Boşanma Davasında Affetme

Boşanma Davasında Affetme Ne Demektir?

Boşanma sebebi olabilecek vakıayı diğer eşin affetmesi, bu eşin söz konusu vakıaya dayanarak dava açma hakkını düşürmektedir. Af sözlü yolla açıkça “seni affediyorum” şeklinde yapılabilir. Bunun yanında bazı kapalı ve dolaylı hareketlerin de af olarak sayılması mümkündür. Yani af açıkça yapılabileceği gibi affa karine teşkil eden bazı davranışlarla zımnen de yapılabilir.

Affın sözlük anlamı “yok etmek, silmek, süpürmek”tir. Hukuk ve ahlaktaki anlamı ise kusurlu bir davranışta bulunan kişiyi bağışlama, cezalandırmaktan vazgeçme, yaptığı davranışı kınamamaktır. Affetmek için kişinin öfkesini yok etmesi, duygularını kontrol etmesi gerekir. Öyle ki affetme kavramına kanaat getirmek için karşı tarafın kusuru sonucu oluşan acının azalmış olması gerekir. Affeden kişinin bu kusuru unutma süreci içerisine girmiş olması beklenir. Geçmişin sosyal ve psişik izlerini silmek, doğrudan olanları unutmak zaman isteyen bir evredir.

Affetme yetkisi mağdur olan kişiye aittir; onun iç dünyasında tezahür eden duygusal bir tepkidir. Mağdur ile kusur sahibi arasında affetmenin gerçekleşmesi için makul bir zaman geçmelidir. Aksi bir düşünce hayatın olağan akışına aykırıdır.

Affetmek kişinin geçmişten kopmasını ve geleceğe umut dolu bakmasını sağlar. Aynı zamanda içinde birçok terim barındırır: Acı, sorumluluk, yorgunluk, vicdan, sine, çek, unut, bir şey olmamış, sırıt, yola devam… Affetmek kavramı “boşvermek” gibi bir hal değildir. Kişi verdiği kararın ötesini berisini düşünür, efsunlu ve gergin bir düşünce dönemi geçirir. Tüm bu süreç zihinsel bir efor gerektirir. Müvekkilin içindeki kırıkları balkon yıkarken gidere tozlarla birlikte yollaması, kendisini dolaptaki eşyaları toplar gibi toplaması beklenemez.

Boşanma Davasında Affetme Nasıl Gerçekleşir?

Bir eş diğer eşin sadakatsizliğine, güven sarsıcı davranışlarına, evlilik birliğinin yüklediği görevlerini yerine getirmemesine rağmen, eşini affetmişse, veya affı gösteren davranışlar içine girmiş ortak hayatı devam ettirmiş, bu olayları hoş görü ile karşılamış ise, birliğin devamını isteyen barışma teşebbüsünde bulunmuş, bu isteğini söz, yazı, telefonla açıklamış, diğer eşe hediyeler almış, onunla birlikte seyahate çıkmış, arkadaşlarını aracı göndermişse veya boşanma davasının devamı sırasında eşiyle bir araya gelmiş, yeni bir ev tutmuş orada bir süre yaşamış ise önceki olaylar affedilmiş,-en azından hoşgörü ile karşılanmış sayılır.

Örneğin, evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle (TMK m. 166/f. 1, 2) boşanma davası açılmasına rağmen eşlerin birlikte yaşaması, kural olarak evlilik birliğinin temelinden sarsılmadığına fiili karine teşkil eder . Yine suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme sebebiyle boşanma davası açma hakkı doğan eşin, olaylardan sonra uzun süre dava açmaması affa karine olabilir ve sadece buna dayanılarak açılan bir boşanma davasının reddine karar verilmelidir.

Hakim tarafından evlilik birliğini temelden sarsan olayın zamanını dikkate alarak önceki ve sonraki şartları ve aradan geçen zamanın hoş görülme anlamına gelip gelmediğine dikkat edecektir. Ayrıca olaya sebep olan kişide zamanla düzelmede olmuş olabilir.

Bu konuda ileri sürülen bir görüşe göre, eşinin zina yaptığını bilmesine rağmen onunla aynı evde yaşamayı sürdüren eşin, bu davranışı affın varlığına delil sayılabilir . Ancak evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle açılan bir boşanma davasında Yargıtay, aile birliğinin amacına uygun devam etmediğini ve tarafların ayrı odalarda kaldıklarını göz önünde tutarak, aynı evde yaşamaya devam etmelerini boşanma kararı verilmesine engel bir durum olarak kabul etmemiştir.

