Yasadışı Bahis Para Nakli Savunma Dilekçesi

ADANA ASLİYE CEZA MAHKEMESİNE

DOSYA NO:

SANIK:

MÜDAFİİ:

DAVACI: Kamu Hukuku

KONUSU: Esasa ilişkin savunma dilekçemizdir.

AÇIKLAMALAR

Müvekkil hakkında Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 12 tarih ve 13 No’lu iddianamesi ile 7258 Sayılı Kanunu’nun 5/1.c bendine muhalefet suçlaması ile dava açılmıştır. Sayın Mahkemenize ilgili dosya gönderilmiş ve 14 Esas ile kaydı sağlanmıştır. Müvekkil açısından suçun unsurları oluşmadığından beraatını talep etmekle esasa ilişkin savunmamızı sunmaktayız.

Müvekkilime isnat edilen suça ilişkin olarak dosya kapsamı incelendiğinde; Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığınca yapılan istihbari çalışmalar neticesinde çeşitli yasadışı bahis siteleri tespit edilmiş ve bu konuda incelemeye başlanması için Mali Suçları Araştırma Kurulu’nca (MASAK) rapor hazırlanması istenmiştir. 15 tarihli MASAK tarafından hazırlanan raporda müvekkilimin Adalet Bankası nezdindeki hesabına ait olan 11 IBAN numarasının bahse konu olan yasadışı bahis sitesinde para transferine aracılık için kullanıldığına yönelik istihbari bilgi olduğundan ve diğer banka hesap kayıtları da incelenip orantısız para girişi olduğundan bahisle 7258 Sayılı Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkındaki Kanunun 5. maddesinde  gösterilen yasadışı bahis suçuna para nakline aracılık ettiğine yönelik tespitleri olduğuna ilişkin rapor düzenlenmiştir.

Müvekkil hakkında Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 16 Soruşturma sayılı dosyası ile soruşturma başlatılmışsa da 17 tarihli yetkisizlik kararı ile Adana Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiş, Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 12 Soruşturma sayılı dosyası kapsamında soruşturma yapılmış ve bahsedilen MASAK raporu esas alınarak savcılık tarafından iddianame hazırlanmıştır, belirtmek isteriz ki; raporda müvekkilim hakkında iddia edilen hususları kesinlikle kabul etmemekle bu hususlar istihbari bilgi ve kanaate yönelik olup şüpheden uzak kesin delil mevcut olmadığının üzerinde durulmalıdır.

Adana Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında müvekkile ait banka hesaplarına el konulması istenmiş ve Adana Sulh Ceza Hakimliğinin 14 tarihli 15 D. İş sayılı değişik iş kararı ile müvekkile ait Garanti Bankası, Ziraat Bankası, İş Bankası ve QNB Finansbank nezdinde mevcut banka hesaplarına el konulmuştur. Bu noktada tedbirin amacını aştığı ve orantısız olduğu açıktır. Zira MASAK raporunda müvekkile ait Garanti Bankası ve Ziraat Bankası nezdinde mevcut hesaplarının para transferi için kullanılmış olabileceği yönünde değerlendirmede bulunulmuştur. Buna karşılık değişik iş kararı ile müvekkilin raporda şüphe bulunduğu yönünde herhangi bir iddia dahi bulunmayan İş Bankası ve QNB Finansbank nezdinde mevcut hesaplarına da el konulmasına karar verilmiştir. İlgili karar ile ceza muhakemesinin ilkeleri ve koruma tedbirlerinin amacı göz ardı edilmiş, el koyma tedbiri araç olmaktan çıkmış, amaç olmuş ve hakkın özüne dokunulmuştur.

