. Kadın çocuğu için evliliğin devamını istiyordu, erkek buna yanaşmadı.” şeklindeki beyanı gerekçe gösterilerek, eşinden kaynaklanan kusurlu davranışları affettiği gerekçesiyle kadının Boşanma davasının reddine karar verilmiş ise de; gösterilen bu olgular kadının davacı-davalıdan kaynaklanan kusurlu davranışları affettiğini kabule yeterli değildir. Olayların akışı karşısında davalı-davacı kadın dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemektedir. (2016/8552 E.  ,  2017/14264 K.)

Davadan Feragat Etmek Affetme Niteliği Taşır

Bu feragatiyle kadından kaynaklanan ve mahkemece kadına kusur olarak yüklenen önceki olayları affetmiş veya en azından hoşgörü ile karşılamıştır. Affedilen veya hoşgörü ile karşılanan olaylar taraflara kusur olarak yüklenemez.(2016/2878 E.  ,  2017/8522 K.)

Terk İhtarından Önceki Olaylar Affedilmiş Sayılır

Bir eş, terk ihtarı çekmekle eşinin ihtar istek tarihinden önceki kusurlu davranışlarını affetmiş, en azından hoşgörüyle karşılamış olur. Affedilmiş veya hoşgörüyle karşılanmış olaylar da Türk Medeni Kanununun 166/1-2. maddesine dayalı Boşanma davası için; Boşanma sebebi olarak kabul edilemez.(2015/21712 E.  ,  2017/11 K.)

Bu makaleyi sosyal medyada paylaşarak sitemize katkıda bulunabilirsiniz.
1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (1 oy, puan: 5,00 üzerinden 5)
Loading...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

tr Türkçe
X
error: Kopya İçerik Yasaklanmıştır.