Boşanma Davasında Affetmiş Sayılma Yargıtay Kararları

Kadının Erkeği Affettiği En Azından Hoşgörü ile Karşıladığı

  • Mahkemece davacı erkeğe yüklenen kusurlu davranışlardan hakaret eyleminin Tanık beyanına göre takriben 2013 yılında, fiziksel şiddet eyleminin ise 2009 yılında gerçekleştiği, bu eylemlerden sonra kadının erkeği affederek en azından hoşgörüyle karşılayarak evlilik birliğine devam ettiği, af olunan ya da hoşgörü ile karşılanan eylemlerin kusur olarak yüklenemeyeceği… ( 2016/13840 E.  ,  2017/14821 K. )
  • “Davacının barışmadan önceki olaylara dayanarak yeniden dava açma hakkı yoktur. Çünkü davacı barışmakla o tarihten önceki olayları hoşgörü ile karşıladığını kabul etmiştir.(Y. HGK. 07.06.1989-2-334/418 )

Şiddet Olayından Sonra Tarafların Birlikte Yaşamaya Devam Etmesi

  • Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle ortak çocuk …’in 30.06.1998 doğumlu olup inceleme sırasında ergin olduğu ve davalı karşı davacı erkeğe kusur olarak yüklenen kadına tabure fırlatma vakıasından sonra tarafların bir arada yaşamaya devam ettikleri bu sebeple bu vakıanın erkeğe kusur olarak yüklenemeyeceği… (2016/8979 E.  ,  2017/14780 K. )
  • Mahkemece davalı erkeğe kusur olarak yüklenen fiziksel şiddet vakıasından sonra tarafların bir arada yaşamaya devam ettikleri, bu sebeple davacı kadının davalı erkeğin bu davranışını affetmiş veya en azından hoşgörü ile karşılamış olduğu anlaşılmaktadır.(2016/7205 E.  ,  2017/12581 K.)
  • Davalı erkeğin, davacı kadına şiddet uyguladığı ve eşine ” Sen de arkadaşların gibi o…pu oldun” diyerek hakaret ettiği gerekçesiyle tarafların boşanmalarına karar verilmiştir. Mahkemece davalı erkeğe kusur olarak yüklenen bu davranışlardan sonra tanık beyanlarına göre tarafların bir arada yaşamaya devam ettikleri anlaşılmaktadır. Davacı kadın, davalı erkekle bir arada yaşamaya devam etmekle erkekten kaynaklanan ve mahkemece erkeğe kusur olarak yüklenen önceki olayları affetmiş veya en azından hoşgörü ile karşılamıştır.(2016/7205 E.  ,  2017/12581 K.)
  • Diğer tanık beyanlarına göre tarafların bu vakıalardan sonra birarada yaşamaya devam ettikleri anlaşılmaktadır. Taraflar bir arada yaşamaya devam ettiklerine göre davacı kadın davalı erkeğin bu davranışlarını affetmiş enazından hoşgörüyle karşılamış sayılır. Affedilmiş veya hoşgörü ile karşılanmış bu olaylar artık davalı erkeğe kusur olarak yüklenemez.(2016/5395 E.  ,  2017/10706 K.)
  • Davacı kadın, davadan sonra davalı erkekle birlikte yaşamaya devam etmekle erkekten kaynaklanan ve mahkemece erkeğe kusur olarak yüklenen önceki olayları affetmiş veya en azından hoşgörü ile karşılamıştır. Affedilen veya hoşgörü ile karşılanan olaylar taraflara kusur olarak yüklenemez.(2017/3149 E.  ,  2017/9328 K.)
  • “Evvelce müsamaha ile karşılanan olaylar sonradan boşanma sebebi olarak ileri sürülemez.” (Y. 2. HD. 27.12.1984-9556/10792)
  • “Eski yıllarda geçen olaylara karşı hiç bir itiraz ve tepki göstermeyen eşin bunları hoşgörüyle karşıladığının kabulü gerekir.” (Y. HGK. 15.12.1993 -2-741/833)

Affetmenin Gerçekleşmediği Kararı

Mahkemece yapılan soruşturma ve toplanan delillerden davalı erkeğin güven sarsıcı davranışının bulunduğu, erkeğin bu davranışının tanıkların beyanı ile de sabit olduğu üzere dava tarihine kadar süre geldiği, bu bağlamda davacı kadının, erkeğin bu kusurlu eylemini affetmiş en azından hoşgörü ile karşılamış sayılamayacağı anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı kadın dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre… (2016/8891 E., 2017/14405 K.)