Koruma tedbirlerinin amacı, maddi gerçeği bulmak ve sonuçta verilecek kararların uygulanabilmesini sağlamak ise de bu tedbirler başlı başına bir amaç olmayıp araçtır. Buna bağlı olarak, koruma tedbirlerinin araç olmasının doğal sonucu, bunların aynı zamanda geçici olmasıdır. Tedbirin geçici olmaktan çıktığı durumda artık tedbirden değil adeta bir cezadan bahsedilecektir. Yine koruma tedbirlerinin uygulanmasında orantılılık ilkesinin gözetilmesi, bahsedilen araç ve geçici olmasının doğal sonucudur. Orantılılık ise tedbirin ilgililere ölçüsüz bir yükümlülük getirmemesini ve katlanılamaz nitelikte olmaması gerektiğini ifade etmektedir, yapılan müdahale ile izlenen meşru amacın orantılı olması gerekmektedir. Nitekim Anayasamızın 13. maddesinde yer alan ‘Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz’ şeklindeki hüküm de bu hususa işaret etmektedir.

İşbu dosya özelinde, ilgili el koyma kararının koruma tedbiri sınırlarını aştığı, tedbirden ziyade adeta müvekkil hakkında mahkumiyet hükmü kurulmuş gibi uygulandığı, zira tedbirin araç ve geçici olması gerekirken bu özelliklerin dışında bir uygulamaya sebebiyet verdiği, yine tedbirin amacı ile uygulanmasının orantılı olmadığı açıktır. Yukarıda açıklandığı üzere yalnız MASAK raporunda mevcut varsayımlardan yola çıkarak müvekkilin tüm banka hesapları hakkında el koyma kararı çıkarılmıştır. Hiçbir şekilde atılı suçu kabul etmemekle, belirtmek gerekir ki böyle bir suç şüphesine dayanarak el koyma kararı verilebilmesi için öncelikle atılı suçun işlendiği iddia edilen 13-14 tarihleri arasında mevcut hesap hareketlerinin ilgili bankalardan talep edilmesi, bu hareketlerin incelenip somut delillere dayanarak bir suç şüphesi oluşması, oluşan bu suç şüphesi karşısında koruma tedbirlerinin özellikleri ve orantılılık ilkesi sınırlarında kalınarak bir el koyma kararı talep edilebilir. Ancak işbu dosya kapsamında Adana Cumhuriyet Başsavcılığında hiçbir araştırma yapılmadan yalnız soyut iddialardan ibaret MASAK raporuna dayanarak müvekkile ait dört adet banka hesabına, tedbirin sınırları dahi çizilmeden, el konulması talep edilmiştir. Adana Sulh Ceza Hakimliğince el koyma kararı verilmiş, ilgili karar müvekkile bildirilmemiştir. Bu halde hem el koyma kararının hem de kararın uygulanmasının hukuka ve mevzuata aykırı olduğu açıkça ortadadır. El koyma kararı kapsamında müvekkile ait dört adet banka hesabında mevcut tüm bakiyeler üzerine bloke konulmuştur, blokeler nedeniyle müvekkil üç yıldır banka hesaplarına ulaşamamakta, hesaplarını kullanamamaktadır. Kaldı ki müvekkil bu husustaki mağduriyetini soruşturma süresince iki kez yazılı olarak dile getirmişse de el koyma kararı infaz edilmeye devam edilmiştir. Müvekkil tedavisi olmayan ve mali yükü fazla olan bir hastalığa yakalanmış, ilgili tıbbi raporları da yine dosyaya sunmuştur. Bu olayda kandırılan, dolandırılan ve asıl mağdur olan müvekkil, sanık olarak yargılanması yetmez gibi, banka hesaplarına da ulaşamadığından sağlık giderlerini dahi karşılayamamıştır.

 Anayasanın ‘Kişinin Dokunulmazlığı, Maddi ve Manevi Varlığını Koruma’ başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrasında ‘Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir’ denmekle yaşam hakkının kapsamı düzenlenmiştir. Bu halde müvekkilin üç yıl gibi uzun bir süredir banka hesaplarına ulaşamaması, sahip olduğu parayı kullanamaması nedeniyle sağlık giderlerini karşılayamadığı, ayrıca yaşı ve sağlık durumunun çalışmaya da elvermediği göz önünde bulundurulduğunda, ilgili el koyma kararının amacını aştığı, adeta müvekkilin yaşam hakkına dokunduğu açıktır.

