Yargıtay Kararı: 4 HD. 22.2.1974 T. 973/3098 E. 865 K

Ara 27, 2020 | Karışık Yargıtay Kararları

Özet: Vekilin görevini sadakatle ve özenle yerine getirme yükümlülüğü altındadır.

Borçlar kanununun 389 ve 390. maddelerinin birlikte incelenmesinden çıkan sonuca göre vekil; müvekkilin açık olan gerek bağlayıcı (emredici) gerekse yol gösterici (ihtiyarî) talimatına aykırı hareket etmemek ve aldığı direktif dairesinde vekâlet görevini ifa etmek; bu görevi özenle sadakatle ve bizzat yerine getirmekle yükümlüdür.

Borçlar Kanununun 390. maddesi, “vekâleti dürüstlükle yerine getirme” başlığı altında vekilin, vekâleti icrada özen ve sadakat göstermesi borcunu düzenlemiş bulunmaktadır. Görüldüğü gibi vekilin akdi sorumluluğu olan tazminat mükellefiyeti daha çok onun temel borcu olan dürüstlükle ifa borcundan doğmaktadır. Vekâlet sözleşmesi sonucu itibariyle bir itimat ilişkisi olduğundan, vekâlet konusunun yerine getirilmesinde, vekile düşen başlıca hüküm onu özen ve sadakatle ifa etmesidir.

İşin ve konunun önemi bakımından özenle ifa ve sadakatle ifa kavramları üzerinde durmak zorunlu görülmüştür.

A. Özenle ifa borcunun sınır ve kapsamının ne olduğu Borçlar Kanununun 390/1. maddede gösterilmiştir. Anılan madde hükmüne göre, vekil genel olarak hizmet sözleşmesinde işçinin sorumlu olduğu özenin eşi olan özenden sorumludur. Özenle ifanın kapsamı 1. derecede hizmet sözleşmesinde olduğu gibi sözleşmenin hükümlerine ikinci derecede de Borçlar Kanununun 321. maddesinde yazılmış olan unsurlara göre belirlenecektir. 321. madde hükmünce nasıl işçi taahhüt ettiği şeyi ihtimam ile ifaya mecbursa ve nasıl kasıt ihmal ve dikkatsizlik iş sahibine iras ettiği zarardan sorumlu ise vekil de aynı yükümlülük ve sorumluluk altındadır. Demek oluyor ki vekilin de özenle hareket etmiş sayılabilmesi için tedbirli ve basiretli şekilde hareket etmesi gereklidir. Borçlar Kanununun 321 ve 98. madde hükümleri her türlü kusuru kapsadığına göre, vekilin kusuru pek hafif olsa dahi sorumluluktan kurtulamayacaktır. Nitekim Federal Mahkeme bir kararında “mesleki içtihat dergilerinde çıkan bir kararı bilmeyen bir avukatı sorumlu tutmuştur. Çünkü, vekilin müvekkil ile olan ilişkisinin niteliği itibariyle bazı hallerde vekilin sorumluluğunun işçinin sorumluluğundan daha sert bir şekilde takdir edilmesi gerekmektedir.
Konunun önemi bakımından öncelikle üzerinde durulması gereken sorun özen borcunun sınırının nasıl ve ne şekilde tayin edileceğidir.

Yukarıda da belirtildiği gibi kural olarak, özenle ifa borcunun sınırı özellikle sözleşme hükümlerine göre belirlenir. Çünkü sözleşmede, normalin yani mutadın altında ya da üstünde bir özen borcu şart edilmiş olabilir. Bu itibarla eğer sözleşmede özen derecesi belirlenmemişse, bu yön tarafları ve hâkimi bağlayacaktır. Eğer sözleşmede özenin ölçüsü yönünden bir açıklık yoksa o takdirde özenin derecesini sübjektif ve objektif yönden sınırlamak gerekecektir.

a. Avukatla yapılan vekâlet sözleşmesinde özen borcunun ölçüsü: avukatın müvekkil tarafından bilinen tahsil ve kültür derecesi, mesleki bilgisi, kabiliyet ve diğer vasıflarına göre tayin edilmelidir. Bu sübjektif sınırlamadır. Kural olarak meslek sahibi olan kimseler ve bu arada avukatlar genellikle bilinen ve kabul edilen kural ve usulleri bilmedikleri takdirde sorumlu olacaklardır. İşini bilen bir avukat, bilmesi gereken hukuki bilgilerle mücehhez olmalıdır. Donay’ın da belirttiği gibi “avukatın görevi, hâdiseleri mantıkî şekilde değerlendirerek, bütün öngörülmesi gerekli şeyleri dikkate almaktadır. Yapılması gerekli işin nev’i ve ağırlığı için gerekli olan mesleki bilgi objektif sınırlamanın esasını teşkil edeceklerdir.

B. Sadakatle ifa, müvekkilinin yararlarına ve onun arzularına uygun olarak hareket etme borcunu kapsar. Sadakatle ifa genel bir deyişle, objektif iyi niyet kurallarına uygun olarak ifa şeklinde tanımlanmaktadır.