Mahkemece; davalı-davacı kadının, dava dilekçesinde “Eşinin belki düzeleceği umuduyla ortak çocuk için evliliğin devamı konusunda elinden geleni yaptığını” belirtmesi ve Tanık İdris’in “Dava açıldıktan sonra tarafları bir araya getirmeye çalıştım. Kadın çocuğu için evliliğin devamını istiyordu, erkek buna yanaşmadı.” şeklindeki beyanı gerekçe gösterilerek, eşinden kaynaklanan kusurlu davranışları affettiği gerekçesiyle kadının Boşanma davasının reddine karar verilmiş ise de; gösterilen bu olgular kadının davacı-davalıdan kaynaklanan kusurlu davranışları affettiğini kabule yeterli değildir. Olayların akışı karşısında davalı-davacı kadın dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemektedir. (2016/8552 E.  ,  2017/14264 K.)

Davadan Feragat Etmek Affetme Niteliği Taşır

  • Bu feragatiyle kadından kaynaklanan ve mahkemece kadına kusur olarak yüklenen önceki olayları affetmiş veya en azından hoşgörü ile karşılamıştır. Affedilen veya hoşgörü ile karşılanan olaylar taraflara kusur olarak yüklenemez.(2016/2878 E.  ,  2017/8522 K.)
  • Önceki olaylara dayalı olarak dava açıldıktan sonra davadan feragat da, bu olayların affedildiğini, birliğin çekilebilir olduğunu gösterir, artık davadan feragatten önceki olaylara dayanarak yeniden boşanma davası açılamaz.
  • Yine feragat kesin hükmün sonuçlarını doğuracağından, davadan feragat edildikten sonra diğer taraf kabul etse dahi feragatten dönülüp davaya devam edilerek boşanmaya karar verilemez

Terk İhtarından Önceki Olaylar Affedilmiş Sayılır

Bir eş, terk ihtarı çekmekle eşinin ihtar istek tarihinden önceki kusurlu davranışlarını affetmiş, en azından hoşgörüyle karşılamış olur. Affedilmiş veya hoşgörüyle karşılanmış olaylar da Türk Medeni Kanununun 166/1-2. maddesine dayalı Boşanma davası için; Boşanma sebebi olarak kabul edilemez.(2015/21712 E.  ,  2017/11 K.)

Dava Sürecinde Aynı Evde Yaşamak Affetme Niteliğinde Sayılmaz

Aralarında çıkan olaylar nedeni ile davacı kadın eldeki boşanma davasını açmıştır.Boşanma davasının açılması ile birlikte tarafların birlikte oturdukları konut ortak konut olmaktan,diğer bir anlatımla aile konutu olmaktan çıkmamaktadır.Taraflar boşanma davasına karşın bu konutu birlikte kullanmaya devam edebilirler.Aile konutunun boşanma davasının varlığına rağmen birlikte kullanılması davacının boşanmaya neden olan ve evlilik birliğini temelinden sarsan olaylara onay verdiği ve evlilik birliğini devam ettirmek niyetinde olduğunun kanıtı değildir.Bu düşünce kabul edildiği taktirde her boşanma davasının açılmasından sonra eşlerden birinin davadan önceki olaylara dayanabilmesi için ortak konutu terk etmesi gerektiği gibi bir sonuç çıkar ki bu yasanın temel ilkesine aykırıdır.Boşanma davasının açılması ile birlikte taraflardan birisi aile konutunu terk etme hakkına kavuşur,ancak bu muhakkak terk etmesi gerektiği biçiminde anlaşılmamalıdır,aksine isterse terk edebilir biçiminde yorumlanmalıdır.Özel Dairenin genel uygulaması da bu yoldadır. (HGK Esas : 2010/2-343, Karar : 2010/361, Tarih : 30.06.2010)