Gerek MASAK raporunda ve gerek Adana Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede müvekkilimin 7258 Sayılı Kanunu’nun 5. maddesinin 1/c bendinde yer alan yasadışı bahiste para nakline aracılık eden kişi konumunda bulunarak bu suçu işlediği belirtilmiştir. Önemle belirtmek gerekir ki müvekkilimin dosya kapsamında geçen atılı suç ile ilgili hiçbir kastı olmamakla beraber suça ilişkin olay ve olgulardan haberi dahi olmamış, banka hesaplarına bloke konulduğunda bankaya sebebini sorduysa da hiçbir cevap alamamıştır.

Müvekkil hastalığı nedeniyle tedavi için Adana’ya geldiğinde ilgili soruşturma dosyasına 14 tarihli dilekçesi ile sağlık raporunu sunmuş, kendisi gibi birçok kişiyi dolandıran Nedim isimli şahsın bilgilerini de eklemiş, atılı suçla hiçbir ilgisi bulunmadığını, hatta bu olayın eşinden ve işinden olmasına neden olduğunu, hesaplarındaki blokeler nedeniyle tedavi giderlerini de karşılayamadığını samimi bir şekilde beyan etmiş, dolandırıldığı için hesaplarına bloke konulduğunu düşünmüştür. İşbu davanın açılmasıyla da dosyaya konu olan suçu öğrenmiştir.

Müvekkil dilekçelerinde belirttiği üzere Alman vatandaşı olan Mehmet isimli 13 kimlik numaralı şahıs ile tanışmış, inşaat işi yapmak üzere anlaşmıştır. Mehmet isimli şahıs müvekkile Garanti Bankası, Ziraat Bankası, Halk Bankası ve İş Bankasında kendi adına hesap açmasını, ödemelerini bu hesaplar üzerinden yapacağını söylemiş, müvekkilden internet bankacılığı şifrelerini istemiştir. Müvekkil de bu işi yaparak para kazanmaya ihtiyacı olduğundan dediğini yapmış ve banka hesaplarına ait tüm bilgileri ve şifreleri bu şahsa vermiştir. Mehmet isimli şahıs masum müvekkilimin bulunduğu durumdan, tecrübesizliğinden ve para kazanmaya ihtiyacı olmasından istifade etmiş, müvekkile banka hesabı açtırarak haberi dahi olmadığı bu suça alet etmiştir.

Müvekkilim kendi halinde bir aile babası olan, çevresinde sevilen, sayılan ve ailesinin geçimini sağlamak için çalışan bir işçidir. Bahsedilen şahsın hileli davranışlarına kanarak onun yönlendirmesiyle banka hesaplarını ona vermiştir. Daha sonra müvekkil inşaat işi bittiğinde parasını istemişse de hiçbir şey alamamış, çalıştırdığı kişilerin ücretlerini de kendi cebinden ödemek zorunda kalmıştır, banka hesaplarına bloke konulmasıyla da bu şahıs tarafından dolandırıldığını anlamıştır. Müvekkil soruşma dosyasında mevcut beyanlarında da görüldüğü üzere somut gerçeğin ortaya çıkması düşüncesiyle hareket etmiş ve haberi dahi olmadığı bu suça ilişkin bildiği bütün olgu, olay ve kişileri samimi bir şekilde anlatmıştır.