Davacı, davalı avukatının vekâlet sözleşmesi gereğince takibini deruhte ettiği iştam bir özen (ihtimam) ve sadakatle takip etmediğinin ve lâzım gelen mesleki alaka ve ihtimamı göstermemiş olduğunu ve bu cümleden olarak aleyhine sadır olan hükmü süresinde temyiz etmemek suretiyle kendisini zarara uğrattığını ileri sürerek tazminat istemiştir.

Gerçekten, dava sonunda davacı aleyhine hükmün vekili davalı tarafından geç temyiz edildiği ve bu itibarla temyiz isteğinin reddine karar verildiği Yargıtay Ticaret Dairesinin ilamının incelenmesinden anlaşılmıştır. Olayın cereyan şekline göre davalı vekilin genellikle bilinen ve kabul edilen kural hilafına hükmü zamanında temyiz etmemek suretiyle vekâlet görevini özenle ve sadakatle ifa etmediği ve kusurlu hareket ettiği vakıası varit ve sabittir. Ancak, vekilin bu durumlarda sorumlu olabilmesi için vekilin tutum ve davranışı sonucu müvekkilin bir zarara da uğramış olduğunu sübutu da şarttır. Diğer bir deyişle vekilin mücerret müvekkili aleyhine verilen hükmün temyiz süresini geçirmiş olması tazminatla sorumluluğunu gerektirmeyip süresi içinde temyiz edilmiş olsa idi, müvekkili lehine hukuki bir sonuç istihsal edip edilmeyeceği anlaşılmak üzere temyiz süresi geçirilmiş olan hüküm hakkında mahkemece tetkikat yapılarak temyiz süresinin geçirilmesinden dolayı zarar görüp görmediği araştırılmak gerekir.

Tazminat davasının yargılanmasında, temyiz edilmemiş olan hükmün sonucu yüzünden önemli olan olgular, davanın kazanılacağı inancı; kuvvetle yaratacak biçimde ortaya konulabilirse davacının iddiası sabit ve ispat yükü yerine getirilmiş olur. Tazminat davasına bakan hakim, iddianın gerçek değerini inceleyecek ve eğer sonuçta, süre geçirilmemiş olsaydı hükmün Yargıtay’ca müvekkil yararına bozulacağı kanaat ve sonucuna varırsa tazminata hükmedecektir.

Mahkemeni bu yönü ve dolayısıyla zararın varlığını kesin olarak saptamadan davalı vekilin mücerret temyiz süresini geçirmiş olmasını sorumluluk için yeterli görerek davalının mahkumiyeti cihetine gitmesi doğru değildir. Hükmün BOZULMASINA karar verildi. (Y. 4. HD. 22.2.1974 T. 973/3098 E. 865 K.)

Muhalefet Şerhi Çoğunluk kararında vekâlet sözleşmesinin vekile yüklediği ödevlerdin ve borçların nitelik sınırlarını açık biçimde belirlemiştir. Avukat üzerine düşen hak ve ödevleri yasala rin buyurduğu ciddiyet ve görev sınırları içinde yerine getirmiş değildir. Bu savsama ve davranış sonunda zararın meydana geldiği konusu tamamen hukuksal bir konu olup ayrıca bu konuda bilirkişiye gidilmesi gerekmez. Çünkü bilirkişi hakimin bilgisi (hukuk bilgisi) dışında özel bir uzmanlığı gerektiren durumlarda kendisine baş vurulacak bir kimsedir. Hakim kendi hukuk anlayışı içinde durumu değerlendirmiş ve yasanın kendisine sağladığı yetki sınırları içinde zararın gerçekleştiği sonucuna doğru olarak varmıştır. Bir an konu nun her halde bilirkişiye götürülmesi gerektiği farz olunsa bile sonuç yine değişecek nite likte değildir her yönden usul ve yasaya uygun olan kararın onanması görüşündeyim.

Avukat Saim İncekaş, kurucu sıfatıyla Adana İncekaş Hukuk ve Danışmanlık Bürosunda çalışmalarına devam etmektedir. Ceza Hukuku, Medeni-Boşanma-Aile Hukuku, Bilişim Hukuku avukatlığı ana çalışma dallarıdır. 

Özellikle boşanma ve ceza avukatlığı üzerine pratik ve deneyim sahibidir. Bu alanlarda 5.000’den fazla yazı ve makalesi bulunmaktadır.

Adres: Kayalıbağ, Ziya Algan İş Merkezi, Turhan Cemal Beriker Blv. No:9
E-posta: av.saimincekas@gmail.com
Telefon: 0534 910 97 43 
WhatsApp üzerinden iletişim için tıklayınız.
Telegram üzerinden iletişim için tıklayınız.

Avukat Saim İNCEKAŞ

Kurucu & Yönetici Avukat, Adana Avukat ve Hukuki Danışmanlık Bürosu

0 Yorum

Bir İçerik Gönder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Haftanın Özlü Sözü

“Bir saat adaletle hükmetmek, bir sene ibadet etmekten daha hayırlıdır.”  Hz. Muhammed(Hadis-i Şerif)

Kategoriler

Hukuki uyuşmazlıklarınız için avukata danışın!

blank

error: Uyarı: Uyarı: Bu işlem için giriş yapmanız gerekmektedir. Üst menüde yer alan üye giriş sayfasından ücretsiz giriş yapabilirsiniz.