8 Yıl Sonra Boşanma Sebebini İleri Sürmek Affetmeye Tabidir

Davacı erkek tarafından açılan evlilik birliğinin sarsılması hukuki sebebine dayalı boşanma davasının (TMK m. 166/1-2) yapılan yargılaması sonunda, mahkemece, davalı kadının, sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığı gerekçesiyle tarafların boşanmalarına karar verilmiştir. Yapılan yargılama ve toplanan delillerden, boşanmaya esas alınan olayın üzerinden 8 yıl gibi uzun bir süre geçtikten sonra boşanma davası açıldığı, bu süre içerisinde tarafların aynı evde yaşamaya devam ettikleri anlaşılmaktadır. Bu olaydan sonra uzun süre geçmesi, davacının bu arada dava açma ihtiyacını duymamış olması olayların kendisi için çekilmez hal almadığını gösterdiği gibi kadının bu kusurlu davranışının erkek tarafından affedildiğinin en azından hoşgörü ile karşılandığının kabulü gerekir. Affedilen veya hoşgörülen olaylar kusur belirlemesinde dikkate alınamaz. Türk Medeni Kanunu’nun 166/1-2. maddesi uyarınca boşanma kararı verilebilmesi için davalının kusurlu davranışları sonucu evlilik birliğinin ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığının sabit olması gerekir. (Esas : 2016/23624, Karar : 2018/10177, Tarih : 27.09.2018)

Affın varlığının kabul edilebilmesi için kayıtsız şartsız bir irade beyanının mevcut olması ya da en azından affı gösterir fiili bir tutum ve davranışın gerçekleşmiş olması gerekir.

“Affın kabul edilebilmesi için kayıtsız şartsız bir irade beyanının mevcut olması ya da en azından affı gösterir fiili bir tutum ve davranışın gerçekleşmiş olması gerekmekte olup, ayrıca af olgusunu iddia edenin bunu somut delillerle kanıtlaması gerekir. Yapılan yargılama ve toplanan delillere göre tarafların dava açıldıktan sonra bir araya geldikleri, ortak konutta birlikte yaşadıkları dosya içerisinde bulunan fotoğraflardan anlaşılmakla davacı erkek, davalı kadının kusurlarım affetmiştir.” (Y2HD, 12.02.2018, E. 2016/11205, K. 2018/1791)

Davaya rağmen tarafların tekrar bir araya gelmesi evlilik birliğinin temelinden sarsılmadığını, çekilebilir olduğunu gösterir.

-Toplanan delillerden boşanma davası açıldıktan sonra tarafların iki defa barışıp bir araya gelerek evlilik birliğini sürdürdükleri anlaşılmaktadır. Davacı bu suretle önceki olayları affetmiş en azından hoşgörü ile karşılamış sayılır. Davaya rağmen tarafların tekrar bir araya gelmesi evlilik birliğinin temelinden sarsılmadığını, çekilebilir olduğunu gösterir. Bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde boşanmalarına karar verilmesi doğru görülmemiştir. (Y2HD, 07.02.2011, E. 2010/925, K. 2011/1684.)

Hakaret sözlerinden sonra “bir arada yaşamayan” eşin uzun süre sonra dava açması eşini affettiği anlamına gelmez.

Yapılan soruşturma, toplanan delillerle davalı kadının eşine davacı tanığının yanında “şerefsiz, köpek, öldürteceğini” dediği ve bu tarihten beri ayrı yaşadıkları anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanmaya (TMK md 166/l)karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davanın reddi doğru bulunmamıştır. (Y2HD, 26.09.2011, E. 2010/12497, K. 2011/13992.)

Her görüşme içeriğinden eşin kusurlu davranışlarının affedildiği sonucu çıkarılamaz.

Yapılan soruşturma sonucu, toplanan delillerle, davalı-davacı kocanın eşine karşı fiziksel şiddete başvurduğu, eşi hakkında “O, o kadar para eder mi” diyerek aşağıladığı ve birlik görevlerini yerine getirmediği anlaşılmaktadır. Bu olaylardan sonra ta-
raflar banşma için görüşme yapmışsa da; görüşme içeriğinden kadının eşininin belirtilen bu kusurlu davranışlarını affettiği veya hoş gördüğü sonucu çıkarılamaz. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı-davalı dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, davacı-davalının davası yönünden boşanmaya (TMK md 166/1) karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davanın reddi doğru bulunmamıştır. (Y2HD, 19.01.2012, E. 2011/2176, K. 2012/699.)

Avukat Saim İNCEKAŞ – Seyhan/Adana 01010

bir yorum bırakın