Dosyada bahsi geçen suça ilişkin olarak düzenlenen 7258 sayılı Kanunun 5. Maddesinde düzenlenen suçların kasten işlenebilir olduğu görülmekle ilgili suçların taksirle işlenmeye elverişli olmadığı açıktır. Fail için; kumar, bahis veya şans oyunları oynatma konusunda genel suç işleme kastının varlığı yeterli olup, kanun koyucu bu suçlarla ilgili ayrıca saik yani özel kast aramamıştır. Bununla birlikte fail bu suçu, hareket ve neticesini bilerek ve isteyerek işleme kastıyla hareket etmelidir. Türk Ceza Kanunu’nun 21/1 maddesinin birinci cümlesinde ‘Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır’ denmekle kastın tanımı da aynı fıkranın ikinci cümlesinde ‘Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir’ şeklinde yapılmıştır.

Faile hukuka aykırı eyleminden dolayı bir suç isnat edilebilmesi için failin bu suçun kanuni tanımında yer alan maddi unsurları gerçekleştirme kastının olması gerekmektedir. Yani failde bilerek ve isteyerek bu suçu işleme iradesinin olması gerekir. Failde suç işleme kastının var olduğundan söz edebilmek için suçun maddi unsurlarının tam olarak bilinmesi ve bu fiilin gerçekleştirilmek istenmesi gerekmektedir. Bu halde suçun maddi unsurlarının fail tarafından bilinmediği hallerde failde suç işleme kastının varlığından söz edilemeyecektir. Zira Türk Ceza Kanunu’nun 30/1 maddesinde ‘Fiilin icrası sırasında suçun kanuni tanımındaki maddi unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz’ denmekle hata kurumu tanımlanmıştır. Dolayısıyla failin suçun maddi unsurlarında hataya düşmesi failde bu suçu işleme kastının bulunmadığını gösterir ki bu halde suçun unsurlarından manevi unsurun varlığından bahsedilemeyeceğinden failin eylemi suç teşkil etmeyecektir.

Yukarıda açıkladığımız 7258 Sayılı Kanun’da düzenlenen 5.maddesinin 1/c bendindeki düzenlenen suçun isnat edilebilmesi için failde bu suçu işleme kastının yani bilerek ve isteyerek bu suçu işleme iradesinin bulunması gerekir. Ancak işbu dava konusu edilen olay kapsamında müvekkilin atılı suçu işleme kastı olmamakla beraber para nakline aracılık ettiğine ilişkin somut bir kastı ve fiili hareketi dahi bulunmamaktadır. Müvekkilin yaptığı iş karşılığında kazanacağı paranın banka hesaplarına yatırılacağı düşüncesiyle hareket etmiş olduğu ve bu nedenle müvekkilde suç işleme iradesinin bulunmadığı açıkça görülmektedir. Sırf ailesinin geçimini sağlayabilmek için hasta haliyle çalışmak zorunda olan müvekkilin tüm bu olaylardan haberi dahi yokken, hatta yaptığı iş karşılığı olan parayı dahi alamamışken dosyada bahsi geçen atılı suç kapsamında para nakline aracılık eden sanık konumunda bulunması hakkaniyete aykırıdır. Kaldı ki 7258 Sayılı yasada para transferini fiilen yapmayı, bu nakil işini kontrol, takip etmeyi yani yönetmeyi aramış ve sorumlu olacağını düzenlemiştir. Dolayısıyla 5. maddenin 1/c bendindeki yasadışı bahiste para nakline aracılık etme suçunda bu para transferini fiilen yapmayı ve transferin failin kontrolü altında olmasını aradığı aşikardır. Müvekkil açtırdığı hesapları kendisi kullanamamış ve bu para transferlerine fiilen aracılık etmeye yönelik hiçbir irade ve hareketi olmamıştır.

Müvekkilim, Mehmet adlı şahsın yalan ve hileli davranışlarının mağduru olmuş, atılı suç ile karşı karşıya kalmıştır. Müvekkilimin iradesinin yasadışı bahiste para nakline aracılık etme suçunu işleme yönünde olmadığı açık olmakla suç işleme kastı olmayan, suçun maddi unsurlarını bilmeyen müvekkilimin TCK’nın m. 30/1 hükmü gereğince bu hatasından yararlanması gerekmektedir. Zira 7258 Sayılı Kanunun atılı suçu düzenleyen 5. maddesindeki suçların taksirle işlenebileceğine ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmamakla bu suçların yalnız kasten işlenebileceği açık olup müvekkil açısından suçun manevi unsuru oluşmadığından beraatini talep ederiz.

Ceza Muhakemesi Kanununa göre, bir suç işlediği iddiasıyla yargılanan kimse hakkında mahkumiyet kararının verilebilmesi için, o kimsenin o suçu işlediğinin somut delillerle şüpheye yer vermeyecek şekilde kesin olması, ispatlanmış bulunması gerekir. Sanığın atılı suçu işlediği hususunda ufacık bir şüphe dahi bulunduğu takdirde mahkumiyet kararı verilemez. Basit bir suç işleme şüphesiyle başlayan ceza muhakemesi, bu şüphenin yenilmesiyle sona erecektir. İşbu dosya kapsamında yukarıda ifade edildiği üzere atılı suç için yapılan inceleme ve araştırma istihbari bilgi ve kanaatten ibarettir. Bu sebeple söz konusu suçu işlemeyen, bu suçla ilgili herhangi bir bilgisi dahi olmayan, suçun unsurlarında hataya düşen masum müvekkilimin TCK’nın 30. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen hata hükümlerinden faydalanıp beraat etmesi gerekir. Son derece ağır itham olan zira; işlemediği halde bu suçtan yargılanmak bile müvekkilimi derin bir manevi çöküntü ve üzüntü içerisine sokmuştur. Ailesi de bu durumdan son derece etkilenmiş olup, bu yargılama ile ilgili son derece huzursuzluk duymaktadırlar. Tüm bu sebepler ışığında ilgili suçu işleme kastı bulunmayan olan müvekkilimin suçun unsuları oluşmadığından beraatine karar verilmesini talep ederiz.

Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 13 tarihli 14 sayılı iddianamesinde müvekkile ait Garanti Bankası ve Ziraat Bankası nezdinde mevcut hesaplarda 12-13 tarihleri arasındaki işlemlerin yasak bahiste elde edilen paraları yatırma ve çekme işlemiyle uyumlu olduğu nedeniyle her iki hesabın yasak bahis oyunu ile ilintili olabileceğinden şüphe edilerek müvekkile ait Garanti Bankası nezdinde mevcut hesabında bulunan 100.000 TL ile Ziraat Bankası nezdinde mevcut 200.000 TL’nin müsaderesine, ayrıca İş Bankası ve QNB Finansbank nezdinde mevcut hesapları üzerinde el koyma kararının kaldırılmasına karar verilmesi iddia ve talep olunmuştur.

Öncelikle, yukarıda açıklanan nedenlerle müvekkilin atılı suçu işlemediği açıkça görülmekle, aksi düşünülse dahi müsaderesi istenecek miktarın belirlenebilmesi için müvekkile ait banka hesap dökümlerinin özenle incelenmesi, müvekkilin kendi emek ve çabasıyla elde ettiği miktarın müsadere talebinin dışında tutulması gerekmektedir. Zira müsaderenin amacı hukuka aykırı olarak elde edilen kazancın kişiden alınmasını sağlamaktır, bu amacın aşılması ve kişinin kendi emek ve gayretiyle elde ettiği kazancın da müsadere edilmesi halinde Anayasanın 35. maddesi hükmüyle güvence altına alınan mülkiyet hakkı sınırlarına girilmiş olacaktır.

İşbu dosya kapsamında, atılı suçu hiçbir şekilde kabul etmemekle, müvekkile ait Garanti Bankası ve Ziraat Bankası hesaplarının yasak bahiste kullanılması iddiası karşısında ilgili hesap dökümlerinin incelenerek yalnız hukuka aykırı olarak elde edildiği iddia edilen kısmın müsaderesi talep olunabilir. Müvekkile ait hesap dökümleri incelendiğinde görülmektedir ki 12-13 tarihleri arasında Garanti Bankasında mevcut banka hesabındaki hareketler sonunda hesapta kalan bakiye miktarı 10.000 TL’dir. Buna karşılık iddianamede 100.000 TL’nin müsaderesi talep olunmuştur. Bu halde suç nedeniyle elde edildiği iddia edilen miktar 10.000 TL iken 100.000 TL’nin müsaderesinin talep edilmesi müsadere kurumunun amacını aşmaktadır.

Açıklanan nedenlerle hem Adana Sulh Ceza Hakimliğince verilen el koyma kararının hem de Adana Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen iddianamenin müvekkile ait banka hesap hareketlerinde gerekli ve yeterli inceleme yapılmaksızın, suçtan elde edilmiş olabileceği iddia edilen paranın miktarı belirlenmeksizin düzenlenmiş olması karşısında öncelikle müvekkile ait banka hesaplarında mevcut blokelerin kaldırılmasına, sayın mahkeme aksi kanaatte ise blokelerin yalnız suçtan elde edildiği yönünde kuvvetli şüphe bulunan kısım üzerinden devamına karar verilmesini talep etmekteyiz.

Yukarıda izah olunan ve mahkemece re’sen gözetilecek nedenlerle; müvekkilin atılı suçu işlemediği zira suç işleme kastının bulunmadığı, iş yapmak istediği kişiler tarafından kandırılarak banka hesaplarının ele geçirildiği, müvekkilin bilgisi ve hakimiyeti dışında bu banka hesaplarının kötü niyetli kişilerce kontrol edildiği, müvekkilin atılı suç kapsamında hiçbir karşılık yahut kazanç elde etmediği, kaldı ki dosya kapsamındaki MASAK raporunun yalnız istihbari bilgi ve kanaate yönelik olduğu, müvekkilin atılı suçu işlediğine dair şüpheden uzak hiçbir somut delil mevcut olmadığı hususları birlikte değerlendirildiğinde atılı suç kapsamında müvekkil açısından suçun unsurlarının oluşmadığı açık olup bu halde atılı suçtan beraat etmesi gerekmektedir.

SONUÇ VE İSTEM : Yukarıda açıklamış olduğumuz ve sayın mahkemenizce re’sen göz önüne alınacak hususlara binaen, müvekkilimin hiçbir bilgisi ve katılımı olmadan tanımadığı kişi veya kişilerce işlenen söz konusu suçtan BERAATİNE, karar verilmesini sayın mahkeme aksi kanaatte ise lehine olan tüm yasal hükümlerin uygulanmasına karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep  ederiz.

Sanık Müdafii

Hakkında: Avukat Saim İncekaş

Avukat Saim İncekaş. Adana'da ikamet etmektedir. Kurucu sıfatıyla kendisine ait Adana Avukatlık ve Danışmanlık Bürosunda çalışmalarına devam etmektedir. Ceza Hukuku, Medeni-Boşanma-Aile Hukuku, Bilişim Hukuku avukatlığı ana çalışma dallarıdır. Özellikle boşanma ve ceza avukatlığı üzerine pratik ve deneyim sahibidir. Bu alanlarda 5.000'den fazla yazı ve makalesi bulunmaktadır. Epistemofili teşhisi bulunmaktadır. Adres: Kayalıbağ, Ziya Algan İş Merkezi, Turhan Cemal Beriker Blv. No:9 E-posta: av.saimincekas@gmail.com Telefon: 0534 910 97 43

Ayrıca

Yağma Suçu Temyiz Dilekçesi

YARGITAY İLGİLİ CEZA DAİRESİ BAŞKANLIĞINA Sunulmak üzere ADANA 1. AĞIR CEZA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI’NA Dosya No …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

error: